Bugun...


Murtaza Turabi

facebook-paylas
Sayın Kanaatlı’nın Hicap Hakkındaki Şüphelerine Cevap - 2
Tarih: 04-07-2026 11:32:00 Güncelleme: 04-07-2026 11:32:00


Bismillahirrahmanirrahim

 

Sayın Kanaatlı’nın yazısında “hicap” hakkında birtakım şüpheler ortaya atılmıştır. Bunların bir ‎kısmına önceki yazımızda cevap vermiştik. Şimdi de diğer bazı şüphelerine cevap ‎vereceğiz.

‎

Şüphe: Kızlara Örtünme Farz Değil

Hasan Kanaatlı, Ahzap suresi 59. ayete işaretle şöyle diyor:

“Ey Peygamber! Eşlerine, ‎kızlarına ve müminlerin kadınlarına çarşaflarını üzerlerine almalarını söyle.” (Ahzab: 59).

Bu ‎ayette “Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına de ki” diyor! Yani eşleri ile “kızlarını” da zikrediyor! ‎Normal müminlere gelince, “müminlerin kadınlarına” da “deki” diyor! Fakat müminlerin ‎‎“kızlarını” zikretmiyor! Buradan da “örtünmenin müminlerin kızlarına farz olmadığını” ‎anlıyoruz! Şayet müminlerin kızlarına da örtünme farz olsaydı, ayet onu da açıkça zikretmiş ‎olurdu!”

‎

Cevap:‎

Hz. Peygamber’in (s.a.a) özellikle eşlerinin ve kızlarının zikredilişi, bu hükmün ümmet tarafından daha ‎kolay kabul görmesini sağlamak içindir. Hz. Şuayb, kendi kavmine Allah’ın hükümlerini ‎açıklarken “Ben, sizi sakındırdığım şeylerde aykırı davranmak istemiyorum.” (Hud: 88) ‎diyerek, kendisinin de bu hükümleri yerine getirmekle mükellef olduğunu vurgulamasında ‎da aynı hikmet yatmaktadır.‎

Bu tabire şöyle bir örnek verebiliriz: Bir komutan veya başkan, “Ben, evlatlarım ve halkımız ‎ülkeyi savunmak için canlarımızı vermeye hazırız” dediğinde, burada kendi evlatlarını ‎zikretmesi, başkalarının evlatlarının bu görevi taşımadığı anlamına gelmemektedir. Aksine ‎bu hükümden kimsenin istisna olmadığını vurgulamak içindir.‎

Kaldı ki bu ayet indiğinde Hz. Peygamber’in (s.a.a) bekar kızı yoktu. Çünkü bu ayet Ahzap ‎suresinde inmiştir ve Ahzap suresinin hicretin 5. yılından sonra nazil olduğu hususunda ‎ittifak vardır. Bu dönemde Hz. Resulullah’ın (s.a.a) bekar olan kızı bulunmamaktaydı. Buna göre ‎yazarın sözleri hiçbir delili ifade etmemektedir.‎

 

Şüphe: Yuva Kurmak İçin Kızlar Açılmalıdırlar

Yazar şöyle diyor: “Anlaşıldığı kadarıyla ayetteki işin sırrı şudur: Evli kadınların evli ‎olduklarına dair bir işaret taşımaları gerekir! Böyle bir işareti taşımakla birlikte, karşısındaki ‎yabancı erkekleri tahrik etmekten uzak durmuş olurlar! Yani bakışlarını uzaklaştırırlar! ‎Bakire ve evli olmayan hanımların sahip oldukları güzelliklerini izhar etmeleri, tabiatları ‎gereğidir! Çünkü Allah’ın onlara gençlik ya da güzellik vermesindeki hikmet, erkekleri ‎kendine cezbedip evlenmek ve yuva kurmaktır! Fakat şayet bir kız ya da evli olmayan bir ‎hanım tepeden tırnağa örtülü olup da evli olanlardan ayrıştırılmazsa, erkekler onların evli ‎olmadıklarını anlayamayacakları gibi, onların da evlenip yuva kurma hedefleri gerçekleşmiş ‎olmayacaktır!”‎

 

Cevap:‎

Yazar başı örtülü olmayan ve vücudunu açıp saçan kızların evlenme şanslarının, örtülü ‎kadınlara göre daha fazla olduğunu iddia etmiştir, ancak gerçek bunun tam tersidir. Açılıp ‎saçılan kızların evlenme şansları, kapalı olan kızlara göre daha azdır ve yaptıkları ‎evliliklerde başarı oranı daha düşüktür.‎

İlmi araştırmalar, modernleşme sürecinde yer alan yeni kuşağın ilk evlenme yaşının ‎yükseldiğini, doğurganlık hızının düştüğünü ve doğumların ertelendiğini göstermiştir. ‎Örneğin Türkiye’de 2018 yılına ait bir veride, evlenme hızı yıl içinde %6,7 oranında ‎azalırken, buna karşın boşanma oranları 2017’ye göre 2018 yılında %10,9 artış göstermiştir. ‎Bu rakamlar günümüzde korkunç şekilde artmış durumdadır.‎

Evlilik, meşru cinsellik ve meşru çocuk sahibi olmanın yöntemi olmaktan uzaklaştıkça hem ‎evlilik yaşı gecikmekte hem de ailenin anlamsızlığı daha da artmaktadır. Bunun en büyük ‎şahidi Avrupa ülkeleridir. Açılıp saçılma son haddine vardığı için dünyaya gelen çocukların ‎yüzde ellisinden fazlası evlilik dışı yani zinadan oluşmaktadır. Düşürülen çocukların sayısı ‎ise hadsiz hesapsızdır.‎

Kısacası açılıp saçılan kızlar genelde evlilik yapmakta daha fazla zorluk çekiyor ve ‎evlenseler de evlilikleri kısa bir süre sonra dağılıyor. Oysa hicaba riayet eden kızlar ve ‎kadınlar bu hususta, evlilik yapmada ve kurdukları yuvayı korumada daha şanslıdırlar.‎

Bu durumu ilmi bir bakışla şu şekilde açıklayabiliriz: Doğal olarak, bir kadın güzelliklerini ‎sergilediğinde bu durum erkekler için yavaş yavaş sıradanlaşır ve kadının değeri azalır; ‎fakat kadın örtündüğünde sadece değeri azalmamakla kalmaz, aynı zamanda erkek için ‎daha gizemli ve düşsel bir hale gelir. Dolayısıyla, kadının örtünmesi karşı cinsin gözündeki ‎cazibesini ve değerini nasıl artırıyorsa, kamuoyu önünde hicapsız (tesettürsüz) olmak ve ‎kendini göstermek de kadının cazibesini ve değerini düşürür, çekiciliğini azaltır ve erkeğin ‎‎(kocası veya nişanlısının) gözünde maşukluk (sevilmek) makamını elde etmekten mahrum ‎kalmasına neden olur. Elbette kendini halkın teşhirine sunan, çeşitli makyajlar ve kadınsı ‎cilvelerle erkeklerin dikkatini çekmeye çalışan bir kadın, kısa bir dönem için bu işten ‎memnuniyet hissedebilir; ancak çok geçmeden toplumda insanların gözünde şehvet aracı ‎olmaktan başka hiçbir kadri ve değerinin olmadığını, müşterilerinin sadece onunla hayvani ‎içgüdülerini tatmin etmek isteyen aşağılık ve şehvetperest erkekler olduğunu fark eder.‎

Bu nedenle, kadın erkeklerle olan ilişkilerinde ne kadar özgür olursa ve hicaba ne kadar az ‎riayet ederse, insani değerini o kadar kaybeder ve erkeğin kalbinde hiçbir yer edinemeden ‎onun şehvetlerini söndürmek için bir araca dönüşür. Sonuç olarak, gerçekten sevilen biri ‎olma konumuna ulaşamayarak sevgi ve muhabbet ihtiyacı tatmin edilmediği için psikolojik ‎sorunlara maruz kalır ve yavaş yavaş ruh sağlığını kaybeder. Buna karşılık, hicaplı bir kız ‎için hicaba riayet etmek; talipleri arasından en layık olanını seçmesine veya talibini ‎kendisine ulaşmadan önce nefsini arındırmaya mecbur bırakmasına sebep olan bir ‎savunma aracı gibidir.‎

Will Durant, evlilik hayatında kadının temel ihtiyacının erkek tarafından sevilip ilgi görmek ‎olduğunu belirtir ve şöyle yazar: “Kadın, sevildiği sürece diridir; ona yöneltilen ilgi, yaşam ‎kaynağıdır.” Başka bir yerde ise şöyle der: “Denir ki kadınlar, daha çok erkeklerin mutlak ve ‎belirsiz övgülerinin peşindedir; erkeklerin kendi isteklerine ilgi göstermesini arzularlar ve ‎bu eğilim, cinsel hazdan alınan zevkten daha ağır basar; birçok durumda sevilmenin verdiği ‎haz, onları çok daha fazla memnun eder.” (Will Durant).‎

Bu nedenle, kadının hicabının (tesettürünün) hikmetlerinden birinin onun bu ruhi ihtiyacının ‎gözetilmesi, insani saygınlığını ve şahsiyetini korumak olduğu söylenebilir. Bu nedenle ‎İslam, kadınlara hürmetlerini korumaları için hicaba riayet etmelerini emretmiş; erkeklere ‎de kadınlara şehvet uyandırıcı ve hayvani bakışlardan ve evlilik (nikâh) dairesi dışındaki her ‎türlü cinsel hazdan kesinlikle kaçınmalarını emretmiştir.‎

 

Şüphe: Örtünmemenin İnsanın Tabiatının Gereği Olduğu İddiası

Hasan Kanaatli, hicapsızlığı meşru göstermek için şöyle yazmıştır: “Ayrıca İslam dini ‎hakkında tasavvur edilen şey, onun fıtrat ve tabiat dini oluşudur! Yani bu din, insanın fıtratı ‎ve tabiiliği üzerinden hareket edip giden bir dindir! Evli olan kadın ise, evlenmek ile bu ‎daireden (fıtrat ve tabiat dairesi) çıkmış olur! Bundan ötürü de onun bu daireden çıkışıyla ‎birlikte örtünmesi ve eşine has olması gerekiyor!”‎

 

Cevap:‎

Yazar, tabiat ile fıtratı karıştırmıştır. Tabiat; insan dışı yaratıklarda ve hayvanlarda olan tabii ‎eğilimlerle ilgilidir. Bu nedenle hayvanlar, içgüdüleri gereği cinsel davranışlarını ‎gizlemeden, elbette yine birtakım sınırları gözeterek işlerler. Ancak insan için “fıtrat” söz ‎konusudur. Fıtrat, yani insana özgü, Allah’ın bu seçkin varlığa bahşettiği yapıdır. Burada ‎insanın Allah’a kulluk ve ibadet için yaratılmış olması; ebedi saadet için gerekli olan ‎marifet, ahlak ve tutumu aklı ve peygamberlerin yol göstericiliği sayesinde bulup takip ‎etmesi gerekliliği söz konusudur. Ne yazık ki yazar, insan fıtratını görmezden gelerek, insanı ‎sadece bir hayvan tabiatına sahip varlık olarak göstermiştir.‎

 

Şüphe:‎

O şöyle diyor: Aslında güzellik arzu edilen bir şeydir. Hiç kimse Allah’ın güzelliği nehyettiğini ‎söyleyemez! Bizzat tabiatta ve kadındaki güzellikleri Allah’ın kendisi var etmiştir! Bundan ‎dolayıdır ki güzelliği örtmek, sevilen ve arzu edilen bir şey değildir!”‎

 

Cevap:‎

Yüce Allah, insanın hür iradesi sayesinde erdem kazanması için bütün eğilimleri onda ‎sonsuz ve doymaz bir şekilde yaratmıştır. Eğer bu eğilimler kontrol edilmezse doymaz olan ‎şehvet eğilimi insanı Episteyn olaylarında yaşanan küçük kız çocuklarına tecavüz etmek gibi ‎aşağılığa kadar sürükler. ‎Şimdi bu tutumlar insanın doymaz bilmeyen tabii isteklerinden kaynaklanır diye meşru mu gösterilmelidir?

Buradan anlaşıyor ki insan, akıl sayesinde ve ‎şeriatın belirlediği sınırları gözeterek çeşitli eğilimleri arasında denge oluşturmalı ve insani eğilimleri ‎eksen kılarak diğer eğilimlerden de Allah’ın belirlediği ölçüde yararlanarak kemal yolunda ‎ilerlemelidir. Yüce Allah geçici olan maddi güzelliklerin yanı sıra, kalıcı olan madde üstü ‎güzellik ve zevkleri yaratmıştır. Din ve akıl, birinci türün ikinci türün hizmetinde olmasını ‎gerekli kılar; aksi takdirde insan, hayvan veya hayvandan daha aşağı bir duruma düşer.‎

 

Başvurulan Tahrif Yöntemi

Kur’an-ı Kerim, dine karşı yürütülen yıkıcı faaliyetlerden birinin; sözleri asıl anlamından ‎çıkarıp başka anlamlara yormak, yani manayı tahrif etmek olduğunu vurgulamıştır. Bu işin ‎özellikle Yahudiler tarafından yapıldığını Kur’an beyan buyurmuştur. Bu hususta şöyle ‎buyurmaktadır:‎

‎“(Yahudilerin) size inanacaklarını mı umuyorsunuz?! Oysa onlardan bir topluluk, Allah’ın ‎sözünü işitiyor, sonra onu iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlardı.” (Bakara: ‎‏75)‏

‎“Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla ‘iman ettik’ diyenlerden ve ‎Yahudilerden süratle küfre koşanlar, seni üzmesin. Onlar, (hahamların uydurdukları) yalana ‎iyice kulak asarlar; senin yanına gelmeyen başka bir topluluğun sözlerine kulak asarlar; ‎sözleri asıl yerlerinden çıkarıp tahrif ederler ve şöyle derler: ‘Eğer bu (tahrif edilmiş hüküm) ‎size verilirse, onu tutun; eğer o verilmezse, kaçının.’ Allah kimi sınamak (ve kötülüğünü ‎ortaya çıkarmak) isterse, artık Allah’a karşı onu korumaya asla senin gücün yetmez. İşte ‎onlar, Allah’ın kalplerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada onlara horluk ve ahirette ‎büyük bir azap vardır.” (Maide: 41)‎

 

Tahrif yöntemleri şunlardan ibarettir:‎

a) Sözü, nas (kesin metin) veya zahir olan anlamından çıkarmak; “bu şöyle de olabilir, böyle ‎de olabilir” diyerek başka anlamlara yormak.‎

b) Yukarıdaki yöntemi uygulamakta zorluk çekilirse; “bu hüküm örfi ve değişken bir ‎meseledir” deyip Kur’an’daki kısas, hudut, riba ve aile hukuku gibi hükümleri belli bir ‎döneme mahsus yani “tarihsel” kabul etmek.‎

c) Bir diğer tahrif yöntemi de bu hükmün uygulanması zorunlu olan bir emir değil, bir öğüt ‎ve tavsiye niteliği taşıdığını iddia etmek. Oysa İslam dini açıkça kıyamete kadar sürecek ‎olan ebedi bir dindir. ‎

d) Allah’ın kanunlarını geçerli bir kanun değil, yöneticinin koyduğu siyasi bir emir niteliği ‎taşıdığını söylemek.‎

Ne yazık ki Kur’an ve hadislerdeki hicapla ilgili emirleri geçersiz kılmak için, yukarıdaki ‎tahrif yöntemlerinin hemen hemen hepsine yazarın metninde başvurulmuştur.‎



Bu yazı 1569 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI