Bugun...


Mehdi Aydın

facebook-paylas
Youtube Bilgeliği
Tarih: 06-07-2024 12:50:00 Güncelleme: 06-07-2024 12:50:00


Son zamanlarda sosyal medyada dönen din, şeriat, tanrının varlığı gibi tartışmalara biraz daha geriden bakıp bir yorumlama ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Yüzlerce yıldır var olan tartışmaların popüler kültür malzemesi olduğuna şahit olduk sadece. Bazı soruların sanki yeniymiş ve hiç cevabı yokmuş gibi algılanması da getirilerinden biriydi.

 

Şu soru ve önerilerle karşılaştım:

“İddialara cevap verecek bir Youtube kanalınız yok mu?”

“Şimdiki zamanda herkes orada, sonuçta yer almak gerekiyor.”

 

Bu sözler haklı ve yerinde olsa da, bir kısmının arka planında yatan mantık “Benim o kadar araştıracak halim yok.” demek.

 

Soru soran şöyle devam ediyor:

“Abi, sorularım var, kafam çok karışık bana yardımcı ol.”

 

Biraz konuşuyoruz ardından şöyle yanıt veriyorum:

“Tamam; sana bir kitap önereceğim. Oku, notlarını al, birlikte üzerinde tartışalım. Sonra başka bir kitap daha önereceğim, onu da al. Acele etmeden bütün konuların üzerinden tekrar tekrar geçelim.”

 

Sonra ne mi oluyor? Daha “dün”, zihni sayısız soruyla dolu olan şahıstan bir daha haber alınamıyor. Neden? Çünkü bazı “önemli” sorunları halletmek için zahmet çekmek gerekir ve sosyal medya karmaşası bazılarında “yapay varoluş sancısı” diye tabir edeceğim bir ruh hali oluşturmaktadır.

 

Bu sıkıntılı ruh hali içerisinde bir insanın “hakikate” ayıracak vakti yok, ama ne hikmetse sorusu çok olur.

 

Biraz dikkatle bu iki durumun, yani çok sorunun ve onları çözmek için vakit ayırmamanın kaynağının aynı olduğunu anlamak zor değil. Bilgi çöplüğü ve şüphe deryası içerisinde bir insan gün içerisinde onlarca “iddia”yla karşılaşıyor, bunların ancak bir kısmını görmezden gelebilir.

 

“Soruların çokluğunun” kaynağı dikkat dağınıklığı, ya da yeni ve daha dakik tabiriyle “çalınan dikkat”. Aynı kaynak/girift problem, sorunu halletmek için kolları sıvadığında da yakanı bırakmıyor. Bataklıktan çıkmak lazım. Çıkmadığın ve bataklıkta debelendiğin sürece karşılaştığın sorularla “aynı cinsten” cevaplar arayacaksın ve bulamadığında da cevabı olmadığı yanılgısına düşeceksin.

 

Yani aynı tarzda yüzeysel, hızlı, pratik, mümkünse zihni çok yormadan vurucu cevaplar peşinde olmak.

 

Youtube’de yer alan sözüm ona “münazara”lar bir şov özelliği taşır; birkaç tartışma izleyip bir görüşün haklılığı hakkında sonuca varılamaz. Hele bu felsefi ve dini bir konuysa. Zira münazaraların çoğu, zatı gereği karşı taraftaki kişinin sırtını yere getirmeye çalışır, karşıdakinin hangi konuda daha zayıf olduğunu, duygusal zaaflarını vesair kestirip üzerine gidilir. Ancak hazırcılığın bir hayat tarzı olduğu bir zamanda bir izleyici için gayet yeterli olabilir.

 

Bütün Youtube içerikleri ve tartışmalar ancak “ilgi yaratabilir”, gerçek anlamda bilgi sahibi etmez, önemli hiçbir konuda sizi sığlıktan kurtarmaz.

 

Youtube diğer sosyal medya araçlarına göre daha fazla bilgi edinilebilecek bir mecra olmasına rağmen yapısı gereği kişiyi kolaycılığa sürükler ve her konuda pratik, hızlı, hap bilgilerin peşine yönlendirir.

 

Sosyal medyanın yarattığı kuşakta kısa yoldan zengin olma hayaline benzer şekilde “kısa yoldan bilge” olmanın da mümkün olduğu vehmi oluşmaya başlıyor. Haklı olarak izlediği videolarda bir gencin bir profesörle tartışma yaptığını(!) gördüğünde belki de, bilgiye ve bilgeliğe ulaşmak için o kadar da yıllarını vermeye gerek olmadığını düşünecek genç dimağ, bilgide derinleşmekten uzaklaşacak.

 

Daha da ötesi, zihninde değer yargıları, önem vermesi gereken şeyler de yer değiştirecek. Bir konuda enine boyuna, derinlemesine araştırma yapmak yerine pratik bilgilerle yetinecek.

 

Aslına bakılırsa sonuç; sadece yetinmek değil, “bilgi”nin kısa ve öz olması gerektiği sanısına kapılacak.

 

Sosyal medya pratikliğiyle şipşak cevaba ulaşmaya çalışan birinin zihin yapısının arka planında “Daha başka ne olabilir ki?” “Daha derin bir cevap nasıl olabilir?” sözleri yer alır.

 

Herkes varlık hakkında sorulan soruların bir dakikada cevabını istiyor. Cevabı o bir dakikaya sığdırabilmen için deveyi hendekten atlatman, türlü türlü şaklabanlıklar yapman, modern zamanlar mucizesini gerçekleştirmen gerekiyor. Yoksa seni “uygun sirk hayvanı” olarak beğenmez anında “bir tuşla” geçiverirler.

 

Anlamanın önkoşulu, empatidir. Yani başkalarının tarafından, onların gözüyle görmeye çalışmak. Bu durumda Youtube münazaralarının karşıt görüşleri anlamak için birebir olduğu zannedilebilir, ancak tam tersi bu bahsettiğim yeni dünyanın “yeni seyircisi” için bir horoz dövüşünden farksızdır. Zira empati için en önemli şart “kapsamlı ve derin bilgidir.

 

Sosyal medya çarpıklığının en yaygın yöntemlerinden biri karşı tarafın görüşünü “reddedilecek” en kolay şekle büründürmektir. Yani karşı tarafın inancını en basit halde kendi indinden “tanımlamak”.

 

Sosyal medyanın ruhuna uygun olarak içerik üretmediğin sürece, hem de bunu süreklilikle yerine getirmediğin sürece yok olmaya mahkûm olacağın için “marjinalleşmen” gerekir. Çünkü izleyici kan ister. Bu marjinalliğin içinde küfür ve teşhircilik ve “her konuda” ahkam kesme küstahlığı da vardır. Bu kısır döngü içerisinde içerik üretenler ve tüketicileri geri dönmesi zor bir yozlaşma içine girerler. Evet, din ve tanrıyı savunduğunu düşünürken dahi bir yozlaşma içerisinde olabilir bir insan.

 

Bu hengâme içerisinde geriye çekilip genel tabloyu göremezsin. Bütüncül bakış açısını kaybedersin. Ayrıntılardan çıkamazsın. Çünkü hep biri halloldu mu diğeri sırada yüzlerce iddia seni bekliyor olacak.

 

Ehil olan hak verecektir; çoğu kez özet bilgi vermek, anlamın belli bir derece tahrif olacağı gerçeğini içinde barındırır. Ama siz her şeyi şu ana kadar hep özet olarak okuduğunuzu veya izlediğinizi düşünün. Çok az konuda dakik bilgiye sahip olacaksınız ve adeta sizi hiçbir zaman kıyıya ulaştıramayacak bir teknede seyredeceksiniz.

 

Her yerde olmalı. Her mecrada sözünü söylemeli. Bütün sosyal medya ağları buna dahil olduğu gibi sokakta, pazarda dahi her konuyu tartışabilir insan. Ama hakkından fazla anlam yüklemek, orada takılı kalmak, “mana”yı oraya hapsetmek, varlık hakkındaki sorunlarını sosyal medyada halletme ümidinde olmak bir duvarı yaparken ilk tuğlayı yamuk yerleştirmek gibidir; şairin tabiriyle bu duvar süreyya yıldızına kadar uzansa da yine yamuk, yine yamuk olacaktır.

 

Okuma niyetinde olmayan, araştırmaya, düşünmeye vakit ayırmayan, beklemeyi, bir süre varlık sancısı çekmeyi göze almayan kimseye “önemli” hiçbir konuda gerçek anlamda yardımcı olunamaz.

 

Hakikat, çok nazlıdır. Dağınık zihinlere kendisinden bir zerre dahi göstermez.



Bu yazı 94 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI