Bugun...


Ferman Kızmaz

facebook-paylas
İslâm Tarihi – 8
Tarih: 22-09-2026 11:59:00 Güncelleme: 22-09-2026 11:59:00


 

Taif’e Tebliğ Yolculuğu ve Sonuçları

 

1) Taif’in Özelliği ve Sebep

Taif, Mekke’ye yaklaşık 72 km (12 fersah) uzaklıkta, iklimi güzel ve yaylak bir şehirdi. Üzüm bağlarıyla meşhurdu. Şehir, zengin bir yerleşim merkeziydi; bazı Kureyşli zenginlerin bağları ve mülkleri burada bulunuyordu. Taif halkı faizciliğiyle meşhur olup güçlü kabilelerden “Sakif” kabilesinin merkeziydi.

 

Hz. Hatice ve Ebu Talib’in vefatlarından sonra Kureyş’in baskısı artmış, Mekke’de tebliğ neredeyse imkânsız hale gelmişti. Ancak Allah’ın emri ve davet vazifesi terk edilemezdi. Bu nedenle Hz. Muhammed (s.a.a), yeni bir hedef olarak Taif’e gitmeye karar verdi. Taif’te, İslam’a yakın insanlar ve ona yardımcı olabilecek bir çevre bulabilirdi.

Bu yolculukta Hz. Muhammed (s.a.a), Zeyd b. Harise ve Hz. Ali’yi (a.s) de yanında götürdü.

 

2) Taif’teki Görüşmeler ve Tepkiler

Taif’te Hz. Resulullah (s.a.a), Sakif eşrafından üç kardeşle görüştü. Bunlardan biri, Kureyş’in Cumeh boyunun damadıydı. Hz. Peygamber (s.a.a) onları İslam’a davet etti, yardım istedi. Ancak onlar sadece kabul etmemekle kalmadılar; ayrıca ona kaba ve aşağılayıcı davranarak kötü muamelede bulundular.

 

Hz. Resulullah (s.a.a) bu olayın Kureyş’e ulaşması halinde onların saldırganlığını artıracağını düşünerek, bu görüşmeyi gizli tutmalarını rica etti. Fakat bu isteği dinlemediler.

 

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a), Taif’in diğer ileri gelenlerine gitti; onlar da kabul etmedi. Ayrıca Taifli büyükler, gençlerin İslam’a yönelmesinden korktular. Bu yüzden şehrin serserileri ve kölelerini Hz. Resulullah’ın (s.a.a) peşine saldılar. Onu yüksek sesle yuhalayıp taş yağmuruna tuttular. Bu saldırıda Hz. Peygamber (s.a.a) ayağından, Zeyd ise başından yaralandı.

 

3) Utbe ve Şeybe’nin Bağı ve Addas’ın Müslüman Oluşu

Hz. Peygamber (s.a.a), Taif’te Utbe ve Şeybe’ye ait bir üzüm bağına sığındı. Güç bela bir asmanın gölgesine oturdu ve Rabbine dua etti.

 

Bu sahneye şahit olan Utbe ve Şeybe, taşlayanların şiddetini görünce dayanamayıp Addas adlı Neynevalı Hıristiyan hizmetçileriyle Hz. Peygamber’e biraz üzüm gönderdiler.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) “Bismillah” diyerek üzümleri yedi. Bu durum Addas’ın dikkatini çekti. Addas neden “Bismillah” dediğini sordu. Hz. Peygamber (s.a.a) kendisinin peygamber olduğunu söyleyip İslam’ı kısaca anlattı.

Addas duyduklarından sonra Hz. Peygamber’in (s.a.a) ayağını öptü, ellerine kapanıp buseler yağdırdı ve orada Müslüman oldu.

 

4) Taif’ten Dönüş ve Mekke’ye Giriş

Hz. Resulullah (s.a.a) Taif’te on gün kaldıktan sonra, Taiflilerin İslam’a inanıp kendisine yardım etme umudunu yitirdi. Böylece Mekke’ye dönmeye karar verdi.

 

Bazı kaynaklarda Hz. Peygamber’in (s.a.a) Taif dönüşünde Mekke’ye girebilmek için Mut’im b. Adıyy’e sığındığı iddia edilir. Ancak tarihi metinler bu iddiayı birçok açıdan inandırıcı bulmaz ve şu gerekçeleri sunar:

Hz. Resulullah (s.a.a) on yıl boyunca putperestlerle mücadele etmiş, kimsenin minneti altında yaşamamıştır. Bir putpereste sığınması akla uygun değildir.

 

Ebu Talib’in vefatına rağmen Haşimoğulları hâlâ güçlüydü; Hamza gibi cesur savaşçılar vardı. Kureyşliler Haşimoğulları’nın intikam gücünden çekinirdi.

 

Zeyd ve Hz. Ali (a.s) de yanında olduğundan, üç kişi kendilerini koruyabilirdi.

 

Hz. Resulullah (s.a.a) o dönemin en cesur insanlarından biriydi; ona saldırmak kolay değildi.

 

Sığınma töresi, kabile düzeninin bir parçasıydı; Hz. Peygamber’in (s.a.a) buna başvurması mümkün değildir.

Bazı kaynaklara göre Taif yolculuğu şevvalin son günlerine denk gelmiş; yani haram aylardaydı. Bu dönemde savaş ve kan dökülmesi yasaktı. Dolayısıyla sığınmaya ihtiyaç yoktu.

Bu nedenle tarihi eserlerde, Hz. Peygamber’in (s.a.a) Taif dönüşünde Nahle Vadisi’nden Mekke’ye girdiğini belirtir.

 

5) Kur’ân’ın Cazibesi ve Kureyş’in İçten İtirafı

Hz. Peygamber (s.a.a), insanları davet ederken genelde çok konuşmazdı. Onun en etkili tebliğ aracı, Kur’ân ayetleriydi. Kur’ân, onun en büyük mucizesi olup, fesahat ve belagât mucizesi olarak tanımlanır. Ayetlerin kelime ve cümle yapıları, uyum ve ahengi, dinleyenlerin ruhunu etkiler; Arapların şiire olan sevgisiyle birleşince Kur’ân’ın cazibesi büyür.

 

Bir gece, Kureyş büyükleri (Ebu Süfyan ve Ebu Cehil de dâhil) Hz. Peygamber’in (s.a.a) evinin çevresinde gizlenip gece namazında okuduğu ayetleri dinlediler. Ayetlerin güzelliği karşısında hayran kaldılar; hatta şafak vakti birbirlerini görünce utanıp “bunu yapmayalım, halk bizi Müslüman sanır” diye birbirleriyle sözleştiler. Ancak bu olay birkaç kez tekrarlandı.

 

6) Sihir ve Büyü İftirası

Hac mevsimi, Hz. Peygamber’in (s.a.a) dini tebliğ etmesi için en uygun dönemdi. Çünkü çeşitli kabileler hac için Mekke’ye geliyordu. Bu durum, İslam’ın yayılması anlamında müşrikler açısından büyük bir tehlike oluşturuyordu.

 

Kureyş büyükleri hac mevsimi yaklaştığında endişelendi. Velid b. Muğiyre başkanlığında bir toplantı yapıldı. İslam’ı nasıl çürütüp halkı uyandıracaklarını tartıştılar. Şunları söylediler:

“Kâhin olduğunu söylesek olmaz; kâhinler böyle konuşmaz.”

“Deli olduğunu söylesek olmaz; deliler böyle değil.”

“Şair olduğunu söylesek olmaz; şiir böyle değil.”

“O zaman sihir yaptığını söyleyelim!”

 

Bu son iddia kabul edildi, çünkü Kur’ân’ın akıcı ve etkileyici ayetleri insanları büyüler gibi etkiliyor, aile ve kabile bağlarını zayıflatıyordu. Kureyşliler, Kur’ân’ı dinleyenlerin büyülenip Müslüman olmasını engellemek için hacılara Hz. Muhammed’in (s.a.a) sihir yaptığı propagandasını yapmaya başladılar.

 

Yesrib’e Hicret – Hazırlık ve Zemin

Yesrib’in Coğrafi ve Sosyal Durumu

Yesrib, Mekke’nin yaklaşık 500 km kuzeyinde, Kurâ Vadisi üzerinde bulunan verimli bir vahadır. Ticaret yolları üzerinde olduğu için kervanlar burada durur, su ve yiyecek ihtiyaçlarını giderirlerdi. Yesrib, Mekke gibi ticaret değil, tarım ve ziraat şehriydi.

 

Yesrib’in nüfus yapısı Mekke’den farklıydı:

Yahudi kabileleri: Nadîroğulları, Kaynuka oğulları, Kurayza oğulları

Arap kabileleri: Yemen asıllı Evs ve Hazrec (Kahtan kökenli)

Bu şehir, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) hicretinden sonra “Medinetu’r-Resul” adını aldı ve daha sonra sadece Medine diye anıldı.

 

Yesrib’de İslam’ın Yayılmasına Zemin Hazırlayan Gelişmeler

Hz. Resulullah (s.a.a) Mekke’de tebliğ yaparken Yesrib’de iki önemli gelişme yaşandı:

1) Yahudilerin “Peygamber” Beklentisi

Yahudiler, şehrin en verimli arazilerini ele geçirip büyük hurma bahçeleri kurmuşlardı. Maddi olarak güçlüydüler. Evs ve Hazrec kabileleriyle tartıştıklarında Yahudiler şunları söylüyorlardı:

“Çok yakında bir peygamber gelecek ve biz ona uyacağız, onun yardımıyla tıpkı Âd ve İrem kavimleri gibi sizi yok edeceğiz!”

 

Bu sözler, cahil putperestler üzerinde büyük etki bırakıyordu. Çünkü Yahudiler daha eğitimli ve kültürlüydü; insanlar onlara saygı duyuyordu. Bu tehdit, Evs ve Hazrec’in de bir peygamberin geleceğine inanmasına yol açtı. Böylece Yesrib’de Hz. Muhammed’in (s.a.a) geleceği için olumlu bir zihin hazırlığı oluştu.

 

2) Evs ve Hazrec Arasındaki Barış İhtiyacı

Evs ile Hazrec kabileleri arasında uzun süren ve çok kanlı çatışmalar yaşanmıştı. Bu çatışmaların sonuncusu Buas Savaşı idi. Her iki taraf da büyük kayıplar verince barış arayışına girdi. Ancak aralarında tarafsız ve güvenilir bir arabulucu yoktu.

Hazrec’in ileri gelenlerinden Abdullah b. Ubey, Buas Savaşı’na katılmayarak tarafsız kaldı ve iki kabileyi barıştırıp liderlik yapmayı planladı. Ancak Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Mekke’de Evs ve Hazrec ile görüşmesi bu planı değiştirdi ve Abdullah b. Ubey’in konumu sarsıldı.

 

Yesrib’in İlk Müslümanları ve Akabe Biatleri

Yesrib’de İslam’ın İlk Yayılması

Yesrib halkı, Mekke’ye giden kervanlar aracılığıyla Hz. Resulullah’ın (s.a.a) davetinden haberdardı. Bazıları Mekke’ye gidip Hz. Peygamber’le görüşerek Müslüman oldu; fakat çoğu kısa sürede öldürüldü ve Yesrib’de İslam’ın yayılmasına yeterince vesile olamadılar.

 

Bi’setin 11. yılında Hz. Peygamber (s.a.a), Hazrec büyüklerinden altısını Mina’da gördü ve onları İslam’a davet etti. Hazrecliler bunu duyunca kendi aralarında şöyle konuştular:

“Yahudilerin yakında zuhur edecek diyerek bizi korkuttuğu peygamber işte bu olmalı! Biz Yahudilerden önce davranıp ona biat edelim!” Böylece Müslüman oldular.

 

Daha sonra Hz. Peygambere (s.a.a) dediler ki: “Bizim kavmimiz arasında şu anda çok kötü bir düşmanlık var… Umarız Allah senin elinle aramızda sevgi bağı oluşturur.”

Bu grup Yesrib’e dönüp halkı İslam’a davet etti ve kısa sürede İslam Yesrib’de yaygınlaştı. Artık Hz. Muhammed (s.a.a) ve İslam, Yesrib’de herkesin konuştuğu konu haline geldi.

 

İlk Akabe Biati (11. yıl)

Bi’setin 12. yılında, Yesrib’den gelen 12 kişi Mina akabesinde Hz. Peygamber’e (s.a.a) biat etti. Bu grup, Evs ve Hazrec’ten kişiler içeriyordu; bu da düşmanlığın sona erdiğini ve İslam sancağı altında birleşmeyi gösteriyordu.

 

Biat şu şartları içeriyordu:

Allah’a şirk koşmamak

Hırsızlık yapmamak

Zina etmemek

Evlat öldürmemek

İftira atmamak

İyi işlerde Resulullah’ın (s.a.a) emrinden çıkmamak

Hz. Peygamber (s.a.a), biatlarına sadık kalırlarsa cennetle müjdelendiklerini bildirdi.

 

Bu grup, Yesrib’e döndükten sonra Hz. Muhammed’den (s.a.a) Kur’an’ı ve İslam’ı öğretecek birini göndermesini istedi. Hz. Peygamber (s.a.a) Mus’ab b. Umeyr’i gönderdi. Mus’ab’ın çalışmalarıyla Yesrib’de Müslüman sayısı hızla arttı.

Bu şehirde, Mekke’de olduğu gibi “genç ve fakirler” değil; önce ileri gelenler Müslüman oldu, ardından halk onlara uyarak İslam hızla yayıldı.

 

İkinci Akabe Biati (13. yıl)

Bi’setin 13. yılında 75 Yesribli (11’i Evs, gerisi Hazrec, iki kadın da dâhil) hac mevsiminde Mekke’ye geldi. Zilhicce ayının 12’sinde Mina akabesinin eteklerinde gece gizlice Hz. Peygamber (s.a.a) ile buluşup ikinci Akabe biatını yaptılar.

 

Bu biatın en önemli özelliği şuydu:

Hz. Peygamber (s.a.a) Yesrib’e hicret ederse onu ailelerinin bir ferdi gibi koruyacaklarına

Onunla savaşanlarla onlar da savaşacaklarına… dair söz verdiler. Bu nedenle bu biat “Biatu’l-harb” (savaş biati) olarak da anıldı.

 

Bu antlaşmadan sonra Hz. Peygamber (s.a.a), hicret edinceye kadar Yesrib’i yönetmek üzere 12 temsilci (nakib) seçilmesini emretti. Bu, şehir yönetimi için merkezi bir şura niteliğindeydi ve Hz. Peygamber’in düzenli, disiplinli ve teşkilatlı çalışmasını gösterir.

 

3. Hicret ve Müslümanların Yesrib’e Göçü

Kureyşliler, Yesrib ile yapılan antlaşmayı öğrendiklerinde biat edenleri yakalamak için harekete geçti. Ancak Yesribliler çok hızlı davranıp Mekke’yi terk etmişti. Kureyşliler sadece bir kişiyi yakalayabildi.

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Yesrib’de güçlü bir üs kazandığını gören Kureyş, Müslümanlara baskıyı artırdı. Müslümanlara küfür ediyor, eziyet ediyor ve onları yıldırmaya çalışıyorlardı. Mekke’de durum tekrar dayanılmaz hale geldi.

 

Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.a) Müslümanların Yesrib’e hicret etmesine izin verdi ve şöyle buyurdu: “Yesrib’e gidin, Rabbim orada size kardeşler hazırlamış, orayı sizin için güvenli kılmıştır.”

Müslümanlar, zilhiccenin ortalarından safer ayının sonlarına kadar 2,5 aylık süre içinde Kureyş’in engellerine rağmen Yesrib’e göç ettiler. Bu göç sonunda Mekke’de Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Ali (a.s), Ebu Bekir ve birkaç kişi dışında Müslüman kalmadı.

Mekke’den göç edenlere muhacir, Hz. Peygamber’e (s.a.a) yardımcı olanlara da Ensar denildi.

 

4. Kureyş’in Komplosu ve Kur’ân’daki Anlatımı

Kureyşliler, Müslümanların Yesrib’e yerleşmesiyle burada Hz. Peygamber’in (s.a.a) sağlam bir üs kurduğunu fark etti. Yesriblilerin İslam düşmanlarıyla savaşmaya hazır olması, Kureyş’i çok tedirgin etti.

 

Bu durumun Kureyş için tehlikeleri şunlardı:

Müslümanlar Kureyş’in etkisinden çıkmış, bağımsız bir güç olmuştu.

Yesribliler, Hz. Peygamber’in (s.a.a) yanında savaşa girebilirdi.

Yesrib, Kureyş tüccarları için kârlı bir pazar ve ticaret merkeziydi; kaybedilmesi ekonomik kayıp demekti.

Yesrib, Mekke–Şam ticaret yolu üzerindeydi; Müslümanlar bu yolu kesebilir ve Kureyş’in ticaretini engelleyebilirdi.

Bu nedenle Kureyş, “Dâru’n-nedve”de toplandı ve çözüm aradı. Bazıları Hz. Peygamber’in (s.a.a) sürgün edilmesini ya da hapsedilmesini önerdi; ancak bu fikirler reddedildi.

 

Sonunda onu öldürmeye karar verdiler. Fakat Haşimoğulları’nın intikam gücünden çekindikleri için bir kişinin öldürmesi yerine her kabileden bir genç seçip hepsinin birlikte gece yarısı Hz. Peygamber’i öldürmesini planladılar. Böylece Haşimoğulları bir kabileye karşı kan davası açamayacak, çünkü katil belli olmayacaktı.

 

Bu plan için rebiülevvel ayının ilk gecesi seçildi. Kur’ân, bu terör planını şöyle anlatır: “Hatırla; hani kâfirler seni hapse atmak ya da öldürmek veya Mekke’den sürmek için plân yapıyorlardı; onlar bu plânı yaparken Allah da bir plân yapmadaydı, Allah plân kurucuların en hayırlısıdır.”

 

Devam Edecek…



Bu yazı 86 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI