|
Tweet |
Bismillahirrahmanirrahîm
Gençlerin dinden uzaklaşması ve Batı kültürüne yönelmesi, her zaman dinî liderler, dindarlar ve dindar aileler için bir kaygı kaynağı olmuş ve genç nesil için bir tehdit olarak görülmüştür. Bu olgu, son yüzyıllarda, özellikle 20. yüzyılda dünyanın büyük bir bölümünü etkisi altına almış ve hatta din karşıtı veya dinden uzaklaştırıcı felsefi akımlar ile ideolojilerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Ancak doğası gereği dine yönelmeye eğilimli olan ve fıtratı dinin özüyle bağ kuran insan neden dinden uzaklaşır? Neden bu durum özellikle gençler arasında daha belirgindir?
Bu soruya verilecek cevap şudur: İlahi dinde insanı uzaklaştıran hiçbir unsur yoktur; eğer insanlar dinî bilgileri doğru şekilde anlayıp hak dini kavrayabilseler, asla dinden uzaklaşmazlar. Ayrıca akıl ve sevgi, her ikisi de dinin özünde yer alır. Din hem insanın aklını besler hem de kalbine hayat, hareket ve canlılık kazandırır. Bu nedenle dinden uzaklaşmanın sebeplerini dinin kendisinde değil, onun dışındaki unsurlarda aramak gerekir. Şüphesiz ki bu olgunun ortaya çıkmasında birçok etken rol oynamaktadır ve bu yazıda bunlardan bir kısmına değinilmektedir.
Her birey, gençlerin yaşamına bakarak ve onların sosyal davranışlarını inceleyerek şu gerçeği açıkça görebilir ki, son yıllarda gençler arasında yabancı ve Batı kültürüne yönelim giderek artmıştır. Gençlerin bir kısmı çeşitli nedenlerle din ve kendi kültürlerinden uzaklaşma eğilimi göstermiştir; öyle ki bazıları arasında din ve yerli kültür söz konusu edildiğinde, dine karşı ilgisizlik ve isteksizliklerini açıkça dile getirmektedirler. Elbette kabul etmek gerekir ki bu inkâr ve dinden uzaklaşma, dinin kendisinden kaynaklanmamaktadır; aksine bu durum daha çok dindarların ve din iddiasında bulunanların davranışlarına dayanmaktadır. Gençlerin bu inkârcı tutumlarının ve yabancı kültüre yönelimlerinin önemli bir kısmı, din hakkında yapılan yanlış ve asılsız propagandalar ile gençler arasında oluşturulan şüphelerden kaynaklanmaktadır.
Gençler bu sorularına ve şüphelerine tatmin edici cevaplar bulamadıklarında, dinden uzaklaşıp yabancı ve Batı kültürüne yönelmektedirler. Bununla birlikte, tüm bu şüphe ve propagandalara rağmen, gençlerin ruh ve benliğinde her zaman dinî duyarlılık, onur ve inanç kıvılcımı varlığını sürdürmektedir. Bu umut ışığı, sonunda birçok gencin yozlaşmış yabancı ve Batı kültürüne kapılmasını engellemekte ve onları yeniden dinin şefkatli kucağına döndürmektedir.
Genç neslin sorunlarının analizi
“Genci anlamak”, gençlerle ilgili olarak dikkat edilmesi gereken konulardan biridir. Genç, bu yaşlarda kendini yabancı ve yalnız hissettiği için çoğu zaman gelenek ve göreneklere karşı çıkmaya, ailesinden ve toplumdan uzaklaşmaya ve yalnızca akranlarıyla ilişki kurmaya çalışır. Böyle bir durumda genç, kendisini anlayacak ve sırdaşı olabilecek bir ya da birkaç rehbere ihtiyaç duyar. Eğer gencin dertlerini dinleyecek kimse olmazsa ya da anne ve baba onun düşüncelerine karşı sert tepkiler gösterirse, genç artık onları sırdaşı olarak görmez ve özel meselelerini onlarla paylaşmaz. Bu nedenle gençle samimi olunmalı ve ona, “Seni anlıyoruz, sorunlarını ve sıkıntılarını bizimle paylaşabilirsin” denilmelidir. Genç, sözlerinin değer gördüğünü hissettiğinde bunları anne ve babasıyla paylaşacaktır. Aksi takdirde yalnızlık hissine kapılır ve psikolojik dengesini kaybedebilir. Eğer bir genç herhangi bir nedenle anlaşılmadığını hisseder ve kendini ailede ya da toplumda yabancı görürse, büyüklerin düşünce tarzına, inancına ya da giyim biçimine karşı tepki gösterir ve bunu, Batı tarzı semboller taşıyan kıyafetler giymek gibi çeşitli şekillerde ortaya koyar.
Ergenlik ve gençlik dönemi, insan hayatının en önemli evresi olarak kabul edilir. Bu dönemde bireyin iç dünyasında büyük değişimler meydana gelir. Kişi, çocukluktan çıkış sürecinde bağımlı olmaktan rahatsızlık duyar ve kendi ayakları üzerinde durmak ister; duygusal gücü artar, dostluk ilişkilerinde insanları içten bir sevgiyle sever, çatışma ve öfke durumlarında ise intikam sınırına kadar ilerleyebilir. Bu yaşlarda aşırılık ve taşkınlık, gurur, kendini tanıma, tereddüt, kaygı, hayaller, cesaret, güçlü muhakeme ve zekâ en üst seviyeye ulaşır ve yetenekler zirveye çıkar. Bu nedenle bu dönem altın bir fırsattır; nitekim insanın yükselişi de bu yaşlarda şekillenir, gerilemesi ve düşüşü de yine bu dönemde gerçekleşir.
Düzensiz bir ailede ve aile içi çatışmalarla dolu bir ortamda yetişen ergen ve genç, okulda eğitilmeye kolayca uyum sağlayamaz. Eğer ebeveynler, çocuklarının maddi ihtiyaçlarına verdikleri önemden önce onların ruhsal yönlerine de önem verselerdi, daha az sorun ortaya çıkar ve suç davranışları azalırdı. Suça yönelen çocukların çoğu, aile ilişkilerinde sevgi ve duygusal bağın eksikliğinden şikâyet etmekte ve bundan dolayı acı çekmektedir. [1]
Bu dönemde hâkim olan şartlar, ergen ve gencin daha fazla psikolojik huzura ve samimi, dostane ilişkilere ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle, kendisini anlayan ve tıpkı kendisi gibi eleştiri, tehdit, aşağılanma ve buyurgan ilişkilerin tatsızlığını yaşamış bir yoldaş arar. Emir verici, otoriter ve öğüt verici tutumlardan uzak, onunla dostça ve içten konuşacak birini ister; başkalarının da onu olduğu gibi anlamasını bekler. Bu dönemin önemini göstermek için şu yeterlidir ki, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) buyurduğuna göre, kıyamet günü insanın adım atmadan önce sorguya çekileceği en önemli hususlardan biri gençlik dönemidir. Bu nedenle o hazret, gençler hakkında şöyle tavsiyede bulunmuştur:
“Gençlik döneminde kulluk yolunu seçip ibadet eden bir genç, yaşlılıkta ibadete yönelen birinden üstünlüğü; Allah’ın elçilerinin diğer insanlar üzerindeki üstünlüğü gibidir.” [2]
Gençlik döneminin özellikleri
Gençlerle ilgili sorunları daha iyi anlamak için burada gençlik döneminin bazı özelliklerine değinilmektedir:
1. Akranlarla arkadaşlık kurma isteği: İnsan, hayatının her döneminde başkalarıyla dostluk kurmaya ihtiyaç duyar. Gençler de bu yaşlarda akran gruplarına daha fazla ilgi duyar, onlarla samimi ve dostane ilişkiler kurar ve zamanlarının çoğunu onlarla geçirmek isterler. Bazen bu ilgi ve dostluk sevgi derecesine kadar ilerler. Benzer sorunlar yaşadıkları için akranlarına sığınırlar. Gençler birbirlerine alışır ve hatta davranışları da birbirini etkiler. Bu nedenle, bu dönemde arkadaş seçimi büyük önem taşır; nitekim mutluluk ve saadet, erdemli insanlarla dostluk ve beraberlikte bulunur. [3]
Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurur:
“En mutlu insan, erdemli insanlarla arkadaşlık kuran kişidir.” [4]
Bu yaşlarda bireyin arkadaşlarına karşı duygularının zedelenmemesi gerekir. Nitekim genç, arkadaşlarını doğru ve olumlu şekilde değerlendirerek birçok sorununu aşabilir.
2. Zihinsel gelişime elverişli ortama ilgi: Genç, zihinsel olarak gelişebileceği, yaratıcılığını ortaya koyabileceği ve davranışlarının takdir edildiği bir ortam arar.
3. Karakterle gurur duymak: Kişilik arayışı, insanın doğuştan gelen eğilimlerinden biridir ve gençlerde oldukça güçlüdür. Genç; giyim tarzı, saç şekli ve sosyal ortamlardaki tepkileriyle öne çıkmak ister, akranları arasında kendini ifade eder ve dikkat çekmeye çalışır. “Ben de büyüdüm” mesajını vermek ister. Bu noktada ebeveynler, uygun bir yaklaşım sergileyerek ve onu doğru giyim ve davranışlara yönlendirerek, kişiliğine saygı duymakla birlikte onu doğru yolda rehberlik edebilirler.
4. Sınırsız özgürlük isteği: Bu dönemde güçlenen eğilimlerden biri de sınırsız ve koşulsuz özgürlük arzusudur. Genç, toplumsal kuralları göz ardı etmek ve kendi isteklerini tatmin etme yolunda ölçüsüz bir özgürlük kullanmak ister.
5. Cinsel dürtünün güçlenmesi: Cinsel dürtü, insan varlığındaki güçlü ve hassas içgüdülerden biridir. Bu dürtü, insanın hem psikolojik hem de fiziksel yaşamı üzerinde önemli etkilere sahiptir. Birçok eylem ve davranış ve hatta bazı fiziksel ve ruhsal hastalıklar bu dürtüyle ilişkilidir. Eğer bu dürtü doğru ve akılcı bir şekilde yönlendirilirse, hayatı huzurlu kılar; ancak aşırılık ya da ihmal durumunda, pek çok fiziksel ve psikolojik soruna yol açabilir.
Şehit İmam Hamenei (r.a), gençlik dönemini son derece güzel bir şekilde tasvir etmektedir: Gençlik, her insanın hayatında parlak bir olgu ve eşsiz, benzersiz bir dönemdir. Genç, gençlik döneminde, özellikle gençliğin başlangıcında bazı eğilim ve motivasyonlara sahiptir:
Birincisi, yeni kimliğini oluşturma sürecinde olduğu için, bu yeni kişiliğinin tanınmasını ister; ancak çoğu zaman bu gerçekleşmez ve anne-babalar gencin bu yeni kimliğini adeta kabul etmezler.
İkincisi, genç duygulara ve motivasyonlara sahiptir; fiziksel ve ruhsal olarak gelişmektedir, yeni bir dünyaya adım atmıştır ve çevresindekiler—aile, yakınlar, toplumdaki kişiler—çoğu zaman bu yeni dünyadan habersizdir ya da ona kayıtsız kalır; bu nedenle genç yalnızlık ve yabancılık hissi yaşar.
Üçüncüsü, gençlik döneminde ister ergenliğin başında ister sonrasında olsun, genç birçok bilinmezle karşılaşır; yeni sorunlar gündeme gelir ve bu sorular merak uyandırır; zihninde şüpheler ve sorgulamalar oluşur ve bu şüphelerin ve soruların yanıtlanmasını ister.
Dördüncüsü, genç varlığında birikmiş enerjiler hissetmektedir; kendi yeteneklerini hem fiziksel hem de zihinsel olarak fark eder.
Beşincisi, genç, gençlik döneminde ilk kez daha önce deneyimlemediği büyük bir dünya ile karşılaşır ve bu dünya hakkında çok az şey bilmektedir; yaşamında birçok olayla karşılaşır ve bu olaylar karşısında ne yapması gerektiğini bilemez; rehberliğe ve düşünsel desteğe ihtiyaç duyduğunu hisseder. [5]
Gençlerin dinden uzaklaşmasının etkenleri
a) Gençlerin dini konularda dikkatsizliği, cehaleti ve düşünmemesi
Gençler bilişsel açıdan soyut düşünceye sahiptir ve zihinsel olarak zekâlarının en yüksek verimlilik düzeyine ulaşırlar. Bu dönemde gençlerin “yaşam felsefesi” ne yönelimi, onları etik, siyasi ve dini konulara çeker. Gençler dini kimliklerini şekillendirmeye çalışırlar, ancak çeşitli nedenlerle dini kimlik oluşturma sürecinde bir dini krizle karşılaşabilir ve bu kimliği doğru biçimde tanımlayamayabilirler; bunun sonucunda kafa karışıklığı yaşar ve nihayetinde dini ilgisizlik ve dinden uzaklaşma durumu ortaya çıkar. Bu krizin nedenlerinden biri, gençlerin bilişsel düzeyi ile kendilerine sunulan dini bilgilerin düzeyi arasındaki uyumsuzluktur.
Gençler, zihinsel yetenekleri nedeniyle sadece taklit yoluyla öğretilen dini kabullenmezler. Çocukluktan itibaren onlara aktarılan taklitçi dini inançları bir kenara bırakır ve kendi düşünce düzeyine uygun, mantıklı bir dini kabul etmek isterler. Ancak çoğu zaman, onlara sunulan dini anlayış bu beklentilerini karşılamaz ve onları tatmin etmez. Öte yandan, genç, tüm dini öğretileri kendi aklıyla sorgulamak ister. Ona göre, dini öğretiler kendi düşünce kalıplarına uyuyorsa doğru kabul edilir; aksi takdirde yanlıştır ve bir kenara bırakılmalıdır. Bu durum, gencin dini kimliğinin sağlam bir şekilde oluşmasını engeller ve dini öğretilere karşı bilişsel bir kriz yaşamasına yol açar; sonuç olarak, bu krizin çözüm yolu olarak dini reddetmeyi ve ondan uzaklaşmayı tercih edebilir.
Kur’an da insanların cehaleti ve bilgi eksikliğini, küfre ve inançsızlığa yönelmenin temel sebeplerinden biri olarak görür. Hz. Nuh (a.s) kavmine şöyle buyurmuştur:
“Ben sizi cahil bir topluluk olarak görüyorum.” [6]
İmam Ali (a.s) da küfrün sebebi hakkında şöyle buyurmuştur:
“Eğer insanlar bilgisizlik içinde olduklarında durup düşünselerdi, asla küfre ve sapkınlığa yönelmezlerdi.” [7]
Buna göre, tüm insanlar için, özellikle de gençler arasında, din kaçkınlığının psikolojik sebeplerinden biri, dini konularda bilgi eksikliği ve düşünme yetersizliğidir. Dine karşı bu isteksizliğin ve kaçınmanın bir diğer nedeni de dini öğretilere dair yanlış algılar ve hatalı yorumlardır. Çoğu zaman din, maneviyatla eşdeğer tutulmakta ve sırf manevi bir ihtiyaç olarak görülmektedir. Ardından da maneviyat ihtiyacının yalnızca zor zamanlar ve ağır krizler anında söz konusu olduğu, dinin ise insanın günlük yaşamında esaslı bir rolü bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Dinî bilgilere yönelik bu basite indirgeyici ve küçümseyici bakış açısı, zamanla dinin insan hayatından çıkarılmasına yol açar. Hayatın anlamını arayan bir genç, dinin kendi hayatını anlamlandırma ve yönlendirmede olumlu bir etkisi olmadığını hissettiğinde, onu yavaş yavaş bir kenara bırakır, hatta belki de gereksiz ve angarya bir şey olarak görüp dinden kaçınmaya başlar.[8]
b) Düşmanın Organize Kültürel Saldırısı
Düşman, gençleri dinden uzaklaştırmak için her türlü yolu ve yöntemi kullanmakta, her türlü hileye başvurmaktadır. Bunlardan bazıları aşağıda belirtilmiştir:
1. Dinî İnanç ve Akidelerin Zayıflatılması: Gençler, ülkelerinin geleceğini inşa edenlerdir. Eğer iyi bir şekilde yetiştirilir ve dinî inançlarını temiz kalplerinde yeşertebilirlerse toplumun öncüleri olurlar. Gençliğin coşku ve dinamizmi, İslam’ın saf ve canlı kültürüyle yoğrulduğunda meyvesini verir ve herkes bu meyvelerden istifade eder. İslam düşmanları bu gerçeği çok iyi bilmektedir. Bu nedenle “İslami inançları” hedef alır ve gençlerin zihin dünyasında dinî akideleri her yolla zayıflatıp soldurmaya çalışırlar. Zira gençlerin masum fıtratıyla uyumlu olan İslam kültürü varlığını sürdürdüğü sürece, yabancı kültürlerin nüfuz etmesine imkân kalmaz.
Şehit İmam Hamenei (r.a) bu sinsi komployu şöyle ifşa etmektedir: “Kültürel saldırının yöntemlerinden biri de inançlı gençleri, bir medeniyeti ayakta tutan şey olan ‘imana bağlılık konusundaki kararlı tutumlarından’ vazgeçirmeye çalışmaktır. Tıpkı geçmiş yüzyıllarda Endülüs’te yapıldığı gibi; gençleri fuhuş, şehvet ve içki bataklığına sürüklediler. Bu tür faaliyetler günümüzde de yürütülmektedir.” [9]
2. Batı Kültürü Ölçütlerinin Sunulması: Düşmanın, ülkemizin milli ve İslam kültürünü yok etmeye yönelik pratik yöntemlerinden bir diğeri de Batı kültürünün değer ölçülerini sunarak bunları toplum bireylerine telkin etmektir: Maddi refah, hayatta sınırsız ve dizginsiz fayda sağlama ve zevk alma, nihayetinde maneviyattan, ahlaktan ve insanilikten uzak, maddi ve hayvani bir hayat çerçevesinde yaşamak. Onların tüm çabaları, insanın maddi bir varlık olduğu ekseninde dönmekte; bir başka deyişle tüm imkânları daha fazla haz elde etme yolunda seferber etmektedir. Bu nedenle, maneviyat sahibi ve takva sahibi bir insanı, eğer maddi imkânlardan yoksunsa gerici ve uygarlaşmamış bir insan olarak görürler; ancak sınırsız, refah düşkünü, menfaatçi, servet biriktirici, yağmacı, dinsiz ve inançsız insanı ise uygar, kişilikli ve modern hayatla uyum içinde bir insan olarak tanıtırlar.
3. Fuhuş, Bayağılık ve Sınırsızlığın Yaygınlaştırılması: İnsan ruhunun terbiyesi, şehvetin sınırlandırılması olmaksızın mümkün değildir. İnsan, şehvetleri dizginsiz hale geldiğinde hayvanlar gibi olur; bu durumda insanın olgunluklara ulaşmak için yürümesi gereken gelişim yolu tıkanır. Bu nedenle İslam, özellikle cinsel içgüdünün tatmini konusunda kurallar, ilkeler, sınırlar ve kayıtlar belirlemiştir. Bu temelden hareketle, bir toplumda dinle mücadele etmenin kolay ve basit yollarından biri, şehvetlerin dizginsizliğinin yolunu açmaktır; tıpkı geçmiş dönemlerde İngilizlerin İslam ülkelerinde yaptığı ve gençleri fuhuş ve içki âlemlerinde boğduğu gibi.
“Hempher” adlı İngiliz casusu, 1180 yılında İslam ülkelerinde kaleme aldığı hatıratında, Müslümanların güçlü unsurlarını yok etme yöntemlerini şöyle sıralamaktadır: “İçki içmeyi, kumarı, fuhşu, şehvet düşkünlüğünü yaygınlaştırmak, İslam’ın emirlerini çiğnemeye teşvik etmek…” [10]
Bu konuda Şehit İmam Hamenei (r.a) şöyle buyurmaktadır: “Düşman, yanlış fuhuş ve ahlaksızlık kültürünü yayarak gençlerimizi bizden koparmaya çalışıyor. Düşmanın kültürel alanda yaptığı şey yalnızca bir kültürel saldırı değildir; aksine bunun bir kültürel baskın, bir kültürel yağma ve bir kültürel katliam olduğu söylenmelidir. Bugün düşman bunu bize yapmaktadır.” [11]
Kendileri başka bir konuşmalarında düşmanın kültürel NATO’suna da işaret ettiler; yani nitekim düşman askerî alanda ve askerî hedefler doğrultusunda NATO (askerî NATO) adında bir güce sahipse, kültürel hedeflerini de bir kültürel NATO oluşturarak ilerletmektedir. Kendileri bu saldırı ve düşmanın kültürel NATO’suna karşı “kültürel mühendislik” çözümünü ortaya koydular.
4. Batılı Modellerin Sunulması: Esasen entelektüel sömürünün temel işlevi ve asıl görevi, baskı altındaki bireylerin ve milletlerin öz benliklerini kaybederek sömürgeci ülkenin bir parçası haline gelmelerini sağlamaktır. Öyle bir parça ki, sömürgecinin özgün düşünce ve kültür esaslarını en büyük armağan, hatta gökten inmiş vahiy gibi kabul edip onu kendi kültürünün, bilgisinin, ahlakının ve her şeyinin mutlak öğretmeni olarak görür. Kısacası, onun kültürünün, bilgisinin, örf ve adetlerinin sorgulanamaz üstünlüğünü itiraf eder. [12]
Bu temelden hareketle sömürgeciler, toplumların bireylerine sundukları modellerle onların kültürel bağımlılığına çalışır ve kendi kültürlerini öyle bir telkin eder ki, sömürgeleştirilmiş milletler özgün kültürlerini terk edip onun kültürüne hayran hale gelirler.
5. Dinî ve Dini Şahsiyetlerin İtibarını Zedelemek ve Suikast: Her milletin gerçek kahramanları ve şahsiyetleri, o milletin dinamizmi ve yükselişinin unsurlarıdır. Onlar, toplum içinde yüce doruklar gibi parlar ve yeni nesilleri çaba, gayret ve mücadeleye davet ederler. Düşmanlar, çeşitli tuzaklar kurarak bu şahsiyetleri ayartmaya ve itibarsızlaştırmaya çalışır; bunda başarılı olamazlarsa, dedikodu ve yalanlar yayarak etkili kişilere suikast düzenler. Nihayetinde, sinsi hedeflerini gerçekleştirmek için elleriyle milletin seçkinlerinin, düşünürlerinin ve mücahitlerinin tertemiz kanlarını lekeleyip dökerler. İslam Devrimi tarihimiz, bu tür hilelerin pek çok örneğini bağrında barındırmaktadır. [13]
6. Dini Grupları Araçsallaştırmak: Düşmanın egemenliğini yaymak için kadim yöntemlerinden biri, sapkın inançları özgün inanç ve değerler karşısında kullanmaktır. Onlar, uyanışın, dinamizmin, zulme karşı duruşun, adaleti yaymanın ve dünya ile ahiret mutluluğunu sağlamanın etkeni olan dini; uyuşturucu, bireyselci, inzivaya çekilmeyi teşvik eden, zulme boyun eğen, gerici ve ruhbanlaştırıcı bir etkene dönüştürmeye çalışmaktadır. İmam Humeyni’nin (r.a) ifadesiyle, “Muhammed’i (s.a.a) İslamı “Amerikan İslam’ına çevirmeyi hedeflemektedirler. [14]
Mezhep ayrılıklarını vurgulamak, Sünni-Şii farklılıklarına aşırı derecede odaklanmak, hurafeciliği yaygınlaştırmak, sahte bir din anlayışını teşvik etmek, intizar (bekleyiş), tevekkül, dua, kaza ve kader ile kulluk gibi yüce kavramları tahrif etmek; tüm bunlar bu sinsi hedef doğrultusunda organize edilmekte ve uygulanmaktadır.
c) Din Savunucularının Söz ile Eylem Arasındaki Tutarsızlığı
Dinden uzaklaşmanın bir başka nedeni de genç neslin örnek aldığı kişilerin sergilediği olumsuz davranışlardır. Bu oldukça önemli ve tehlikeli bir meseledir ve gençlerin dinden soğumasına sebep olur.
Gençler, sözleriyle eylemleri birbirini tutmayan ve aynı zamanda dindarlığa davet eden kişileri gördüklerinde şunu sorarlar: Eğer İslam iyi ve değerli bir dinse, neden onu savunanlar bu dine uygun yaşamıyor?
Şöyle derler: Bu din savunucuları neden yalnızca bize dinî emirleri uygulamamızı tavsiye ediyor, oysa kendileri din ve dinî hükümlerden kilometrelerce uzakta?
Genç, din konusunda henüz yeterli olgunluğa erişmediği, dini tanıma ve maneviyat konusunda öyle bir bilgi düzeyine ulaşmadığı için, bireylerin hata ve yanlışlarını dinlerine değil kendilerine atfedemez. Örnek aldığı kişilerde veya dini tebliğ edenlerde en ufak bir yanlış veya hata gördüğünde bunu doğrudan dine, ahlaka ve erdeme yorar. Bu sebeple tüm görüşleri ve umutları bir anda yıkılır ve her şeye karşı kötümser bir hale gelir.
İşte bu yüzdendir ki, örnek alınan kişilerin veya dinin çağrısını yapanların yaptığı bir yanlışın, genç nesil için en tehlikeli durum olduğu söylenir. Din ve inanç kendilerince iyice oturmuş olan kişiler için bu tür sorunlar bir sıkıntı teşkil etmez. Zira onlar bilirler ki her insan hata yapabilir, yanılabilir veya nefsi ona galip gelip din ve inancına aykırı davranışlarda bulunabilir. Bu nedenle böyle bir kişinin yaptıklarını dinine yormazlar. Ancak daha yeni dini seçmekte olan, ona inanmaya başlayan ve bu yolda dinî önderleri takip eden bir genç, bunu doğrudan dine yorar ve dinin bütünüyle bundan ibaret olduğunu zanneder.
Bu konuda şunlar söylenebilir: Yaşayan ve tanınmış öncüler, yeni neslin doğru yönlendirilmesi konusunda daha fazla sorumluluk hissedip daha dikkatli olmalıdır. Diğer yandan genç nesle, dinin özünün kişilerden ayrı olduğu kavratılmalıdır. Böylece bir öncünün yıkılması ya da gözden düşmesi durumunda genç, bunu dinin ve ahlakın yıkılması olarak görmesin.
Gençler, yalnızca eğitimcinin ve dinî liderlerin kendi davranışlarını değil, aynı zamanda onların çocuklarının ve yakınlarının düşünce ve eylemlerini de dikkatle gözlemler. Eğer bunlar arasında uygunsuz, ahlaksız ve çıkar peşinde koşan kişiler bulurlarsa, bunu din eğitimcisinin zayıflığına yorarlar. Bu nedenle din eğitimcisi, kendi yakınlarını da yetiştirmeye özel bir önem göstermeli ve tedbirler alarak onların karanlık bir geleceğe sürüklenmelerini önceden engellemelidir. Kur’an da yakınların doğru yola iletilmesine ayrı bir vurgu yapmıştır.
Hani o, babasına ve kavmine demişti: “Siz nelere kulluk ediyorsunuz?”. [15]
Peygamber Efendimiz (s.a.a) de tebliğ görevine en yakınlarından başlamış, daha sonra diğer insanlara yaymıştır. [16]
d) İnsanların Doğal Olarak Kısıtlamalardan Kurtulma Eğilimi
İnsan, doğası gereği Allah’a yönelmekten ziyade dünyaya meyletmeye ve rahatına düşkün olmaya daha fazla ilgi duyar. Bu, fıtrî bir durumdur. Yemek içmek ve uyumak, insan için zor işler yapmaktan daha kolaydır. İnsanda maddiyata ve dünyaya meyletme konusunda doğal bir eğilim vardır. Hangi toplumda bu yöndeki imkânlar daha fazla olursa, insanlar o yöne daha çok çekilir. Kendi toplumumuzda da durum aynıdır; gençlerin sevdiği şeyler onlara sunulursa, daha çabuk onlara yaklaşırlar.
Dolayısıyla dünyaya meyletmenin kökü insanın doğasında vardır. Batı’nın olağanüstü bir iş yapmış olması veya herkesin ona yönelmesini sağlayacak bir mucize gerçekleştirmiş olması söz konusu değildir. Doğal olan şudur: Eğer bazı kişiler o ortamı beğenir ve arzularını tatmin etmek isterlerse, başka bir yerde bu arzularının karşılanmadığını gördüklerinde oraya yönelirler.
Bu husus, toplumumuzda bireylerin manevi gelişimine ve yücelmesine önem vermenin yanı sıra, maddi cazibeleri de sağlamaya, yeterli ölçüde sağlıklı eğlence imkânları oluşturmaya ve maddi ihtiyaçların karşılanması için gerekli ortamı hazırlamaya çalışmamız gerektiğini göstermektedir. [17]
e) Aile Tarafından Uygulanan Kısıtlamalar
Bağımsızlık arzusu, özgürlük ve adalet arayışı, gençlik döneminin en belirgin özelliklerindendir. Gençler, bu özelliklerini kanıtlamak için yetişkinlerle karşı karşıya gelirler. Bu karşı koyuş, inatlaşma veya değerlere sırt çevirme amacı taşımaz; daha çok genç açısından kendini ispat etme niteliği taşır. Yetişkinlerin bu konuda yaptığı hatalardan biri de genci kınamak ve ayıplamaktır. Bu kınamalar, genç için hem duygusal açıdan zararlıdır hem de onun bağımsızlık ruhuna zarar verir; sonucu ise inatçılık ve isyan ateşini alevlendirmek olur.
Emîrü’l-Mü’minîn Ali (a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“Aşırı kınama, inat ateşini alevlendirir.” [18]
Dolayısıyla gencin bağımsızlık ruhuyla mücadele etmek ve onu aşırı şekilde kınamak, tehlikeli sonuçlar doğurur. Bunun üzücü sonuçlarından biri de toplumda hâkim olan değerlere karşı isyan etmek, değerlerden ve onların kaynağından kaçmaktır. Dinî toplumlarda değerlerin kaynağı ve menşei genellikle “din” olduğu için bu durum dinden uzaklaşmaya (dine karşı ilgisizliğe) yol açar. [19]
f) Gençler Arasında Var Olan Dinî Şüpheler ve Bunlara Doğru Cevaplar Verilememesi
Yeni neslin zihinsel sıkıntılarını ve endişelerini anlamak zorunlu hususlardan biridir. Bilinmelidir ki bu sıkıntılar her zaman hastalık belirtisi değildir, aynı zamanda uyanışın da işaretidir.
Sıkıntılar tespit edildikten sonra bunları tedavi etmeye girişilmeli ve tedavi sırasında uygun ve mantıklı bir yaklaşım sergilenmelidir. Zira mantıklı ve doğru bir yaklaşım sergilenmemesi, genç nesli çeşitli sapkınlıklara, özellikle de fikrî sapkınlıklara sürükleyebilir ve onları farklı ekollerin ve ateist düşüncelerin kucağına itebilir.
Ayetullah Murtaza Mutahhari, genç neslin (ister Hristiyan dünyasında ister İslam toplumlarında olsun) ateist ekollere yönelmesinin nedenlerinden birinin, bu neslin ihtiyaç ve sorularına mantıksız ve akıl dışı cevaplar verilmesi ve bu nesle karşı olumsuz tavır takınılması olduğunu belirtir. Bu sebeple, bu nesli dışlamaktan kaçınılması ve onların dinî soruları ile temel ihtiyaçlarına akla uygun, mantıklı ve hakiki cevaplar bulmak için çaba gösterilmesi gerektiğini savunur: “Asıl önemli olan, bu neslin akıl ve fikir sancılarını tanımaktır. Bu neslin sancısını bilmeden yapılacak her türlü girişim yersizdir. Sancıyı tanıdıktan sonra çare ve tedavi düşünülmelidir. Nitekim başkaları da tam olarak bu neslin ihtiyaçlarını, ideallerini ve sancılarını tanıyıp onlara doğru cevaplar vererek onları saptırmışlardır; materyalizm ekolü gibi…” [20]
Ayetullah Mutahhari, genç neslin sapkınlıklarının sırrını onların ihtiyaçlarına cevap verilmemesinde görür ve şöyle buyurur: “Genç neslin dinî ve ahlakî sapkınlıklarının kökeni, onların düşünce ve inançları arasında aranmalıdır. Bu neslin düşünce dünyası, dinî açıdan gerektiği gibi yönlendirilmemiştir ve bu bakımdan son derece muhtaç durumdadır.” [21]
O, yeni soruların ve taze ihtiyaçların ortaya çıkmasını, genç neslin heves ve şehvetlerinin ürünü olan bir sapma ve gerileme olarak görmez; aksine bunu, diri bir toplumun gelişim ve canlılık belirtisi sayar. Tabii bu, din âlimlerinin ve düşünürlerinin bu neslin ihtiyaçlarını karşılamak ve sorularını cevaplamak konusunda üzerlerine düşen görevi hakkıyla yerine getirmeleri şartına bağlıdır.
İslam’ı kendimize örnek edindiğimizi ilan eden ve onu savunan bir ülkeyiz; ancak onu toplumda açıklama ve uygulama konusunda bazen aşırılık (ifrat) ya da gevşeklik (tefrit) içeren yollar izlemekteyiz. Bu durum, bazılarının bu alanda istikrar göremeyince dinin kendisinden uzaklaşmasına ve başka bir kültüre yönelmesine sebep olmaktadır.
İslam ülkesinde İslam’ı sunan ve uygulamaya koyan kişilerin, aşırılık ve gevşekliğin önüne geçecek, dengeli ve orta bir yol izlemeleri gerekir ki kimse gayri İslamî düşüncelere yönelmeye kalkmasın.
Devam Edecek…
Muhammed Abbasî
---------------
[1]- Bkz. Feriydun Muvahhidniya, Günümüz Genç Neslinin Yabancı Kültüre Yönelme Nedenleri, s. 35-36, Yüksek Lisans Tezi, Kum, İmam Humeyni (r.a) Eğitim ve Araştırma Enstitüsü, 1379 (2000).
[2]- Muhammed Muhammedî Reyşehrî, Müntahab-ı Mizânü'l-Hikme, s. 290, çev. Hamidrıza Şeyhi, 3. Baskı, Kum, Darü'l-Hadis, 1384 (2005).
[3]- Feriydun Muvahhidniya, Günümüz Genç Neslinin Yabancı Kültüre Yönelme Nedenleri, s. 21-27.
[4]- Muhammed Muhammedî Reyşehrî, Müntahab-ı Mizânü'l-Hikme, s. 272.
[5]- Şehid İmam Hamenei’nin (r.a) gençlerle buluşmasındaki konuşmalarından, 1 Ordubehişt 1379 (20 Nisan 2000).
[6]- Hud, 29.
[7]- Muhammed Muhammedî Reyşehrî, Mizânü'l-Hikme, c. 2, s. 153.çev. Hamidrıza Şeyhi, Kum, Darü'l-Hadis, 1377 (1998).
[8]- Hamidrıza Şakerin, Öğrenci Soruları ve Cevapları, 3. Baskı, Kum, Maarif, 1385 (2006), s. 248-250.
[9]- İslam İnkılabı Rehberi'nin konuşmaları, Cumhur-i İslami Gazetesi, 22 Mordad 1372 (13 Ağustos 1993), s. 3.
[10]- Sarullah Karargâhı Veliyy-i Fakih Temsilciliği Siyasi Birimi, Nüfuz ve Başkalaşım, Tahran, Veliyy-i Fakih Temsilciliği Siyasi Birimi, 1378 (1999), s. 35.
[11]- İslam İnkılabı Rehberi'nin Besic Direniş Gücü komutanlarıyla görüşmesindeki konuşmaları, 22 Tir 1377 (13 Temmuz 1998).
[12]- Feriydun Muvahhidniya, Günümüz Genç Neslinin Yabancı Kültüre Yönelme Nedenleri, s. 62.
[13]- Veliyy-i Fakih Temsilciliği İslam Araştırmaları Merkezi, Kültürel Saldırı, Tahran, Sipah Kültür Birimi Yayınları, 1378 (1999), s. 109.
[14]- Aynı eser.
[15]- Sâffât, 85.
[16]- Ebulfazl Sâcidî, Dinden Uzaklaşma, Neden? Dine Yönelim Nasıl?, Kum, İmam Humeyni (r.a) Eğitim ve Araştırma Enstitüsü, 1384 (2005), s. 237.
[17]- Ebulfazl Sâcidî ve Mahmud Nemazî, "Kültürel Özgüveni Zayıflatan ve Güçlendiren Faktörler ile Gençlerin Yabancı Kültüre Yönelme Nedenleri Paneli", Ma'rifet Dergisi, sayı 45, s. 13 (Şehriver 1380 / Eylül 2001).
[18]- Hasan b. Şu'be el-Harrânî, Tuhefü'l-Ukûl, s. 82, Kum, Camia-i Müderrisin, 1404.
[19]- Hamidrıza Şakerin, Öğrenci Soruları ve Cevapları, s. 251-252.
[20]- Ayetullah Murtaza Mutahhari, On Sohbet (Deh Goftar), s. 183-187, Tahran, Rah-ı İmam, 1398 el-Kameri.
[21]- Ayetullah Murtaza Mutahhari, Hicap Meselesi, s. 13, Tahran, Sadra, 1365 (1986).
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
