Bugun...



Tevhidin Anlamı ve İnsan Hayatındaki Yeri - 2

Bismillahirrahmanirrahîm

facebook-paylas
Tarih: 08-08-2026 15:20

Tevhidin Anlamı ve İnsan Hayatındaki Yeri - 2

 

Tevhit ve Tek Allah İnancının Kazandırdığı Sonuçlar

 

“Tek Allah inancı”, yalnızca Allah’ı “sebeplerin gerçek sebebi (Müsebbibü’l-Esbâb)”, “sebepleri yaratan” ve “dilediğinde onların etkisini ortadan kaldıran yegâne kudret” sahibi olarak bilmek; yalnız O’nu ‘Rab’ kabul etmek; yalnız O’ndan mükâfat ve yardım beklemek; bütün güçlerin ve bütün varlığın yalnızca O’nun iradesine boyun eğdiğine inanmak, demektir. Böyle bir tevhit anlayışı, müminin hayatında önemli ilmî ve pratik sonuçlar doğurmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:

 

  1. Kalpte Ümit ve Güven Duygusunun Yeşermesi

 

Varlık âlemindeki bütün işlerin idaresinin yalnızca Allah’ın elinde olduğuna inanan; O’nu gerçek çözüm mercii, mutlak kudret sahibi ve hiçbir gücün mağlup edemeyeceği yegâne otorite olarak tanıyan; sonsuz rahmetini, hikmetini ve sınırsız ilmini bilen kimse daima umut doludur. Böyle bir insan, en ağır şartlar ve en çetin olaylar karşısında bile hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmaz. Çünkü o, kendisi için takdir ettiği her şeyi kulunun hayrına takdir eden bir Rabbe tevekkül etmiştir. Aynı Rab, dilediği anda kulunun önündeki bütün engelleri kaldırmaya, sıkıntılarını gidermeye, çözümsüz görünen meselelerini çözüme kavuşturmaya ve yaşadığı başarısızlıkları ile maruz kaldığı musibetleri, onun yükseliş ve kemale erişmesine vesile olacak bir sıçrama tahtasına dönüştürmeye kadirdir.

 

Allâme Tabâtabâî'nin (r.a) İfadesiyle:

“Eğer insan, hakikati arayan fıtrî eğilimi doğrultusunda, kâinatın yaratıcısı ve varlık âleminin meydana getiricisi hakkında zihninde beliren sorulara olumlu bir cevap verir, evrenin varlığını ve onun hayranlık uyandıran düzenini açıklayan, yok olmayan ezelî ve ebedî bir başlangıç ilkesini kabul eder ve her şeyi, Allah'ın sonsuz ilim ve kudretinden kaynaklanan, hiçbir gücün karşı koyamayacağı iradesine bağlarsa, bu durumda bütün benliğini derin bir güven ve umut duygusu kaplayacaktır. Böyle bir kimse, hayat yolunda karşılaştığı zorluklar, sıkıntılar ve çözüm yollarının tamamen tıkandığı görünen problemler karşısında asla ümitsizliğe düşmez. Çünkü bilir ki, sebep ve etkenlerin tümünün dizgini –ne kadar güçlü görünürlerse görünsünler– Yüce Allah'ın kudret elindedir ve her şey O'nun emri ve iradesi altında bulunmaktadır.”

 

Böyle bir insan, sebeplerin ve maddî etkenlerin karşısında asla teslimiyet göstermez. Aynı şekilde, dünya şartları kendi lehine geliştiğinde de gurura kapılmaz, kibirlenmez ve ne kendi konumunu ne de içinde bulunduğu âlemin hakikatini unutur. Çünkü o, görünen sebeplerin bağımsız olmadığını; ancak Yüce Allah'tan aldıkları emir doğrultusunda etkide bulunduklarını bilmektedir. Böyle bir insan idrak eder ki, varlık âleminde yalnızca Yüce Allah'ın huzurunda saygıyla eğilmek gerekir ve O'nun emri dışında hiçbir emre mutlak anlamda teslim olunmamalıdır. Buna karşılık, tevhit inancına sahip olmayan ve fıtratının ortaya koyduğu sorulara tatmin edici bir cevap bulamayan kimse, bu umut, gerçekçilik, yüce ruhluluk ve fıtrî cesaretten mahrum kalacaktır.

 

Nitekim maddiyat anlayışının egemen olduğu toplumlarda intihar vakalarının her geçen gün artmasının sebeplerinden biri de budur. Zira bütün bağlılığını yalnızca dünyevî ve maddî sebeplere yönelten kimseler, en küçük bir olumsuzlukla karşılaştıklarında mutluluklarından ümitlerini kesmekte ve yaşamlarına son vermektedirler. Buna karşılık, tevhit ve Allah'ı tanıma nimetine erişmiş olanlar ise, kendilerini ölümün eşiğinde gördükleri anlarda bile ümitsizliğe kapılmazlar. Çünkü her şeye gücü yeten ve her şeyi gören bir Rablerinin bulunduğuna inanmanın verdiği güven ve umutla ayakta kalırlar. Hz. İmam Hüseyin (a.s), ömrünün son saatlerinde, düşman kılıçlarının her taraftan kendisini hedef aldığı o en ağır anda şöyle buyurmuştur:

"Bu büyük musibeti bana kolaylaştıran tek şey, Allah'ın daima amellerimi görmekte olduğunu bilmektir." [1]

 

2. Allah'tan Başkasına Kulluk ve Kölelikten Kurtuluş

 

Allah'ı bir ve tek olarak tanıyan, yalnızca O'nun kulluğa layık olduğuna inanan; sadece O'nu rızık veren Rab ve bütün varlık âleminin yegâne hâkimi olarak kabul eden kimse, hiçbir zaman başkalarının kulluğu ve köleliği altına girmeyi kabul etmez. Çünkü Allah'tan başkasına kulluk ve boyun eğmek, özü itibarıyla “şirk” anlamına gelir. Şirk ise, tevhit inancıyla bağdaşmayan ve onunla tamamen çelişen bir anlayıştır.

 

3. Allah'tan Başkasına Kulluk ve Otoriteyi Reddetmek

“Ayetullah Hamanei (r.a)” gibi büyük âlimlerin bakış açısına göre “tevhid” iki temel unsurdan oluşmaktadır:

Biri “Allah” ve diğeri ise, “Lâ ilâhe illallah” ilkesidir.

Bunlardan ilki “Allah'ın varlığını ve hâkimiyetini ispat etmeyi” ve ikincisi ise, “Allah'tan başka bütün ilâhları reddetmeyi” ifade eder. Başka bir ifadeyle, biri Allah'ın velâyetini kabul etmek, diğeri ise Allah'tan başkasının velâyetini reddetmektir. Biri âlemlerin Rabbi olan Allah'a itaat ve kulluk etmek, diğeri ise Allah'tan başkasına itaat ve kulluk etmeyi reddetmektir.

 

Onun değerlendirmesine göre tevhidin özü, insanın Allah'tan başkasına kulluk etmemesi ve O'ndan başkasının önünde kulluk secdesine kapanmamasıdır. Esasen tevhit, “ilâhî değerlerin toplum üzerinde hâkim olması, tâğutî, istibdatçı, yozlaşmış ve zorbalığa dayalı yönetimlerin reddedilmesi” anlamına gelmektedir. [2]

 

Gerçekte, emperyalist güçlerin hâkimiyet döneminde, saf İslâmî tevhit anlayışının ve onun hayatın bütün alanlarını kuşatan kapsamlı anlamının ihmal edilmesi, sömürgeciliğin putlarına hareket alanı açmış; servet ve güç tanrılarına diledikleri gibi hükmetme fırsatı vermiştir. [3]

 

Nitekim Sâdî şöyle demektedir:

Allah'tan yüz çevirip yöneldiğin her şey, katıksız şirktir.


Gerçek tevhid ise her yönelişimizi yalnızca Allah'a çevirmektir. [4]

 

Yine onun şu beyti de aynı hakikati dile getirmektedir:

İster önüne altınlar serilsin,


İster başının üzerine Hint kılıcı çekilsin;


Muvahhidin ne ümidi insanlardan olur,


Ne de korkusu.


İşte tevhidin temeli yalnızca budur. [5]

 

4. Manevî ve Ruhsal Yeteneklerin Gelişmesi

 

İnsan, sayısız manevî ve ruhsal kabiliyetle yaratılmıştır. Bu yetenekler onun varlığında “potansiyel” (bilkuvve) hâlde bulunmaktadır. İnsan ancak kendi yaratılış fıtratına uygun olarak, yani tevhit ekseninde bir hayat sürdürdüğü ve her türlü şirkten uzak durduğu takdirde bu potansiyel yetenekleri “fiilî” (bilfiil) hâle getirebilir; onları geliştirebilir ve bu gelişimin hem dünyevî hem de uhrevî bütün kazanımlarından faydalanabilir.

 

Gerçekte şirk, insanın manevî varlığında filizlenen fidanların gelişmesini engelleyen yabani otlar gibidir. Buna karşılık tevhit, insanın varlık bahçesini şirk ve ikilik anlayışının bütün yabani otlarından temizleyen bir bahçıvan gibidir. Böylece insanın manevî kabiliyetlerinin gelişip olgunlaşmasına uygun zemini hazırlar; onu ilâhî ahlâkla donanmış, Allah'ın isim ve sıfatlarından nasip almış Allah'a yakın bir insan hâline getirir.

 

Ayetullah Hamenei’nin (r.a) İfadesiyle Tevhit

 

Ayetullah Hamenei’nin (r.a) ifadesiyle:

“Tevhit, yalnızca kelâmî, felsefî, zihinsel ve pratiğe yansımayan bir teori değildir. Aksine bir yönüyle bir dünya görüşüdür; diğer yönüyle ise insanın kolaylıkla ve süratle gelişip kendisine özgü yücelik ve kemale ulaşabileceği uygun toplumsal ortamın tasviridir.” [6]

 

Tevhidin Gerekliliği: Bütün İyilik ve Güzelliklerin Kökü

 

Nehcü’l-Belâğa, tevhit eksenli beyanlarla doludur. Emîrü’l-Müminin Hz. Ali (a.s), Nehcü’l-Belâğa'da birçok kez tevhit konusunu ele almış; onu farklı açılardan açıklayıp temellendirmiştir. Nitekim ikinci hutbesinde tevhidi övmekte ve onun sonuçlarını şu ifadelerle açıklamaktadır:

“Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına, O'nun bir ve ortağının bulunmadığına şahitlik ederim… Şüphesiz bu tevhit şehadeti, imanın temel dayanağı, bütün iyiliklerin başlangıcı, Allah'ın rızasını kazanmanın vesilesi ve şeytanı uzaklaştıran en büyük etkendir.”

 

İslâmî kaynaklar üzerinde daha dikkatli bir inceleme yapmak ve aklî tahlillerde bulunmak göstermektedir ki tevhit, dinin bütün usûl ve fürûunda geçerliliğini koruyan temel ilkedir. Başka bir ifadeyle, İslâm'ın bütün inanç esasları ve amelî hükümleri, tevhit ilkesinin farklı alanlardaki tezahürlerinden ibarettir.

 

Ahlâk alanında da durum böyledir. Zira herkes bilir ki ahlâkî faziletlerin kaynağı tevhit, ahlâkî reziletlerin kaynağı ise, şirktir. Riyakâr kimseler nasıl şirke bulaşmışlarsa, haset edenler, cimriler, hırslılar ve kibirlenenler de aynı şekilde şirkin etkisi altındadırlar. Allah'ın fiillerdeki birliğini (tevhîd-i ef‘âl) bütün benliğiyle kabul eden; izzet ve zilletin, rızkın, hayatın, zaferin ve başarının yalnızca Allah'ın kudret elinde olduğuna inanan kimsenin, riyâya, hırsa, cimriliğe ve hasede yönelmesi için hiçbir sebep kalmaz.

 

Kısacası tevhit, tesbihin diğer taneleri arasında yer alan büyük bir tane gibi değildir; aksine bütün taneleri birbirine bağlayan ve onları bir bütün hâline getiren ip mesabesindedir. [7]

 

Tevhidin Çeşitleri

 

Tevhid İlmi, itikadî konular çerçevesinde Allah-u Teâlâ'nın birliğini ve hiçbir yönden benzerinin bulunmadığını açıklamaktadır. Tevhit; Allah'ın her bakımdan tek, eşsiz ve benzersiz olduğuna inanmaktır.

 

Âlimler, tevhit için çeşitli mertebe ve kısımlar zikretmişlerdir. Bunların en önemlileri şu beş başlık altında toplanmaktadır:

1- Zâtî Tevhit

2- Sıfatî Tevhid

3- Fiilî Tevhit

4- Teşrîî Tevhit

5- İbâdî Tevhit

 

Tevhit Konusunda Kaleme Alınan Eserlere Kısa Bir Bakış

 

Şiî âlimlerin, dinin bu temel ilkesi olan tevhide verdikleri büyük önem sebebiyle, İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren bu alanda çok sayıda değerli eser kaleme alınmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. Tevhîd-i Müfazzal

İmam Caʿfer-i Sâdık'ın (a.s) seçkin ashabından olan Ebû Abdullah veya Ebû Muhammed Müfazzal b. Ömer el-Cuʿfî el-Kûfî, İmam'ın kendisine imlâ ettiği “tevhit risalesini” bizzat yazıya geçirmiştir. Bu eser, “Tevhîd-i Müfazzal” adıyla meşhur olmuştur.

 

Allâme Meclisî, bu risalenin tamamını ayrıntılı açıklamalarıyla birlikte Bihârü'l-Envâr adlı eserine almıştır. Eserin yazma nüshaları bugün Âstan-ı Kuds-i Razevî Kütüphanesi ile Tahran Üniversitesi Merkez Kütüphanesi'nde muhafaza edilmektedir. Arapça metni hicrî 1294 yılında Tahran'da, 1328 yılında Mısır'da ve 1369 yılında Irak'ta basılmıştır. Allâme Meclisî'nin Farsça tercümesi ise, hicrî 1299 yılından günümüze kadar Tahran'da ve çeşitli şehirlerde defalarca yayımlanmıştır.

 

2. Hişâm b. Hakem'in Tevhit Adlı Eseri

 

Şiî kelâm ekolünün önde gelen isimlerinden, İmam Caʿfer-i Sâdık (a.s) ve İmam Mûsâ el-Kâzım'ın (a.s) yakın ashabı ve seçkin öğrencilerinden Ebû Muhammed Hişâm b. Hakem el-Kûfî, “tevhit” konusunda müstakil bir eser kaleme almıştır.

 

3. Fazl b. Şâzân'ın et-Tevhîd min Kütübi'llâhi'l-Erbaʿati'l-Münzele Adlı Eseri

 

Ebû Muhammed Fazl b. Şâzân b. Halîl el-Ezdî en-Nîşâbûrî (ö. 260 hicri), yaklaşık 280 eser telif etmiş önemli Şiî âlimlerinden biridir. Bu eserlerden biri de et-Tevhîd min Kütübi'llâhi'l-Erbaʿati'l-Münzele (Allah'ın İndirdiği Dört İlâhî Kitapta Tevhit) adlı kitabıdır.

 

4. Muhammed b. Hüseyin b. Ebî'l-Hattâb ez-Zeyyât

 

Ebû Caʿfer Muhammed b. Hüseyin b. Ebî'l-Hattâb ez-Zeyyât (ö. 262 hicri), “tevhit” konusunda müstakil bir risale kaleme almıştır.

 

5. Ali b. Hüseyin b. Bâbeveyh el-Kummî

 

Ebû'l-Hasan Ali b. Hüseyin b. Bâbeveyh el-Kummî (ö. 329 hicri), Şeyh Sadûk'un babası olup, “tevhid” hakkında bir eser telif etmiştir.

 

6. Şeyh Sadûk'un et-Tevhîd Adlı Eseri

 

Ebû Caʿfer Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Bâbeveyh el-Kummî, meşhur adıyla Şeyh Sadûk (ö. 381 hicri), Şiî kelâm literatürünün en önemli eserlerinden biri kabul edilen et-Tevhîd adlı kitabın müellifidir.

 

Bu eserin çok sayıda yazma nüshası Âstan-ı Kuds-i Razevî Kütüphanesi, Medrese-i Sipehsâlâr Kütüphanesi ve İran'ın çeşitli kütüphanelerinde muhafaza edilmektedir. Eser defalarca basılmış olup, yeni baskıları günümüzde de yayımlanmaya devam etmektedir.

 

Şiî âlimlerinden bir kısmı bu eser üzerine şerhler kaleme almıştır. Bunlar arasında Molla Muhammed Bâkır b. Muhammed Mü'min, meşhur adıyla Muhakkik Sebzevârî; şerhi Enîsü'l-Muvahhid adıyla tanınan Muhaddis Cezâirî ve Kâdî Saîd el-Kummî bulunmaktadır. Özellikle Kâdî Saîd el-Kummî'nin şerhi, bu alandaki en önemli ve en meşhur açıklama eserlerinden biri kabul edilmektedir.

 

7. Ayyâşî'nin Tevhid Adlı Eseri

 

Büyük Şiî müfessirlerinden Ebû'n-Nasr Muhammed b. Mesʿûd el-Ayyâşî, “tevhit” konusunda müstakil bir eser kaleme almıştır.

 

8. Celâleddîn Devvânî'nin Eseri

 

Celâleddîn Muhammed b. Esʿad ed-Devvânî (ö. 908 hicri), “tevhit” konusunda bir eser yazmıştır. Bu eserin bir yazma nüshası Feyzâbâd'daki Râce Kütüphanesi'nde, diğer bir nüshası ise Medrese-i Sipehsâlâr Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.

 

9. Molla Muhsin Feyz-i Kâşânî'nin Eseri

 

Molla Muhsin Feyz-i Kâşânî (ö. 1091 hicri) de “tevhit” hakkında bir eser kaleme almıştır. Bu eserin yazma nüshalarından biri Medrese-i Sipehsâlâr Kütüphanesi'nde muhafaza edilmektedir.

 

Bunların yanı sıra aşağıdaki büyük âlimlerin her biri de “tevhit” konusunda müstakil eserler telif etmiştir:

1- Şeyh Süleyman b. Abdullah Mâhûzî (ö. 1121 h.),

2- Seyyid Mirza Mehdî b. Mirza Muhammed Takî Kâdî Tabâtabâî (ö. 1241 h.),

3- Seyyid Muhammed Mehdî b. Muhammed Caʿfer Mûsevî,

4- Şeyh Ali b. Mübârek b. Ali b. Humeydân el-Katîfî (ö. 1266 h.),

5- Şeyh Muhammed Hâdî b. Şeyh Muhammed Emîn et-Tehrânî en-Necefî (ö. 1321 h.),

6- Seyyid Necm Hasan b. Seyyid Ekber Hüseyin el-Leknevî (ö. 1351 h.)

Ve daha birçok âlim bu alanda değerli eserler kaleme almıştır. [8]

 

---------------

[1]- Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî, Hulâsa-i Taʿâlîm-i İslâm (İslâm Öğretilerinin Özeti), s. 45-46.

[2]- Aynı eser, s. 112-113.

[3]- Aynı eser; ayrıca Abdülhüseyin Husrevpenâh ve diğer araştırmacılar, Âyetullah Hâmeneî'nin Düşünce Sistemi, c. 2, s. 105.

[4]- Sâdî, Külliyyât, s. 737.

[5]- Aynı eser, s. 175.

[6]- Abdülhüseyin Husrevpenâh ve diğer araştırmacılar, Âyetullah Hâmeneî'nin Düşünce Sistemi, c. 2, s. 1056.

[7]- Âyetullah Uzmâ Nâsır Mekârim Şîrâzî, Peyâm-i İmâm (Nehcü'l-Belâğa'ya Yeni ve Kapsamlı Bir Şerh), bir grup fazilet sahibi âlimin katkısıyla, c. 1, s. 278-279.

[8]- Dâʾiretü'l-Meʿârif-i Teşeyyuʿ (Şiîlik Ansiklopedisi), editörler: Ahmed Sadr Hâc Seyyid Cevâdî, Kâmrân Fânî ve diğerleri, c. 5, s. 134-135.




Bu haber 254 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER AKAİT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI