Bugun...



Namazda Ehl-i Beyt’e (a.s) Salavât Getirmenin Vacip Oluşu

İslâm Peygamberi’nin (s.a.a) Ehl-i Beyti (a.s), Kur’ân ve nebevî hadislerde bu adla anılmış olup, Allah katında özel bir konuma sahiptir. Onlara özgü ayrıcalıklardan biri, beş vakit namazın sıhhatinin, kendilerine salavât getirilmesine bağlı olmasıdır.

facebook-paylas
Güncelleme: 21-04-2026 16:03:40 Tarih: 21-04-2026 15:56

Namazda Ehl-i Beyt’e (a.s) Salavât Getirmenin Vacip Oluşu

Bismillahirrahmanirrahim

 

Ehl-i Beyt’in (a.s) en önemli fazilet ve ayrıcalıklarından biri, namazın teşehhüd ve selâmında onlara salavât getirmenin vacip oluşudur; bu faziletten başka hiç kimsenin payı yoktur.

 

Ehl-i sünnetin büyük âlimlerinden biri olan İbn Hacer el-Heytemî, es-Savâʿiku’l-Muḥriḳa adlı eserinde, Hz. Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Bana asla eksik ve yarım salavât getirmeyin!” Ashâb, “Eksik ve yarım salavât nedir?” diye sorduklarında, Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Eksik salavât, yalnızca ‘Allâhumme salli alâ Muhammed’ demeniz ve ardından durmanızdır (yani ‘ve Âl-i Muhammed’i eklememenizdir). Aksine şöyle deyiniz: ‘Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ Âl-i Muhammed.’” [1]

 

Hz. Peygamber (s.a.a), “Muhammed ve Âl-i Muhammed”e salavât getirmenin değerini şu sözleriyle ifade etmiştir:

“Muhammed ve Ehl-i Beytine salavât getirilmedikçe hiçbir dua kabul olunmaz” Şöyle denilmelidir: “Allâhumme salli alâ Muhammedin ve Âli Muhammed.” [2]

 

Hz. Muhammed (s.a.a.) ve Âl-i Muhammed’e nasıl salavât getirileceğini açıklayan ve Sahih-i Buhari gibi Ehl-i sünnetin muteber kaynaklarında yer alan bir hadis, Ehl-i Beyt’in (a.s) fazilet ve üstünlüğüne açıkça delâlet etmektedir. Söz konusu hadis Sahih-i Buhari’de şu şekilde rivayet edilmiştir:

“...Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) sorduk ve dedik ki: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Ehl-i Beyt’e nasıl salavât getireceğiz? Allah bize sana nasıl selâm vereceğimizi öğretmiştir.’ Bunun üzerine buyurdu ki: ‘Şöyle deyiniz: Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in Âline salât et; tıpkı İbrahim’e ve İbrahim’in Âline salât ettiğin gibi. Şüphesiz Sen hamd edilmeye lâyık ve şan-ı yüce olansın. Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in Âline bereket ver; tıpkı İbrahim’e ve İbrahim’in Âline bereket verdiğin gibi. Şüphesiz Sen hamd edilmeye lâyık ve şan-ı yüce olansın.” [3]

Bu hadis, söz konusu faziletin yalnızca Ehl-i Beyt’e (a.s) ait olduğunu ve bu hususta onlardan başka hiç kimsenin payının bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

 

İbn Hacer el-Heytemî, Ka‘b b. Ucre’den nakledilen bu hadisi aktardıktan sonra şöyle der: Ahzâb sûresinin 56. âyeti olan “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler…” ifadesi nazil olduktan sonra bazı sahâbîler, “Ey Allah’ın Resûlü! Sana nasıl salavât getirelim?” diye sordular. Hz. Peygamber (s.a.a) de, “Şöyle deyiniz: Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ Âli Muhammed” buyurdu. Ardından şu değerlendirmeyi yapar: Sahâbenin sorusu ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) cevabı, bu âyetin yalnızca Hz. Peygamber’e (s.a.a) mahsus olmayıp, onunla birlikte Ehl-i Beyt’i ve Âl-i Muhammed’i (a.s) de kapsadığını açık ve net biçimde göstermektedir. Zira eğer âyette yalnızca Hz. Peygamber (s.a.a) kastedilmiş olsaydı, böyle bir soruya ihtiyaç duyulmaz ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu şekilde cevap vermesi gerekmezdi. Dolayısıyla Âl-i Muhammed’e salavât getirmek, âyette emredilen hususlardan biridir ve Hz. Peygamber (s.a.a) de bunu açıklamıştır. [4]

 

Şeyh Mansur Ali Nasif, meşhur et-Tâc el-Câmiʿ li’l-Usûl adlı eserinde bu meseleyi şu şekilde açıklar:

“Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin” [5] âyeti nazil olduğunda, Hz. Resûlullah’a (s.a.a) şöyle soruldu: ‘Namazın teşehhüdünde bize öğrettiğiniz üzere, “es-selâmu aleyke eyyühe’n-nebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtüh” diyerek sana nasıl selâm vereceğimizi öğrendik; peki sana salavât nasıl getireceğiz?’ Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

‘Şöyle deyiniz: Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in Âline salât et; tıpkı İbrahim’e ve İbrahim’in Âline salât ettiğin gibi …’ [6]

 

Ayrıca şu hususa da dikkat edilmelidir ki, Hz. Peygamber’e (s.a.a) ve onun Âline salavât getirmek bazı özel yerlerde vaciptir. Bu sebeple Ehl-i sünnet fakihlerinden bir grup, namazın teşehhüdünde salavât getirmenin vacip olduğu görüşündedir. Nitekim meşhur fakih İbn Kudâme, el-Muğnî adlı eserinde şöyle der: “Teşehhüdde önce Hz. Peygamber’e (s.a.a) salavât getirilmeli ve ‘Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in Âline salât et; tıpkı İbrahim’e ve İbrahim’in Âline salât ettiğin gibi’ denilmelidir. Hz. Peygamber’e (s.a.a) ve Âline salavât getirmek, sahih olan görüşe göre vaciptir; Muhammed b. İdris eş-Şafiî ve İshak b. Rahuye de bu kanaattedir.”

Daha sonra, Ehl-i sünnet fakihlerinden biri olan İshak b. Rahuye’den şu görüşü nakleder: Bir kimse teşehhüdde Hz. Peygamber’e (s.a.a) salavât getirmeyi terk ederse, namazı bâtıl olur. Ardından, Ahmed b. Hanbel mezhebinin zâhirinin de bu hükmün vacip olduğu yönünde bulunduğunu ilave eder. [7]

 

Yukarıdaki eserin müellifi ayrıca, âyetin zahirinin Hz. Peygamber’e (s.a.a) salavât ve selâm getirmenin vacip olduğuna delâlet ettiğini açıkça ifade eder ve bu hususun âlimler arasında ittifak konusu olduğunu belirtir. [8]

 

Fahri Râzî de tefsirinde, Ahzâb sûresinin 56. âyeti bağlamında, Muhammed b. İdris eş-Şafiî’den salavâtın vacip olduğu görüşünü naklettikten sonra şöyle der: Bu âyet, Şâfiî’nin fetvasına delâlet etmektedir; zira “sallû” emri zahiren vücûb ifade eder. Dolayısıyla teşehhüdde salavât getirmek vaciptir. Ardından şu rivayeti zikreder: Hz. Resûlullah’a (s.a.a) “Sana nasıl salavât getirelim?” diye sorulmuş, o da şöyle buyurmuştur:

“Deyiniz ki ‘Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in Âline salât et; tıpkı İbrahim’e ve İbrahim’in Âline salât ettiğin gibi…” [9]

 

Celâleddîn es-Süyûtî meşhur tefsirinde, Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim, Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i Tirmizi, Sünen-i Nesai, Sünen-i İbn Mace, İbn Merdûye ve diğer bazı kaynaklardan, İbn Ucre hadisine ilâveten on sekiz hadis daha nakletmiştir ki, bunların tamamında salavât esnasında “Âl-i Muhammed”in zikredilmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir. [10]

 

Ehl-i sünnet kardeşlerimizin muteber kaynaklarından nakledilen bu hadislerin tümü, Muhammed ve Âl-i Muhammed’e salavât getirmenin vacip olduğuna delâlet etmektedir.

 

Sonuç olarak, Ehl-i Beyt’in (a.s) fazileti öyle bir derecededir ki, beş vakit namazda, teşehhüd ve selâm bölümlerinde onlara salavât getirilmesi gerekir; bu salavât ve dua yerine getirilmediği takdirde namaz bâtıl sayılır. Nitekim Muhammed b. İdris eş-Şafiî şöyle demektedir:

Ey Resûlullah’ın Ehl-i Beyti! Sizi sevmek,

Allah’ın Kur’ân’da indirdiği bir farzdır.

Sizin yüce değerinize şu da yeter ki,

Size salavât getirmeyenin namazı yoktur.” [11]

 

 

-----------

[1]- İbn Hacer el-Heytemî, es-Savâʿiku’l-Muḥriḳa, s. 146, Kahire Kütüphanesi Yayınları, 2. baskı, 1385/1965.

[2]- es-Savâʿiku’l-Muḥriḳa, s. 148.

[3]- Muhammed b. İsmail el-Buhârî, Sahih-i Buhari, c. 4, s. 118–119, Dârü’l-Fikr li’t-Tıbâa ve’n-Neşr ve’t-Tevzîʿ, 1401 h.

[4]- es-Savâʿiku’l-Muḥriḳa, s. 146.

[5]- Ahzâb, 56.

[6]- Mansur Ali Nasif, et-Tâc el-Câmiʿ li’l-Usûl, c. 4, s. 211–212, İhyâü’t-Türâsi’l-Arabî, 4. baskı, 1406 h.

[7]- İbn Kudâme, el-Muğnî, c. 1, s. 614–615, Beyrut, Dârü’l-Fikr, 1. baskı, 1404 h.

[8]- et-Tâc el-Câmiʿ li’l-Usûl, c. 5, s. 143.

[9]- Fahri Râzî, Tefsîr-i Kebîr, c. 25, s. 227, Ahzâb sûresi 56. âyetin tefsiri, Tahran, Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2. Baskı.

[10]- Celâleddîn es-Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 5, s. 216 ve devamı, Ahzâb sûresi 56. âyetin tefsiri.

[11]- Ahmed b. Hacer el-Heytemî, es-Savâʿiku’l-Muḥriḳa, s. 148, Mektebetü’l-Kâhire.




Bu haber 106 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI