Devrim sırasında Şah, askerlerini halkın geçiş güzergahlarına konuşlandırıyor, kellesi görüneni kurşunluyorlardı. Sokağa çıkma yasakları vardı ve gösteriler yasaktı. İnsanlar, ölümüne devrim yaptılar. Kurşunlara karşı çiçekle yürüyor, sadece "Kahrolsun Amerika, Şah istifa!" diyorlardı. Bugün o Şah'ın oğlu mu gelip insanlara özgürlük verecek? Zaten İran'ın bütün milli gelirini Amerika'ya peşkeş çeken ve SAVAK teşkilatıyla zindanları muhalifleriyle doldurup Mossad ve CIA ajanlarına teslim eden de oydu.
Örnekleri bugün de var, ülkeyi Şah yönetmiyordu zaten; CIA ve Mossad yönetiyordu. Şah, evinde öksürse ABD biliyordu. Hatta yatak odasında dinlediği radyonun frekanslarına kadar her şeylerini biliyordu. Böcek denen dinleme cihazını daha o zamanlar keşfetmişlerdi. O denli içerideydi. Yani zaten CIA ve Mossad İran'ın hakimiydi, "molla rejimi" onları getirmedi; tam tersi azalttı, ülkeyi arıttı, arıtmaya da devam ediyor. Ancak bunları yaparken kendisi de yaralandı. Tıpkı şimdilerde olduğu gibi...
Ne yazık ki İran-Irak Savaşı'nın bitmesiyle İran'a yine rahat nefes aldırmadılar. Dünyanın dört bir yanında İran için "Kapalı Kutu" modu uygulandı.
Bölge halklarına "İran İslam Cumhuriyeti" değil, "İran şeriat ülkesi; kadınları köle gibi esir etmişler, insanları sokak ortasında kırbaçlıyorlar... Bunlar gericiler, rejim ihraç ediyorlar, herkese zorla namaz kıldırıyorlar, Ramazan'da orucunu yiyeni şöyle böyle yapıyorlar!" vs. diyerek korkuttular. Dindar kesimi "mezhepçi" seküler kesimi de "şeriatçı" yaftalarıyla İran'ı öcü gibi gösterdiler. "Kapalı Kutu" denmesinin sebebi budur. Onlar kapalı kutu değil, o kutuyu biz kapalı tuttuk. Halklar, İran'ın İslami yönünü görsün istemedik. Mevcut sistemlerinin ideal bir İslam sistemi olduğunu kimse görmesin istedik.
Sizce ne kadar başarılı oldular? O kadar başarılı oldular ki şimdi bu satırları bile okurken kimi dindarlar ve kimi sekülerlerin alaycı ve inkârcı bir biçimde gülecekleri kadar. O kadar çirkin tanıtılmış ki gerçek diye anlattığınız her şey onlara "çok büyük bir yalan" gibi geliyor.
İran, savaş sonrası en ağır ambargolara maruz kaldı. Onlara ulaşan her yol tıkandı. İslami özelliğinin diğer ülkelere "rol model" olmasından endişe edildi. Ama hangi İslami özellik... "Rahat namaz kılmak, rahat oruç tutmak, rahat tesettüre mi girmek?" Tabii ki hayır. Onu krallıkla yönetilen ve Cumhuriyet mefhumundan fersah fersah uzak Suudi Arabistan'da bile rahatlıkla yapabilirsiniz. Asıl amaç, "Siyonizm ve emperyalizme teslimiyeti reddeden bir İslam modelinin etkisini azaltmak veya tümüyle yok etmekti. CIA, Mossad ve diğerleri, bugün bunun için uğraşıyor.
İran'da muhalif kesim daima var ve yoğun ambargolar nedeniyle ekonomik sıkıntılar üst düzeyde. Ancak bilinenin aksine, İran'ın bütün bunlara rağmen aşırı ekonomik sorunlar yaşamasının asıl sebebi "mollalar" değil, aleyhinde uygulanan ambargolarla mücadelede hükümetlerin kimi zaman yetersiz kalmasıdır. Bunlar da daha çok Batı dünyasında genellikle "reformcu" olarak bilinen yönetimlerin icraatları sırasında yaşanıyor. Bu kimseler buhranları iyi idare edemiyorlar. Yani işin mollalıkla veya mollalarla uzaktan yakından alakası yoktur. Tıpkı bizim Müslüman olduğunu unutup Avrupa Birliğine girmek için her yolu deneyen, ama bir türlü giremeyen yönetimler gibi meseleyi hep Batı'ya açılmakta gören, ama anti emperyalist ve anti siyonist olduğunu unutan Müslüman İranlı reformistler, o kadar bu kanallara daldılar ki asıl meseleyi hep kaçırdılar.
Rehber, ülkenin iç ve dış siyasetlerinde, ihtiyaç olması durumunda birtakım müdahalelerde bulunur, icraatlar hep Cumhurbaşkanlığı yetkisindedir. Yani ekonomi, Cumhurbaşkanı ve ekibinin sorumluluğudur. Rehber'in bu konuda herhangi bir dahli yoktur. Rehber ancak gerekli yerlerde müdahale eder ve çoğunlukla da işler ters gittiğinde çıkar, açıklamalarda bulunur, nasihatler eder ve halkı yatıştırır. Liderlik de zaten budur. Bazı aklı kıt kimselerin zannettiği gibi Rehber, belediyeden cumhurbaşkanlığına kadar her makamın sorumluluğunu yürütmez.
İran'da bu yüzden "sorumluluk" esastır. Yani her makam birer "mesuliyet" olarak tanımlanır. Kim, hangi makama geçmişse o makamın sorumluluğu ondadır. Bu sorumluluk yerine getirilmezse hiyerarşik düzende bir üst makam ondan sorumlu olur. Belediye, vali, bakanlık, cumhurbaşkanlığı ve Rehber... Durum, bundan ibaret.
Bu savaş (İran-Irak Savaşı) sekiz yıl sürdü ama neredeyse bütün dünya Irak'ı destekledi. Bu, ABD'nin büyük oyunuydu. İran, ABD ve avanesini ülkeden ve ülkenin milli kaynaklarından uzaklaştırmanın bedelini ödüyordu. 8 yıl boyunca Irak'ı beslediler, silah verdiler, maddi kayıplarını gidermek için ticaretlerini sürdürdüler ve hatta her türlü ticari yolları açtılar. Türkiye dahi o süreçte tarafsız görünse bile "İslami devrimin etkilerinden endişe duyarak" Irak'a daha çok destek verdi. Bugünün Rusya'sı dahi henüz o zamanlar SSCB iken Irak'a tank ve ağır silahlar satıyordu. İran ise sadece Şah'tan kalan eski araçlarla idare ediyor, bazı uzak doğu ülkelerden silah tedarik etmeye çalışıyordu.
Bugünlerin Çin'i bile o zamanlar İran'la ittifak halinde değildi. İran'a da silah satıyordu, Irak'a da. Yani tamamen ticari ve denge politikası (kendi açılarından)...
Bilinenin aksine, İran'ın savaş teknolojisi işte bu zamanda gelişti. Sahada deneyimi arttı, arka planda bir başka anti emperyalist Kuzey Kore ile yakın ilişkiler içine girdi. İran'ın balistik temelleri o günlerde atılmıştı. Kuzey Koreli mühendislerin teknik destekleri ve İranlı fizikçi ve mühendislerin kendilerini geliştirmesi ve hatta öğrenciler yetiştirmesiyle İran, bu alanda artık nükleer teknolojiye bile ulaştı.
Devam Edecek
(Gelecek bölümde okuyacaklarınız: Savaş sonrası İran'ın bilim, sanat ve teknoloji alanlarında ilerlemesi, Hibrit Savaşı dönemine geçiş...)
HABERİNİZ OLSUN
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
