Bugun...



Allah İçin Nefret Etmek - 2

“Aşk” kelimesi Arapça’da “aşaka” kelimesinden alınmıştır. “Aşaka” sarmaşığa benzer bir bitkidir. Ağaçların gövdesine sarılır ve ağacın nefes almasını engelleyerek yapraklarının sararmasına sebep olur ve ağacın vaktinden erken solmasını sağlar.

facebook-paylas
Tarih: 20-10-2020 14:14

Allah İçin Nefret Etmek - 2

 Aşığın, sararmış görünmesinin sebebi, aşkın onun nefes almasını engellemesinden, aşk ve şevkin, insanın hayvanî boyutunun gelişmesine mani olmasındandır. Aşk, İnsanın bedensel ve cismî olarak gelişmesini engeller ve her şeyden üstün olan kendi gelişmesinin peşindedir. “İbadete aşık olan insanların en üstünüdür.” sözü, yani ibadetin insanı tamamen çepeçevre sarması bütün varlığıyla ibadeti hissetmesidir.

Namaz kılarken edilen niyet, fikhî olarak niyet sayılır; ama mâna ehlinin yanında bunun kendisi gaflettir. Bir kimse namaz kılarken, “Öğle namazını kılıyorum kurbeten ilellah” cümlesini aklından geçirirse, bu fıkhî olarak niyet sayılır; ama irfan ehlinin nezdinde niyet değil, gaflettir. Çünkü niyet, tabiat âleminden kopup Allah’a yönelme, mahbuba koşmadır.

Namazın başından sonuna kadar dünya işlerini düşünen ve aklı insanlar arasında olan kimsenin, namazın sonunda “Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh” demesi, nasıl doğru olabilir?! Çünkü dışarıda olan biri içeri girdiği zaman, insanların arasında olmayan biri onların yanına geldiği zaman selâm verir, insanların arasında olan selâm vermez ki!

Namazda aklı tamamen dünyada ve insanlarda olan birisi, insanlardan ayrılmamış ki bitince “Esselamu aleykum...” desin. Ama namazını, “Namaz, müminin miracıdır” hadisine göre kılan, “Namaz kılan, kiminle münacat ettiğini bilse, asla namazı bitirmez” hadisini anlayarak Rabbü’l-Âlemin ile münacat eden ve “Namaz, her muttaki insanın (Allah’a) yaklaşma vesilesidir” hadisine teveccüh ederek namazını kılan insan, niyetiyle tabiat âleminden uçmuş, dünya ve insanlardan kopmuş ve kimseyi aklından geçirmemiş, sadece kendisi ve mabudu vardır namazında ve namazı sona erince miraçtan iniyor, Allah ile münacattan bitiyor ve insanların arasına dönüyor, bundan dolayı “Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh” diyor. Tekbiretü’l-İhram’ı (Allah-u Ekber) ihram bağlamak olan; Lailaheillellah’ı Allah’a teslim olmak olan ve Selâm’ı bitiş olan namazdan sonra verilen selâm gerçek selâmdır.

 “İnsanların en üstünü, ibadete aşık olandır...” hadisi her türlü ibadete aşık olmayı içeriyor; maddî, manevî, batinî ve zahirî her türlü ibadete aşık olmayı, onunla sarmaş dolaş olmayı ve bütün varlığıyla onu hissetmeyi beyan ediyor.

İnsanın bu makama ulaşmasını engelleyen, yükselmesine mani olan, dünya sevgisidir. “Dünyayı sevmek, bütün hataların başıdır.” hadis-i şerifi, bütün günahların ve hataların sebebinin, insanın dünyaya gönül vermesi ve sevmesi olarak belirtiyor.

 Diğer bir hadiste şöyle buyuruyor: “Çobansız bir koyun sürüsüne, her iki taraftan kurtların saldırıp verdiği zarar-ziyan, dünyayı seven ve makam peşinde olan Müslüman kimsenin dinine verdiği zarardan daha fazla değildir.”Yalan ve geçici muhabbetin, dünyaya alaka bağlamanın, makam ve mevki peşinde olmanın insanın dinine vurduğu darbe ve verdiği zarar, kurtların koyun sürüsüne verdiği zararla mukayese edilemez. Çünkü kurt sürüye saldırdı mı yırtıcılığı oranında parçalar, yalnız yiyebileceği miktarda parçalamaz, gazap ateşini söndürene kadar parçalar ve onun parçalama duygusu asla doymaz. Dünya muhabbeti kalbinde olan insan, bu özelliğe sahip kurttan daha tehlikelidir. Bu gibi hadisler hakkında İslâm âlimleri birçok makaleler yazmışlardır.

 Allah’a muhabbetin, bütün hayır, fazilet ve doğruluğun kaynağı, dünya sevgisinin ise her günah ve hatanın başlangıcı olduğu rivayetlerin ışığında anlaşılmaktadır. Allah’a muhabbetin faydası ve meyvesi hakkında önceki yazımızda Kur’ân ayetleri ışığında geniş bilgiler vermiştik. Ama “dünyanın her hata ve günahın başı olduğu ise”, Nahl / 106’da farklı tabirle beyan ediliyor. “Fakat kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte Allah’ın gazabı bunlaradır.” Kalp ve canlarını küfür ile dolduran, günah ve inkâr ile kalplerini genişleten kimse, isyan ve tuğyanlarının neticesinde kendi sonunu hazırlamıştır. İlâhî gazabı hak eden, kendi sonunu hazırlamıştır. Kalbini, ilâhî maarif için açması gerekirken dünyaya meyletmesi sonucu günah ve isyanla, küfür ve tuğyanla doldurmaktadır. Kalp, Allah’ın muhabbetinin yeri olması gerekirken, dünya muhabbetinin ve küfrün sahnesine dönmüştür. İlahî gazabı hak eden, kendi sonunu hazırlamıştır.

“Sizi rızıklandırdığımız tertemiz şeyleri yiyin ve bu hususta taşkınlık etmeyin, sonra size gazabım vacip olur ve kime gazabım vacip olursa uçuruma yuvarlanır, helâk olur.” (Tâhâ / 81) Ayetin dediği gibi, insan tuğyan ederse, Allah’ın gazabını hak eder; gazabı hak eden, helâk olur; helâk olan ise, artık tekâmül yoluna giremez.

Nahl Suresi’nin devamında bütün bunların sebebi dünya sevgisi olarak belirtiliyor: “Bu da dünya yaşayışını sevip ahiretten üstün tutmalarındandır.” (Nahl / 107)Onlar dünyayı kendilerine mahbup olarak seçip ahirete tercih ettiler. İnsanı, Allah’a yaklaştıran ahirettir. Ahiret sevgisinin öteki dünyada karşılığı vardır; ama dünya sevgisi, insanı bu dünyada Allah’tan uzaklaştırdığı gibi ahirette de azap görmesine sebep olacaktır. İlâhî intikamların hepsinin kaynağı dünyayı sevmek ve onu mahbup edinmektir. Batıl sevgisini tercih eden, hedefe ulaşamaz: “Şüphe yok ki, Allah, kâfir olan topluluğu doğru yola sevk etmez.” Kâfir olan, hak yoldan saptığı gibi aklı da devre dışı bırakmış, yanlış yola sapmıştır. “Onlar, öyle kimselerdir ki Allah, onların kalplerini, gözlerini, kulaklarını mühürlemiştir ve onlardır gaflet edenlerin ta kendisi.” Onlar gafildirler, kalpleri mühürlü olduğundan anlamaları gereken ilâhî maarifi anlamazlar, kulakları mühürlü olduğundan duymaları gereken hakkı duyamazlar, gözleri mühürlü olduğundan batinî gözle görmeleri gereken şeyleri göremezler. Şüphesiz gafildirler, gaflette olan da hüsrana uğramıştır. “Şüphe yok ki onlar, ahirette hüsrana uğrayanlardır.” Gafletten aklı körelmiş ve idrak edemeyen insana ise evham hâkim olur; akıl ve vahiyden mahrum kalan insan, hayal tuzağına düşmüştür. Hayalperest biri asla muhabbet yolunda gidemez, böyle olunca da Allah’ın mahbubu olamaz, Allah’ın sevdiklerinin arasında yer alamaz.

“...ve Allah övünüp kibirlenen hiç kimseyi sevmez.” (Hadîd / 23) Ayette geçen “muhtal” kelimesi, hayalperest, hayal ile hareket eden, tahayyulatın (hayallerin) esiri olmuş, kendisini evhama kaptırmış, hayal ürününe dayanan ve hayalin değer verdiği unvanlara sığınan kimseye denir. Allah’tan başka her şey itibarîdir (geçici ve mecazdır). Bir kimse hayal ürünlerine sığınıp ona değer verirse, o insana muhtal denir. Muhtal kimse kibirlenir. Kibir de batıl olduğu için muhtal kimse Allah’ın mahbubu olamaz. Çünkü muhabbetin yolu aklın yoludur vehim ve hayalin değil.

 

Ayatullah Cevadî Amulî




Bu haber 902 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAŞAM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI