Bugun...



Ehl-i Beyt’e (a.s) Uymakla Direniş

Şüphesiz dinî öğretilere bağlılık, insanın ahiret âleminde izzet ve yücelik kazanmasına vesile olduğu gibi, bu dünyada da izzet, ilerleme ve gelişmeyi beraberinde getirir.

facebook-paylas
Tarih: 27-01-2026 14:04

Ehl-i Beyt’e (a.s) Uymakla Direniş

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Ehl-i Beyt’e (a.s) uymanın olumlu etkileri hakkında Hz. Fâtıma’dan (s.a) rivayet edilen bir hadiste şöyle buyurulmaktadır:

“Allah, bize itaati ümmetin düzeni için, imametimizi ayrılıktan korunma vesilesi olarak ve cihadı İslâm’ın izzeti için kılmıştır.” [1]

 

Bu makalede, Ehl-i Beyt’e (a.s) uymanın, İslâm düşmanlarıyla mücadele konusundaki yaklaşımlar bağlamında İran İslâm toplumunun yönelişleri üzerindeki etkileri incelenecektir.

 

Şiîlik: Kapsamlı ve Bütüncül Bir Bağlılık

İmam Hasan Askerî (a.s) şöyle buyuruyor:

“Bir adam, eşine şöyle dedi: ‘Hz. Resulullah’ın (s.a.a) kızı Hz. Fâtıma’nın (s.a) yanına git ve ‘Acaba ben sizin Şiîlerinizden miyim, yoksa değil miyim?’ diye ona benim hakkımda sor. Kadın, Hz. Fâtıma’nın (s.a) yanına giderek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Fâtıma (s.a) şöyle buyurdu: ‘Ona söyle: Eğer size emrettiklerimizi yerine getiriyor ve sizi sakındırdıklarımızdan kaçınıyorsa, o bizim Şiîlerimizdendir; aksi hâlde değildir.’” [2]

 

Bu hadiste âlemlerin hanımefendisi, herkesin kendini tanıması konusunda Şiîler için temel bir ölçüt ortaya koymaktadır; o da “Ehl-i Beyt’e tabi olmak”tır. Bu bağlılık, bireylerin ve İslâm toplumunun hayatının bütün alanlarında kendini göstermelidir.

 

Ehl-i Beyt’e (a.s) uymaktan söz edildiğinde, çoğu zaman ilk olarak “namaz, oruç ve ibadetler” akla gelir. Oysa asıl dikkat edilmesi gereken husus şudur: Müslümanların namazı ve ibadeti, İslâm toplumunun izzetine olumlu şekilde yansımalıdır; gerek toplumun iç bütünlüğünün sağlanmasında ve gerekse dış düşmanlara karşı birlik ve direniş ruhunun güçlendirilmesinde bu etki açıkça görülmelidir.

 

Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Muhammed (s.a.a), Allah’ın Resûlüdür. Onunla birlikte olanlar, kâfirlere karşı sert ve güçlü, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları rükû ve secde hâlinde görürsün; Allah’tan lütuf ve rızâ dilerler.” [3]

Bu ayette, “namaz ile cihad” arasındaki ilişki açık ve net bir biçimde ortaya konulmuştur. Namaz ve onun kazandırdığı maneviyat, İslâm toplumuna, dış düşmanlarla mücadelede gerekli olan arzu edilen toplumsal bütünlüğü sağlamaktadır.

 

İslâm ve İran düşmanlarıyla mücadele etmek, çok yüzlü düşmanlara karşı edilgen olmayan bir tutum sergilemek, İslâm toplumuna izzet ve ihtişam kazandırır. Bu, Hz. Fâtıma’nın (s.a) işaret ettiği ve bu konuda vurgulanan izzettir.

 

Önemli bir husus: Şüphesiz İslâmî İran’ın tabiî olarak birtakım sorunları bulunmaktadır; ancak bu durum, toplumun izzetini sorgulamak için bir gerekçe teşkil etmemelidir. Bazı İslâm ülkeleri, sanayi ve teknoloji alanlarında görünürde İslâmî İran’dan daha ileri olabilirler; fakat Amerika ve Siyonist rejim karşısında söyleyecek bir sözleri bulunmamakta ve suskunluklarıyla onların işledikleri suçları fiilen onaylamaktadırlar. Bazı İslâm ülkelerinin İslâm düşmanları karşısındaki bu sessizliği, İslâm’ın ve Kur’ân’ın öğretileriyle açık bir çelişki içindedir.

 

İslâmî İran: İslâmî Direnişin Sancaktarı

Âlemlerin hanımefendisi Hz. Fâtıma (s.a) şöyle buyurmaktadır:

“Kim ibadetlerini ve amellerini Allah rızası için ihlâsla yaparsa, Allah da ona en üstün maslahatlarını ve bereketlerini indirir.” [4]

 

Âlemlerin hanımefendisinin bu sözü, hem imanlı bireyler ve hem de imanlı toplumu hakkında geçerlidir. Nitekim Yüce Allah, imanlı toplumu tasvir ederken şöyle buyuruyor:

“Eğer şehirlerin halkı iman edip takvâ sahibi olsalardı, elbette onların üzerine gökten ve yerden bereket kapılarını açardık.” [5]

Bu ayetin muhtevasına göre, Allah-u Teâlâ bereketlerini imanlı toplumun üzerine indirmektedir.

 

İran milleti, Irak ile sekiz yıl süren dayatılmış savaşta ilâhî yardımın ve Allah’ın bereketlerinin bizzat tecellisine şahit olmuş; pek çok zorluk ve engelle karşılaşmasına rağmen meydandan galip çıkmıştır. Bugün ise, hamdolsun, Siyonist rejime karşı direnen mazlum, özgürlükçü ve mücadeleci milletler için bir örnek hâline gelmiştir.

 

İslâmî İran, Kur’ân-ı Kerîm’in öğretilerine “kâfirlere karşı kararlı ve tavizsiz duruş”, Ehl-i Beyt’in (a.s) buyruklarına “Heyhât mine’z-zille” anlayışına bağlı kalarak ve İslâm Devrimi Rehberi’nin hikmetli rehberliği doğrultusunda hareket ederek, Siyonist rejime karşı bölgede direnişin sancaktarı olmayı başarmıştır.

 

İslâmî İran’ın bölgesel direnişin öncüsü hâline gelmesinde etkili olan unsurlardan biri, cihada olan inançtır. Başka bir ifadeyle, İslâm düşmanlarıyla mücadele ve karşı koyma anlayışıdır. Nitekim bu husus, Hz. Fâtıma’nın (s.a) hadisinde “izzet” kavramıyla ifade edilmiştir. [6]

 

Günümüzde Lübnan’ın ve mazlum Gazze halkının sahip olduğu izzet, İslâmî İran’dan ilham alan ve bu kaynaktan beslenen söz konusu düşünce tarzının bir sonucudur.

 

Son Söz

Hamdolsun, İslâmî İran, Kur’ân-ı Kerîm’den kaynaklanan Ehl-i Beyt (a.s) öğretilerine bağlı kalarak, İslâm ve Müslümanların düşmanlarına karşı mücadelenin sancaktarı olmuştur. Kur’ânî ilkeler doğrultusunda, bu düşmanlara karşı edilgen ve pasif bir tutumdan kaçınılması gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.

 

-----------

[1]- Ahmed b. Abdülazîz Cevherî el-Basrî, el-Sakîfe ve Fedek, s. 139.

[2]- On Birinci İmam Hasan b. Ali (a.s), İmam Hasan Askerî’ye (a.s) Nispet Edilen Tefsir, s. 38.

[3]- Fetih, 29.

[4]- On Birinci İmam Hasan b. Ali (a.s), İmam Hasan Askerî’ye (a.s) Nispet Edilen Tefsir, s. 327.

[5]- A’râf, 96.

[6]- Ahmed b. Abdülazîz Cevherî el-Basrî, el-Sakîfe ve Fedek, s. 139.




Bu haber 361 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI