|
Tweet |
Bismillahirrahmanirrahîm
İmam Mehdi’nin (a.f) Ehl-i Kitap’la ilk karşılaşmaları nasıldır? Adil, şefkatli ve hoşgörülü mü, yoksa sert ve şiddetli mi? Bu yazının ilk bölümünde İmam Mehdi’nin (a.f) Ehl-i Kitab’a karşı davranışının barışçıl olduğu belirtilmiştir.
Öteden beri, İmam Mehdi'nin (a.f) ordusunun zuhur çağındaki insanlara karşı sert ve şiddet dolu muamelelerde bulunacağı yönündeki hurafeler pek çok zihne yerleşmiştir. Gerçekten uzak olan bu tasavvur ve zuhurun o nurlu çağına dair çizilen bu karanlık tablo, bilgisiz insanları o görkemli zamanları arzulama konusunda isteksizliğe, hatta bazen nefrete sürüklemiştir. Bu anlayışa göre, İmam Mehdi'nin (a.f) Müslümanlara ve Şiilere karşı tavrı böyleyken, gayrimüslimlerin durumu zaten tartışılmazdır.
Yolsuzluk ve yozlaşma bataklığına gömülmek ve ahlaki erdemlerden ve ideallerden uzaklaşmak, Müslüman olmayanları şiddetli bir muameleye ve sert bir intikama layık hale getirmiştir; vaat edilen Mehdi'nin (a.f) ordusu ise Yüce Allah tarafından bu intikamı almakla görevlendirilmiştir.
Ancak dinî önderlerin (a.s) kültürel mirası bundan farklı söz söylemekte ve gerçeği başka bir biçimde resmetmektedir. Hz. Mehdi (a.f), yalnızca Müslümanların Mehdisi değil, bütün ümmetlerin Mehdisidir: “Selam olsun ümmetlerin Mehdisine.” [1] Onun adaleti yalnızca Müslümanlara özgü değil, herkes içindir: “Onun adaleti iyiyi de kötüyü de kapsar.” [2] O, Allah’ın engin rahmetinin tecellisidir: “Selam sana ey engin rahmet.” [3] İlahî rahmet ise, herkesi kuşatmıştır:
“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” [4]
O, insanların baharıdır: “Selam olsun insanların baharına” [5] ve zamanların tazeliğidir: “ve günlerin tazeliği.” [6] Bahar gibi, tazeliğini ve canlılığını herkese hediye eder.
“Mehdevî” adaletin diğer ilahi dinlerin mensuplarıyla ilişkisinden çeşitli boyutlarıyla söz edilebilir. Davette adalet (açıklama, düşünme ve karar verme fırsatı tanıma vb.), yargı adaleti, ekonomik adalet vb. İmam Mehdi’nin (a.f) adil muamelelerinin farklı boyutlarındandır. Bu karşılaşma bazen adaletin sınırlarını aşarak ihsan alanına girer.
Hz. İsa’nın (a.s) gökten inmesi ve onun küresel adalet hükümetinin kuruluşuna ortak edilmesi; ayrıca Deccal ve Süfyani’nin öldürülmesinde -bunlar İmam Mehdi’nin (a.f) küresel hükümetine muhalif en önemli cephelerden iki cephedir- ona merkezî bir rol verilmesi ve bunun sonucunda Ehl-i Kitap arasında bu küresel harekete yönelik bir katılım, hatta sahiplenme duygusunun oluşması, İmam Mehdi’nin (a.f) ihsan içeren uygulamalarından olacaktır.
Biz, Mehdevî adaletin Ehl-i Kitap’la karşılaşmadaki çeşitli boyutları arasından yalnızca şu soruya cevap vereceğiz:
O Hazret, küresel hareketinin başlangıcında Ehl-i Kitap’a adil, barışçıl, şefkat ve merhamet dolu bir muamele mi gösterecek, yoksa onların çoğunu kılıçtan mı geçirecektir?
Karineler hangi görüşü desteklemektedir ve ilgili rivayetlerden hangi teori doğrulanabilir?
Bu yazı, yukarıdaki soruya kısa bir cevaptır.
Bize göre, İmam’ın (a.f) öldürme, savaş ve şiddet aracını kullanması mümkün olan en az düzeyde olacak ve Ehl-i Kitap’tan çok küçük bir yüzde, İmam’la (a.f) karşılaşmada öldürülecektir. O da inatçılığından ve düşmanlığından vazgeçmeyip apaçık hakkı inkâr eden Ehl-i Kitap’tır. Bu görüşü çeşitli karinelerle doğrulamak ve güçlendirmek mümkündür; bunlardan bazıları şunlardır:
1. Birinci destekleyici: Devletlerin İmam Mehdi’ye (a.f) karşı yumuşaklığı
Şüphesiz İmam Mehdi (a.f), fıkhi ve İslami ölçülere göre ordu sevk etmeden ve cihada başlamadan önce Ehl-i Kitab’ı İslam’a davet edecek ve cihattan amaçlarını onlara bildirecektir. Bu amaçlar; tevhidin, maneviyatın ve adaletin yayılmasıdır. Bu mesajı dünya insanlarının kulağına ulaştırmak, mevcut bilgilendirme ve iletişim teknolojisi sayesinde basit bir iş olacaktır.
Hazret’in mesajı dünya insanlarının kulağına ulaştığında, bu ilahi mesaj yorgun ve ümitsiz insanların kalbinde bir umut ışığı parlatır; maneviyata ve adalete susamış, anlamsızlıktan, zulümden ve bozgunculuktan yorulmuş insanları harekete geçirir. Hristiyan ve Yahudi ülkelerin içinde birçok grup ve topluluk kendiliğinden oluşur ve kendilerini, kendilerine doğru ilerlemekte olan İmam’a (a.f) yardım etmek için hazırlar. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
“Kâim (a.f) kıyam ettiğinde, bu işin ehli olduğu sanılan kimse ondan çıkar; buna karşılık güneşe ve aya tapanlara benzeyen kimseler ona katılır.” [7]
Her ne kadar bu rivayette “güneşe ve aya tapanlar gibi” ifadesi geçse de rivayetin baş kısmındaki karine gereği kastedilen, İmam Mehdi’ye (a.f) katılmaları beklenmeyen kimselerdir ve bu ifade bütün gayrimüslimleri kapsar. Aynı şekilde, bugün dünyadaki Ehl-i Kitab’ın birçoğu ismen Ehl-i Kitap’tır; amel, inanç ve ahlak bakımından ise, aya ve güneşe tapanlardan farksızdır.
Her hâlükârda, “bu grup ve toplulukların oluşmasıyla, bu bölgelerin yönetimleri direnmeye ve savaşmaya ne kadar kararlı olurlarsa olsunlar, yumuşak davranmak ve barışçıl bir tutum takınmak zorunda kalacaklardır; çünkü yönetici böyle bir durumda hiçbir gücü ve kuvveti olmayan silahsız bir kişi gibidir. Kâfir devletler yavaş yavaş anlayacaklardır ki, dünyanın geleceği İmam Mehdi’nin (a.f) elinde olacaktır ve bu, kaçışı olmayan bir gerçektir. Ya da en azından İmam Mehdi’nin (a.f) hükümeti, karşısında cephe almanın ve onunla yüzleşmenin çok zor olacağı büyük bir devlet gibi olacaktır. Dolayısıyla en doğru yöntem, ona yaklaşmak ve saygılı bir tutum sergilemektir.” [8]
Devletlerin böyle bir yumuşaklık göstermesiyle, savaş ve katliam kesin olarak mümkün olan en düşük seviyeye inecektir.
2. İkinci destekleyici: İmam Mehdi’nin (a.f) korku salma yoluyla yardım görmesi
Birçok rivayette İmam Mehdi’nin (a.f) Allah tarafından korku salınmasıyla destekleneceğine işaret edilmiştir: “Korku ile desteklenen.” Bu rivayetlerden bazıları şöyledir:
a) İmam Muhammed Bakır (a.s):
“Korku, onun bir aylık mesafeye kadar önünden, arkasından, sağından ve solundan ilerler.” [9]
b) İmam Muhammed Bakır (a.s):
“Korku, bir aylık mesafe önünden ve bir aylık mesafe arkasından ilerler. Allah onu, işaretli beş bin melekle destekler.” [10]
Bu korku ve dehşetin açık etkisi, İmam Mehdi (a.f) muhaliflerinin moralini zayıflatmak, direnişlerini en aza indirmek ve sonuç olarak çatışmayı ve kayıpları en aza indirmek olacaktır.
3. Üçüncü destekleyici: İmam Mehdi’nin (a.f) Ehl-i Kitab’a barışçıl muamelesi
Birçok rivayet, İmam Mehdi’nin (a.f) Ehl-i Kitab’a karşı muamelesinin “barışçıl” olduğuna tanıklık eder. Bunları aktarmadan önce iki noktayı hatırlatmak faydalı görünüyor:
Birinci Nokta
Seyyid Muhammed Sadr, “İmam’ın (a.f) muhaliflerinin öldürülmesine” delalet eden bazı rivayetleri aktardıktan sonra şöyle diyor:
Zihne şu soru gelebilir: Söz konusu rivayetlerin görünür anlamı, çok sayıda öldürmenin Müslümanlara özgü olduğu ve gayrimüslimleri kapsamadığı yönündedir. Gerçekten bunun sebebi nedir? Oysa kâfirin ve müşrikin haktan daha uzak olduğunu ve öldürülmeye, sapmış Müslümandan daha layık olduğunu biliyoruz.
Bu soruya iki farklı cevap verebiliriz:
a) Bu rivayetlerin, öldürmenin çokluğunun Müslümanlara özgü olduğuna delaletini inkâr ediyoruz. Çünkü bu rivayetler iki gruptur:
Birinci grup, mutlak olan ve Müslümanlara özgü olduğuna dair hiçbir işaret içermeyen rivayetlerdir; aksine görünür anlamları geneldir ve bütün insanları kapsar. Şu rivayetler gibi: “Kâim, öldürerek ilerler...”, “Kimseden tövbe istemez...”, “O, ancak kılıçtır...”, “Allah’ın düşmanlarını, Allah azze ve celle razı olana dek öldürmeye devam eder” ve benzerleri.
İkinci grup, içinde bazı grupların adının geçtiği haberlerdir. “Kureyş, Betriyye [11], Sevad halkı, Arap, Fars, Araplardan 70 kabile” gibi. Varsayıma göre bu gruplardan “Betriyye” sapkındır ve öldürülmeyi hak eder. Ancak diğer gruplara gelince, bunlar dinî olmayan başlıklardır ve her birinde farklı mezheplerden Müslümanlar ile farklı dinlerden gayrimüslimler belirli oranlarda bulunur.
Bu grupların adlarının bazı haberlerde geçmesi, öldürmenin diğer grupları kapsamadığı anlamına gelmez; çünkü “İnsanlara akılları ölçüsünde söz söyle” ilkesi, İslam önderlerinin, öldürülme hükmü kapsamına giren bütün grupların adlarını saymamalarına yol açmıştır; zira bu rivayetlerin söylendiği dönemdeki insanların düşünsel ve kültürel düzeyi, bunu kavrama kapasitesine sahip değildi.
b) Birinci cevaptan vazgeçip rivayetlerin görünür anlamının, öldürmenin çokluğunun Müslümanlara özgü olduğu yönünde olduğunu kabul etsek bile bu, uzak ve akıl dışı bir iş değildir. Aksine bu, genel İslami kurallara ve ilahi genel programlara uygun olabilir. Çünkü daha önce, İmam Mehdi’nin (a.f) gayrimüslimlere ve İslam dışı ülkelere hâkim olmasının özel ve ayrı bir programı olduğuna işaret etmiştik; bu anlamı doğrulayan rivayetleri ileride getireceğiz.
O özel program, çoğunluğu barışçıl nitelikte olan bir hâkimiyettir. Nitekim Müslümanların ve İslam ülkelerinin de kendilerine özgü bir programı vardır ve o program, onların çok sayıda öldürülmesidir; söz konusu rivayetler bu hususa delalet ediyordu. Bu çok sayıda öldürme, hâkimiyet amacıyla değil, toplumu bozuk unsurlardan temizlemek içindir.” [12]
Devamında Seyyid Muhammed Sadr, İmam’ın (a.f) Müslümanlara ve gayrimüslimlere yönelik muamele farkının çeşitli sebeplerini sayar. Bu sebeplerin en önemlilerinden biri şudur:
İslam dininin hakkaniyetine dair delil ve hüccet, Müslümanlar için geniş bir alanda açık ve nettir. Gayrimüslimler için ise böyle bir açıklık herkes için ve aynı düzeyde sağlanmış değildir. Müslümanlardaki bu özelliğin varlığı, onların en yüksek iman ve ihlas mertebelerine sahip olmalarını ve bizzat ortaya koydukları teorinin en iyi örneği ve modeli olmalarını gerektirir. Böyle olmayan Müslümanlar, kısa ya da uzun vadede gerek kendi ülkelerinde gerek bütün dünyada liderlik işinde ve tam adalet teorisinin uygulanmasında bozgun çıkarırlar; bu da İmam’ın (a.f.) yüce hedefiyle çelişir. [13]
İkinci Nokta
Her ne kadar bu rivayetlerde “Ehl-i Kitap” ifadesi geçmese de “Rum” gibi topraklardan söz edilmiştir. Batı dünyasındaki insanların çoğu “Ehl-i Kitap” olduğundan, İmam’ın (a.f) Batı dünyasıyla karşılaşma biçimi, Ehl-i Kitap’la karşılaşma biçimiyle aynı olacaktır.
Her hâlükârda, İmam Mehdi’nin (a.f) Ehl-i Kitab’a karşı muamelesinin barışçıl olduğuna delalet eden rivayetlerden bazıları şöyledir:
a) İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor:
“Sonra o ve beraberindeki Müslümanlar yola çıkar; Rum diyarında hiçbir kaleye uğramazlar ki ona “Lâ ilâhe illallah” demesinler de duvarları yıkılmasın. Sonra Kostantiniyye’ye (İstanbul) iner; tekbir getirirler, körfezi kurur ve surları yıkılır. Sonra Roma’ya doğru ilerler; oraya indiğinde Müslümanlar üç kez tekbir getirir ve şehir, bir tepe üzerindeki kum yığını gibi olur.” [14]
b) İmam Muhammed Bâkır (a.s):
“... ve Mehdi (a.f) Konstantiniyye’ye bir ordu gönderir. Nehir’e vardıklarında ayaklarına bir şey yazarlar ve su üzerinde yürürler. Rumlar, onların su üzerinde yürüdüğünü görünce derler ki: “Bunlar onun ashabıdır, su üzerinde yürüyorlar; peki kendisi nasıldır?” İşte o zaman şehrin kapılarını onlara açarlar; İmam’ın ordusu şehre girer ve dilediği gibi hükmeder.” [15]
c) İmam Ali (a.s):
“... Mehdî, Beytü’l-Makdis’e ininceye kadar yürür. Hazineler kendisine nakledilir; Arap, Acem, savaş ehli, Rum ve başkaları savaşsız olarak onun itaatine girer.” [16]
Bu mazmun -Ehl-i Kitap’la barışçıl karşılaşma- başka rivayetlerle de doğrulanabilir; bunlardan bazıları şunlardır:
İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu:
“... Mehdî (a.f) beraberindekilerle yürür; hiçbir şehirde güven, eman ve müjdeden başka bir olay meydana gelmez.” [17]
4. Dördüncü destekleyici: Dünyanın fetih süresi
İmam (a.f) ile Ehl-i Kitap arasındaki karşılaşma meselesine bakılabilecek dördüncü açı ve İmam Mehdi’nin (a.f) öldürme aracını asgari düzeyde kullanmasına karine olabilecek husus, İmam’ın (a.f) dünyayı fethetmek için girişeceği savaş ve mücadelenin süresidir. Bu konudaki bazı rivayetler şöyledir:
a) İsa el-Haşşâb diyor ki, İmam Hüseyin’e (a.s) “Bu işin sahibi siz misiniz?” diye arz ettim. İmam (a.s) şöyle buyurdu:
“Hayır; ancak bu işin sahibi, kovulmuş, sürülmüş, babasının kanı dava edilmemiş ve amcasının künyesiyle künyelenmiş biridir; kılıcını sekiz ay omzuna koyar.” [18]
b) İmam Muhammed Bâkır (a.s):
“... kılıcını sekiz ay omzuna koyar, çok öldürür...” [19]
Biz, İmam Mehdi’nin (a.f) hükümet süresini ne kadar bilirsek bilelim, söz konusu rivayetlere göre bunun sekiz ayı -ki kural olarak zuhurun ilk sekiz ayıdır- İmam’ın (a.f) muhalifleriyle savaşacağı ve mücadele edeceği süredir. İki noktaya dikkat ederek, İmam’ın (a.f) gayrimüslimlerle çatışmalarının çok az olacağı, onların İmam’a karşı ciddi bir direniş göstermeyeceği ve İmam’ın (a.f) onların topraklarını en az çatışmayla fethedeceği ihtimali güçlendirilebilir.
Birinci nokta: İmam’ın (a.f) diğer gruplarla savaşına işaret eden rivayetler; “Kureyş, Benî Şeybe, Basra halkı, Araplar ve çeşitli bölgelerdeki Süfyanî ile çatışma” gibi. Bu rivayetlerden bazıları şunlardır:
a) İmam Muhammed Bâkır (a.s):
“Süfyanî, Kâim’in Kûfe tarafından yöneldiğini öğrendiğinde, süvarileriyle yola çıkar ve Kâim’le karşılaşır... O gün savaşırlar; sonunda Yüce Allah, Kâim’i ve ashabını onlara üstün kılar; onları öldürürler, öyle ki hepsini yok ederler...” [20]
b) İmam Cafer-i Sâdık (a.s):
“Âl-i Muhammed’den Kâim (a.f) kıyam ettiğinde, Kureyş’ten beş yüz kişiyi getirtir ve boyunlarını vurur. Sonra beş yüz kişi daha getirtir ve boyunlarını vurur. Sonra bir beş yüz daha; bunu altı kez yapar.” Ravi der ki: “Bu sayıya ulaşırlar mı?” diye sordum. İmam (a.s) şöyle buyurdu:
“Evet, onlardan ve onların dostlarından.” [21]
Bu savaşlar, İmam Mehdi’nin (a.f) dünyayı onların varlığından temizlemek amacıyla düşmanlarıyla yaptığı savaş ve çatışmalardan örneklerdir.
İkinci Nokta: Sekiz aylık sürenin bütün dünyayı fethetmek için kısa oluşu.
Bu iki noktayı birleştirerek -yani bir yandan o Hazret’in Orta Doğu’daki çeşitli gruplarla savaş ve çatışmaları, diğer yandan o Hazret’in bütün dünyaya hâkim olduğu sürenin kısalığı- İmam’ın (a.f) Ehl-i Kitap ve diğer milletlerle çatışmalarının çok az olacağı ihtimali güçlendirilebilir. Çünkü o Hazret’in Orta Doğu’daki savaşları doğal olarak sekiz ayın büyük bir bölümünü kaplayacaktır. Dolayısıyla Batı dünyasının ve dünyanın diğer bölgelerinin fethi de savaş, çatışma, öldürme ve katliamla birlikte olacaksa, dünyanın sekiz ayda fethi uzak bir ihtimal olur; özellikle yeryüzündeki yerleşim alanlarının olağanüstü genişliği dikkate alındığında.
İddiamızı destekleyen dikkate değer bir nokta şudur: Söz konusu sekiz ayın, dünyayı fethetme ve ona hâkim olma süresi değil, İmam’ın (a.f) dünyayı düşmanların ve sapkınların şerrinden temizlediği süre olması ihtimali vardır; yani İmam (a.f) önce bütün dünyayı fethedecektir.
Doğal olarak dünyanın fethinden sonra, İmam Mehdi’nin (a.f) düzenine darbe vurmaya, onun hedeflerine ve ideallerine muhalefet etmeye çalışan inatçı ve sapkın insanlar da bulunacaktır; İmam’ın (a.f) bu grupla çatışmaktan başka çaresi olmayacaktır. Seyyid Muhammed Sadr’a göre söz konusu sekiz ay yalnızca dünyanın fetih süresi değildir; bilakis, öncelikle İmam’ın (a.f) dünyayı fethettiği, sonra da dünyayı inatçıların ve sapkınların varlığının kirinden temizlediği süredir. [22]
Bu ihtimale göre dünyanın fethi sekiz aydan çok daha kısa bir sürede gerçekleşecek ve Batı’nın -Ehl-i Kitab’ın topraklarının- fetih süresi ise, çok çok kısa olacaktır. Sonuç olarak öldürme ve çatışma en düşük düzeyine inecektir.
Devam Edecek…
-----------
[1]- Misbâh Kef‘amî, Ziyâretü’l-Mehdî (a.f).
[2]- Allâme Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 27, s. 90.
[3]- Mefâtîhu’l-Cinân, Âl-i Yâsîn Ziyareti.
[4]- A‘râf, 156.
[5]- Mefâtîhu’l-Cinân, Âl-i Yâsîn Ziyareti.
[6]- Aynı eser.
[7]- Muhammed b. İbrâhîm en-Nu‘mânî, Gaybet-i Nu‘mânî, s. 450.
[8]- Muhammed Sadr, Târîhu mâ ba‘de’z-Zuhûr, s. 378.
[9]- Muhammed b. İbrâhîm en-Nu‘mânî, Gaybet-i Nu‘mânî, s. 337.
[10]- Ali Kûrânî, Mu‘cemu Ehâdîsi’l-İmâmi’l-Mehdî, c. 5, s. 251.
[11]- “Betriyye”, Kesîrü’n-Nevâ’nın kuyruğu kopuk anlamındaki “Ebter” lakaplı taraftarlarıdır. Bkz. Muhammed b. Abdülkerîm eş-Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal, c. 1, s. 161, Dâru’l-Ma‘rife, Beyrut, 1402 hk.
[12]- Muhammed Sadr, Târîhu mâ ba‘de’z-Zuhûr, s. 97.
[13]- Aynı eser, s. 98.
[14]- Ali Kûrânî, Mu‘cemu Ehâdîsi’l-İmâmi’l-Mehdî, c. 3, s. 124.
[15]- Aynı eser, c. 3, s. 317.
[16]- Aynı eser, c. 3, s. 119.
[17]- Aynı eser, c. 3, s. 96.
[18]- Ali Kûrânî, Mu‘cemu Ehâdîsi’l-İmâmi’l-Mehdî, c. 3, s. 180.
[19]- Aynı eser, s. 240.
[20]- Ali Kûrânî, Mu‘cemu Ehâdîsi’l-İmâmi’l-Mehdî, c. 3, s. 316.
[21]- Aynı eser, c. 3, s. 314.
[22]- Muhammed Sadr, Târîhu mâ ba‘de’z-Zuhûr, s. 410.
