Bugun...



İslamî Yaşam Tarzında Sevinç ve Mutluluk - 2

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Güncelleme: 20-12-2023 14:30:23 Tarih: 20-12-2023 14:23

İslamî Yaşam Tarzında Sevinç ve Mutluluk - 2

Mümin Kardeşlerin Gönlüne Sevinç Doldurmak

Müslümanlığın özelliklerinden ve adabından biri, diğer Müslümanları sevindirmek için ciddi şekilde çaba sarf etmektir. Müminleri sevindirmenin fazileti hakkında birçok hadis gelmiştir. Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeytinden nakledilmiş birçok rivayette müminleri şâd edip sevindirmek, Allah’ın en çok sevdiği en büyük ibadetlerden sayılmıştır. Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Amellerin Yüce Allah’a en sevgili olanı, müminleri sevindirmektir. [1]

 

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: Allah’a, müminleri sevindirmekten daha sevgili bir şeyle ibadet olunmamıştır. [2]

 

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: Allah katında farz amellerden sonra mümini sevindirmekten daha üstün bir amel yoktur. [3]

 

Başka rivayetlerde müminleri sevindirmek; Hz. Peygamber’i (s.a.a), Masum İmamları (a.s) ve Yüce Allah’ı şâd etmek menzilesinde değerlendirilmiştir. Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Kim bir mümini sevindirirse, beni sevindirmiştir ve beni sevindiren Allah’ı sevindirmiştir. [4]

 

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Sizlerden birisi, bir mümini sevindirdiğinde sadece onu şâd ettiğini sanmasın. Allah’a yemin olsun ki bilakis bizi sevindirmiştir ve Allah’a yemin olsun ki bilakis Resulullah’ı (s.a.a) sevindirmiştir. [5]

 

Bu rivayetlerden şu birkaç nükte anlaşılmaktadır:

Birincisi; bu tür rivayetlere dayalı olarak İslam açısından en faziletli ibadetlerden ve en üstün faaliyetlerden biri, müminleri şâd edip onları sevindirmektir. Bu, dini ve dindarlığı hüzün ve dertli olmakla, kaba ve asık suratlılıkla eşdeğer göstermeye çalışanların düşünceleri üzerine çekilmiş kırmızı bir çizgidir. Bu hadislerden anlaşılacağı üzere İslam’ın beğendiği bir camia, şâd ve mutlu olan camiadır. Faraza her Müslüman kendisini bu tavsiyelere uymakla yükümlü görmüş olsun, böyle bir durumda İslamî camia, neşeli ve mutlu olacaktır.

 

İkincisi; dikkat edilirse bu rivayetlerde mümini sevindirmek değerli addedilmiştir. Müminin hangi şeylerden sevineceği de açıktır. Dolayısıyla mümine yakışan bir hayat tarzı ile uyuşmayan araç ve vesilelerden faydalanarak mümini sevindirmek doğru değildir. Ayrıca mümin günaha karışmış araç ve vesilelerle sevinmez. İmam Hüseyin’den (a.s) nakledilmiş olan bir rivayette şunu okuyoruz: Namazdan sonra amellerin en faziletlisi günah olmayan bir işle müminin kalbine sevinç sokmaktır. [6]

 

Mümini sevindiren şeyler, ya doğrudan Allah ile irtibatlıdır veya böyle bir irtibata mukaddime niteliğindeki işlerdendir. Veyahut en azından onu Allah’a karşı günah işlemekten uzaklaştıracak fiillerdendir. [7]

 

Bazı rivayetlerde bu tavsiyeye ilişkin birtakım mısdaklar zikredilmiştir. İmam Sadık’tan (a.s) nakledilen bir rivayette şunu okuyoruz: Yüce Allah’a amellerin en sevgilisi, mümin kardeşini aç iken karnını doyurarak veya sıkıntısını gidererek ya da borcunu ödeyerek sevindirmektir. [8]

 

Dolayısıyla rivayetlerdeki maksadın, “müminleri her ne şekilde ve hangi yoldan olursa olsun şâd etmek büyük bir ibadettir” olmadığı açıktır. Örneğin; eğer biri günah işleyerek başkalarını sevindirirse o, sadece beğenilen bir iş yapmamış olmakla kalmaz, bilakis büyük bir suç işlemiş olur. Bu yüzden İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Kim Allah’a isyan etmekten lezzet alırsa, Allah onu zillete düşürür. [9]

 

Hatta bir günaha sevinmek, o günahtan daha kötü sayılmıştır. İmam Zeynelabidin (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur: Günah işlemeye sevinmekten sakın; çünkü günah işlemeye sevinmek, onu yapmaktan daha kötüdür. [10]

 

Bazı rivayetlerde yalan söyleyerek insanları sevindirmek şiddetle yasaklanmıştır. Yüce Peygamberimiz (s.a.a) bu hususta şöyle buyurmuştur: Ey Ebuzer! Yazıklar olsun konuştuğunda insanları güldürmek için yalan söyleyen kimseye! Vah olsun ona! Vah olsun ona! Vah olsun ona! [11]

 

Müminlerin yaşam tarzı hakkında İslamî öğretilerin bütününü dikkate aldığımızda şunu anlıyoruz ki beyhude işler ve mantıksız şakalarla müminleri sevindirmek asla en üstün ibadetlerden biri sayılamaz. Elbette şaka yapmak ve eğlendirmek dini açıdan haram olmayabilir. Fakat bazı şakalar kesinlikle müminin şanına yakışmaz. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim bunu müminlerin özelliklerinden biri olarak saymış ve şöyle buyurmuştur:

(Müminler) boş işlerden uzak dururlar.” [12]

 

Beğenilmiş Sevinçler

İslamî öğretiler açısından bir sevincin değerli olmasının genel kaidesi şudur: Öncelikle doğru ve meşru yoldan hâsıl olmalı, ayrıca insanın tekâmülüne hizmet etmeli, onu Allah’a yaklaştırmalıdır. Bununla birlikte dini öğretiler arasında sevinç ve sürura vesile olacak bazı mısdaklar beyan edilmiştir. Şimdi bunlara değineceğiz:

 

Şaka

Yüce Peygamberimiz (s.a.a), şakacı bir mizaca sahip olmayı, müminlerin özelliklerinden birisi olarak saymıştır. Bu yüzden mümince bir yaşam tarzında şaka ve şakacı tabiata sahip olmanın özel bir yeri vardır: Mümin tatlı dilli ve şakacıdır; münafık ise asık suratlı ve öfkelidir. [13]

 

İslam’la yeni tanışmış olan müminler, sürekli ciddi olmaları gerektiğini zannediyorlardı. Bu yüzden her türlü gülüşme ve şakadan kaçınıyorlardı. [14] Hz. Resulullah (s.a.a) bu güruha karşı şunu buyurmuştur: Şunu bilin ki ben hem namaz kılıyorum, hem uyuyorum. Bazı günler oruç tutuyorum, bazen de tutmuyorum; gülüyorum, ağlıyorum. O halde kim benim yöntemimden yüz çevirirse benden değildir. [15]

 

Hz. Peygamberin (s.a.a) bizzat kendisi, bazen Müslümanların yüzündeki üzüntüyü gidermek için şaka yapıyor ve onları güldürüyordu. İmam Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Resulullah (s.a.a), ashabından birini mahzun halde gördüğünde onunla şakalaşırdı ve şöyle buyururdu: Allah, kardeşlerine asık suratla bakan kimseye gazap eder. [16]

 

İmam Sadık’ın (a.s) ashabından Yunus Şeybani isminde biri şöyle der: Bir gün İmam Sadık (a.s) bana: “Aranızda şaka yapmanın yeri nedir?” diye sordu. Ben: “Çok az!” diye cevap verdim. Bunun üzerine hazret şöyle buyurdu: Böyle yapmayın! Şaka yapmak güzel ahlaktandır; zira sen şaka yaparak kardeşini sevindirirsin. Resulullah da sevindirmek istediği kişiye şaka yapardı. [17]

 

Elbette şaka yapmak haddizatında bir değer değildir; mutluluk ve saadet için bir araçtır. Bu yüzden onun birtakım şartları ve sınırları vardır. Eğer bu şartlar dikkate alınmaz ve sınırlar aşılırsa makûs etki yaratacaktır. Yani birey ve toplumun saadetine vesile olması gerekirken onların sapkınlığına ve bedbahtlığına sebep olacaktır. Örnek verecek olursak; şaka yaparken doğruluk ve gerçeğin sınırı aşılmamalıdır. Dolayısıyla şaka yaparken yalana düşmemek gerekir. İmam Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmaktadır: Hiçbir kul ister şaka olsun ister ciddi, yalanı terk etmedikçe imanın lezzetini tadamaz. [18]

 

Namahrem biriyle şakalaşmak İslam açısından doğru değildir. Hz. Resulullah (s.a.a) okuduğu son hutbesinde şöyle buyurdu: Mahremi olmayan bir kadınla şaka yapan bir erkek dünyada söylediği her kelime karşılığında (cehennemde) bin yıl hapsedilecektir. Eğer kadın da o erkeğe uymuş ve onunla harama himmet etmişse… veya şakalaşmışsa… erkeğe verilen cezanın aynısı ona da verilecektir. [19]

 

Şakanın değerli olma şartlarından biri de fazla şaka yapmamaktır. Şaka konusunda da ölçüyü korumak gerekir. Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Çok şaka yapmak saygınlığı götürür ve çok gülmek imanı yok eder. [20]

 

Dostlar Sevindiğinde Sevinmek

Birinin üzüntülü anında mahzun olmak ve sevinçli anında ise sevinmek ona olan aşk ve muhabbetin alametlerindendir. Bu yüzden İmam Rıza (a.s) ashabından İbn-i Şebib ismindeki birine şöyle buyurdu: Eğer cennetlerdeki yüksek derecelerde bizimle birlikte olmak istiyorsan, bizim üzüntümüzden dolayı mahzun ol ve bizim sevincimizden dolayı sevin. [21]

 

İman Kardeşleri ile Buluşmak

Müminin yaşantısında sevinç vesilesi olan konulardan biri, diğer müminlerle ve iman kardeşleriyle buluşmasıdır. Hz. Resulullah (s.a.a), Ali’ye (a.s) hitaben şöyle buyurdu: “Ey Ali! Mümin için dünyada üç sevinç (vesilesi) vardır: Kardeşleriyle buluşması, oruçlu birine iftar vermesi ve gecenin sonunda teheccüd namazı kılması. [22]

 

Sevinci Terk Etmenin Sevinci

İmam Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur: “İnsanların en saadetlisi, fani lezzeti baki lezzet için terk eden kimsedir. [23]

 

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Nice anlık sabırlar vardır ki ardında uzun bir sevinç bırakır ve nice anlık lezzetler vardır ki ardında uzun bir hüzün bırakır. [24]

 

Sadi Şirazi de bu konuda ne güzel demiş:

Lezzeti terk etmenin lezzetine varırsan eğer

Anlarsın; nefsin şehveti lezzet değilmiş meğer.

 

Güzel İş

İnsanın sevindiren ve sevinmesine değer olan şeylerden biri, yapmış olduğu güzel davranışlarını gözden geçirdiği zaman duyduğu sevinçtir. Her insan doğal olarak yapmış olduğu iyi işler ve başkalarına ulaştırdığı samimi hizmetlerini hatırladığında mutlu olur. Bu tür mutluluklar övgüye şayandır.

 

İmam Ali (a.s), İbn Abbas’a hitaben yazdığı mektubunda [25] şöyle buyurmuştur: İnsan kendisini terk etmeyecek bir şeye sevinir ve kendisine asla ulaşmayacak bir şeyden dolayı da üzülür. Sakın dünyandan en güzel şey, nefsinin ulaştığı lezzet veya sinendeki öfkeyi soğutmak olmasın; aksine (senin derdin) bir batılı öldürmek veya hakkı diriltmek olmalıdır. Sevincin önden gönderdiğin şey için olmalı; üzüntün geride bıraktığın şey için ve kaygın ölümden sonrasındaki durumun hakkında olmalıdır. [26]

 

Allah’a İtaat Etmek

İnsan sorumluluk ve vazifesini yerine getirdiğinde özel bir mutluluk, huzur ve rahatlama duygusuna kapılır. Fakat görevini yerine getirmediğinde; tembellik veya acizlik sebebiyle onu ihmal ettiğinde başı önüne düşer, üzüntü ve mahcubiyet duyar. Bu yüzden İslamî düşünceye göre “müminin ancak dini sorumluluklarını yerine getirdiği zaman sevinçli olduğu” söylenmiştir. İmam Ali (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur: Müminin sevinci, Rabbine itaat etmesindedir; üzüntüsü ise günahından dolayıdır. [27]

 

İmam Ali (a.s), müminler için sevinç ve sürur günü olan Ramazan Bayramı hakkında şöyle buyurmuştur: Bugün, Allah’ın orucunu kabul edip ibadetini mükâfatlandırdığı kişi için bayramdır ve Allah’a karşı günah işlenmeyen her gün bayramdır. [28]

 

Allah’ı Tanımak

Sevinç, hedefe ulaşma bilincinin mahsulüdür. Doğal olarak birisi beklediği kemal derecesine ulaştığını hissettiğinde sevinir. Elbette herkesin beklentisi olan kemal, onun dünya görüşü, varlığa ve insana bakış şekline bağlıdır. Kendisini Allah’ın mahlûku ve yaratılış gayesini ise Allah’ı tanımak olarak gören birinin doğal olarak en fazla sevinç duyacağı zaman bu hedefe ulaştığı zaman olacaktır. Bu hedefe ulaşmazsa daima hüzünlü ve kederli olacaktır. Bu hedefe aykırı bir iş yaptığında tabii olarak mahzun olacaktır.

 

İmam Sadık’tan (a.s) nakledilmiş bir hadiste şunu okuyoruz: Eğer insanlar Allah’ı tanımanın faziletindeki şeyi bilselerdi, gözlerini Allah’ın, düşmanlarını faydalandırdığı dünya hayatının parıltılarına ve nimetlerine dikmezlerdi; dünya onların yanında ayaklarının altında çiğnedikleri şeylerden daha kıymetsiz olurdu ve kesinlikle Allah’ı tanımak nimetine mazhar olurlardı; cennet bahçelerindeki Allah dostlarıyla sürekli birlikte olanların aldığı lezzet gibi Allah’ı tanımaktan lezzet alırlardı. [29]

Ahmed Hüseyin ŞERİFÎ

 

-----------

[1]- el-Kâfi, c.2, s.189.

[2]- el-Kâfi, c.2, s.188.

[3]- el-Fıkhu’l-Mensub ile’l-İmam er-Rıza, s.339; Biharu’l Envar, c. 75, s.347, Bab-u Mevaizu’r-Rıza.

[4]- Biharu’l Envar, c.74, Bab:30, h.70.

[5]- Biharu’l Envar, c.74, Bab:30, h.27.

[6]- Muhammed b. Ali b. Şehraşub Mazendarani, Menakib-i Âli Ebi Talib (a.s), c.4, s.75.

[7]- Muhammed Taki Misbah Yezdi, Pendhay-i İmam Sadık be Rehcuyan-ı Sadık, s.109.

[8]- Hüseyin b. Said Kufi Ahvazi, el-Mumin, s.51; el-Kâfi, c.2, s.192.

[9]- Tasnif-i Gureru’l-Hikem ve Dureru’l-Kelim, s.186, no.3565.

[10]- Biharu’l Envar, c.75, s.159.

[11]- Şeyh Tusi, el-Emali, s.539.

[12]- Muminun, 3.

[13]- Tuhefu’l Ukul, s.49.

[14]- Bu telakki, daha sonra gelen bazı yazarlarda da olmuştur. Bazı şaireler, haysiyeti korumak için her türlü şakadan kaçınılması gerektiğini tavsiye etmiştir! Onlar şöyle demiştir: Şakadan kaçın, varsa aklın/Haysiyetini yakma sakın!

[15]- el-Kâfi, c.2, s.85, h.1.

[16]- Zeyneddin b. Ali (Şehid-i Sani), Keşfu’r-Reybe, s.83.

[17]- el-Kâfi, c.2, s.663.

[18]- el-Kâfi, c.2, s.340.

[19]- Hasan b. Muhammed Deylemi, Alamu’d-Din fi Sıfati’l-Muminin, s.414.

[20]- Şeyh Saduk, el-Emali, s.270.

[21]- Şeyh Saduk, el-Emali, s.270.

[22]- Vesailu’ş-Şia, c.10, s.142.

[23]- Mevsuetu Ahadis-i Ehlu’l-Beyt, c.10, s.40, h.12148.

[24]- Mevsuetu Ahadis-i Ehlu’l-Beyt, c.10, s. 38, h.12142.

[25]- İbn-i Abbas; “Resulullah’ın sözünden sonra hiçbir sözden bu nasihatten faydalandığım kadar yararlanmadım” demiştir.

[26]- Nehcü’l Belağa, 66. Mektup, s.351.

[27]- Uyunu’l-Hikem ve’l-Mevaiz, s.286, no.5164.

[28]- Nehcü’l Belağa, Kısa Sözler, s.438, no.428.

[29]- Mevsuetu Ehadis-i Ehli’l-Beyt, c.10, s.32-33, h.12135.




Bu haber 464 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAŞAM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI