|
Tweet |
Bismillahirrahmanirrahim
Vahhabilerin görüşlerinden biri, ölülerin hiçbir şey duymadığı yönündedir. Bu teoriyle Müslümanların çoğunu, özellikle de Şiileri kafir saymaktadırlar. Yine bu teoriyle, evliyadan hacet dilenmeyi ve onlara tevessül etmeyi şirk kabul ederler. Ölülerin bir şey duyup duymadığı konusunda iki görüş mevcuttur:
Şia'nın tamamı ve Ehl-i Sünnet'in çoğunluğu "Semâü'l-Mevtâ"ya (ölülerin işitmesine) kaildir; Vahhabiler de dahil olmak üzere Ehl-i Sünnet'ten bir grup ise, buna muhaliftir.
Muhaliflerin Görüşleri:
Allâme İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadir'de (Cenazeler Bölümü, el-Hidâye Haşiyesi):
Onun görüşüne göre ölüler duymazlar. Çünkü Bedir kuyusundakilerle (Ehl-i Kalib) konuşma hadisi hem Aişe tarafından reddedilmiş ve hem de sadece Hz. Resulullah'ın (s.a.a) bir mucizesi olarak kabul edilmiştir. Müslim'de geçen "Onların ayakkabı seslerini duyarlar..." hadisi ise sadece kabre ilk giriş aşamasına özgüdür, diğer zamanlardaki sürekliliği kapsamaz. [1]
Alûsî, "el-Âyâtü'l-Beyyinât fî Ademi Semâi'l-Emvât" (Ölülerin İşitmediğine Dair Apaçık Ayetler) adlı kitabında kendi teorisini kanıtlamak için şu iki ayeti delil göstermiştir:
“…Onlar arkalarını dönüp gittiklerinde, o sağırlara çağrıyı duyuramazsın.” [2]
“İşte Rabbiniz Allah budur; mülk O’nundur. O’ndan başka yalvardıklarınız bir çekirdek zarına bile sahip değildir. Onları çağırsanız duyamazlar; duysalar bile size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koşmanızı inkâr ederler. Hiç kimse sana, her şeyden haberdar olan Allah gibi haber veremez.” [3]
İşitmeme (semâsızlık) görüşünü savunanların cevabını ele alabilmek için şu noktaların açıklanması gerekmektedir:
İnsanın Ruh ve Bedenden Teşekkül Etmesi
Mütekellimler (İslam Kelamcıları) insanı iki hakikatten müteşekkil kabul ederler:
Ruh ve beden; buna dair bazılarına işaret edeceğimiz deliller getirmişlerdir:
1- Her insan, eylemlerini "ben" adlı bir hakikate nispet eder ve şöyle der:
“Ben yaptım, ben vurdum…” bu “ben” kimdir? Bu, ruhtan (nefis) başka bir şey midir? Aynı şekilde her insan, maddi organlarını “ben” diye adlandırdığı bir hakikate nispet eder ve “benim kalbim, benim midem, benim ayağım…” der. Bu “ben” kimdir? Ruh ve nefisten başka bir şey midir?
2- Her insan, zaman boyunca kişiliğinin sabit kaldığını hisseder; oysa bedeni ve cismani yapısı sürekli değişmektedir. Buna rağmen o sabit kalan kimlik, ruh ve nefisten başka bir şey midir?
3- Bazen insan, her şeyden hatta kendi bedeni ve organlarından gafil olsa bile, bir şeyden, yani kendi benliğinden gafil değildir. Bu, onun nefsi ve ruhu değil midir?
Fahr-i Razi şöyle diyor: “Bazen ben kendimin bilincindeyim ve farkındayım; oysa bedenimin tüm parçalarından gaflet içindeyim. İşte bu benlik, aynı şekilde nefis ve ruhtur.” [4]
Kur’an da bu hakikate işaret ederek şöyle buyurur:
“Ey huzura ermiş nefis! Rabbine dön; sen O’ndan razı, O da senden razı olarak. Kullarımın arasına katıl ve cennetime gir.” [5]
Yine şöyle buyurur:
“Can boğaza ulaştığında ve siz o anda bakıp dururken (durum nasıl olacaktır?)” [6]
Berzah hayatı ile maddi hayat arasındaki ilişkinin varlığı
Ayet ve rivayetlerin derlemesinden şu sonuç elde edilmektedir: Berzah hayatı ile bu âlemde yaşayan insanlar arasında bir tür bağlantı (ilişki) vardır. Yani berzah âlemindeki insanlarla maddi dünyadaki insanlar arasında bir irtibat söz konusudur. Buna göre: İnsanlar, maddi dünyada onları çağırdıklarında (berzahtakiler) duyarlar ve kendilerinden bir şey sorulduğunda veya bir istekte bulunulduğunda, Yüce Allah’ın izniyle cevap verirler.
Şimdi bu konuda bazı ayet ve rivayetlere işaret edelim:
a) Ayetler:
1- Salih'in kavmi hakkında Yüce Allah şöyle buyurur:
Deprem onları yakaladı ve evlerinde yüzüstü yattılar. Sonra onlardan yüzünü çevirip şöyle dedi: “Ey kavmim! Ben size Rabbimin mesajını ilettim ve öğüt verdim, ama siz öğüt verenleri sevmezsiniz.” [7]
2. Şuayb kavmi hakkında da buna benzer bir konuşma geçmektedir. [8]
3. Zuhruf Suresi’nde şöyle buyrulmaktadır:
“Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize sor: Rahmân’dan başka tapılan ilâhlar (bizim tarafımızdan emredilmiş) kıldık mı?” [9]
4. Yine bazı âyetlerde geçmiş peygamberlere selam verilmiş ve şöyle buyurulmuştur:
“Nûh’a âlemler içinde selam olsun!” [10]
“İbrâhim’e selam olsun!” [11]
“Mûsâ ve Hârûn’a selam olsun!” [12]
“İlyas’a selam olsun!” [13]
“(Tüm) peygamberlere selam olsun!” [14]
Bu âyetlerden anlaşılmaktadır ki bu maddi dünya ile berzah âlemi arasında ilişki vardır; öyle ki (oradakiler) sözleri, soruları ve selamları işitir ve onlara cevap da verirler.
5. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah, ölenlerin ruhlarını ölümleri anında, ölmeyenleri de uykularında (bedenlerinden) alır. Böylece ölümüne hükmettiği kimselerin ruhlarını tutar, diğerlerini ise belirlenmiş bir süreye kadar (bedenlerine) salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” [15]
6. Yine şöyle buyurmaktadır:
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri katında rızıklandırılırlar.” [16]
Diğer âyetlerden anlaşılmaktadır ki bu berzah hayatı yalnızca şehitlere özgü olmayıp, tüm salih kişileri ve Allah’ın emirlerine itaat edenleri de kapsamaktadır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salihlerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” [17]
Eğer şehitler Allah katında diri iseler ve rızıklandırılıyorlarsa, o halde Allah’a ve peygambere itaat eden herkes –ki peygamberin de kendi risâleti gereği emirleri yerine getirmesi sebebiyle kendisi de buna dâhildir– şehitlerle birliktedir. Şehitler Allah katında diri iseler, bunlar da diridirler ve berzah hayatına sahiptirler.
b) Rivayetler:
İslamî rivayetlerde bu önemli konuya işaret edilmiştir:
Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a), Bedir Savaşı’nda öldürülen müşriklerin cesetlerini çukura attıktan sonra, çukurun başına gelip müşriklere şöyle hitap etmiştir:
“Siz, gerçekten Allah Resulüne kötü komşuluk yaptınız. Onu yurdundan çıkardınız ve kovdunuz. Sonra ona karşı birleşip savaştınız. Rabbimin bana vaat ettiklerini hak olarak buldum.”
Bunun üzerine bir kişi, “Ey Allah’ın Resulü! Siz, bedenlerinden ayrılmış başlarla nasıl konuşuyorsunuz?” diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:
“Allah’a yemin olsun ki, benim söylediklerimi onlardan daha iyi duyan birisi değilsin.” [18]
1. Enes b. Mâlik, İslam Peygamberi’nden (s.a.a) şöyle rivayet etmektedir:
“Kişi kabrine konulup arkadaşları onu terk ettiğinde, onların ayakkabı seslerini işitir…” [19]
2. Müttakî el-Hindî, kendi senediyle Hz. Peygamber’den (s.a.a) şöyle rivayet etmiştir:
“Kim vasiyet etmezse, ölülerle konuşma izni verilmez.”
Kendisine “Ey Allah’ın Resulü! Ölüler konuşur mu?” denildi. Şöyle buyurdu:
“Evet, ziyarete gelirler.” [20]
3. Kitâbu’r-Rûh’ta şöyle yer almaktadır: İslam Peygamberi (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Herhangi bir Müslüman, dünyada tanıdığı mümin kardeşinin kabrinin yanından geçip ona (selam verip) soracak olursa, Allah onun ruhunu, kendisine cevap vermesi için diriltir.”
Yine Peygamber (s.a.a)’den ölülerin cenaze alayının ayakkabı seslerini işittiği de sabittir. [21]
4. İbn Kayyim el-Cevziyye, Kitâbu’r-Rûh adlı eserinde şöyle demiştir: “Selef (âlimleri), ölen kişinin kendisini ziyarete gelenleri tanıdığı ve gelişlerinden sevinç duyduğu konusunda icmâ etmiş ve bu husus tevâtür derecesinde sabit olmuştur.” [22]
5. İbn Ebü’d-Dünyâ, Kitâbu’l-Kubûr adlı eserinde Âişe’den rivayetle Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmektedir:
“Kim mümin kardeşinin kabrini ziyaret edip yanına oturacak olursa, ölü onunla ünsiyet kurar; kalkıp gidinceye kadar onun selamına cevap verir.” [23]
6. Yine Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Her kim bir kişinin kabrinin yanından geçip kabir sahibine selam verirse, kabir sahibi onu tanır ve selamına cevap verir.” [24]
7. Beyhakî, Saîd b. Müseyyeb’den şöyle rivayet ediyor: “Medine kabristanına Ali b. Ebî Tâlib (a.s) ile birlikte girdik. Hz. Ali (a.s) şöyle seslendi:
‘Ey kabir ehli! Allah’ın selam ve rahmeti sizin üzerinize olsun. Siz bize haberlerinizi mi anlatacaksınız, yoksa biz mi sizi haber vereceğiz?’
Saîd der ki, cevap olarak şöyle bir ses işittik: ‘Selam, rahmet ve bereket senin de üzerine olsun ey Emîrü’l-mü’minîn! Olup bitenleri bize haber ver.’”
Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu:
“Kadınlarınız başkalarıyla evlendi. Mallarınız taksim edildi. Çocuklarınız yetim kaldı. İnşa ettiğiniz binalarda düşmanlarınız ikamet ediyor. İşte bizdeki haberler bunlar. Sizdeki haberler nedir?”
Saîd der ki, ölü bir kimse seslenip şöyle dedi: “Kefenler yırtıldı; saçlar döküldü; deriler bedenden ayrıldı; göz yuvaları yüzlere saçıldı; burunlardan irin aktı. Önden gönderdiklerimizi bulduk; geride bıraktıklarımız ise, ziyan oldu.” [25]
8. Buhârî ve Müslim şöyle rivayet etmiştir:
“Ölü kabre konulduğunda, cenaze alayının ayakkabı seslerini işitir.” [26]
9. Ebû Hureyre şöyle anlatır:
Hz. Peygamber (s.a.a) kabristana gittiğinde kabir ehliyle şöyle konuşurdu:
“Selam size ey mümin ve Müslüman topluluk! İnşallah biz de size katılacağız. Allah’tan bizim için de sizin için de afiyet dilerim.” [27]
Şeyh Mahmûd Şeltût şöyle demektedir: “Dinî metinlerden anlaşıldığına göre, ruh bedenden ayrıldığında ölüm gerçekleşir ve kişi, idrak yeteneğini koruyarak varlığını sürdürür. Kendisine selam vereni işitir, kabrini ziyaret edenleri tanır ve berzah âleminde nimetlerin lezzetini veya azabın acısını hisseder.” [28]
10. Sahîh-i Müslim’de Ebû Saîd el-Hudrî ve Ebû Hureyre’den, Hz. Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Ölülerinize ‘Lâ ilâhe illallah’ı telkin edin (kazandırın).” [29]
11. Nehcü’l-Belâğa’da da “ölülerin ruhlarıyla irtibat kurma” meselesine işaret edilmiş olup Hz. Ali (a.s) Küfe’nin arkasındaki kabristanda bulunan müminlerin ruhlarıyla konuşmuştur. [30]
Şeyhülislam İzzüddin b. Abdüsselam fetvalarında şöyle demektedir: “Görünüşe göre ölü, kendisini ziyaret edeni tanır. Zira biz ona selam vermekle emrolunduk. Şâri’ (Şâri‘, “kanun koyucu” anlamında dinî bir terimdir) ise kendisini işitmeyen birine hitap etmeyi emretmez…” [31]
İbn Kayyim el-Cevziyye, “ölülerin yaşayanların ziyaretini idrak edip etmediği” konusunda şöyle diyor: “Bir kimse ölüyü ziyarete geldiğinde ona ‘zâir’ (ziyaretçi) denilmesi, ölünün ziyaretçiyi tanıdığına delildir. Çünkü eğer ölü onu tanımasaydı, ziyaret edene ‘zâir’ denilmezdi.” [32]
Ölüm, hayatın sonu değil, aksine ikinci bir doğuş ve hayatın genişlemesidir. “İnsanlar uykudadır; öldüklerinde uyanırlar.” [33]
-------------
[1]- Fethu'l-Kadir, c. 3, s. 325.
[2]- Neml, 80.
[3]- Fâtır, 13-14.
[4]- Mefâtîhu’l-Gayb, c. 4, s. 149.
[5]- Fecr, 27-30.
[6]- Vâkıa, 83-84.
[7]- A‘râf, 78-79.
[8]- A‘râf, 91-93.
[9]- Zuhruf, 45.
[10]- Sâffât, 79.
[11]- Sâffât, 109.
[12]- Sâffât, 120.
[13]- Sâffât, 130.
[14]- Sâffât, 181.
[15]- Zümer, 42.
[16]- Âl-i İmrân, 169.
[17]- Nisâ, 69.
[18]- Sahîh-i Buhârî, c. 5, s. 76-77, “Ebû Cehil’in Öldürülmesi” Bölümü.
[19]- Fethu’l-Bârî, c. 3, s. 206, “Ölü Ayakkabı Sesini İşitir” Bölümü.
[20]- Kenzü’l-Ummâl, c. 16, s. 619-620, nr. 46080.
[21]- er-Rûh, s. 5 (Birinci Mesele: “Ölüler, dirilerin ziyaretini ve selamını tanır mı, tanımaz mı?”)
[22]- er-Rûh, s. 9.
[23]- er-Rûh, s. 5; el-Kubûr, s. 5.
[24]- Feyzu’l-Kadîr, c. 5, s. 487.
[25]- Mûsâ Muhammed Ali, Hakîkatu’t-Tevesşül ve’l-Vesîle, s. 242.
[26]- Fethu’l-Bârî, c. 3, s. 206 (“Ölü Ayakkabı Sesini İşitir” Bölümü).
[27]- Telhîsu’l-Habîr, c. 2, s. 314, “Cenâiz Kitabı”.
[28]- Şeltût, el-Fetâvâ, s. 19.
[29]- Sahîh-i Müslim, c. 3, s. 37, “Cenâiz” Kitabı, hadis no: 2162 ve 2164.
[30]- Nehсü’l-Belâğa, Hikmet Sözler: 130.
[31]- Fetâvâ Şeyhülislâm İzzüddîn b. Abdisselâm, s. 431.
[32]- er-Rûh, s. 8.
[33]- Avâli’l-Leâlî, c. 4, s. 73.
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
