Bugun...



Hz. Peygamber'in (s.a.a) Bazı Özellikleri - 1

Peygamberlik görevini üstlenmeye hazırlıklı olmak amacıyla, kâinatın yaratıcısı ve varlık âleminin yoktan var edicisi olan Allah'a mutlak boyun eğmek, O'nun ulu gücüne ve hikmetinin geçerliliğine tam teslimiyet; tek, ortaksız ve varlığı hiçbir şeye bağımlı olmayan (samed) ilâh karşısında tam ve gönüllü bir kulluk, Allah tarafından seçilen her insan tarafından aşılması gereken ilk zirvedir.

facebook-paylas
Tarih: 23-05-2023 12:46

Hz. Peygamber'in (s.a.a) Bazı Özellikleri - 1

Bismillahirrahmanirrahim

1- Bilgin Ümmî

Hz. Peygamber'in (s.a.a) ayrıcalıklarından biri, insanlardan olan bir öğretmenin yanında okuma-yazma öğrenmemiş olmasıdır. [1] O bir bilgi ortamında değil, cahil bir toplumda yetişti. Kur’an’ın açıkladığı bu gerçek [2] hiç kimse tarafından yalanlanmış değildir.

İçinde doğup büyüdüğü kavim en koyu cahillikte olan, ilimden ve eğitimden en uzak bir kavimdi. Hz. Peygamber'in kendisi o dönemi cahiliye dönemi olarak adlandırdı. Bu adlandırmayı ancak ilmin, cahilliğin, aklın ve aptallığın ne olduğunu iyi bilen bilgin biri yapabilir.

Bunun yanı sıra o ilme, kültüre, düşünceye ve akıl yürütmeye çağıran, bilginin ve ilmin bütün türlerini içeren bir kitap getirdi. Eşsiz ve çarpıcı bir yöntemle kitabı ve hikmeti öğretmeye koyuldu. [3] Bu çabası sonunda, doğuyu ve batıyı ilim ve maarifi ile dirilten, aydınlığı her yana yayılan benzersiz bir uygarlık kurdu.

Evet, o ümmîdir; okuma-yazmasızdır. Fakat bilgisizlik, cahiliye saplantıları ve puta tapıcılıkla mücadele ederek her ihtiyaca cevap veren bir mektep, sapasağlam bir din ve tarih boyunca insanlığa yön veren bir şeriat getirmiştir. Buna göre o ilminde, maarifinde, kapsayıcı sözlerinde, aklının başatlığında, kültüründe ve eğitim yöntemlerinde başlı başına bir mucizedir. Yüce Allah onun hakkında şöyle buyuruyor:

Ey insanlar, Allah'a ve ümmî peygamberi olan Resulü'ne -ki o, Allah'a ve onun sözlerine inanır- iman edin ve ona uyun ki, doğru yolu bulasınız. [4]

Başka bir ayette ona şöyle buyuruyor:

Allah sana kitabı (vahyi) ve hikmeti indirdi, sana bilemeyeceğin şeyleri öğretti. Allah'ın lütfu sana gerçekten büyüktür. [5]

Evet, yüce Allah Hz. Peygamber'e (s.a.a) tüm bu ilimleri vahyetti, ona kitabı ve hikmeti öğretti. Onu ışık saçan bir çirağ, apaçık delil, gözetici, açıklayıcı öğüt verici, hatırlatıcı, müjdeleyici ve uyarıcı bir peygamber kıldı. [6]

Yüce Allah onun göğsünü açarak kendisini vahyi algılamaya, cahilliğe özgü dar görüşlülüğün ve bencilliğin egemen olduğu bir toplumda doğru yola iletme görevini yürütmeye hazırladı. Böylece o, çağrı, eğitim ve öğretim alanında insanlığın tanıdığı en üstün önder oldu.

Bir cahiliye toplumunun birkaç yıl zarfında hidayet kitabının ve ilim meşalesinin güvenilir bir koruyucusu, güçlü bir savunucusu olması, yozlaştırma ve tahrif etme girişimleri karşısında durması büyük bir gelişme ve müthiş bir devrimdir. Bu devrim, bu ölümsüz kitap ile bu okuma-yazmasız rehberin mucizesidir. Öyle bir önder ki, o cahiliye toplumunda hurafelerden ve masallardan en uzak insandı; ilâhî basiretin nuru, varlığının bütün yanları ile onu çepeçevre kuşatmıştı.

2- Allah'a Kulluk Eden İlk Müslüman

Peygamberlik görevini üstlenmeye hazırlıklı olmak amacıyla, kâinatın yaratıcısı ve varlık âleminin yoktan var edicisi olan Allah'a mutlak boyun eğmek, O'nun ulu gücüne ve hikmetinin geçerliliğine tam teslimiyet; tek, ortaksız ve varlığı hiçbir şeye bağımlı olmayan (samed) ilâh karşısında tam ve gönüllü bir kulluk, Allah tarafından seçilen her insan tarafından aşılması gereken ilk zirvedir. Kur’an-ı Kerim bu büyük Peygamber'in bu zirveyi aştığına tanıklık ederek şöyle diyor:

De ki: Rabbim beni doğru yola iletti… Ben Müslümanların ilkiyim. [7]

Bu seçilmişlik, bu Müslüman kulun elde ettiği kemal madalyası oldu. Artık kullukta kendisi dışında kalan herkese üstünlük sağlamıştı. Bu örnek kulluk sözlerinde ve davranışlarında somutlaştı. Öyle ki: "Benim göz aydınlığım namazdadır." dedi. [8] Çünkü o sürekli namaz vaktini bekler, Allah'ın huzurunda durmak için şiddetli bir özlem besler ve müezzini Bilal’e: "Bizi rahatlat, ey Bilâl!" derdi. [9]

Ev halkı ile konuşur, onlar da onunla konuşurlardı. Fakat namaz vakti girince o ev halkını tanımaz gibi olurdu. [10] Namaz kılarken göğsünden tarak dişlerinin çıtırtısına benzer çıtırtılar işitilirdi. [11]  

Yine namaz sırasında Allah korkusu ile o kadar çok ağlardı ki, gözyaşları secde ettiği yeri ıslatırdı. [12] Ayakları şişinceye kadar namaz için ayakta dururdu. Bunu görenler kendisine: "Allah geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmişken, neden bu kadar ibadet için zahmete katlanıyorsun?" diyenlere de: "Ben şükreden bir kul olmayayım mı?" diye karşılık verirdi. [13]

Şaban ve Ramazan aylarının tüm günleri ile her ayın üç gününde oruç tutardı. Ramazan ayı girince yüzünün rengi değişirdi, daha çok namaz kılar ve Allah'a yalvarıp yakarırdı. [14] Ramazan’ın son günü gelince de kuşağını bağlar, kadınlardan uzaklaşır, geceleri ihya eder, kendini ibadete verirdi. [15]

Dua hakkında: "Dua, ibadetin iliğidir." ve "Dua müminin silâhı, dinin direği, göklerin ve yeryüzünün nurudur." derdi. [16]

O, sürekli biçimde Allah ile bağlantılı idi, küçük-büyük her işte, her davranışta yakarma ve dua ile hep Allah'a sığınırdı. Öyle ki, günde yetmiş kez Allah'tan mağfiret diler, günah işlemesi söz konusu olmaksızın günde yetmiş kez tövbe ederdi. [17] Her uykudan uyanışında mutlaka secdeye kapanırdı. [18]

Her gün üç yüz altmış kere: "Elhamdu lillahi Rabbi'l-âlemîne kesiren alâ kulli hâl ("Her durum için âlemlerin Rabbi olan Allah'a çok çok hamdolsun)" diyerek Allah'a hamt ederdi. [19] Kur’an okumaya çok istekli ve çok düşkündü.

Kendini ibadetle çok yorduğu ve yıprattığı için ibadet temposunu hafifletsin diye Cebrail ona yüce Allah'ın şu mesajı ile inmişti:

Tâ, Hâ. Biz bu Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye indirmedik. [20]

3- Allah'a Mutlak Güven

Yüce Allah, Hz. Peygamber'e (s.a.a) hitaben şöyle buyuruyor:

Allah kuluna yetmez mi? [21]

Yine ona hitaben buyuruyor ki:

Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan. O ki (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor). [22]

Yüce Allah'ın buyurduğu gibi Hz. Peygamber (s.a.a) Allah'a karşı kayıtsız şartsız güven hâlinde idi. Cabir b. Abdullah şöyle diyor:

Bir defasında Resulullah (s.a.a) ile birlikte “Zâtu'r-Rıka'” denen yerde bulunuyorduk. Gölgeli bir ağacın yanına varmıştık. Orayı Peygamber'e bıraktık. O sırada müşriklerden biri Peygamber'in (s.a.a) yanına geldi. Peygamber'in kılıcı ağaca asılı idi. Adam kılıcı alıp çekti ve Resulullah'a: "Benden korkuyor musun?" dedi. Hz. Peygamber: "Hayır" dedi. Adam: "Seni elimden kim kurtarır?" dedi. Peygamber: "Allah" dedi. Bunun üzerine kılıç adamın elinden düştü. Resulullah yere düşen kılıcı eline alarak: "Seni benim elimden kim kurtarır?" dedi. Adam: "Eline kılıç alanların en iyisi ol." dedi.

Hz. Peygamber: "Allah'tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah'ın resulü olduğuma şahadet eder misin?" dedi. Adam: "Hayır, şahadet etmem. Fakat seninle hiç savaşmayacağıma ve seninle savaşan bir kavimle beraber olmayacağıma dair sana söz veriyorum." dedi. Hz. Peygamber onu serbest bıraktı. Adam arkadaşlarının yanına dönünce: "İnsanların en hayırlısının yanından size geldim." dedi. [23]

4- Üstün Cesaret

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

O peygamberler Allah'ın buyruklarını duyururlar ve Allah'tan korkarlar; O'ndan başka hiç kimseden korkmazlar. [24]

Arap süvarilerinin önünde eğildikleri Ebu Talip oğlu İmam Ali'nin (a.s) de şöyle dediği nakledilir:

Savaşın kızıştığı ve tarafların karşı karşıya geldikleri sıralarda, Resulullah'a sığınırdık ve o, içimizde düşmana en yakın kişi olurdu. [25]

Sahabîlerden Mikdad, Uhud Savaşı'nda Müslüman ordusunun bozguna uğramasından ve Hz. Peygamber'i yalnız bırakmalarından sonraki Peygamber'in direnişini şöyle anlatıyor:

Onu hak üzere gönderen Allah'a yemin ederim ki, Hz. Peygamber'in (s.a.a) bir karış geriye çekildiğini görmedim. O, düşmanla yüz yüze idi. Ashabından bir grubu bazen ona dönüyor, çevresinde toplanıyordu, bazen de çevresinden ayrılıyordu. Onu çatışma duruncaya kadar hep ayakta ya ok ya taş atarken gördüm. [26]

 

-------------

[1]- Nahl, 103

[2]- Ankebût, 48

[3]- Cum'a, 2

[4]- A'râf, 158

[5]- Nisâ, 113

[6]- Mâide, 15; Ahzâb, 46; Nisâ, 174; Fetih, 8; Zuhruf, 29; A'râf, 68; Gâşiye, 21; İsrâ, 105; Mâide, 19

[7]- En'âm, 161-163

[8]- el-Emali, Şeyh Tûsî, c.2, s.141

[9]- Biharu'l-Envar, c.83, s.16

[10]- Ahlâku'n-Nebiyy ve Âdâbuhu, s.251

[11]- Ahlâku'n-Nebiyy ve Âdâbuhu, s.201

[12]- Sünenü'n-Nebiyy, s.32

[13]- Ahlâku'n-Nebiyy ve Âdâbuhu, s.199; Sahih-i Buharî, c.1, s.381, hadis 1078.

[14]- Vesailu'ş-Şia, c.4, s.309; Sünenü'n-Nebiyy, s.300

[15]- el-Kâfi, c.4, s.155

[16]- el-Mehaccetu'l-Beyza, c.2, s.282-284

[17]- Biharu'l-Envar, c.16, s.217

[18]- Biharu'l-Envar, c.16, s.253

[19]- el-Kâfi, c.2, s.503

[20]- Tâhâ, 1-2

[21]- Zümer, 36

[22]- Şuarâ, 217-219

[23]- Riyazu's-Salihin, Nevevî, c.5, h: 78; Sahih-i Müslim, c.4, s.465

[24]- Ahzâb, 39

[25]- Fezailu'l-Hamse Mine's-Sihahi's-Sitte, c.1, s.138

[26]- el-Meğazi, Vakıdî, c.1, s.239-240




Bu haber 2585 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI