Bugun...



Şia'nın Anlamları

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Güncelleme: 20-09-2022 16:13:40 Tarih: 20-09-2022 12:30

Şia'nın Anlamları

a) Genel Anlamıyla Şia

İlk yüz yıllarda “Şia kavramı” şimdiki yaygın anlamından daha geniş bir anlam ifade ediyordu. Şimdi “Şia” olarak adlandırılanlar, eski Osman taraftarlarınca, "refz" olarak tabir edilirdi. O dönemde “Şia”, İmam Ali'yi (a.s) Osman'dan üstün tutanlara veya İmam Ali ve evlatlarının (a.s) imametine inananlara denilirdi. Halifeler arasında İmam Ali'ye (a.s) daha fazla önem verenlere "Şia", Şeyheyn'i kabullenmeyen ve İmam Ali'nin (a.s) Allah tarafından nasla imam olduğuna inananlara ise, "Rafizi" denilirdi.

Zehebi'nin birinci asır ricalinden naklettiği sözler "Şia" ve "Refz"in o zamandaki anlamı hakkında yardımcı olabilir.

Tabirler, şahsın Şia'ya eğilim derecesine bağlı olarak kullanılırdı. Mesela Zehebî, Buharî'nin hadis üstatlarından olan Ubeydullah b. Musa hakkında şöyle demiştir: "O Şiî'dir."[1]  Âdi b. Sabit hakkında ise şöyle demiştir: "Aşırı bir Şiî, gulat ehli bir Rafizî'dir." [2] Yine Ala b. Ebi'l-Abbas hakkında şöyle demiştir: "Gulat ehli bir Şiî'dir." [3] Meşhur tarihçi Muhammed b. Cerir Taberî hakkında da şöyle demiştir: "Biraz Şiî eğilimlidir, velâyeti de zararlı derecede değildir."

Fuzeyl b. Merzuk Kufi hakkında şöyle gelmiştir: "Şiî eğilimlidir ama sebbetmez."

Ali b. Haşim b. Bureyd hakkında ise şöyle demiştir: "O Şiîlikte aşırıdır."

Burada zikredilmesi gereken husus şu ki normalde Şia eğilimli olmayan çok az Kufe'li bulunur. Bu eğilim en aşağı merhaleden başlayıp en yüksek merhaleyi kapsar.

b) Ehlibeyt Sevgisi Anlamında Şia

Şia'nın diğer bir anlamı, Ehlibeyt'i seven demektir; bazı insanlar Ehlibeyt'i sevdikleri için Şia eğilimli olmakla suçlanmışlardır. Bu anlamda "Ehlibeyt'i başkalarından üstün bilme" meselesi söz konusu edilebilir. Ancak bu anlamda bu husus ölçü değildir. İnsanların birçoğu, Ehli-beyt'i sevmenin gerekliliği hakkında bulunan hadisler nedeniyle onların sevgisini taşırlar. Bu eğilim, Osman taraftarları tarafından, üstünlük veya başka hiçbir husus söz konusu olmadığı hâlde “Şiîlik” olarak adlandırılmıştır.

Birçok kaynakta Şia bu anlamda kullanılmıştır. Buna verilecek en iyi örnek, Muhammed b. İdris Şafiî'dir. Ondan nakledilen şiirler bu iddiayı teyit etmektedir. O, Ehli-beyt'i sevme anlamında Şiîliğinden dolayı, Rafızîlikle itham edilmiştir. Ondan nakledilen birkaç şiire dikkatinizi çekiyoruz:

"Dediler ki Rafizi oldun; dedim: Asla / Rafizilik dinim ve inancım değildir

Ama şüphesiz en hayırlı imam ve / hidayet ediciyi sevdim." [4]

Başka bir şiirinde şöyle demiştir:

"Ey Allah Resülü'nün Ehlibeyt'i, sevginiz / Allah tarafından Kur’an’da farz kılınmıştır

Bu büyük iftihar size yeterlidir ki / Namazda size salavat göndermeyenin namazı kabul değildir." [5]

Bu eğilim beşinci asırda ve daha sonraları giderek arttı. Hatta üçüncü ve dördüncü asırda mutaassıp Osman taraftarı olan Hanbelîler arasında da Ehlibeyt'e şiddetli bir şekilde ilgi duyan şahıslara rastlanır.

Mühim olan şu ki: Bu ilgi bir şekilde insanları Ehli-beyt'e doğru yöneltip, uzun müddette Şiîliğin yayılmasını sağlayabilirdi.

c) İtikadî Anlamda Şia

Şia'nın Sünni camiadan uzak olma seyrini incelersek, bu iki kesimin ihtilâflarının, siyasi meselelerden kültürel ve dini meselelere yöneldiğini gözlemleriz. İlk yıllarda en önemli sorun, hükümet meselesi idi.

İmam Ali (a.s) taraftarı olan herkes ona bir şekilde gönül bağlamıştı. Ama bununla birlikte aralarında onu hükümete layık görmeyen ve başkalarının hükümetine gönül veren kimseler vardı. Zamanın geçmesiyle hükümet meseleleri dışında olan fıkhî ve fikrî meselelerde de İmam Ali (a.s) dışındaki sahabelere müracaat edenler bile oluyordu.

Bu akım karşısında, bir grup, Ehlibeyt İmamlarına tam anlamıyla yöneliyor, fıkhî ve kelamî konularda, onları izliyorlardı.

Bu akım, birinci asırda (hicri) açık bir şekilde kendini göstermiş olmayabilir ama İmam Muhammed Bakır (a.s) ve İmam Cafer Sadık (a.s) zamanında, açıkça ortaya çıkmış ve gündem konusu olmuştur. Bu akıma "itikadî Şiîlik" adını verebiliriz. Bu akım, imametle ilgili has bir inancı temsil eder. Bu inanca göre imam, İslâm toplumunun rehberliğinin yanı sıra, dinin tefsirini ve açıklamasını üstlenir. Bu yetkiler, imamın velâyet makamına ulaşmasından ve Allah Resulü'yle (s.a.a) olan özel bağından kaynaklanır.

İtikadî Anlamda Şiîliğin Geçmişi

Elde bulunan birçok şahit göz önüne alındığında, İmam Ali (a.s) taraftarlarından bir grubun, sıradan ilgilerine ilaveten, o hazretin ilâhî makama sahip olduğuna inandıkları anlaşılır.

Huzeyme b. Sabit, İmam Ali'ye (a.s) biatinden sonra şöyle söylemiştir: "Biz, Allah'ın Resülü'nün (s.a.a) bizim için seçtiği birini seçtik."

Ömer'in "Kureyş'in Ali'yi seçmemelerinin sebebi, hilâfet ve nübüvvetin bir ailede toplanmasından hoşlanmıyor olmalarıydı" şeklindeki değerlendirmesine İbn-i Abbas şöyle karşılık vermiştir: "Aslında onlar Allah'ın indirdiğinden hoşlanmıyorlardı."

Ebuzer'den şöyle nakledilmiştir: "Ey halk! Gelecekte bazı fitneler ortaya çıkacaktır; bu fitnelere yakalanırsanız Allah'ın kitabı ve Ali'ye sarılın." [6] 

Selman, halkın İmam Ali (a.s) hayatta olduğu hâlde ondan yararlanmamalarından duyduğu üzüntüyü şu sözleriyle ifade ediyordu: "Allah'a andolsun! Ondan sonra hiç kimse sizi Peygamberinizin (s.a.a) sırlarından haberdar etmeyecektir." [7]    

Mikdad, Allah Resulü'nden şöyle naklediyor: "Âl-i Muhammedi tanımak, ateşten beraat hükmündedir; Âl-i Muhammed'in sevgisi sırattan geçiş izni ve Âl-i Muhammed'in velâyeti azaptan kurtuluştur." [8] 

Sıffin gününde İmam Ali'nin (a.s) ordusunu Ümmülhayr şu sözlerle teşvik ediyordu: "Allah'ın rahmeti üzerinize olsun, adil, muttaki ve sıddık İmam'a doğru koşun." [9] 

Şiîlerden birçoğu İmam Ali'yi (a.s) vasi olarak bilirlerdi. Onun hakkındaki düşünceleri, zahirî hilâfetten öte bir şeydi.

Malik-i Eşter, halkı İmam'a (a.s) biate davet ederken şöyle diyordu: "Bu, vasilerin vasisi ve nebilerin ilminin varisidir." [10] 

İmam Ali (a.s) taraftarlarından Gadir-i Hum olayının "velâyet ve rehberlik" anlamına geldiğini vurgulayan birçok şiir elimize ulaşmıştır. Kays b. Sa'd "Gadir" hakkında şu şiiri söylemiştir:

Ali imamımızdır, bizden başkasının da imamıdır / Ve bu, Kur’an’da nazil olmuştur.

Nebinin "Ben kimin mevlası isem / Ali de onun mevlasıdır" dediği gün hayırlı ve güzel bir gün idi

Nebinin imamet hakkındaki dediği şey / Kesindir, söz götürmez ve tartışılmaz. [11] 

Hassan b. Sabit de şu şiiri söylemiştir:

"Gadir günü, Peygamberleri haykırıyordu onlara / Hum mıntıkasında ve nebi ne değerli haykırıcı idi!

Dedi ki ona "Kalk ey Ali, çünkü ben / seni kendimden sonra imam ve yol gösterici kıldım." [12] 

Bu şiirler İmam Ali'nin (a.s) Allah Resulü (s.a.a) tarafından “imam” unvanıyla tanıtıldığına inanan bir akımın oluştuğunu anlatmaktadır.

İbn-i İclan şöyle diyor: "Nasıl bölündük! "Vasi" imamımız olduğu hâlde." [13] 

Hucr b. Adiy şöyle diyordu: "Allah Resulü'nden sonra velâyet onda idi ve Resul, onun kendisinden sonraki vesayetine razı olmuştu." [14] 

İmamlar ve İtikadî Anlamda Şiîlik

İmam Ali'nin (a.s) "İlâhî imamet" görüşünü yaymak amaçlı yaptığı girişimler, Şiîliğin onun hilâfeti döneminde yayılmasının en önemli sebeplerindendir. Bizzat kendisi "Gadir" hakkında bir şiir söylemiş ve o şiirde Gadir hadisinin, yöneticilik anlamında olduğunu vurgulamıştır.

"Sizin üzerinize velâyeti bana gerekli kıldı / Gadir-i Hum gününde Allah'ın Resulü." [15] 

İmam Ali (a.s), Muaviye'ye yazdığı uzun bir mektupta, bu mesele hakkında geniş açıklamalarda bulunmuştur. [16] İmam Ali'nin (a.s) "ilâhî imamet" görüşü oldukça açıktır.

O, sözlerinde “imamet ve rehberliğin intikali” hakkındaki değerlendirmesinde "nebilerle ilgili veraset"e işaret etmiştir. Bilindiği üzere söz konusu miras maddi değil, vasilik, ilim, hikmet, günahlardan arınma ve masumiyetle ilgilidir. Bundan kasıt, Kur’an’ın peygamberler arasında söz konusu ettiği kültürel mirastır.

Hz. İbrahim (a.s) evlatları için bu makamı istemiştir. Allah (c.c) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Benim ahdim zalimlere erişmez." [17]   

Ehlisünnet bu mirası sıradan bir şey olarak algılamış ve Şia'yı imamet babındaki taşıdığı görüşle suçlamıştır. Ancak Şia nassı kabul etmektedir ki bu, Kur’an literatüründe "ilâhî veraset" olarak belirginleşmiştir.

Bu konuda başka önemli bir nokta, İmam Ali'nin (a.s) Cemel Savaşı'ndan sonra Kufe'ye girişinde "Gadir hadisi"ni kanıt olarak göstermesidir. Birçok Ehlisünnet kaynağına göre de, o, Kufe halkını ve yanında bulunan Allah Resulü'nün (s.a.a) sahabesini, Kufe mescidinde "Gadir hadisi" hususunda tanıklık için toplamış ve Gadir Hadisi'ni Allah Resulü'nden (s.a.a) işitenlerden ayağa kalkarak tanıklık etmelerini istemiştir. Onlardan birçoğu ki, Bedir Savaşı'na katılanlardan on ikisi onlar arasındaydı ve "Gadir hadisi" hususunda tanıklık ettiler.

İmam Ali (a.s) halkın genelinin karşısında ilâhî hakkı konusunda konuşma yaparken "Gadir Hadisi"ni kanıt gösteriyordu. O, halkla ilişkiler konusunda sadaka mesulüne yazdığı bir mektupta şöyle yazıyor:

"Kabilelerin nezdine giderek şöyle söyle: Ey Allah'ın kulları! Beni Allah'ın velisi ve halifesi, “Allah'ın hakkını sizin mallarınızdan alayım” diye göndermiştir. [18] 

İmam'ın (a.s) kendisi hakkında kullandığı "Allah'ın velisi ve halifesi" tabiri Şia'da yaygın olan kavramlardır.

Mezkûr görüş, İmam Ali'nin (a.s) hilâfeti sırasında şekillendi ve Şia'nın imametle ilgili düşüncesini sağlamlaştırdı.

İmam Ali'nin (a.s) şahadetinden sonra Irak halkı İmam Hasan'a (a.s) biat ettiler. İmam Hasan'a (a.s) biat edenler arasında onun imametine inanan Şiîler bulunuyordu ve onları bu biate iten etken onun ilâhî imamet makamına olan inançlarıydı.

İmam Hasan'ın (a.s) şahadetinden sonra Şiîler İmam Hüseyin'e (as) biat ettiler. Savaş sırasında Nafi b. Hilal düşmanlardan birinin "Ben Osman'ın dini üzereyim" [19] sözlerine şöyle karşılık verdi: "Ben de Cemelliyim (Cemel savaşını kastediyor) ve Ali'nin dini üzereyim."

Bu sözlerden İmam Hüseyin'in (a.s) Şiîlerinin ona bağlılıklarının siyasi değil, bir inanç olduğu açıkça anlaşılıyor.

İmam Seccad'ın (a.s) döneminde "itikadî anlamda Şiîlik" açıkça bilinen bir şeydi. İbn-i Ziyad, Ömer b. Hureys'e şöyle diyordu: "Ben, Yezid için İbn-i Zübeyr'den yana endişe taşımıyorum. Ben bu hususta Ali Şiîlerinden korkuyorum." [20] 

İmam Seccad'ın (a.s) dualarında "itikadî anlamda Şiîlik" açıkça beyan edilmiş; imamet kavramının, hilâfet ve rehberlik yetkilerinin yanı sıra, masumiyet ve peygamberlerin, özellikle Hz. Peygamber'in (s.a.a) ilimlerinden faydalanma gibi ilahi yönleri içerdiği açıkça belirtilmiştir.

İmam Seccad (a.s) şöyle buyuruyor: "Rabbim! Muhammed'in tertemiz Ehlibeyt'ine rahmet et. Onlar ki, işin (hükümet) için onları seçtin; onları ilminin bekçileri, dininin koruyucuları, yeryüzündeki halifelerin ve kullarının üzerindeki hüccetlerin kıldın. İradenle onları pislikten ve kirden tam anlamıyla temizledin. Onları, sana ileten vesile, cennetine götüren yol kıldın." [21] 

Şia'daki asil itikadın kaynağı, Ehlibeyt İmamlarının öğretileri ve yaydıkları ana hatlardır.

İmam Muhammed Bakır (a.s) birçok hadiste halkı, Ehlibeyt'in ilminden faydalanmaya davet etmiş; doğru ve gerçek sözlerin sadece Ehlibeyt nezdinde olduğunu vurgulamıştır.

İmam Bakır (a.s) Seleme b. Kuheyl ve Hakem b. Uyeyne'ye şöyle buyuruyor: "İster doğuya gidin ve ister batıya gidin, bizden kaynaklanmayan hiçbir doğru ilim bulamazsınız." [22] 

Diğer bir rivayette şöyle gelmiştir: "Halk nereye giderse gitsinler, Allah'a andolsun ki bu, buradan (kendi evine işaret etti) başka yerde bulunmaz." [23] 

Bu sözler insanları açıkça dini öğretileri Ehlibeyt'ten almaya davet ediyor. Böyle bir daveti kabul etmek "Şiîliği" kabul etmek manasındadır.

İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyuruyor: "Âl-i Muhammed Allah'ın kapılarıdırlar; cennete davet eder ve ona doğru rehberlik ederler." [24] 

Yine İmam Muhammed Bakır'dan (a.s) şöyle nakledilir: "Ey insanlar! Nereye gidiyorsunuz? Nereye götürülüyorsunuz? İlkinizi Allah bizimle hidayet etti ve sonunuzu da bizimle sona erdirecektir."

Yukarıdaki tanıklara dikkat edildiğinde Ehlibeyt'i merci ve başvuru kaynağı olarak tanıtmak amacıyla düzenli bir kültürel hareketin, Ehlibeyt ve Şia'nın büyük imamları tarafından başlatıldığı ortaya çıkar.

 

--------------

[1]- Mizanu'l-İtidal, c.3, s.16

[2]- Mizanu'l-İtidal, c.3, s.62

[3]- Mizanu'l-İtidal, c.3, s.101

[4]- Divanu'l-İmam eş-Şafiî, s.38

[5]- Divanu'l-İmam eş-Şafiî, s.74

[6]- Ensabu'l-Eşraf, c.2, s.118

[7]- Ensabu'l-Eşraf, c.2, s.183

[8]- Sünen-i İbn-i Mace, c.2, s.127

[9]- Belâğatu'n-Nisâ, s.67 ve Tarih-i Dimişk, Teracimu'n-Nisâ, s.531

[10]- Tarih-i Yakubî, c.2, s.179

[11]- el-Gadir, c.2, s.68

[12]- el-Gadir, c.2, s.34

[13]- Şerh-i İbn-i Ebi'l-Hadid, c.1, s.143

[14]- Şerh-i İbn-i Ebi'l-Hadid, c.1, s.145

[15]- el-Gadir, c.1, s.145; Şerh-i İbn-i Ebi'l-Hadid, c.2, s.377; Tezkiretu'l-Havas, s.62 ve...

[16]- el-Ğarat, s.66-67.

[17]- Bakara, 124.

[18]- Nehcü'l-Belâğa, Mektup: 25

[19]- Tarih-i Taberî, c.4, s.331

[20]- el-Futuh, c.5, s.268

[21]- Sahife-i Seccadiye, 47. dua.

[22]- el-Kâfi, c.1, s.399

[23]- el-Kâfi, c.1, s.399

[24]- Vesailu'ş-Şia, c.18, s.9




Bu haber 1128 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI