|
Tweet |
…
Başkalarının Hidayetine Çalışmak
Şiilerden beklenen özelliklerden biri de sapmış kimseleri doğru yola yönlendirmek ve onları ıslah etmektir. Onlar yalnızca kendileri hak yolunda yürümezler; aynı zamanda başkalarının da böyle olmasını bütün kalpleriyle isterler. Ehlibeyt’in (a.s) takipçileri yalnızca kendi kurtuluşlarının peşinde değildirler; gece gündüz çeşitli sapkınlıklara düşmüş kimselerin hidayeti ve doğru yola yönlendirilmesi için düşünür ve çaba gösterirler.
Onlar, önderleri İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) rehberliğinden ilham alarak doğru ve güzel yöntemlerden yararlanıp insanları ıslah etmeye çalışır, günahkârları güzel ahlâkla kendilerine çekmek için gayret ederler. Caferî mektebinin önderinin şu güzel sözünü de hiçbir zaman unutmazlar:
“Dininize mensup günahkârlar hakkında iyilikten (ve güzellikten) başka bir şey söylemeyin; onların başarılı olması ve hidayete erişmesi için Allah’a yalvarın ve onlar için tövbe dileyin.” [1]
İmam’ın (a.s) bu konudaki hayat tarzı da sevenleri için yol gösterici olabilir.
Velâyet Bilinci
İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) bakışına göre Şiilerin bir diğer özelliği, masum İmamların (a.s) velâyetini ve önderliğini, Nebevî Risalet’in (s.a.a) devamı olarak kabul etmeleridir. Gerçek Şiî, Ehlibeyt’in (a.s) velâyetine öylesine bağlıdır ki sevincini ve üzüntüsünü, mutluluğunu ve mutsuzluğunu, hayatındaki bütün hazları ve sıkıntıları Ehlibeyt İmamlarının (a.s) velâyeti ve sevgisiyle ilişkilendirir. Ehlibeyt’in (a.s) sevgisi onun ruhuna ve canına öylesine işlemiştir ki bütün söz ve davranışları Ehlibeyt’in (a.s) ölçü ve kıstaslarına göre değerlendirilir.
İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Allah bizim Şiilerimize rahmet etsin. Onlar bizim yaratılışımızın artan kısmından yaratılmış ve velâyetimizin suyuyla yoğrulmuşlardır. Onlar bizim üzüntümüzden (ve kederlerimizden) dolayı üzülür, bizim sevincimizle sevinirler.”
Şöhret Peşinde Koşmaktan Kaçınmak
Gerçek müminin inancı şudur: İnsanın yaptığı iş ve ameller Allah’ın rızasını kazanmak için olmalıdır; bunun dışında yapılan bir amelin gerçek bir değeri olmayacaktır. Hak yolunda olmayan insanların hoşnutluğunu ve beğenisini kazanmak için çaba gösterenler, boş ve faydasız bir iş yapmış olurlar.
İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) görüşüne göre, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yapılmayan, yalnızca nefsin tatmini veya başkalarını memnun etmek için gerçekleştirilen riyakâr amel, Allah katında hiçbir değere sahip değildir.
İmam (a.s) şöyle buyurmaktadır:
“Her türlü iyilik kabul edilir; ancak gösteriş (ve başkalarına göstermek) amacıyla yapılan ameller bunun dışındadır.” [2]
Altıncı İmam (a.s), Abdullah bin Cündeb’e sözünü açıklarken şöyle buyurmuştur:
“İnsanların gözü önünde, seni temiz ve iyi bir insan olarak görmeleri amacıyla sadaka (ve iyilikler) verme. Eğer bunu yaparsan, karşılığını ve sevabını bütünüyle almış olursun. Fakat (şunu aklında tut): Sağ elinle bir bağışta bulunduğunda, sol elini bundan haberdar etme.” [3]
Aileyle İlgilenmek
Aile hayatına önem vermek ve aile bireylerine iyi davranmak, gerçek Şii’den beklenen özelliklerden bir diğeridir. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) gerçek takipçisi, ailesine karşı hiçbir zaman kötü huylu, dar görüşlü ve katı değildir. Aksine, eşi ve çocuklarıyla mümkün olan en uygun şekilde davranmaya, imkânı ölçüsünde ailesinin refahını ve geçim şartlarını iyileştirmeye çalışır.
İmam (a.s), Şiilere, ailelerine iyi davranmalarını tavsiye etmiş ve bunun ömrü uzattığını belirterek şöyle buyurmuştur:
“Ailesine iyi davranan kimsenin ömrü uzatılır.” [4]
Ahlâkî Adaba Riayet Etmek
Edebe ve güzel ahlâkî değerlere dikkat etmek, her insanın en büyük manevî sermayelerinden biri olarak kabul edilir. İnsan, ahlâkî ve toplumsal kurallara riayet ederek toplum içindeki konumunu sağlamlaştırır ve insanların gönlünü kendisine çeker. Dost da düşman da edepli insanları över ve onlara saygıyla bakar.
İmam Cafer-i Sâdık (a.s), bu ilkeye riayet etmeyi Şiilik mektebinin özelliklerinden biri olarak görmekte ve bunu Şiiler için gerekli bir husus sayarak şöyle buyurmaktadır:
“Büyüklere saygı göstermeyen ve küçüklere merhamet etmeyen kimse bizden değildir; bizim Şii’miz değildir.” [5]
Dayanışma ve Yardımlaşma
Ehlibeyt’in (a.s) takipçileri ve Şiiler arasındaki dayanışma ve yardımlaşma, gönüllerin birbirine yaklaşmasına ve sevginin oluşmasına vesile olur ve aralarındaki birlik ve ilişkilerin güçlenmesinin en önemli etkenlerinden biri olacaktır. Şiiler, farklı görüş ve zevk ayrılıklarını bir kenara bırakarak ve birbirlerine saygı göstererek, Ehlibeyt’in (a.s) kültürünü ilerletmek ve yaymak için bütün çabalarını ortaya koyarlar.
İmam Cafer-i Sâdık (a.s), bu konuda arkadaşlarından birine şöyle buyurmuştur:
“Şiilerimize ulaştır ve onlara söyle: Sakın farklı (saptırıcı) grupların sizi aldatmasına izin vermeyin. Allah’a yemin ederim ki, Ehlibeyt’in (a.s) velâyetine ancak takva, dünyada çaba göstermek ve Allah yolunda din kardeşleriyle yardımlaşmakla ulaşılabilir.” [6]
Fırsatlardan Yararlanmak
Başarılı insan, elde ettiği her fırsatı -kısa süreli olsa bile- hedefine ulaşmak için değerlendiren kişidir. İmam Cafer-i Sâdık (a.s) bu konuda takipçilerine şöyle buyurmuştur:
“Kim, elde edilen kısa ve geçici fırsatları değerlendirmek yerine, gelecekte daha uygun fırsatların ortaya çıkmasını beklerse, zaman ondan o kısa fırsatı da alıp götürecektir. Çünkü zamanın özelliği fırsatları elden almak ve zamanın yöntemi ise, fırsatların kaçıp gitmesidir.” [7]
Günah İşlenen Meclislere Katılmaktan Uzak Durmak
İnsanın ruhu ve psikolojisi üzerinde etkili olan faktörlerden biri, içinde bulunduğu çevredir. Fesat ehli kimselerin planlayıp gerçekleştirdiği, “sapkın ve değer karşıtı topluluklar ve toplantılar” gibi saptırıcı unsurlar, bunlara katılan kişiler üzerinde büyük etkiler bırakır ve onları günah, kötülük ve isyan ehli kimselerle aynı çizgiye getirir. Bu nedenle İmam (a.s) mevcut durumu değiştirmek amacı taşımadığı sürece müminleri bu tür toplantılara katılmaktan ve böyle yerlere gitmekten sakındırmaktadır.
O Hazret şöyle buyurmuştur:
“Müminin, Allah’a karşı günah işlenen ve kendisinin bu durumu değiştirme gücüne sahip olmadığı bir mecliste oturması uygun değildir.” [8]
Kur’an Okumak
Kur’an, Allah’ın kelâmı ve İslâm’ın yüce Peygamberinin (s.a.a) ebedî mucizesi olup, Yüce Allah’ın kudret ve ilminin bir tecellisidir. Onun nurlu ayetleri Allah’ın yüceliğini göstermektedir. Kur’an, Müslümanlar için bir hayat programı ve tükenmez bir hazine, Allah ile insanlar arasında bir ahitnamedir.
İmam Cafer-i Sâdık (a.s) vahiy kelâmına işaret ederek Müslümanlara bu kitaptan her gün elli ayet okumalarını tavsiye etmekte; ayrıca Kur’an’ı okuma şekli ve tilavet adabı hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Kur’an’a sarılın! Sizden önce yaşayanların hangi ayete uyarak kurtuluşa erdiğini görürseniz, siz de ona göre amel edin. Sizden öncekilerin helâkına (ve yok oluşuna) sebep olan hususları bildiren bir ayet görürseniz, siz de o sebeplerden sakının.” [9]
Umarız, Ehlibeyt’in (a.s) yüce İmamlarının (a.s) emirlerine amel ederek ve onların nurlu hayat tarzını örnek alarak, onların gerçek Şiileri ve takipçileri oluruz.
------------
[1]- Tuhafü’l-Ukûl, s. 304.
[2]- Tuhafü’l-Ukûl, s. 303.
[3]- Tuhafü’l-Ukûl, s. 305.
[4]- Keşfü’l-Gumme, s. 208.
[5]- Tuhafü’l-Ukûl, s. 303.
[6]- Allâme Meclisî, Bihârü’l-Envâr, c. 75, s. 138.
[7]- Bihârü’l-Envâr, c. 78, s. 268.
[8]- Vesâilü’ş-Şîa, c. 11, s. 503.
[9]- Vesâilü’ş-Şîa, c. 4.
