Bugun...


Ülkü Aras

facebook-paylas
Çorap Tutkusu
Tarih: 15-10-2026 16:17:00 Güncelleme: 15-10-2026 16:17:00


Çocukluğumda bir dönem bazı sebeplerden dolayı ailem İstanbul’da ben ise dedem ve babaannemle birlikte memleketim Iğdır’da yaşadım.

 

Dedem yaşadığı şehirde ticaret yapıyordu; aynı zamanda siyasi bir partinin yönetimindeydi. Kitap okumayı ihmal etmezdi. Çocuklarını ve torunlarını okumaya teşvik ederdi. Şiir yazmayı çok severdi.

 

Dedemin bir özelliği de gazetelere olan tutkusuydu, ayrılmaz bir bütündüler sanki. Hatırladığım kırk yıl öncesidir gazetesiz eve geldiği olmadı diyebilirim. Okumayı öğrendiğim yaşta dedemin de teşvikiyle gazete köşe yazılarını okumaya başladım. Her gün sabırsızlıkla dedemin getireceği gazeteyi beklerdim.

 

Kısa sürede dedem ve babaannemle birlikte yaşamaya alıştım. Sabah okula gider, okuldan eve geldiğimde babaannemle birlikte vakit geçirirdim. Bu şekilde günler, aylar geçti. Ocak ayı soğuk bir kış gecesinde dedemin felç geçirdiği güne kadar her şey yolundaydı. Dedem felç geçirdikten kısa bir zaman sonra vefat etti.

 

Ailemizin ilk kaybıydı dedem. İlk kez bu kadar yakınımda ölümü hissettim, ilk kez ölümün sebep olduğu tuhaf duyguyu benliğimde yaşadım.

 

Babam dedemin ölümünden sonra Iğdır’a geldi. Yedi gün kaldıktan sonra tekrar İstanbul’a döndü. Ben babaannemle birlikte yine aynı evde yaşamaya devam ettim.

 

**

 

Doksanlı yıllarda cenaze evinde kalabalık gruplara ihsan yemeği verilirdi.

 

Dedemin ölümünün kırkıncı günü Ramazan ayına denk geldi. Hava çok soğuk olmasına rağmen iftara çok sayıda insan geldi. Evin büyük odasında erkeklere, diğer odasında kadınlara sofra kuruldu. Büyük kazanlar içinde yemekler yapıldı, gelenlere ikram edildi. Babaannem içeride kadın misafirlerle ilgileniyordu, beş on kişide dışarıda diğer işleri yapıyordu.

 

Yemekler yenildikten sonra bulaşıklar yıkandı. Kirli tabaklar sıcak, sabunlu büyük leğenlerde toplanıp sabunlanıyor sonra durulanıyordu. Nasıl oldu bilmiyorum ılınmış olan sıcak su ayaklarıma döküldü ve çoraplarım ıslandı. Evde çok insan olduğu için çoraplarımı içeriden alamadım. Birkaç saat ıslak çoraplarla soğuk havada dışarıda beklemek zorunda kaldım.

 

**

 

Babaannem yaşlı olmasına rağmen bana her konuda özen gösterirdi. İftar yemeği telaşında kimse sen de gel yemeğe demedi. Böyle bir duruma alışkın olmadığım için çok üzüldüm. Hem açlık hem de dedemin ölümünün verdiği duygusal hâl her geçen saat beni biraz daha etkiliyordu.

 

Ayaklarım çok üşüyünce babaanneme zor olsa da ulaşabildim. Çoraplarımın ıslandığını, ayaklarımın üşüdüğünü, çorap bulamadığımı söyledim. Babaannem kahverengi dolabın çekmecesinden örgü olan sağlam bir çorap bulup bana getirdi. Çorapları giyindikten sonra ayaklarım ısındı. Evde bizimle yaşamayan ama aileden biri ciddi bir ses tonuyla "çorapları nereden buldun giyindin" diye bana sordu. Ben de babaannemin verdiğini söyledim. Çorapların ona ait olduğunu çıkarmam gerektiğini söyledi. Ben hiçbir şey demeden çorapları ayaklarımdan çıkarıp isteyen kadına verdim.

 

Yine çorapsız kalmıştım. Ruhumun üşümesine bir de ayaklarımın üşümesi eklendi. Kendimi terkedilmiş ve yalnız hissediyordum.

 

Niye insanlar bu kadar duyarsızdı?

 

Neden insanlar sadece kendi arzularının telaşını yaşıyordu?

 

Bir çorap niye bu kadar kıymetleydi?

 

Cevabını bulamadığım sorular düşüncelerimi kemiriyordu.

 

Bu duyguyla ve yalnız olduğumu hissetmenin verdiği acıyla “sanki kimsem yokmuş gibi” akşam karanlığında geniş olan bahçenin kuytu bir yerine saklanıp ağlamaya başladım. Kaç saat ağladım hatırlamıyorum.

 

Geç saatlerde ortada görünmemem dikkat çekmiş olmalı ki çok sevdiğim amcam beni aramaya koyulsa da kimsenin görmediği bir yerde saklanmaya devam ettim.

 

Benim ağladığımı görünce ne olduğunu anlamaya çalışıyor bir yandan da beni sakinleştiriyordu.

 

Amcamla uzun süren konuşmadan sonra biraz rahatlayıp eve geçtik. O gece çok zor geçti. Uykusuz, yorgun, üzgün...

 

**

 

Basit görünen ama aslında ruhumu olumsuz etkileyen travma zaman geçtikçe çoraplara karşı tutkuya dönüştü.

 

İlk yıllarda çoraplara karşı hassasiyetime anlam veremiyordum, hangi mağazaya gitsem çorap alıyordum. Çantamda iki-üç çift çorap bulunduruyordum.

 

Evlenecek her insan çeyizine ev eşyası almayı tercih ederken ben çeyizime çorap alıyordum. Olur ya bir gün çorabım olmaz ya da çorap alacak kadar param olmaz korkusuyla. Yıllarca anlam veremedim bu tutkuya, bir arkadaşımın geçmişe dair çocukluk anılarını dinleyene kadar!

 

**

 

Arkadaşım diyor ki: Çocukluğum kötü anılarla dolu.

 

Evlerin sayılı olduğu ulaşımı zor bir köyde ben dedem, üvey babaannem ve halalarım birlikte yaşadım. Benim bakımımı onlar üstlenmişlerdi. Yemek verdiklerinde azarlandığım, banyo yaptırdıklarında çimdiklendiğim çok oldu... Kötü anılarımı unutamıyorum ama bir şey var ki unutmam bir yana yarım asır geçmesine rağmen halen etkisindeyim.

 

Bizim köyde dizlerimize kadar kâr yağardı. Ben yağan kar yağışına aldırmaz her sabah gün ağarmadan çıplak ayaklarımla babamı kapının eşiğinde beklerdim. Çorapsız ayaklarım kârın içinde o kadar çok üşüyordu ki hissetmiyordum, elli yıl geçmesine rağmen halen o soğukluğu ayaklarımda hissediyorum. O yüzden sürekli çorap alıyorum. Onlarca çorabım olmasına rağmen farklı bir şehre veya farklı bir ülkeye gitsem çorap alıyorum. Bana hediye almak isteyenlere çorap alın diyorum.

 

**

 

İşte o gün anladım ki niye çoraplara bu kadar bağlı olduğumu. Eğer bir sorunu aşamıyorsak çocukluk yıllarına yolculuk yapmak gerekiyor.

 

Neyi ne için istiyoruz?

 

Neden üzülüyoruz?

 

Niye seviniyoruz?

 

Bilinç altında bilmediğimiz belki de itiraf edemediğimiz sırlar var.

 

O gün anladım ki; çocuklukta iyi veya kötü her anı bizim kişiliğimizi oluşturuyor.

 

**

 

Aslında travmanın temeli “birkaç saat çorapsız kalan ayakların üşümesi" değil, anne babanın çocukluk döneminde bırakıp gitmeleriydi.

 

Kendini ifade edemeyen bir çocuğun terkedilmiş ve yalnızlık duygusuydu esas travma. Çorapsız ayakların üşümesi ve bunun çoraplara tutkuya dönüşmesi yalnızlık duygusunu gösterme şekliydi.

 

**

 

Artık onlarca çorabım var. Kırk yıl geçmesine rağmen çorap tutkum yine devam ediyor. Basit görünse de gerçek!

 

Zannediyordum ki sadece bana ait bir tutku. Bu durum zaman zaman beni rahatsız etse de; çoraplara tutkumu sorgulasam da yine vazgeçemediğim tutkudur çoraplarım.

 

Geçmişe ait kırgınlıklar, özlemler, hayaller ve beklentiler.

 

Her birimizi küçük görünen detaylar şekillendirmedi mi?

 

Her birimiz benzer gerçeklerle yaşantımıza yön vermedik mi?

 

Her birimiz duygularımızın oluşturduğu insan rollerinde değil miyiz?



Bu yazı 113 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI