İran’ın güneyi. Sirik şehrinin Kohestak bölgesi. Bir düğün Amerika tarafından bombalandı.
Evet. Gerçek işte bu kadar basit.
Bir insan türü var, Amerikan hüsnüzancıları diyebiliriz bunlara. Sevmediğini söylese bile ABD imparatorluğunun yaptıkları işlerde bir tutar ve hikmet muhakkak vardır diyen, düşman olsa dahi hayran olan kimseler. Şöyle bir muhabbet muhakkak geçer bu tür kimselerle:
- Bir düğünü neden vurmak istesinler ki?
Ancak cevap çok sade:
- Neden istemesinler?
ABD’nin paçasını bu savaş suçundan kurtarmaya çalışan “dünya”, hummalı bir telaş içinde düğün katliamını mazur göstermesi ve onu “tali ve yan hasar” olarak kaydetmek için düğün evinin etrafında askeri bir hedef arıyor.
Sonunda düğün alanına ortalama 150 metre uzaklığında bir telekomünikasyon kulesini buluyorlar. Ama sorun şu ki bu sivil amaçlarla kullanılan bir kule. Baz istasyonu yani. Asker, tesis, füze rampası, yeraltı şehri, tank, top; kısacası hiçbir şey yok.
Parçaları bulunan bomba, hassas güdümlü bir uzun menzilli SLAM-ER seyir füzesi. Silahın üreticisi Boeing şirketi ABD deniz kuvvetleri envanterindeki en hassas füze olduğunu söylüyor. Zaten yakınlardaki sivil haberleşme kulesi de ayrı füzeyle vuruluyor.
Yani, bağımsız uzmanların tamamının görüşüne göre, bu ne etraftaki bir patlamadan fırlayan şarapnel parçası, ne bir savunma füzesi: ABD ordusu en hassas füzesiyle, yakınlardaki kuleyle birlikte düğün alanını da vurmayı tercih etmiş.
Düğünün yakınlarında askeri bölge arayanlar Minab’da bulabilmiş miydi?
Bir düğünü yok etmek, bir halkın en mutlu anlarını ebedi bir yasa çevirmek istediler. Ve yaptılar. Çünkü o halk Amerikan dünyasının ötekisi. Hatta lanetlisi.
İtalyan filozof Giorgio Agamben’in içinde yaşadığımız dünyayı anlamlandırmak için dikkate şayan birkaç anahtar kavramı var: homo sacer ve istisnâ hali.
Homo sacer, Antik Roma’da insanî haklara sahip bir birey olmaktan çıkarılıp yalnızca bedensel bir varlığa indirgenen bir insan grubunu ifade ediyordu.
Herkes onları, istediği herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde öldürebilir ve bunun karşılığında hiçbir cezayla karşılaşmazdı. Homo sacer’ler, insanî ve hukukî itibarın öylesine dışına itilmişlerdi ki kurban edilmeye bile layık görülmüyorlardı; tanrılar nezdinde kurban edilme değerine dahi sahip değillerdi.
Agamben, içinde yaşadığımız dünyayı tanımlıyor: Değişen hiçbir şey olmadı.
Agamben’de modern dönemi şekillendiren iktidar türü, tam da “istisna hâli”ni gerekçe göstererek insan hayatını kelimenin tam anlamıyla “yok sayar”.
Elbette bütün insanların değil, kendi nazarında değersiz saydığı “ötekilerin” hayatı. Agamben, Carl Schmitt’in “Egemen, olağanüstü hale karar verendir.” şeklindeki çarpıcı tanımının yaşadığımız dönemde bir ileri aşamada kaide haline gelmesinden bahseder.
Oluşturdukları demokrasi, insan hakları ve özgürlük illüzyonu içerisinde zulüm çarkının başında oturanlar “işleri yürütmek için” istediği kişiyi, kurumu, devleti hatta koca bir ulusu terörist olarak tanımlayabilir. Terörizm yaftası batı demokrasilerinin hayatlarını devam ettirebilmeleri için yok edilmesi gereken unsurlar hakkında kullandıkları yeni “homo sacer” etiketi aslında. İstediğin “her şeyi” yapabilirsin ama demokrasine ve insan hakları savunuculuğuna da bir halel gelmez.
Yeni dünyanın güçlülerinin “batılı olmayan” insan türüne bakışı aynen böyle. Emperyalist için “istisna hali” en arzu edilen haldir; bu istisna halinin oluşturduğu yasasız boşluk alanı “gücünün teminatıdır.”
Amerikalı bir asker, komutan ya da siyasetçi açısından bir Ortadoğulu’nun hayatı veya ölümü esasen önemsiz bir ayrıntıdır.
Trump’ı hatırlayın. ''İran'ın köprülerini ve elektrik santrallerini vurmak nasıl savaş suçu olmaz?'' sorusuna ''Çünkü onlar insan değil, hayvan.'' demişti.
Nitekim ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’e düğün saldırısı sorulduğunda da “Bazen olur böyle şeyler.” dedi.
WikiLeaks belgeleri arasında (https://www.youtube.com/watch?v=zYTxuW2vmzk) Irak savaşı sırasında bir ABD Apache helikopterinin içinden görüntü ve seslerin sızdırıldığı bir sahne var. Videonun altyazıları, Apache helikopterindeki Amerikan askerlerinin yayımlanan konuşmalarından oluşuyor. Yalnızca şu sahneye ve şu diyaloğa dikkat edin:
“Hadi ama! Bırakın vuralım.”
Neyi vuracaklar? Yaralıları kurtarmak için gelen ambulansı ve silahsız sivillere yardım etmek üzere araçtan inmekte olan sağlık görevlilerini. Vuruyorlar ve askerlerin kahkahaları duyuluyor. Bu muhtemelen, Amerikalıların birkaç gece önce İran’daki düğün merasimini vuran füzeyi fırlatırken yaptıkları diyaloğun bir benzeriydi.
Umursamadılar. Hatta zevk aldılar. Daha önce binlerce kez yaptıkları gibi.
