|
Tweet |
Bismillahirrahmanirrahim
Hayatta maneviyata yönelme ve sükûnet veren bir dayanak noktası bulma isteği, gerçek ve saygıdeğer bir ihtiyaçtır. Son yıllarda, toplumda bu ihtiyaca cevap verdiği iddia edilen çok sayıda öneriyle karşılaşıyoruz; yoga ve meditasyon derslerinden, içsel ve ruhi denge sağladığını öne süren “reiki ve enerji terapisi” gibi yöntemlere kadar geniş bir yelpaze söz konusudur. Pek çok genç, “odaklanma ve iyi hissetme” amacıyla bu yöntemlere yönelmekte ve zaman zaman olumlu sonuçlar da tecrübe etmektedir. Ancak şu soru hâlâ geçerliliğini korumaktadır:
Bu yeni manevî hareketlerin, Şiî tevhit anlayışına dayalı düşünce ve inanç çerçevemizle nasıl bir ilişkisi vardır?
Bu soruya verilecek cevap, Şiî irfanın temel özelliklerinin ve onu ithal maneviyatlardan ayıran esaslı farkların doğru biçimde tanınmasına bağlıdır. Bu yazıda da söz konusu hususlar ele alınacaktır.
1) Hedef: Sadece “iyi hissetme” değil, ibadet ve ilahî yakınlık
Şiî irfanda nihai gaye, kulluk ufkunda “ilâhî yakınlık”tır:
“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”. [1]
Manevî gelişimin ölçütü, sadece stresin azalması değil, kulluğun derinleşmesidir.
Allah ile insan arasındaki ilişki, şahsî ve yakın bir ilişkidir:
“Şüphesiz ben yakınım; bana dua edenin duasına icabet ederim”. [2]
Kalıcı huzur, O’nu anmakla mümkündür:
“Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur”. [3]
İthal maneviyatların çoğunda hedef, genellikle zihnin düzenlenmesi, enerjilerin uyumlandırılması veya “refah için murakebe”dir. Bunlar saygıya değer amaçlar olmakla birlikte, hedef “iyi hissetme”ye indirgenirse, tevhidî yakınlık ufkundan uzaklaşılmış olur.
Örneğin, yoğun ve stresli bir günün ardından on dakikalık bir nefes egzersizi yapıyorsanız, Şiî irfan perspektifinde bunu “Allah’ın huzurunda bulunma” niyetiyle birleştirebilirsiniz. Mesela rivayetlerde en faziletli zikirlerden biri olarak kabul edilen “Lâ ilâhe illâllah” zikriyle, bu niyet değişikliği, yapılan pratiği “iyi hissetme” düzeyinden “nitelikli ilahî bir huzur” seviyesine yükseltir.
2) Yöntem: Teknik Merkezlilik Karşısında Şeriat Merkezliliği
Şiî irfan, vahyin metni ve şeriat zemininde gelişip serpilir: Namaz, oruç, zekât ve amelî ahlâk.
“Şüphesiz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar” [4] ayeti, ibadetin salt bir ritüel değil, kişilik inşa eden bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır.
Sahîfe-i Seccâdiyye’de yer alan “Mekârimü’l-Ahlâk” duası [5], batın ve iç dünyayı eğitmeye ve toplumsal ilişkileri ıslah etmeye yönelik sistematik bir programdır; Şiî irfan, toplumsal ahlâkla irtibatı kopuk bir şekilde anlam kazanmaz.
İthal maneviyatların birçoğu “teknik merkezli”dir: Nefes egzersizleri, mantralar veya enerji aktarımı gibi uygulamalar öne çıkar; ancak bu yöntemlerin ahlâkî ve fıkhî bir teminatı ile tevhidî bir ufka sahip olması zorunlu değildir. Şiî irfanda ise teknik, ancak yükümlülük (teklif) çerçevesinde anlam kazanır.
Piyasa dalgalanmalarından kaygı duyan bir tüccar, yalnızca murakebe yaparsa geçici bir sükûnete ulaşabilir. Buna karşılık Şiî irfan ona, “emanet bilinciyle birlikte yapılan zikir, belayı defetmek için sadaka ve huşû içinde kılınan namaz”ı önerir. Yani bireysel huzur ile toplumsal adalet, eş zamanlı olarak hedeflenir.
3) Hidayet Ekseni: Velayet ve İmam
Şiî düşüncede manevî yol “imamet merkezli”dir. Yani marifet ve kulluk, Ehl-i Beyt’in (a.s) kapısından geçerek tahakkuk eder:
“Allah bizimle tanındı ve bizimle ibadet edildi”. [6]
Bu ilke, güvenli seyr ü sülûk yolunu, “Guru”lara körü körüne bağlanmaktan ayırır.
Şeyh Sadûk’un naklettiği Ziyâret-i Câmia-i Kebîre’de imamlar, “imanın kapıları ve hidayet yolları” olarak nitelendirilir. Yani Allah’ı tanıma ve O’na kulluk etmede diri ve yol gösterici işaretlerdir. [7]
Şiî hikemî ve irfanî gelenekte velayet, şeriatin bâtınî hakikatidir. Başka bir ifadeyle, imametin koruyucu şemsiyesi olmaksızın sürdürülen manevî yolculuk, kolaylıkla bireysel zevklere ve manevî sapmalara dönüşebilir. Bu kavram, ithal maneviyatlarda ise bütünüyle yoktur. Yoga ve Guru’da ilahî feyzin aracısı değil, yalnızca bir teknik öğreticisidir.
Şiîler, ahlâk hocası seçerken yalnızca karizmatik çekiciliklere değil, “Ehl-i Beyt’in (a.s) mârifetine kesintisiz şekilde bağlanan bir silsileye” dikkat etmişlerdir. Bu ölçüt, piyasa merkezli maneviyatlarda sıkça rastlanan sapmaları önleyici bir işlev görür.
4) Mârifet: Akıl, nakil ve kayıt altına alınmış (ölçülü) keşif
Şiî irfan, akıl karşıtı değildir. Bilakis aklı, nakil ve keşif ile birlikte değerlendirir. Sadrü’l-Müteellihîn’in Hikmet-i Müteâliyesi, bu birlikteliğin felsefî çerçevesini oluşturur. [8] Kur’ân da şu ilkeyi öğretiyor:
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme”. [9]
Bazı ithal ekollerde “tecrübe” kendi başına yeterli kabul edilirken, Şiî irfanda tecrübe; vahiy ve velâyet ölçüsüyle tartılır. Böylece enerji alanlarıyla ilgili algıların “hidayet nuru” ile karıştırılmasının önüne geçilir.
Eğer bir murakabe sırasında birtakım hâller tecrübe ederseniz, ölçüt “Kur’ân ve Sünnet”tir: Bu hâl, sizi tevazuya, hizmete ve ilâhî haşyete sevk etmiş midir? Nehcü’l-Belâğa’daki Hemmâm Hutbesi, takvâ ehlinin somut portresini gözler önüne serer.
5) Bireyden şehre: Sülûkun toplumsal ahlâk boyutu
Şiî irfan, yalnızca bireysel huzuru hedeflemez; toplumsal ahlâk onun merkezî unsurudur. Nehcü’l-Belâğa’daki Mâlik el-Eşter Ahidnâmesi [10], adaleti, insan onurunu ve iktidarın sınırlandırılmasını, yöneticinin dindarlığının ölçütü olarak belirler.
İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) Risâletü’l-Hukûk’u, Allah’ın, nefsin, anne-babanın, komşunun, öğretmenin, yöneticinin, emri altındakinin ve diğerlerinin haklarını kapsayan bir haklar ağı çizer. Yani seyr i süluk ve manevî yolculuk, hayatın somut ilişkileri içinde sınanır.
Eğer meditasyon sizi sakinleştiriyor, fakat iş ortamında hâlâ haksızlık yapıyorsanız, bu bir “irfanî sülûk” değildir. Şiî irfanda gelişimin ölçütü, yalnızca mantranın süresi değil, “kul hakkı”na riayettir.
6) Yoga ve Reiki ile Ölçülü Bir İlişki
Yoganın çok katmanlı bir tarihi vardır. Günümüzde Batı’da birçok kişi “Âsana”ları, herhangi bir ritüel yükümlülüğe (Hindu tanrılarıyla irtibatlı mantralar gibi) bağlanmaksızın, faydalı bir beden egzersizi olarak icra etmektedir. Fiziksel egzersiz yapmayı amaçlayan bir kimse şu hususlara dikkat edebilir:
1-İlâhî bir niyet belirleyerek tevhidî zikirlerden istifade etmek;
2-Tevhid inancıyla bağdaşmayan ritüel mantralardan kaçınmak;
3-Bu tür egzersizleri namaz, zikir ve Kur’an tilavetinin yerine ikame etmeyip, beden sağlığını destekleyen tamamlayıcı bir unsur olarak görmek.
Reiki ise “evrensel enerji” ve “attunement” (uyumlama) düşüncesine dayanmaktadır. Şiî tevhit anlayışında ise etki ve şifa, “ilâhî izin” çerçevesinde tanımlanır; meşru tedavi, dua, sadaka, tıp ve dinen geçerli sebepler yoluyla gerçekleşir. “Yûnusiyye zikri: Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu mine’z-zâlimîn” [11] ve Sahîfe-i Seccâdiyye’deki “Mekârimü’l-Ahlâk” gibi me’sur dualar, tıbbî tedaviyle birlikte takip edildiğinde daha güvenilir bir yol sunar.
Şiî irfan tarzında günlük iki uygulama
1-Namazda huşû: Akşam namazı öncesinde iki dakikalık sakin bir nefes alma, ardından “Gurbeten ilâllah” (Allah’a yakınlık) niyetiyle namazın eda edilmesi; namaz esnasında Fâtiha ve İhlâs surelerinin manalarına dikkat edilmesi; namazdan sonra ise, 34 Tekbir (Allahu Ekber) 33 Tahmid (El-Hamdulillah) ve 33 Tesbih (Sübhanallah) söylenmesi. Bu zikir, Ehl-i Beyt (a.s) rivayetlerinde tavsiye edilmiştir. [12]
2-Günlük ahlâk muhasebesi: Her gece beş dakikalık nefs muhasebesi: Bugün nerede doğru sözlü davrandım? Nerede bir hakkı yerine getirmedim? Ardından Sahîfe-i Seccâdiyye’nin 20. duasından bir bölüm okunması ve ertesi gün için somut bir ahlâkî karar alınması. Zikir ile ahlâk arasındaki bu bağ, manevî yolculuğun itici gücüdür.
Sonuç olarak, Şiî irfan; tevhidî, ubûdiyet merkezli ve velâyet eksenli bir yapıya sahiptir. Hedef, ilâhî Zât’a yakınlıktır. Yöntem, şeriat temelli ve ahlâk inşa edicidir. Müracaat mercii, hidayet imamıdır. Uygulama alanı ise, mihraptan çarşıya kadar uzanır.
İthal maneviyatlar, her ne kadar beden ve zihin disiplinine dair bazı kazanımlar sunabilse de, vahyin metni ve velâyetin yerine ikame edildiklerinde insanı tevhidin ruhundan mahrum bırakırlar. Hikmetli ve akli yol, inançsal yükümlülük taşımayan bedensel faydaları spor ve gevşeme sınırında tutmak; hakiki manevî sülûk için ise Kur’an, Nehcü’l-Belâğa, Sahîfe-i Seccâdiyye ve Ehl-i Beyt (a.s) mektebinin saf kaynaklarına yeniden yönelmektir.
Ebü’l-Kasım Şekûrî
----------
[1]- Zâriyât, 56.
[2]- Bakara, 186.
[3]- Ra‘d, 28.
[4]- Ankebût, 45.
[5]- Sahîfe-i Seccâdiyye, “Mekârimü’l-Ahlâk Duası” (20. dua).
[6]- el-Kâfî, c. 1, s. 145.
[7]- Men lâ Yahzuruhu’l-Fakîh, “Ziyaretler” bölümü.
[8]- el-Esfârü’l-Erba‘a.
[9]- İsrâ, 36.
[10]- Nehcü’l-Belâğa, Mektup: 53.
[11]- Enbiyâ, 87.
[12]- el-Kâfî, Kitâbü’s-Salât, Tesbih bölümü.
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
