Bugun...



Allah’ın Adalet ile Lütfu Arasındaki İrtibat

“Adalet ve lütuf”, Allah’ın sıfatlarındandır. Bu iki sıfat, Allah’ın fiilî sıfatları kapsamında yer alır.

facebook-paylas
Tarih: 28-03-2026 11:52

Allah’ın Adalet ile Lütfu Arasındaki İrtibat

Bismillahirrahmanirrahim

 

“Adalet ve lütuf”, Allah’ın sıfatlarındandır. Bu iki sıfat, Allah’ın fiilî sıfatları kapsamında yer alır. “Fiilî sıfatlar”, yüce Allah ile O’nun mahlûkatı arasındaki bir tür irtibat dikkate alınarak ilahî zatdan soyutlanan kavramlardır; yaratma (hâlikiyet) ve rızık verme (râzikiyet) gibi. Allah’ın fiilî sıfatları, O’nunla yaratılmışlar arasında bir nispet ve izafet bulunduğunu ifade eder. Bu bağlamda ilahî zat ile varlıklar, bu irtibatın iki tarafı olarak değerlendirilir. Bu makalede, söz konusu iki sıfat arasındaki fark ve irtibat ele alınmaktadır.

 

Allah’ın adaleti ile lütfu arasındaki irtibatı açıklayabilmek için, öncelikle her birine dair bir tanım ortaya koymak gerekir.

 

“Adalet” kavramı farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Adaletin başlıca anlamları arasında; ‘eşitliğin gözetilmesi ve ayrımcılıktan kaçınılması’, ‘başkalarının haklarına riayet edilmesi’ ve ‘kişilerin ya da şeylerin layık oldukları konumda bulunmaları’ sayılabilir. Bu son anlam, adaletin daha kapsamlı bir kullanımını ifade eder. Nitekim bu tanım, İmam Ali’nin (a.s) şu sözünde yer almaktadır:

“Adalet, işleri yerli yerine koyar.” [1]

 

Bu ifadenin anlamı şudur: Gerek varlık düzeninde (tekvin) gerekse hüküm ve normlar alanında (teşri‘), her şeyin kendine özgü bir konumu ve uygun bir yeri vardır; adalet ise bu uygunluğun gözetilmesi ve her şeyin kendi yerinde bulunmasını sağlamaktır. Bu anlam, adaletin en kuşatıcı tanımı olup, önceki anlamları da içine almaktadır. Buna göre ilahî adaletin özlü anlamı, Allah’ın her varlığa layık olduğu şekilde muamele etmesi, onu uygun konumuna yerleştirmesi ve hak ettiği şeyi ona vermesidir. [2]

 

Bu adalet anlayışına dayanarak âlimler ifade etmişlerdir ki, “Allah, hem tekvinî, hem teşriî ve hem de cezai adalete sahiptir”. “Tekvinî adalet”, Allah’ın yaratılış düzeninde her varlığa kabiliyeti ve istidadı ölçüsünde nimet vermesi anlamına gelir; diğer bir ifadeyle, her şeyin kapasitesi ve liyakati oranında ona varlık ve kemal bahşedilmiştir. “Teşriî adalet” ise, Allah’ın peygamberler aracılığıyla insanlara bildirdiği yükümlülüklerin ‘adalet ve hakkaniyet’ esasına dayanmasıdır. “Cezai adalet” ise, Allah’ın kıyamet gününde insanlar arasında adaletle hükmetmesi, kimsenin hakkını zayi etmemesi, iyilerle kötüler arasında eşit muamelede bulunmaması ve her birine amellerine uygun karşılık vermesi demektir. [3]

 

Buna karşılık “fazl” kelimesi, “üstünlük”, “ayrıcalık” ve “fazlalık” anlamlarına gelmektedir. “Allah’ın fazl”ı ise, Allah’ın kullarına, onların liyakat ve istihkaklarına göre değil, kendi kerem ve ihsanına dayanarak verdiği bağıştır. [4]

Bu çerçevede Hâce Nasîrüddîn Tûsî şöyle demektedir: “Sevap, Allah’ın fazlındandır; ceza ise, O’nun adaletindendir.” [5] Zira cennet, hiç kimsenin hak ederek elde ettiği bir karşılık değildir; bilakis Allah onu kendi fazlına göre ihsan eder. Kur’ân âyetleri de bu anlamı teyit etmektedir. Burada dikkat çekilmesi gereken önemli bir husus, Allah’ın fazlının iki mertebeye sahip olduğudur.

 

Allah’ın fazl ve rahmetinin bir kısmı genel ve kapsamlı olup bütün kulları ve tüm âlemi içine alır; diğer bir kısmı ise, yalnızca müminlere mahsustur. Kur’ân’da bu iki mertebeye şu şekilde işaret edilmiştir:

Birinci mertebeye ilişkin olarak şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz Allah, insanlar üzerinde büyük bir lütuf sahibidir.” [6]

Daha genel bir ifadeyle yine şöyle buyuruyor:

“Fakat Allah, bütün âlemler üzerinde fazl sahibidir.” [7]

İkinci mertebe hakkında ise, şöyle buyuruyor:

“Allah, müminler üzerinde fazl sahibidir.” [8]

 

Buna göre Allah, hem “fazl” ve hem de “adalet” sahibidir. Bu iki sıfat arasındaki fark şu şekilde ifade edilebilir: “Fazl”, belirli bir insan grubuna tahsis edilebilir (nitekim müminler hakkında bu şekilde zikredilmiştir); zira Allah, Kur’ân’da şöyle buyurur:

“Bu, Allah’ın fazlıdır; onu dilediğine verir.” [9]

Buna karşılık “adalet” sıfatı, bütün insanlar hakkında eşit şekilde icra edilen bir sıfattır. Çünkü Allah, kullarına zerre kadar zulmetmez ve özellikle amellerin hesaba çekildiği kıyamet gününde, hiç kimse ilâhî adaletin hükümranlığının dışında kalmaz.

 

Sonuç:

Bu açıklamalar dikkate alındığında, soruya verilecek cevap olarak şu sonuca ulaşılır: Allah’ın “adalet ve fazl” sıfatları birbirinden bağımsızdır ve Allah-u Teâlâ, bu sıfatların her biriyle kullarına diğerinden bağımsız bir şekilde muamele eder. Nitekim önceki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, bu sıfatlardan hiçbiri diğerinden kaynaklanmaz; ne Allah’ın adaleti O’nun fazlının bir sonucudur ve ne de fazlı adaletinden doğmaktadır. Zira ifade edildiği gibi, Allah, her bir sıfatı gereğince kullarına farklı biçimlerde muamele etmektedir.

 

----------

[1]- Nehcü’l-Belâğa, Hikmetli Sözler: 437.

[2]- Muhammed Saîdî Mehr, Âmûzeş-i Kelâm-ı İslâmî, c. 1, s. 315.

[3]- Ca‘fer Subhânî, Endîşe-i İslâmî 1, s. 115-116.

[4]- Seyyid Ca‘fer Seccâdî, Ferheng-i Maârif-i İslâmî, c. 3, s. 1420.

[5]- Hâce Nasîrüddîn Tûsî, Âğâz ve Encâm, s. 72.

[6]- Bakara, 243.

[7]- Bakara, 251.

[8]- Âl-i İmrân, 152.

[9]- Mâide, 54.




Bu haber 228 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER AKAİT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI