Bugun...


Fatime Karanlık İltizar

facebook-paylas
Muntezir mi, Muntazar mı?
Tarih: 06-02-2026 12:57:00 Güncelleme: 06-02-2026 12:57:00


Allah’ın Adıyla

 

“- Anlat ey âşık, aşk nedir?

Aşk mâşukunu görmediği hâlde hicranında yanmaktır.

Aşk, mâşukun varlığıyla hayat bulmak; mâşukunun hayaliyle esenlik dolu yarınları arzulamaktır.”

 

Hiç kendimize şu soruyu yönelttik mi: Biz mi O’nu bekliyoruz, yoksa O mu bizi bekliyor? Acaba “Muntezir” sıfatını kendimize büyük bir iddia ile yüklerken, “Muntezir” olabilmenin büyük mesuliyet ve ağırlığının farkına varabildik mi? Belki de “Muntezir” değil, bilakis “Muntazardık”. O bizi bekleyen, biz ise beklenilendik.

 

“Beklemek”, düşünüldüğü kadar kolay bir iddia ve fiil değildir; tıpkı “takip etmek” gibi. İmam Ali (a.s) bir gün bir grup gencin yanından geçerken, gençler hazreti görünce ayağa kalktılar ve Hz. Ali (a.s), onların kim olduğunu sordu. “Bunlar senin Şiîlerindir” denildiğinde, Hz. Ali (a.s) onlara şöyle buyurdu:

“Güzel, fakat neden sizlerde dostlarımızın ziynetini ve takipçilerimizin nişanesini göremiyorum?”

 

“Beklemek”, sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Ayetullah Behçet bu bağlamda şöyle buyurmuştur: “Eğer bir insan gerçekten bekleyenlerden olursa, hâli değişir.” Bekleyiş, insanın sadece dilinde değil; kişinin duruşunda, hareketinde, susuşunda, feryadında, bağlılığında, vazgeçişinde saklıdır.

Aslında “bekleyiş” kelimesinin insanda uyandırdığı ilk his ile onun ontolojik gerçekliği arasında ciddi bir mesafe vardır. Dil bize onu pasif bir hâl gibi sunar; fakat Mehdevî İntizar pasif bir oturuşu değil, bilinçli, ahlâklı ve sorumluluk yüklü bir duruşu ifade eder. Mehdeviyet inancındaki bekleyiş, “içsel bir seferberlik” hâlidir.

 

Bugün Mehdeviyet inancına yöneltilen “toplumsal ve bireysel tembelliğe yol açtığı” yönündeki eleştiriler, büyük ölçüde bekleyiş kavramının mahiyetinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. “Bir kurtarıcı gelecekse, bireyin eylemine gerek yoktur” yanılgısı böyle bir eleştiriyi oluşturmuştur; ancak bizlere tavsiye edilen ve harekete geçiren görüş şudur: “İmam Mehdi (a.f) zuhur edecektir ve bizler, bireysel ve toplumsal anlamda ona layık olabilecek ahlaki ve ruhsal bir seviyeye ulaşmak için çabalama ile yükümlüyüz.”

Bu, sorumluluğun ertelenmesi anlamına gelmez yahut tembellik değildir; aksine sorumluluğun daha ağır ve daha kapsamlı bir biçimde içselleştirilmesidir. İşte bu yüzden “intizar”, bir insanın hayatında yer alabilecek en radikal yolculuklardan biridir. Öylesine mukaddes bir yolculuktur ki fereci beklemenin kendisi bir ferectir; zira kurtuluşu beklemenin kendisi de bir kurtuluştur.

 

Peygamber efendimiz (s.a.a), böylesine bir bekleyişi “ibadetlerin en üstünü” olarak tanıtmıştır; çünkü birçok ibadetin faydası bireysel düzeyde kalırken, “İntizar-ı Ferec” hem bireyi ve hem toplumu dönüştüren bir bilinç üretir. Belki de İmam’ı (a.f) beklemek, önce İmam’ın (a.f) görmek isteyeceği bir insan olmaya çalışmaktır. Bu bekleyiş, insanın zulme razı olmamasını, hak ve adalet talebini canlı tutmasını sağlar. Özellikle batıl yönetimlerin hüküm sürdüğü dönemlerde, adaleti beklemek aynı zamanda mevcut adaletsizliğe karşı bir duruştur.

 

Sonuç itibariyle İntizar-ı Ferec umut öğretir ama boş bir teselli değil; sabır öğretir ama boyun eğmek değil; iman öğretir ama kuru inanç değil; direniş öğretir ama sadece slogan değil. Dua öğretir ama elleri açıp kalbi kapalı tutmayı değil.

Ve özlem… Özlem öğretir ama dudaklarda dolaşan, alışılagelmiş sade bir kelime değil. Kalp, temas ettiği şeye bağlanır; bağlandığı şeye özlem duyar, özlem duyduğu şey için ise bekler. Sıra tam olarak böyledir. Tersi değil! Bu yüzden herkes beklediğini söylerken, herkes özlem duymaz; çünkü bazı bekleyişler bilgi düzeyinde kalır, bazıları kültürel, bazıları dilsel bir alışkanlıktır; ama bazı bekleyişler vardır ki insanın ahlâkına, vicdanına, duruşuna, gecelerine, sessizliklerine, gözyaşlarına sızar. İşte bu tür bir bekleyişte özlem kaçınılmazdır.

 

Kierkegaard der ki: “İnsan, varoluşunun eksik kalan yanını en çok özler.”

Gaflet, bazen bu hakikatten insanlığı uzak düşürse de bizim varoluşumuzun en eksik yanı ve ruhumuzun en özlem dolu noktası Sen'sin!

 

Beklenilen ve hasreti çekilen adaleti bugünden inşa edebilme duası ile…



Bu yazı 651 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI