Bugun...



Ehl-i Sünnet Âlimleri Nezdinde Hz. Mehdi (a.f) İnancı

İmam Mehdi’ye (a.f) inanmak, yalnızca Şiîlere özgü bir düşünce değildir (bazılarının zannettiği gibi). Aksine bu, bütün dinlerin inandığı bir meseledir. Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz de bu düşünceye inanmış ve İmam Mehdi (a.f) ile ilgili rivayetleri içeren birçok eser kaleme almışlardır…

facebook-paylas
Tarih: 18-09-2026 15:49

Ehl-i Sünnet Âlimleri Nezdinde Hz. Mehdi (a.f) İnancı

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da: ‘Yeryüzüne mutlaka Salih kullarım varis olacaktır.’ diye yazdık.” [1]

Bu ayetin maksadı nedir?

Yeryüzünün Allah’ın salih kulları tarafından miras alınmasından maksat nedir?

Bu ayet ne zaman gerçekleşecektir?

Allah’ın salih kulları yeryüzüne ne zaman mirasçı olacaklardır?

Böyle bir şey gerçekleşecek midir?

 

Allah’ın sözünün yalan olması düşünülemez. Allah’ın bir hususu bildirmesi ve bunun gerçekleşmemesi mümkün değildir. Öyleyse mutlaka, Kur’an’ın açık nassına göre bütün yeryüzünün Allah’ın Salih kullarına ait olacağı bir zaman gelecektir. Peki bu ilahî vaat ne zaman gerçekleşecektir? Ne zaman olursa olsun, açık olan şudur ki bu vaadin gerçekleşmesi, efendimiz ve Mevla’mız İmam Mehdi’nin (a.f.) eliyle olacaktır.

 

Belirtmek gerekir ki İmam Mehdi’ye (a.f) inanmak, yalnızca Şiîlere özgü bir düşünce değildir (bazılarının zannettiği gibi). Aksine bu, bütün dinlerin inandığı bir meseledir. Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz de bu düşünceye inanmış ve İmam Mehdi (a.f) ile ilgili rivayetleri içeren birçok eser kaleme almışlardır.

 

Bu düşünceler, bazı kimselerin söylediği ve bizi hayalperestlikle suçladığı gibi, birtakım insanların hayal ürünü değildir. Zira bu inanç, Allah Resûlü’nün (s.a.a) şu buyruğuna dayanan bir rivayetle aktarılmıştır. Nitekim Allah-u Teâlâ onun hakkında şöyle buyurmuştur:

“O, hevâdan konuşmaz. Onun konuşması, kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.” [2]

Allah Resûlü (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Mehdi, geldiğinde yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuş olduğu halde onu adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır.”

 

Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin beklenen İmam Mehdi (a.f) hakkında yazdıkları, çok sayıda eseri kapsamaktadır. Aşağıda bu eserlerden bazılarının adlarını zikrediyoruz:

1- Ehl-i Sünnet âlimlerinin büyüklerinden Ebû Nuaym el-İsfahânî, İmam Mehdi (a.f) hakkında el-Mehdî’nin Faziletleri, Mehdî’nin Sıfatları ve Kırk Hadis adlı üç eser kaleme almıştır.

2- Çok sayıda eserin ve meşhur tefsirin sahibi Celâleddîn es-Süyûtî, el-Urfü’l-Verdî fî Ahbâri’l-Mehdî ve Mehdî’nin Alametleri adlı iki eser yazmıştır.

3- Hammâd b. Yakub er-Ravâcenî, Mehdi’nin Haberleri.

4- İbn Hacer el-Askalânî, Beklenen Mehdi’nin Alametleri Hakkında Muhtasar Görüş.

5- Muhammed b. Yusuf el-Kencî eş-Şâfiî, Zaman Sahibinin Haberleri Hakkında Açıklama.

6- Kenzü’l-Ummâl adlı eserin sahibi Molla Ali el-Müttakî el-Hindî. Bu eser, söz konusu konu hakkında yazılmış en önemli kitaplardan biridir. Ayrıca Ahir Zaman Mehdisi’nin Alametleri Hakkında Burhan adlı eseri de bulunmaktadır.

7- Ali b. Sultan el-Herevî el-Hanefî, Mehdi’nin Haberleri Hakkında Gül Bahçesi.

8- Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz, İmam Mehdi’ye inanmayı inkâr eden İbn Haldun’a cevap olarak birçok kitap yazmışlardır. Örneğin Ahmed b. Muhammed b. Sıddîk el-Mağribî, İbn Haldun’un Sözlerinden Gizli Yanılgının Ortaya Çıkarılması adlı kitabı yazmıştır. Kitabın diğer adı el-Mürşidü’l-Mübdi li-Fesâdi Ta‘ni İbn Haldûn fî Ehâdîsi’l-Mehdî’dir.

9- Şihâbüddîn el-Halâvûnî eş-Şâfiî, İmam Mehdi’nin vasıfları hakkında, Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) hadislerinden yararlanarak elli beş beyitten oluşan bir manzume kaleme almış ve Ona el-Katrü’ş-Şehdî fî Evsâfi’l-Mehdî adını vermiştir.

10- Meşhur muhaddis Muhammed el-Belbîsî eş-Şâfiî, Şihâbüddîn el-Halâvî’nin manzumesinin şerhi olarak Ona el-Katrü’ş-Şehdî fî Evsâfi’l-Mehdî adını vermiştir.

11- Şemseddin es-Sefârînî en-Nablusî, Şemseddin es-Sefârînî’nin ed-Dürretü’l-Mudıyye fî Akîdeti’l-Fırkati’l-Mardıyye adlı, İmam Mehdi (a.f) konusunda kaleme aldığı bir recez manzumesinin şerhi olarak Levâihu’l-Envâri’l-Behiyye ve Sevâtıu’l-Esrâri’l-Eseriyye adlı kitabı yazmıştır.

12- Şeyh Bahâî’nin Vesîletü’l-Fevz ve’l-Emân fî Medhi Sâhibi’z-Zamân adlı meşhur bir kasidesi vardır. Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin âlimlerinden Ahmed b. Ali el-Hanefî, bu kasidenin şerhi olarak Fethu’l-Mennân fî Şerhi Kasîdeti’ş-Şeyhi’l-Bahâî el-Ma‘rûfe bi-Vesîleti’l-Fevz ve’l-Emân fî Medhi Sâhibi’z-Zamân adlı bir kitap kaleme almıştır.

 

Ehl-i Sünnet Nezdinde Hz. Peygamber’in (s.a.a) İmam Mehdi (a.f) Hakkındaki Hadisleri

Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Dünyanın ömründen yalnızca bir gün kalmış olsa bile Allah o günü öylesine uzatacaktır ki Ehl-i Beyt’imden, adı benim adımla aynı olan bir adamı gönderecektir. O, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır.” [3]

 

Şiî veya Sünnî herhangi bir hadis, tefsir ya da İslâm tarihi kitabını açtığımızda, Bâkıyetullah Hz. Mehdi’nin (a.f) zuhuruyla ilişkin işaretlerle ilgili çok sayıda hadis buluruz. Bu hadislerde, beklenen Hüccet İmam’ın (Allah’ın zuhurunu ve çıkışını yakınlaştırsın) gözleri, burnu, saçları, boyu ve hatta dişleri gibi özellikleri hakkında, hayal edilemeyecek derecede ayrıntılı onlarca hadis nakledilmiştir. [4] Ayrıca ahir zamanda meydana gelecek olaylar, onun hükmünün adalet ve hakkaniyetle nasıl uygulanacağı, Yüce Allah’ın onu nasıl ortaya çıkaracağı ve onun aracılığıyla hakkı ve hak ehli olanları nasıl destekleyeceği de bildirilmiştir. Örneğin, Hz. Resûl-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“O, malları insanlar arasında eşit şekilde dağıtacaktır.” [5]

 

Bunların hiçbiri hayal değildir; bilakis gerçektir. Çünkü bunlar, ümmetine gökten gelen haberleri getiren, bize ahiret ve geçmiş milletlerin haberlerini bildiren ve geleceğe dair de haber veren Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) sözleridir. O, İmam Hüseyin (a.s) ile ilgili olayları [6], İmam Ali (a.s) ile ilgili meseleleri ve onun hakkının gasp edilmesini en ince ayrıntısına kadar haber vermiştir. [7] Ayrıca onun “Nâkısîn, Kâsıtîn ve Mârikîn” olmak üzere üç grupla savaşacağını [8] ve namaz mihrabında nasıl şehit edileceğini [9] bildirmiştir. Bütün bu haberler, rivayet edildikleri şekliyle ve aynı doğrulukla gerçekleşmiştir. İmam Hüccet (a.f) hakkında bildirdiği haberler de aynı şekilde gerçekleşecektir.

 

İmam Mehdi (a.f) Hakkında Eser Kaleme Alan Ehl-i Sünnet Âlimlerinin Büyükleri:

İmam Mehdi (a.f) inancını ele alan en eski Sünnî müellif, hicrî 227 yılında vefat eden büyük hadis hafızı Nuaym b. Hammâd el-Mervezî’dir. Fiten ve Melâhim adlı eseri kaleme almıştır. Kendisi Buhârî’nin ve diğer Sahih kitaplarının şeyhlerindendir.

 

İmam Ebü’l-Hasan Ali b. İsmail el-Eş‘arî’nin, hicrî 324 yılında vefat eden bu âlimin el-Makalâtü’l-İslâmiyyîn adlı kitabında bir sözü nakledilmiştir. Eş‘arî mezhebine mensup olan ve On İki İmam Şiîliği ile hiçbir bağlantısı bulunmayan bu kimsenin (özellikle de o dönemde, Şiîlerin lehine güç veya para elde etmek amacıyla dalkavukça ve yağcı bir söz söylemiş olduğunu düşünmenin mümkün olmadığı bir zamanda) küçük ve hacimli olmayan bir ansiklopedi niteliğindeki kitabında din ve mezheplerden söz ederken Şiî topluluğu hakkında şöyle dediği nakledilmiştir:

“Şüphesiz Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa, oğlu Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa’nın imamlığına açıkça işaret etmiştir. O, Sâmerrâ’da yaşamıştır. Hasan b. Ali’nin ise oğlu Muhammed b. Hasan b. Ali’nin imamlığını ilan ettiği nakledilir. O, onların inancına göre gizlenen ve beklenen kişidir. Bir gün ortaya çıkacak ve yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır.”

 

Hicrî dördüncü asrın önde gelen âlimlerinden, meşhur nesep bilgini Ebû Nasr Sehl b. Abdullah b. Dâvûd b. Selmân b. Ebân b. Abdullah el-Buhârî, Sırru’s-Silsileti’l-Aleviyye adlı kitabında şöyle der:

“İmâmiyye, İmam Ali en-Nakî el-Hâdî’nin oğluna ‘Yalancı Cafer’ adını vermiştir. Çünkü o, kardeşi Hasan’ın (İmam Hasan el-Askerî’nin) mirasının Kaim Hüccet’in (a.s) değil, kendisinin hakkı olduğunu iddia etmiştir.”

 

İmam Zehebî, yani İmam Şemseddin Muhammed b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî, Siyerü A‘lâmi’n-Nübelâ, İslâm Tarihi ve ayrıca el-İber fî Haberi men Ğaber adlı eserinde şöyle der:

“Bu kitabın birinci cildinde müellif, Nebevî siyerin başlangıcından hicrî 772 yılına kadar 260 yıllık tarihî olayları ve önemli şahsiyetlerin vefatlarını ve derecelerini kronolojik olarak ele almaktadır. Bunlar arasında şöyle der: «Hasan b. Ali el-Cevâd b. Muhammed b. Ali b. Ali er-Rızâ b. Mûsâ el-Kâzım b. Cafer es-Sâdık el-Alevî el-Hüseynî, Râfızîlerin masum olduklarına inandıkları on iki imamdan biridir. O, beklenen Muhammed’in, yani mahzen sahibinin babasıdır.»

 

Zehebî, İslâm Tarihi adlı eserinde şöyle der:

“Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali er-Rızâ b. Mûsâ b. Cafer es-Sâdık, Ebû Muhammed el-Hâşimî el-Hüseynî, masum olduklarına inandıkları Şiî imamlarından biridir. Sâmerrâ’da yaşadığı için kendisine Hasan el-Askerî denilmiştir; zira oraya Asker adı verilmişti. O, Râfızîlerin beklediği kişinin babasıdır. Annesi bir cariyeydi. Oğlu ise Muhammed b. Hasan’dır. Râfızîler onun Kaim, Halef ve Hüccet olduğuna inanırlar. Hicrî 258 veya 256 yılında doğmuş, babasından sonra iki yıl yaşamış ve ardından ortadan kaybolmuştur. Onlar, onun dört yüz elli yıldan beri mahzende bulunduğunu, zamanın sahibi ve hayatta olduğunu, geçmiş ve gelecek nesillerin ilimlerini bildiğini ve hiç kimsenin onu görmediğini iddia ederler.” [10]

 

Şemseddin İbn Hallikân, İbn Hallikân Tarihi ve Vefeyâtü’l-A‘yân adlı eserlerinde şöyle der:

“Ebû’l-Kâsım Muhammed b. Hasan el-Askerî b. Ali el-Hâdî b. Muhammed el-Cevâd, On İki İmam Şiîlerinin “Hüccet” olarak bilinen on ikinci imamıdır. Şiîlerin beklenen, Kaim, Mehdi ve benzeri sıfatlarla andıkları kişi odur. Doğumu, hicrî 255 yılının Şaban ayının ortasına denk gelen cuma günü gerçekleşmiştir. Babası vefat ettiğinde beş yaşındaydı. Annesinin adı “Nergis” idi.”

 

Şeyh Abdullah eş-Şebrâvî, el-İthâf bi-Hubbi’l-Eşrâf adlı kitabında, Necmeddin el-Askerî’nin el-Mehdî el-Mev‘ûd el-Muntazar adlı kitabından naklen şöyle der:

“On birinci imam, el-Hasan el-Hâlis’tir ve el-Askerî lakabıyla tanınır. Hicrî 232 yılının Rebîülevvel ayında Medine’de [11] doğmuş ve hicrî 260 yılının Rebîülevvel ayında, cuma günü, yirmi sekiz yaşında vefat etmiştir. İmam Mehdi el-Muntazar’ın onun oğlu olması, onun için başlı başına yeterli bir şereftir.”

 

İmam Muhammed, “Hüccet”, İmam Hasan el-Hâlis’in oğlu olup hicrî 255 yılının Şaban ayının ortasındaki gece, babasının vefatından beş yıl önce Sâmerrâ’da doğmuştur. Babası, doğduğu sırada onu gizlemiştir. Bunun sebebi, dönemin ağır şartları ve Abbâsî halifelerinin korkusuydu. Zira Abbâsîler o dönemde Hâşimîleri takip ediyor, hapsediyor veya öldürüyorlardı. Çünkü zalimlerin yönetimini ortadan kaldıracak kimseleri öldürüyorlardı. O, Resûl-i Ekrem’den (s.a.a) kendilerine ulaşan hadislerde tanıtıldığı üzere İmam Mehdi’dir (a.s).

 

Şeyh Abdülvehhâb eş-Şa‘rânî, el-Yevâkît ve’l-Cevâhir adlı eserinin 145. sayfasında, hicrî 1307 yılında şöyle der:

“Mehdi (a.s), İmam Hasan el-Askerî’nin (a.s.) soyundandır. Doğumu hicrî 255 yılının Şaban ayının ortasındaki gece gerçekleşmiştir. O, Meryem oğlu Mesih İsa (a.s.) ile buluşuncaya kadar varlığını sürdürecektir...”

 

Şeyh Selmân el-Hanefî, Yenâbîü’l-Mevedde adlı eserinde İbn Abbâs’tan naklen şöyle der:

Bir Yahudi olan Na‘sel, Hz. Peygamber’in (s.a.a) yanına geldi ve şöyle dedi: “Ey Muhammed! Sana, uzun zamandır zihnimi meşgul eden birkaç husus hakkında soru soracağım. Bana söyle, senin halifen kimdir? Çünkü hiçbir peygamber yoktur ki bir vasisi ve halefi olmasın. Bizim peygamberimiz Musa b. İmrân da Yeşu b. Nun’u kendisine vasi tayin etmişti.”

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Benim halifem Ali b. Ebû Tâlib’dir. Ondan sonra iki torunum Hasan ve Hüseyin, onların ardından da Hüseyin’in soyundan dokuz imam peş peşe gelecektir.”

Adam, “Ey Muhammed! Onların isimlerini bana söyle!” dedi. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Hüseyin’den sonra oğlu Ali, sonra oğlu Muhammed, sonra oğlu Cafer, sonra oğlu Musa, sonra oğlu Ali, sonra oğlu Muhammed, sonra oğlu Ali, sonra oğlu Hasan ve sonra da oğlu Hüccet, Muhammed el-Mehdi. Bunlar on iki kişidir...” Hadisin sonuna kadar.

 

Mes‘ûdî, Mürûcü’z-Zeheb adlı eserinde şöyle der:

“Hicrî 260 yılında, Ebû Muhammed Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebû Tâlib (Allah hepsinden razı olsun), Mu‘temid’in hilafeti döneminde yirmi dokuz yaşında vefat etti. O, beklenen Mehdi’nin (a.s.) babasıdır.”

 

İbn Kayyim el-Cevziyye, el-Menârü’l-Münîf fi’s-Sahîh ve’z-Zaîf adlı kitabının 1. cilt, 289. sayfasında, beklenen Mehdi (a.s) hakkında birtakım hadisleri zikrettikten sonra şöyle der:

“Ahir zamanda, Nebî’nin (s.a.a) Ehl-i Beytinden ve Hasan b. Ali’nin soyundan bir adam çıkacaktır. O dönemde yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuş olacaktır. O ise yeryüzünü adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. Hadislerin çoğu da bu hususa işaret etmektedir...” vb. Allâme araştırmacı Şeyh Lütfullah Sâfî, Hz. Mehdi’nin (a.f) doğumunu açıkça ifade eden 65 Ehl-i Sünnet âliminin isimlerini zikretmiştir. [12]

 

Ebü’l-Fidâ, el-Muhtasar fî Ahbâri’l-Beşer adlı eserinde şöyle der:

“Mütevekkil’in casusları, İmamiyye’nin on iki imamından biri ve Muhammed el-Cevâd’ın oğlu olan Ali el-Hâdî’nin yanında bir kitap ve silah bulunduğunu haber verdiler. Bunun üzerine Mütevekkil, bir grup Türk askerini onun üzerine gönderdi. Onlar geceleyin ve ansızın üzerine baskın yaptılar. Onu, kapalı bir evde, üzerinde kıldan yapılmış bir örtü bulunduğu hâlde kıbleye dönük oturmuş, Kur’an’ın kıyamet gününe ilişkin vaat ve tehditlerini anlatan ayetlerini okurken buldular. Üzerinde kum ve taş zeminden başka bir döşek yoktu.

Onu Mütevekkil’in yanına götürdüler. Mütevekkil o sırada bir kadeh şarap içiyordu. Onu görünce gözünde çok büyük bir yere sahip oldu; onu yanına oturttu ve kadehi ona uzattı. O ise şöyle dedi: “Ey Müminlerin Emiri! Etim ve kanım hiçbir zaman şarapla kirlenmemiştir.” Bunun üzerine Mütevekkil onu affetti ve “Bize bir şiir oku” dedi.

O şöyle cevap verdi: “Benden çok az şiir rivayet edilmiştir.” Mütevekkil, “Mutlaka okuyacaksın” dedi. Bunun üzerine şu şiiri okudu:

“Dağların tepelerinde evler yaptılar ve iri yarı adamları onları korumakla görevlendirdiler. Fakat o zirveler onları kurtaramadı. Kalelerinin içinde izzet ve güvenlik içinde bulunduktan sonra mezarlarda gizlendiler. Ne kötü yerler seçtiler! Kabirlere konulduktan sonra kendilerine şöyle seslenilir: O aileler, taçlar ve güzel elbiseler nerede kaldı? Mezarlarını aç ve bak; kurtlar o yüzlerin üzerinde dolaşıyor. Çünkü onlar uzun süre yiyip içtiler, şimdi ise kendileri yeniliyorlar.”

Bunun üzerine Mütevekkil ağladı, şarap sofrasının kaldırılmasını emretti ve onu saygıyla evine geri göndertti.

O, Hasan el-Askerî’nin; o da Ali ez-Zekî’nin; o da Muhammed el-Cevâd’ın; o da Ali b. Musa er-Rızâ’nın; o da Musa el-Kâzım’ın; o da Cafer es-Sâdık’ın; o da Muhammed el-Bâkır’ın; o da Ali Zeynelâbidîn’in; o da Hüseyin’in, o da Ali b. Ebû Tâlib’in (Allah hepsinden razı olsun) babasıdır ve on iki imamın on birincisidir.

O, Şiîlerin inancına göre on iki imamın on ikincisi olan, mahzen sahibi Muhammed el-Muntazar’ın babasıdır. Onlar şöyle derler: “O, annesi kendisini beklerken Sâmerrâ’daki babasının evinde mahzene girdi ve bir daha annesinin yanına dönmedi. O sırada dokuz yaşındaydı ve o yıl hicrî 265 yılıydı.”

 

Allah’ın Bâki kalanı İmam Mehdi’ye (a.f) inanmak, asırlar boyunca Ehl-i Sünnet âlimlerinin ve diğer mezheplerin üzerinde ittifak ettiği sabit inançlardan biri olmuştur. Bu konuda inkâra veya şüpheye düşen nadir bir görüş ortaya çıkmışsa, âlimler ve araştırmacılar buna karşı çıkmışlardır. Çünkü bunu, Hz. Peygamber’in (s.a.a) kendisinden gelen mütevatir hadislerle sabit olmuş, İslâm’ın temel inançlarından birinin inkârı olarak kabul etmişlerdir.

 

Bu konuda verilebilecek en güzel örnek, İbn Sıddîk el-Mağribî’nin, İbn Haldun’un görüşünü reddetmek amacıyla kaleme aldığı el-Vehmü’l-Meknûn min Kelâmi İbn Haldûn adlı eserdeki, yüz elliden fazla sayfalık çalışmasıdır. Bu kitapta, hadis imamlarının “Beklenen Mehdi” hakkındaki hadislerin sıhhati ve mütevatir oluşuna dair görüşlerinin büyük bir kısmını zikretmiştir. Ardından İbn Haldun’un görüşlerini, zikrettiği yirmi sekiz muteber hadise dayanarak tek tek reddetmiş ve Hz. Mehdi (a.f) hakkındaki hadisleri yüz başka hadisle tamamlamıştır. İbn Haldun, “Beklenen İmam Mehdi’ye” inanmayı kesin bir şekilde reddetmemiş, ancak bunu uzak bir ihtimal olarak görmüş ve yalnızca birkaç hadise dayanarak itiraz etmiştir. Âlimler onu, çok sayıda hadiste zikredilmesiyle mütevatir derecesine ulaşmış ve sıhhati sabit olmuş bu İslâmî inancı inkâr eden nadir kimselerden biri olarak değerlendirmişlerdir. Bu sebeple onu eleştirmiş ve onun bir tarihçi olduğunu, hadis konusunda uzman olmadığını ve dolayısıyla bu meselede cerh, tadil veya içtihat yapma yetkisine sahip bulunmadığını belirtmişlerdir.

 

İkinci örnek: Hz. Resûlullah’tan (s.a.a), İnsanların En Hayırlısından Sonra Beklenen Mehdi adlı kitaptır. Kitabın yazarı, Katar Şer‘î Mahkemeleri Başkanı Şeyh Abdullah el-Kureyşî’dir. Kitap, Mescid-i Haram hareketinin ardından yayımlanmıştır. Bu hareketin lideri Muhammed Abdullah el-Kureyşî, kendisinin “Beklenen Mehdi” olduğunu iddia etmiştir. Bu kitabın yayımlanmasının ardından Hicaz âlimleri Abdullah el-Kureyşî’ye karşı çıkmış ve onun iddiasını reddetmişlerdir. Bunlar arasında Medine-i Münevvere İslâm Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan âlim ve muhaddis Şeyh Abdülmuhsin el-Abbâd da bulunmaktadır. O, er-Reddü alâ men kezzebe bi’l-ehâdîsi’l-vâride fi’l-Mehdî (a.f); Mehdi Hakkında Rivayet Edilen Hadisleri Yalanlayan Kimseye Reddiye (a.s) adıyla elli sayfadan fazla kapsamlı bir çalışma kaleme alarak ona cevap vermiştir.

 

 

-------------

[1]- Enbiyâ, 105.

[2]- Necm Sûresi, 3-4.

[3]- Ebû Dâvûd’un Sünen’i, 2/309, hadis 4282; Tirmizî’nin Sünen’i, 3/343, hadis 2331-2332; Süyûtî’nin ed-Dürrü’l-Mensûr’u, 6/58; Kenzü’l-Ummâl, 14/264, hadis 38661.

[4]- Ebû Dâvûd’un Sünen’i, 2/310, hadis 4285; Hâkim en-Nîsâbûrî’nin el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn’ı, 4/557; Şâfiî’nin el-Beyân’ı, 515, 19. bölüm; İbn Hammâd’ın el-Fiten’i: 101 ve diğerleri.

[5]- el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, 4/558; Ahmed’in Müsned’i, 3/37; Heysemî’nin Mecmaü’z-Zevâid’i, 7/313.

[6]- İbn Kesîr’in el-Bidâye ve’n-Nihâye’si, 8/217; İbn Hacer’in el-İsâbe’si: 1/371; Târîhu Dımaşk, 14/223.

[7]- İbn Ebü’l-Hadîd’in Nehcü’l-Belâğa Şerhi, 20/326; Buhârî Tarihi, 2/174; Zehebî’nin Tezkiretü’l-Huffâz’ı, 3/995.

[8]- Hâkim en-Nîsâbûrî’nin el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn’ı, 3/139.

[9]- Heysemî’nin Mecmaü’z-Zevâid’i, 9/136; Müttakî el-Hindî’nin Kenzü’l-Ummâl’ı, 13/192, hadis 36571.

[10]- Bkz. Siyerü A‘lâmi’n-Nübelâ, c. 12, s. 389-391.

[11]- Sahih Nezd Tarihi, Rebîülevvel değil, Rebîülâhir ayıdır.

[12]- Allâme Şeyh Lütfullah Sâfî’nin Muntahabü’l-Eser fî’l-İmâmi’l-Mehdî el-İsnâ Aşer’i, 327, ikinci baskı, 1403 Hicrî / 1983 Miladî, el-Vefâ Yayınları, Beyrut/Lübnan.




Bu haber 159 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MEHDEVİYET Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI