|
Tweet |
Bismillahirrahmanirrahim
Bu yazıda, İslam dininin diğer dinlere üstünlüğü ve hak oluşu, din dışı delillerle ve aklî bir perspektiften ele alınmıştır. Bu sebeple, bu konuda Kur’ân ayetlerine, hadislere ve âlimlerin görüşlerine başvurulmamıştır. Zira bir dinin hak oluşunu yine o dinin kendisiyle ispat etmek, döngüsel bir sonuca götürür. Nitekim Müslüman olmayan bir kişi, “Ben zaten İslam dinini kabul etmiyorum” diyecektir. Dolayısıyla dinî öğretilerle onun hak oluşunu ispat etmek mümkün değildir.
Delilin ortaya konulmasından önce şu mukaddimeye dikkat etmek gerekir: İnsan toplumunda dindarlık ve dinsizlik, insanın fıtrî akıl gücünden kaynaklanır ve bu mesele hak ile bâtıl ekseninde döner. Buna göre, bir kimse dinî alanda -başka bir ifadeyle inanç sahasında- bir yol ve yöntem seçmeden önce, o yolun hak olduğu ve mevcut diğer bütün yolların bâtıl olduğu hususunun kendisi için delil ve burhanla ispatlanmış olması gerekir. Aksi takdirde, seçtiği yolun ya da geçmişten taklit yoluyla kendisine intikal eden anlayışın bâtıl ve haksız olması mümkündür. Akıllı bir insan, bâtılı hak yerine kabul etmemelidir; aksi hâlde en azından bu alanda akıllılar zümresinden sayılmaz.
Üstün dinin -başka bir ifadeyle hak dinin- tespitinde ölçü; aklın hükmü, dinler arasında karşılaştırma yapmak ve onların içindeki öğretileri incelemektir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özellik aklıdır; insan, bu sayede hakikatleri ve hak olmayanı ayırt eder. Bu nedenle hak olan din, aynı zamanda üstün dindir. Dünyada yaygın olan din ve inançların hak veya bâtıl oluşunu belirlemek, aklî ölçütlerin dışında düşünülemez. Bu doğrultuda insanın görevi, aklını kullanarak derin bir tefekkürle hakkı bâtıldan ayırarak hem kendi kurtuluşuna ve hem de başkalarının kurtuluşuna vesile olmaktır.
Bu bağlamda şunu söyleyebiliriz ki, nazarî akıl açısından bakıldığında, insan eliyle ve beşerî düşüncelerle oluşturulmuş dinlerin, insanı hidayete erdirme ve kurtuluşa ulaştırma konusunda hiçbir yetkinliği yoktur. Zira öncelikle, bir inanç sistemi icat eden kişi de diğer insanlar gibi bir insandır ve hiçbir türden insanüstü bilgi ve güce sahip değildir. Eğer insanın kendisi için din ve mezhep icat etmesi mümkün olsaydı, bu hak, bütün insanlar için geçerli olmalıydı.
İkinci olarak, insanın insanlık için bir din inşa etme gücü ve yetkinliği yoktur; çünkü o ne insanın hakikatini tam anlamıyla bilmektedir ve ne de insanın fıtrî gereksinimleri ile içsel ve manevî ihtiyaçlarından haberdardır.
Üçüncü olarak, amelî aklın hükmüne göre, bir insanın başka bir insan tarafından uydurulmuş bir dine uyması makul değildir. Zira bu tür bir inanca tâbi olmak, gerçekte onun kurucusuna tâbi olmak demektir ki, bu da bir bakıma ona ibadet ve kulluk etmek sayılır. Bir insanın başka bir insanı bu şekilde yüceltmesi ise, açık bir zulümdür.
Bu itibarla, insan ürünü olan ve gökten vahyedilmiş olmayan dinler -Hinduizm, Budizm, Şintoizm ve benzerleri- insanı hidayete ulaştırma kabiliyetine sahip değildir. Bu tür dinlere uymak, aklî ölçülere göre temellendirilemez. Bu inançları benimseyenler, kesinlikle akıllarını gereği gibi kullanmamış; aksine körü körüne, atalarından gelen taklit yoluyla, insanı ne dünyada ve ne de ahirette saadete ulaştırma gücü bulunmayan inançların peşine düşmüşlerdir.
Dolayısıyla insan, ancak kurucusu ve vaz‘ edeni beşer üstü bir güç olan bir dine uymalı ve ona inanmalıdır. Bu güç ise, ancak yaratıcı ve kudret sahibi Allah’tır. İnsanların bütün maddî ve manevî ihtiyaçlarını bilen yalnızca O’dur. Nitekim O, bu ihtiyaçlara uygun olarak peygamberler göndermiş ve onların aracılığıyla insanları kendi dinine davet etmiştir ki insanlar, bu dine inanıp onun hükümlerine uyarak dünya ve ahiret saadetine ulaşabilsinler.
Günümüzde kurucusu Yüce Allah olan dinler üç taneyle sınırlıdır: İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik. Bu dinler, öz ve hakikat bakımından tek bir din olup, farklı şeriatlara sahiptirler; zira Allah’ın dini birden fazla olamaz.
Allah’ın dininin tek bir dinle sınırlı olmasının aklî delili şudur: Allah birdir ve bir olan Allah, kulları için ancak tek bir dinin kaynağı olabilir. Öte yandan Allah’ın dini hak dindir ve hak din ise, çokluğu kabul etmez. Bununla birlikte şu husus da dikkate değerdir ki, her peygamberin şeriatı -yani amelî hükümler ve buyruklar- kendi zamanının şartlarına göre Allah tarafından vaz‘ edilmiş; her yeni peygamberin şeriatıyla önceki peygamberin şeriatı neshedilip yürürlükten kaldırılmıştır.
Bu üç din arasından Yahudilik ve Hristiyanlık, kendi geçerli oldukları dönemlerde aslında İslam’ın kendisi iken, sonradan uğradıkları tahrifler sebebiyle İslam’ın karşısında ayrı bir konuma yerleşmiş, onunla ayrışmış ve müstakil dinler hâline gelerek bir bakıma beşerî dinlere benzer bir nitelik kazanmışlardır. Bu sebeple günümüzde yaygın olan Yahudilik ve Hristiyanlık ile İslam arasında birlik söz konusu değildir. Ancak bu iki din aslî hâllerini korumuş olsaydı, İslam içinde bütünleşir ve aralarında bazı şer‘î hükümler dışında bir fark bulunmazdı. Dolayısıyla İslam’ın Hristiyanlık ve Yahudiliğe üstünlüğünün sebeplerinden biri, onun aslî hâlini korumuş olması; buna karşılık Hristiyanlık ve Yahudiliğin, mensupları tarafından yapılan tahrifler sebebiyle bu özelliğini kaybetmiş ve hakikatten uzaklaşmış olmalarıdır.
Buna ilaveten, üstünlük için başka ölçütler de vardır. Bu üç semavî din arasında en üstün olanı; daha kâmil, daha kapsamlı, hurafe ve tahriften uzak, akıl ve rasyonalite ile uyumlu, kalıcı ve tarih boyunca insanın maddî ve manevî ihtiyaçlarına cevap verebilen; dolayısıyla hidayet edici ve kurtuluş sağlayıcı olandır. Bu dinlerin öğretileri karşılaştırıldığında, bu alanlarda İslam’ın üstünlüğü açıkça ortaya konulabilir.
Hristiyanlık ve Yahudiliğin kutsal metinlerinin içerikleri ile bu dinlerin mensupları tarafından ortaya konulan hurafeler ve akıl karşıtı inançlar; ayrıca “yönetim, siyaset, ekonomi, ahlak, ibadet, varlık anlayışı, tevhit, ahiret, insan anlayışı” gibi alanlarda kapsamlı öğretilerden yoksun oluşları, bu iki dinin takip edilmeye layık olmadığını göstermektedir. Buna karşılık Kur’ân ve hadis içerikleri incelendiğinde, İslam dininin bu alanların hiçbirinde eksikliği bulunmadığı; hayatın bütün yönleri ile insanın dünyevî ve manevî ihtiyaçlarına dair kapsamlı bir rehberlik sunduğu görülür.
Görünüşe göre zikredilen bu hususlar, İslam’ın diğer dinlere üstünlüğünü ortaya koymak için yeterlidir. Bu sebeple Hristiyanlık ve Yahudiliğin öğretilerindeki eksiklikler ve aklî problemler burada örnekleriyle ayrıca ele alınmamıştır.
Hamidullah Refîî
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
