Bismillahirrahmanirrahim
Sayın Kanaatlı’nın yazısında “hicap” hakkında birtakım şüpheler ortaya atılmıştır. Bunların bir kısmına önceki yazımızda cevap vermiştik. Şimdi de diğer bazı şüphelerine cevap vereceğiz.
Şüphe: Kızlara Örtünme Farz Değil
Hasan Kanaatlı, Ahzap suresi 59. ayete işaretle şöyle diyor:
“Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına çarşaflarını üzerlerine almalarını söyle.” (Ahzab: 59).
Bu ayette “Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına de ki” diyor! Yani eşleri ile “kızlarını” da zikrediyor! Normal müminlere gelince, “müminlerin kadınlarına” da “deki” diyor! Fakat müminlerin “kızlarını” zikretmiyor! Buradan da “örtünmenin müminlerin kızlarına farz olmadığını” anlıyoruz! Şayet müminlerin kızlarına da örtünme farz olsaydı, ayet onu da açıkça zikretmiş olurdu!”
Cevap:
Hz. Peygamber’in (s.a.a) özellikle eşlerinin ve kızlarının zikredilişi, bu hükmün ümmet tarafından daha kolay kabul görmesini sağlamak içindir. Hz. Şuayb, kendi kavmine Allah’ın hükümlerini açıklarken “Ben, sizi sakındırdığım şeylerde aykırı davranmak istemiyorum.” (Hud: 88) diyerek, kendisinin de bu hükümleri yerine getirmekle mükellef olduğunu vurgulamasında da aynı hikmet yatmaktadır.
Bu tabire şöyle bir örnek verebiliriz: Bir komutan veya başkan, “Ben, evlatlarım ve halkımız ülkeyi savunmak için canlarımızı vermeye hazırız” dediğinde, burada kendi evlatlarını zikretmesi, başkalarının evlatlarının bu görevi taşımadığı anlamına gelmemektedir. Aksine bu hükümden kimsenin istisna olmadığını vurgulamak içindir.
Kaldı ki bu ayet indiğinde Hz. Peygamber’in (s.a.a) bekar kızı yoktu. Çünkü bu ayet Ahzap suresinde inmiştir ve Ahzap suresinin hicretin 5. yılından sonra nazil olduğu hususunda ittifak vardır. Bu dönemde Hz. Resulullah’ın (s.a.a) bekar olan kızı bulunmamaktaydı. Buna göre yazarın sözleri hiçbir delili ifade etmemektedir.
Şüphe: Yuva Kurmak İçin Kızlar Açılmalıdırlar
Yazar şöyle diyor: “Anlaşıldığı kadarıyla ayetteki işin sırrı şudur: Evli kadınların evli olduklarına dair bir işaret taşımaları gerekir! Böyle bir işareti taşımakla birlikte, karşısındaki yabancı erkekleri tahrik etmekten uzak durmuş olurlar! Yani bakışlarını uzaklaştırırlar! Bakire ve evli olmayan hanımların sahip oldukları güzelliklerini izhar etmeleri, tabiatları gereğidir! Çünkü Allah’ın onlara gençlik ya da güzellik vermesindeki hikmet, erkekleri kendine cezbedip evlenmek ve yuva kurmaktır! Fakat şayet bir kız ya da evli olmayan bir hanım tepeden tırnağa örtülü olup da evli olanlardan ayrıştırılmazsa, erkekler onların evli olmadıklarını anlayamayacakları gibi, onların da evlenip yuva kurma hedefleri gerçekleşmiş olmayacaktır!”
Cevap:
Yazar başı örtülü olmayan ve vücudunu açıp saçan kızların evlenme şanslarının, örtülü kadınlara göre daha fazla olduğunu iddia etmiştir, ancak gerçek bunun tam tersidir. Açılıp saçılan kızların evlenme şansları, kapalı olan kızlara göre daha azdır ve yaptıkları evliliklerde başarı oranı daha düşüktür.
İlmi araştırmalar, modernleşme sürecinde yer alan yeni kuşağın ilk evlenme yaşının yükseldiğini, doğurganlık hızının düştüğünü ve doğumların ertelendiğini göstermiştir. Örneğin Türkiye’de 2018 yılına ait bir veride, evlenme hızı yıl içinde %6,7 oranında azalırken, buna karşın boşanma oranları 2017’ye göre 2018 yılında %10,9 artış göstermiştir. Bu rakamlar günümüzde korkunç şekilde artmış durumdadır.
Evlilik, meşru cinsellik ve meşru çocuk sahibi olmanın yöntemi olmaktan uzaklaştıkça hem evlilik yaşı gecikmekte hem de ailenin anlamsızlığı daha da artmaktadır. Bunun en büyük şahidi Avrupa ülkeleridir. Açılıp saçılma son haddine vardığı için dünyaya gelen çocukların yüzde ellisinden fazlası evlilik dışı yani zinadan oluşmaktadır. Düşürülen çocukların sayısı ise hadsiz hesapsızdır.
Kısacası açılıp saçılan kızlar genelde evlilik yapmakta daha fazla zorluk çekiyor ve evlenseler de evlilikleri kısa bir süre sonra dağılıyor. Oysa hicaba riayet eden kızlar ve kadınlar bu hususta, evlilik yapmada ve kurdukları yuvayı korumada daha şanslıdırlar.
Bu durumu ilmi bir bakışla şu şekilde açıklayabiliriz: Doğal olarak, bir kadın güzelliklerini sergilediğinde bu durum erkekler için yavaş yavaş sıradanlaşır ve kadının değeri azalır; fakat kadın örtündüğünde sadece değeri azalmamakla kalmaz, aynı zamanda erkek için daha gizemli ve düşsel bir hale gelir. Dolayısıyla, kadının örtünmesi karşı cinsin gözündeki cazibesini ve değerini nasıl artırıyorsa, kamuoyu önünde hicapsız (tesettürsüz) olmak ve kendini göstermek de kadının cazibesini ve değerini düşürür, çekiciliğini azaltır ve erkeğin (kocası veya nişanlısının) gözünde maşukluk (sevilmek) makamını elde etmekten mahrum kalmasına neden olur. Elbette kendini halkın teşhirine sunan, çeşitli makyajlar ve kadınsı cilvelerle erkeklerin dikkatini çekmeye çalışan bir kadın, kısa bir dönem için bu işten memnuniyet hissedebilir; ancak çok geçmeden toplumda insanların gözünde şehvet aracı olmaktan başka hiçbir kadri ve değerinin olmadığını, müşterilerinin sadece onunla hayvani içgüdülerini tatmin etmek isteyen aşağılık ve şehvetperest erkekler olduğunu fark eder.
Bu nedenle, kadın erkeklerle olan ilişkilerinde ne kadar özgür olursa ve hicaba ne kadar az riayet ederse, insani değerini o kadar kaybeder ve erkeğin kalbinde hiçbir yer edinemeden onun şehvetlerini söndürmek için bir araca dönüşür. Sonuç olarak, gerçekten sevilen biri olma konumuna ulaşamayarak sevgi ve muhabbet ihtiyacı tatmin edilmediği için psikolojik sorunlara maruz kalır ve yavaş yavaş ruh sağlığını kaybeder. Buna karşılık, hicaplı bir kız için hicaba riayet etmek; talipleri arasından en layık olanını seçmesine veya talibini kendisine ulaşmadan önce nefsini arındırmaya mecbur bırakmasına sebep olan bir savunma aracı gibidir.
Will Durant, evlilik hayatında kadının temel ihtiyacının erkek tarafından sevilip ilgi görmek olduğunu belirtir ve şöyle yazar: “Kadın, sevildiği sürece diridir; ona yöneltilen ilgi, yaşam kaynağıdır.” Başka bir yerde ise şöyle der: “Denir ki kadınlar, daha çok erkeklerin mutlak ve belirsiz övgülerinin peşindedir; erkeklerin kendi isteklerine ilgi göstermesini arzularlar ve bu eğilim, cinsel hazdan alınan zevkten daha ağır basar; birçok durumda sevilmenin verdiği haz, onları çok daha fazla memnun eder.” (Will Durant).
Bu nedenle, kadının hicabının (tesettürünün) hikmetlerinden birinin onun bu ruhi ihtiyacının gözetilmesi, insani saygınlığını ve şahsiyetini korumak olduğu söylenebilir. Bu nedenle İslam, kadınlara hürmetlerini korumaları için hicaba riayet etmelerini emretmiş; erkeklere de kadınlara şehvet uyandırıcı ve hayvani bakışlardan ve evlilik (nikâh) dairesi dışındaki her türlü cinsel hazdan kesinlikle kaçınmalarını emretmiştir.
Şüphe: Örtünmemenin İnsanın Tabiatının Gereği Olduğu İddiası
Hasan Kanaatli, hicapsızlığı meşru göstermek için şöyle yazmıştır: “Ayrıca İslam dini hakkında tasavvur edilen şey, onun fıtrat ve tabiat dini oluşudur! Yani bu din, insanın fıtratı ve tabiiliği üzerinden hareket edip giden bir dindir! Evli olan kadın ise, evlenmek ile bu daireden (fıtrat ve tabiat dairesi) çıkmış olur! Bundan ötürü de onun bu daireden çıkışıyla birlikte örtünmesi ve eşine has olması gerekiyor!”
Cevap:
Yazar, tabiat ile fıtratı karıştırmıştır. Tabiat; insan dışı yaratıklarda ve hayvanlarda olan tabii eğilimlerle ilgilidir. Bu nedenle hayvanlar, içgüdüleri gereği cinsel davranışlarını gizlemeden, elbette yine birtakım sınırları gözeterek işlerler. Ancak insan için “fıtrat” söz konusudur. Fıtrat, yani insana özgü, Allah’ın bu seçkin varlığa bahşettiği yapıdır. Burada insanın Allah’a kulluk ve ibadet için yaratılmış olması; ebedi saadet için gerekli olan marifet, ahlak ve tutumu aklı ve peygamberlerin yol göstericiliği sayesinde bulup takip etmesi gerekliliği söz konusudur. Ne yazık ki yazar, insan fıtratını görmezden gelerek, insanı sadece bir hayvan tabiatına sahip varlık olarak göstermiştir.
Şüphe:
O şöyle diyor: Aslında güzellik arzu edilen bir şeydir. Hiç kimse Allah’ın güzelliği nehyettiğini söyleyemez! Bizzat tabiatta ve kadındaki güzellikleri Allah’ın kendisi var etmiştir! Bundan dolayıdır ki güzelliği örtmek, sevilen ve arzu edilen bir şey değildir!”
Cevap:
Yüce Allah, insanın hür iradesi sayesinde erdem kazanması için bütün eğilimleri onda sonsuz ve doymaz bir şekilde yaratmıştır. Eğer bu eğilimler kontrol edilmezse doymaz olan şehvet eğilimi insanı Episteyn olaylarında yaşanan küçük kız çocuklarına tecavüz etmek gibi aşağılığa kadar sürükler. Şimdi bu tutumlar insanın doymaz bilmeyen tabii isteklerinden kaynaklanır diye meşru mu gösterilmelidir?
Buradan anlaşıyor ki insan, akıl sayesinde ve şeriatın belirlediği sınırları gözeterek çeşitli eğilimleri arasında denge oluşturmalı ve insani eğilimleri eksen kılarak diğer eğilimlerden de Allah’ın belirlediği ölçüde yararlanarak kemal yolunda ilerlemelidir. Yüce Allah geçici olan maddi güzelliklerin yanı sıra, kalıcı olan madde üstü güzellik ve zevkleri yaratmıştır. Din ve akıl, birinci türün ikinci türün hizmetinde olmasını gerekli kılar; aksi takdirde insan, hayvan veya hayvandan daha aşağı bir duruma düşer.
Başvurulan Tahrif Yöntemi
Kur’an-ı Kerim, dine karşı yürütülen yıkıcı faaliyetlerden birinin; sözleri asıl anlamından çıkarıp başka anlamlara yormak, yani manayı tahrif etmek olduğunu vurgulamıştır. Bu işin özellikle Yahudiler tarafından yapıldığını Kur’an beyan buyurmuştur. Bu hususta şöyle buyurmaktadır:
“(Yahudilerin) size inanacaklarını mı umuyorsunuz?! Oysa onlardan bir topluluk, Allah’ın sözünü işitiyor, sonra onu iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlardı.” (Bakara: 75)
“Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla ‘iman ettik’ diyenlerden ve Yahudilerden süratle küfre koşanlar, seni üzmesin. Onlar, (hahamların uydurdukları) yalana iyice kulak asarlar; senin yanına gelmeyen başka bir topluluğun sözlerine kulak asarlar; sözleri asıl yerlerinden çıkarıp tahrif ederler ve şöyle derler: ‘Eğer bu (tahrif edilmiş hüküm) size verilirse, onu tutun; eğer o verilmezse, kaçının.’ Allah kimi sınamak (ve kötülüğünü ortaya çıkarmak) isterse, artık Allah’a karşı onu korumaya asla senin gücün yetmez. İşte onlar, Allah’ın kalplerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada onlara horluk ve ahirette büyük bir azap vardır.” (Maide: 41)
Tahrif yöntemleri şunlardan ibarettir:
a) Sözü, nas (kesin metin) veya zahir olan anlamından çıkarmak; “bu şöyle de olabilir, böyle de olabilir” diyerek başka anlamlara yormak.
b) Yukarıdaki yöntemi uygulamakta zorluk çekilirse; “bu hüküm örfi ve değişken bir meseledir” deyip Kur’an’daki kısas, hudut, riba ve aile hukuku gibi hükümleri belli bir döneme mahsus yani “tarihsel” kabul etmek.
c) Bir diğer tahrif yöntemi de bu hükmün uygulanması zorunlu olan bir emir değil, bir öğüt ve tavsiye niteliği taşıdığını iddia etmek. Oysa İslam dini açıkça kıyamete kadar sürecek olan ebedi bir dindir.
d) Allah’ın kanunlarını geçerli bir kanun değil, yöneticinin koyduğu siyasi bir emir niteliği taşıdığını söylemek.
Ne yazık ki Kur’an ve hadislerdeki hicapla ilgili emirleri geçersiz kılmak için, yukarıdaki tahrif yöntemlerinin hemen hemen hepsine yazarın metninde başvurulmuştur.
