Bugun...



İmam Seccad (a.s) ve Köleleri Celbetme

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 16-08-2022 12:14

İmam Seccad (a.s) ve Köleleri Celbetme

İmam'ın dinî-siyasî yönlü faaliyetlerinden bir başkası da ikinci halife zamanından bu yana, bilhassa Emeviler döneminde en ağır toplumsal baskılara tabi tutulup, İslam toplumunun ilk döneminin en mahrum tabakasından olan bir kitleye teveccüh etmesiydi. Genel olarak erkek, kadın, İranlı, Romalı ve Sudanlı köleler en kötü angaryaya koşuluyor ve sahipleri tarafından en çirkin ihanetlere tabi tutuluyorlardı. [1]

Emirü’l Müminin (a.s) –kendi İslamî tutumuyla Irak kölelerinden bir kısmını kendine cezbettiği- gibi İmam Seccad (a.s) da bu tabakanın toplumsal haysiyetini yüceltmeye çalışıyordu. Bir cariyeyi özgür edip onunla evlendiğinde o hazreti yermek ve alay etmek kastı olan Abdül Melik b. Mervan, İmam nasıl böyle bir evliliğe rıza gösterdiğinden dolayı onu kınadı. İmam Seccad (a.s) ise bunun cevabında “Resulullah sizin için en güzel bir örnektir” [2] ayeti şerifesine isnat ederek, Hz. Peygamber'in (s.a.a) Safiye ile evlenmesine ve aynı şekil kendi amcası kızı Zeyneb'i köle olan Zeyd b. Harise ile evlendirmesine değindi. [3] Böylece Hz. Resulullah'ın (s.a.a) zamanında uygulanan ancak Emeviler döneminde onların müsamahası neticesinde terk edilen hasene siyeri yeniden canlandırdı.

Seyyidü’l Ehl şöyle yazmaktadır: "İmam Seccad (a.s) köleye ihtiyaç duymadığı halde onları alıyordu ve bunu sadece onları özgür etmek için yapıyordu. İmam'ın yüz bine yakın köleyi özgür ettiği söylenmektedir. Bu mevzudan haberdar olan köleler kendilerinin İmam tarafından alınıp özgür edilmesi için daima o hazrete görünüyorlardı. İmam Seccad (a.s) yılın her ay ve her gününde onları azat ediyordu; öyle ki, o hazretin azat ettiği kadın ve erkek kölelerin Medine'de bir ordu oluşturduğu göze çarpıyordu." [4]  

Allame Seyyid Muhsin Emin şöyle yazıyor: "İmam her Ramazan ayının sonunda kölelerinden yirmisini azat ediyor ve hiçbir köleyi bir yıldan fazla kölelikte tutmuyordu. Hatta azat ettikten sonra malî açıdan onlara yardım bile ediyordu." [5]  

Onlar İmam'ın evinde bir yıl köle olarak barındıkları süre içinde İmam'ın yüce ilim ve ahlaki şahsiyetlerini, takvasını yakından görüp kavrıyorlardı. Dolayısıyla çoğunun kalbinde o hazretin şahsı ve düşünce tarzı hakkında derin bir bağlılık beliriyordu.

İmam Seccad (a.s) bir gün mescitten çıkarken biri ona küfredince, İmam'ın mevalisi (azat ettiği köleler) onu terbiye etmek için ona saldırdılar. Fakat İmam buna engel olup, “bizim içimizden geçip onun bilmediği şeyler söylediğinden daha çoktur” buyurdu ve böylece onu utandırıp daha sonra onun hakkında lütufta bulundu. [6]

Taberi, Abdullah b. Muhammed b. Ömer'den şöyle rivayet ediyor: Emevilerin Medine'deki valisi Hişam b. İsmail komşuluk hakkını ve beraberlik hürmetini göz ardı edip, halka eziyet ediyordu. Herkesten daha çok Ali b. Hüseyin'e (a.s) eziyet ve ihanet ediyordu. Valilik makamından alınınca Velid, onun herkesin gözü önünde tutulmasına ve onun yaptığı eziyetleri telafi etmeleri için emir verdi. Onu, Mervan'ın sarayının duvarı arkasında beklettikleri sırada, İmam Seccad (a.s) ashabından bir grubu ile birlikte ona uğradı. İmam ona bir şey söylemedi ve ashabına da ona dokunmamalarına ve hatta bir kelime ile dahi onu incitmemelerine dair emir verdi.

"Allah risaletini kimlere vereceğini çok iyi bilir"[7]  

İmam Seccad'ın (a.s) bu gibi tutumları onun yücelik ve azametini halkın kalbine oturtuyor ve halk arasında kendileri için yalancı bir azamet ve büyüklük icad eden halifelerin gözleri önünde huzu derecesine kadar O Hazrete ihtiram göstermelerine neden oluyordu. En güçlü Emevi sultanlarından biri olan Hişam b. Abdül Melik, Allah'ın evini ziyaret etmek için Mekke'ye gelip halkın izdihamı, kalabalığı arasında kendini Hacerü’l Esved'e iletmek ve onu öpmek istiyordu ve haliyle Hacerü’l Esved'e kolaylıkla varılabilmesi için halkın kendisine yol göstermesini umuyordu ama umduğu gibi olmadı. Tam bu sırada İmam, Hacerü’l Esved'e doğru ilerlerken halk hemen geri çekilip O Hazrete yol açtılar. Hişam tanımamazlıktan gelip, onun kim olduğunu etrafındakilerden sordu.

O grubun içinde olan Arap şairi Farazdak, Hişam'ı görünce kendisinin azamet ve maharetini, duygusunun letafet ve inceliğini gösteren uzun bir kaside okuyarak İmam Seccad'ı (a.s) şöyle tanıttı:

"Ey cömertlik ve ikramın menşeini benden soran! Onun nişanesi hakkında bir sözüm var fakat isteyenler geldiğinde onu söyleyeceğim."

(Senin tanımadığın) bu şahısın ayak izlerini Bathâ toprağı tanıyor. Hill (Beytü’l Haram'ın dışı) da onu tanıyor harem (Beytü’l Haram) da.

Bu bütün Allah kullarının en iyisinin oğludur. Bu her nevi rezalet ve kötülükten münezzeh, her nevi hata ve noksanlıktan beri, her nevi kusur ve zararlılıktan arınmış, yüce ilim ve fazilet dağı ve azametli hidayet meşalesidir.

Bu, babası Ahmed Muhtar olan kimsedir. Kaza kalemi, kader levhasında döndükçe, Allah'ın rahmet ve selamı onun üzerine olsun.

Eğer "rükun" kimin kendisini öpmek için geldiğini anlarsa şüphesiz onun ayak izlerini öpücük yağmuruna tutmak için aşağı inecek.

Bu, bütün kavim ve ümmetlerin kendisinin hidayet nuru doğrultusunda hidayete ermiş olan Hz. Resulullah'ın (s.a.a) oğlu Ali'dir.

Cafer Tayyar ve sevgisi her özgür insanın ruh ve vicdanına işlemiş olan şanlı kahraman ve aslan gibi düşman avlayan şehit Hamza bunun amcalarıdır.

Bu, âlemlerin üstün kadını Fatıma'nın evladı, hınç ve intikam ateşi kılıcından parlayan Peygamberin vasisinin tertemiz oğludur.

Kureyş kabileleri ona baktıkları her zaman, onların şair ve hatipleri onu methetmeye, övmeye başlar ve ister istemez bütün cömertlik ve ihsanın onunla sonuçlanacağına ve iyilik kervanının onun iyiliklerine doğru yöneldiğini itiraf ederler.

Onun cömertlik ve bahşişi öyle bir derecedir ki Hatim, rüknüne el sürmek için ilerlediğinde rükün adeta onu kendi yanında tutmak ve onun bahşişinden, ihsanından faydalanmak ister.

Senin "Bu kimdir?" demen onun azametini, celalini ve yüceliğini aşağı düşürmez çünkü Arap ve Acem senin tanımadığın o kimseye ulaşmaktan aciz kalmıştır.

O, öyle bir izzet doruğuna adım atmış ki, İslam'da Arap ve Acem o onur duyucu azamet ve celal zirvesine ulaşamamıştır.

Hayâsının şiddetinden gözler kapanıyor ve O Hazretin huzurunda olan kimseler onun heybet ve azametinin tesirinde kalıp gözlerini kapatıyorlar ve dudakları gülümsemedikçe onun huzurunda konuşulmuyor.

Güneşin yansımasıyla kalın sis tabakalarının dağıldığı gibi onun alnının nuru ve simasının parlaklığı karşısında karanlıklar perdesi parçalanıyor.

O (daima) muhtaçların ihtiyacını ve istekte bulunanların isteğini güler yüzle ve olumlu bir şekilde karşılamış ve teşehhüt dışında asla "hayır" kelimesi kullanmamıştır ve eğer teşehhüt zikri olmasaydı onun "hayır"ı "evet" olurdu.

Onun güçlü şahsiyeti Peygamber'in şahsiyetinden menşe bulmuştur ve bundan dolayı bütün azaları, ahlakı ve karakteri tertemizdir.

O, zorlukların ağırlığı altında dize gelen kavimlerin zorluklarını yüklenen kimsedir. O, methedilen huya ve güler yüze sahiptir. Yoksulların dileklerini kabul ettiğini duyurmak onun ruhunda daha tatlı ve daha hoştur.

Bu, Fatıma'nın (s.a) oğludur; onu tanımıyorsan bil ki, Allah'ın Peygamberleri onun ceddi ile tamamlanmış, hatmolmuştur ve semavî risaletler tuğrası onun bereketli adıyla güzel bir şekilde son bulmuştur.

Allah onu üstün kılmış ve onurlandırmış, kaza kalemi de bu iradenin gerçekleşmesi için bunu kader levhasına işlemiştir.

Bu, Peygamberlerin fazilette kendisinden ve ümmetlerinin de onun ümmetinden aşağı olan kimsenin oğludur.

Onun parlak ihsan güneşinin sıcaklığı ve ışığı herkese yansımış ve bu yüzden onun güçlü nuru karşısında inat ve zalalet karanlığı yolunu kaybedenlerin düşünce semasından ve kalbinden, fakirlik karanlığı fakirlerin yaşam çevresinden ve zulüm karanlığı da mazlumların hayat ufuklarından çekip bir tarafa gitmiştir.

Her iki eli feyiz yağmurunun boşaldığı cömert ve rahmet geren bir buluttur. İhsan ve bahşişi asla azalmaz.

Yumuşak ve uyumlu bir tabiatı var. Halk daima öfkesinden güvencededir. Sabır ve ihsan sıfatı şahsiyetinin her yönünü süslemiştir.

Asla vadesini ayakaltına almaz ve yapısı hayırla, zâtı da bereketle yoğrulmuştur. İkramı herkes için geçerli ve ihsan sofrası gelen herkes için açıktır. Bir zorlukla karşılaşınca akıllıca ve maharetle davranır, gerçekçi bir şekilde bakıp çare arar.

O, sevilmeleri din, düşmanlıkları küfür, onlara yaklaşmak kurtuluş sahili, emniyet ve güvence sığınağı olan kimselerdendir.

Kötülükler ve zorluklar onları sevmekle defedilir ve bu sevginin bereketiyle ihsan ve nimetler çoğalır.

Onlar, Allah'ın adı hariç herkesten öncedirler ve her söz onların adı ile güzel bir şekilde son bulur.

Takvalılar sayılacak olursa, onlar takvalıların önderleridirler ve eğer yeryüzünün en iyileri sorulacak olursa, onların adı söylenir.

Hiçbir cömert kimse onların ikram doruğuna ve ihsan sonucuna varamaz ve hiçbir kavim her ne kadar da cömert olursa olsun kendisini onlarla eşit göremez, kıyaslayamaz.

Bu hanedanın büyükleri zor günlerde ve kuraklıklarda rahmet yağmuru ve savaş zamanı da cesaretininin aslanlarıdırlar.

Onların yücelik ve cömertlikleri, kınama ve yermenin onların azamet ve büyüklük sahasına inmesine engeldir.

Geçim sıkıntısı ve yaşam zorluğu onların ihsan eden ellerini ihsan etmekten engellemez ve böyle eli açık olmaları hem rahatlıklarında ve hem de fakirliklerinde onlar için aynıdır, hiç değişmez.

Hangi insan kabilesi bu yüce şahsiyetin babalarından veya bu kerim şahsın kendisinden bir minnet veya nimet taşımamıştır.

Allah'ı tanıyan herkes haliyle bu İmam'ın babalarını da tanır; çünkü dünya halkı Allah'ın dinini onun evinden elde etmişler ve bu hanedanın hidayet ışığında küfür ve şirkten kurtulmuşlardır.

Müşküller, zorluklar, didişmeler ve çekişmeler karanlıklarında Kureyş evlerinin arasında sadece bu hanedanın evi ümitli gözlere ümit nuru serper; halkın zorluklarını çözer ve düşmanlıkları giderir.

Çünkü yüce ceddi Hz. Muhammed (s.a.a) azamet ve celalin nişanesi ve diğer bir ceddi İmam Ali (a.s) de kudret ve şecaat mazharıdır.

Bedir ve Uhud savaş meydanları ve Ahzab savaşının üzücü sahneleri onun fedakârlığına şahittir ve Mekke'nin fethedildiği günün durumunu dost da, düşman da biliyor.

Hayber ve Huneyn savaşları, onun yiğitlik ve kahramanlıklarına şahittir. (Ben-i Kurayze) Yahudilerinin güçlü derelerinin ve yüksek kalelerinin yanında onun kalp, iman ve kol gücünü hatırlatan, hikâyet eden müthiş karanlık ve zor bir gün var.

Bu heyecan dolu sahneler, her bir olay ve vak'a karşısında çare yolunun ve savaş tedbirinin sahabenin elinden çıktığını gösteren sahnelerdir. Bu, hile, haset ve asabiyet ehlinin onu cahiliyet inadı perdesinde gizlediği bir hakikattir fakat ben onlar gibi bunu gizlememişim. [8]   

 

 

----------------

[1]-  Bu konu "Kırk hicri yılına kadar Siyasî İslam Tarihi"nde ele alınmıştır.

[2]- Ahzab, 21.

[3]- İbn-i Sa'd, c. 5, s. 24; İkdü’l Ferid (İbn-u Abd-u Rabbih), c. 7, s. 140.

[4]-  Zeynü’l Abidin (Seyyidü’l Ehl), s. 47.

[5]-  A'yanu’ş-Şia, c. 4, s. 468.

[6]-  (Şehravi) el-ithaf, s. 137-138; Keşfu’l Ğumme (İrbili), c. 2, s. 102.

[7]-  Taberi, c. 6, s: 526; el-Muntahab min Zeyli’l Müzil, s. 631.

[8]-  Şia'da inkılap edebiyatı (Sadık Ayinevend), c. 1, s. 48-55; Kirvani (ölümü 453) "Zehrü’l Âdab" kitabında bu rivayeti nakletmiş ve bu şiirin 29 beytini orada zikretmiştir.




Bu haber 755 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI