Bugun...



Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) Şahsiyeti

Dünyanın en üstün kadını Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (a.s) şahsiyet ve üstünlük yönlerini beyan etmede, sadece irdeleme ve derin düşünme aracılığıyla onun engin boyutlarına ulaşılır ki o yüce şahsiyetinin yönleri çok geniş ve engindir.

facebook-paylas
Tarih: 10-01-2023 11:34

Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) Şahsiyeti

Bismillahirrahmanirrahim

Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (a.s) yüce şahsiyetin manevî ve ilahî, ilim ve marifet, siyasal ve toplumsal mücadele yönleri hakkında okumak ve araştırmak bize hedefimize ulaşmada yardımcı olacaktır. Kadınların efendisinin muhtelif Şia ve Sünnî kitaplarının tanıklığıyla belirgin bazı ahlaki ve insanî özellikleri şunlardır:

1- En yüksek imkânlardan yararlanabilme durumunda az bir servet ve naçiz imkânlar ile kanaat etmek ve yetinmek.

2- Temayül ve ihtiyacı olduğu eşyalarda birçok defa infak ve fedakârlıkta bulunmak.

3- Yüce Allah’ın huzurunda içtenlikle çok ibadet ve münacatta bulunmak.

4- Hayâ ve iffetin sembolü olmak.

5- İslâmî örtünme ve hicabın mükemmel örneği olmak.

6- Bir kısmı, değerli “Fâtıma’nın Mushafı” kitabının içeriğini bilmek olan dünya kadınları hanımefendisinin engin ilim ve marifeti.

7- Hz. Ali’nin (a.s) velayet makamını korumak için Hz. Peygamber’in (s.a.a) vefatından sonra, onun siyasal ve toplumsal mücadelesi.

Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) varlıksal şahsiyeti ve manevî makamı hakkında birçok kitap yazılmış ve çok sözler söylenmiştir. Ama bunun bin katı bile insanlığın zihin ve düşüncesinden akıp söz ve yazı suretine bürünse, o yüce şahsiyetin engin okyanus mesabesindeki erdemlerinin ancak bir damlası olabilir.[1] Bu yazıdaki güçsüzlüğümüzü itiraf ederek, sadece o engin denizin bir damlasını ele alacağız; çünkü şöyle söylemişlerdir:

Mümkün olmasa bile deniz suyunu içmek

Susuzluk miktarınca onu yudumlamak gerek.

Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) marifet semasında, insanlığın en üstün düşünceleri mütehayyir ve en mahir akıllar şaşkındırlar. Onun marifet denizinin sahiline ulaşmak için Masumların (a.s) hadislerine başvurmak gerekir. Pak İmamlardan (a.s) gelen sayılı ve muteber rivayetlere göre, Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) mukaddes varlığı “Leyletu’l-Kadir”in (Kadir Gecesi) hakikati olarak tefsir edilmiştir. Çünkü “Leyletu’l-Kadir” suskun Kur’an’ın nüzul zarfı ve Hz. Fatıma (s.a) ise, on bir konuşan Kur’an ve tekâmül etmiş ve mükemmelleşmiş insanın, yani pak İmamların (a.s) nüzul zarfıdır.[2]

Hz. Sıddîka Kübra’nın (s.a) makamı o kadar yüksektir ki onun rıza ve öfkesi yüce Hz. Muhammed’in (s.a.a) rıza ve öfkesinin ölçüsü karar kılınmıştır. Nitekim bir hadiste Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Fâtıma (s.a) benim tenimin parçasıdır. Onu mutlu eden beni mutlu etmiş ve beni mutlu eden de Allah’ı mutlu etmiştir. Hakeza ona eziyet eden bana eziyet etmiş ve bana eziyet eden de Allah’a eziyet etmiştir.”

Aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Fâtıma (s.a) benim yanımda insanlar arasındaki en değerli kimsedir.”[3]

Yüce İslâm Peygamberi (s.a.a) bir başka hadiste ise şöyle buyurmuştur: “Meryem kendi zamanındaki kadınların hanımefendisiydi ama kızım Fâtıma (s.a) baştan sona dek tüm dünya kadınlarının hanımefendisidir.” [4]

Diğer bir hadiste de şöyle buyurmuştur: “Yanıma bir melek geldi ve bana ‘Fâtıma (s.a) tüm cennet kadınlarının hanımefendisi ve tüm hanımların öncüsüdür’ diye müjde verdi.”[5]

Böylece Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) Meryem ve Asiye gibi diğer salih kadınlardan daha faziletli ve üstün oluşu ispatlanmaktadır. Evet, Hz. Zehra-i Merziye’nin (s.a) makam ve derecesi Asiye ve Meryem’den üstün olmakla kalmayıp, Hz. Fâtıma’ya (s.a) hamile kaldığı zaman onların Hz. Hatice Kübra’ya (s.a) hizmet etmeyi başarmaları kendilerinin övünç kaynağıdır.[6]

Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) üstünlük yönleri bağlamında en yüksek imkânlardan yararlanabilme durumunda az bir servet ve naçiz imkânlar ile kanaat etme ve yetinme hususuna işaret edilebilir. Çünkü o, Hz. Muhammed’in (s.a.a) kızıydı ve Hz. Peygamber (s.a.a) “Fedek” gibi geliri iyi olan değerli bir arsayı kendisine bağışlamıştı.[7]

Aynı şekilde kocası Hz. Ali’nin (a.s) iş ve çalışma yerinden elde ettiği önemli bir geliri vardı ve Hz. Ali (a.s) kendisi, eşi ve çocukları için müreffeh bir yaşam hazırlayabilirdi. Ama onlar tüm gelirlerini ihtiyaç sahiplerine harcıyor; çok zor ve meşakkatli bir yaşam ile yetiniyorlardı. Onun şahsiyetinin diğer bir yönü, infak ve fedakârlık yönüdür. Özellikle de düğün gecesinde gelinlik elbisesini bağışlaması oldukça meşhurdur. İhtiyaç duyduğu halde, ardı ardınca üç gece boyunca yemeğini mahrum, yetim ve esir kimseye bağışlaması, Kur’an-ı Kerim’in Dehr (İnsan) Sûresinde yer almıştır.

Hz. Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) diğer bir üstünlük yönü, onun ibadetleridir. Hz. Fâtıma’nın (s.a) ibadetleri, nicelik açısından onun hayatının her anında görünecek ve duyumsanacak kadar çoktu. Onun davranışları, konuşmaları, bakışı, çalışması ve gece ile gündüzün her anında nefes alması ibadetti.[8] O, her gece çocukları yatırdıktan ve eve ait diğer işlerden ayrıldıktan sonra, seccade üzerinde mübarek ayakları şişene kadar namaz kılardı.[9] Onun ibadetleri, Allah’a yakın meleklerin parıldayan nurundan hayret etmesine ve lezzet almasına neden olacak kadar eşsizdi. Öyle ki Allah’a yakın yetmiş bin meleğin hepsi kendisine selam gönderir ve esenlik dileğinde bulunurdu.[10]

“Sahife-i Fâtıma” kitabı, Şia’nın iftiharlarından biridir. Şia, bu değerli kitabın Yüce Allah tarafından Hz. Zehra-i Merziye’ye (s.a) ilham edildiğine inanmaktadır.[11]

Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) iffet, hayâ ve hicabı hakkında hayatımızda eş ve çocuklarımızın öncelikli ödevi olması gereken Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) davranış ve sözlerinden çok güzel ve görünmeğe değer hususlar aktarılmıştır. Bir gün Peygamber-i Ekrem (s.a.a) mescitte hazır olan Müslüman topluluğuna şu soruyu yöneltti: “Hanımların yaşamı için hangi tarz ve yöntem daha iyidir?” Hz. Zehra (s.a) bu soruya cevap vermekte kendini yetersiz gören ve bu nedenle kendisinin evine gelen Selman vasıtasıyla şöyle yanıt verdi: “Kadınlar için iyi olan namahrem erkekleri görmemeleri ve namahrem erkeklerin de onları görmemeleridir.”[12]

Son olarak Hz. Fatımatü’z-Zehra’ya (a.s) uyulması gereken zorunlu alanlardan birine işaret ediyoruz. Bu alan, imamet ve velayetin kutsiyetini savunma alanıdır. Çünkü o, Allah Resulü’nün (s.a.a) ayrılığından sonra olan hayatının kısa döneminde, velayetin kutsiyetini muhafaza etmenin en güzel örneğini gerçekleştirmiştir.[13] Hz. Fatımatü’z-Fâtıma (s.a) kendi zamanındaki insanları iyi tanıyordu ve sözlerinden onların ibret almayacaklarını; kendisiyle birlikte kıyam etme cesareti taşımadıklarını iyi biliyordu. Ama gelecek nesiller için dalaleti rüsva etmek, hakikati açıklamak ve hücceti tamamlamak istiyordu. Nitekim şöyle buyurmuştur: “Ama zelil ve acizliğin pençesinde çaresiz olduğunuzu biliyorum. Yardım etmemek, varlığınızı kuşatmış ve vefasızlık bulutu kalbinizi sarmıştır. Ne yapayım ki gönlüm kan ağlamakta ve şikâyet dilini kontrol etmek ise, takatin dışındadır.” [14]

Hz. Fatımatü’z-Zehra (a.s) kültür saldırganları karşısında susmanın kabul edilir olmadığını tarih boyunca tüm Müslümanlara kavratmak için, destansı kültürel kıyamında bir an olsun hidayet edici açıklama ve aydınlatmalarından el çekmedi. Hz. Fatımatü’z-Zehra (s.a) bid’at ve İslâm’ın tahrifi karşısında sakin oturmayıp ayağa kalktı ve hiddetlenip celalleşti; ifşa edip aydınlattı. Çünkü o ilahî ilham ve Cebrail’in sözleri vasıtasıyla gelecekten haberdardı. Bu aydınlatmaların layık gönüllerde yer edineceğini, imametin işlevselliği ve yaratılış hedefinin gerçekleşmesinde eşsiz bir rol alacağını biliyordu.[15]

 

--------------

[1]- Muhammed Taki Misbah Yezdî, Cami ez-Zülâl-i Kevser, s. 21.

[2]-  Cami ez-Zülâl-i Kevser, s. 17.

[3]- Şeyh Tusî, Emali, c. 1, s. 24.

[4]- Biharu’l-Envar, c. 43, s. 24, Hadis:20.

[5]- Emali, c. 1, s. 457; Delailu’l-İmamet, s. 8; Gayetu’l-Meram, s. 177; Biharu’l-Envar, c. 43, s. 2.

[6]- Biharu’l-Envar, c. 43, s. 2.

[7]- el-Kâfi, c. 1, s. 537, “Babu’l-Elfeyî ve Tefsiru’l-Hums ve Hududihi ve ma Yecibu Fihi.”

[8]- İhkaku’l-Hak, c. 4, s. 481.

[9]- Biharu’l-Envar, c. 42, s. 117.

[10]- Biharu’l-Envar, c. 43, s. 12, Hadis: 6.

[11]- İmam Humeynî’nin ilahî siyasî vasiyetnamesi; Sahife-i Nur, c. 31, s. 171.

[12]- Vesailu’ş-Şia, c. 14, s. 43 ve 172; Biharu’l-Envar, c. 43, s. 54.

[13]- Cami Ez-Zülal-i Kevser, s. 145.

[14]- Keşfu’l-Gumme, c. 1, s. 491; el-İhticac, s. 112; Delailu’l-İmamet, s. 37.

[15]- Cami Ez-Zülâl-i Kevser, s. 149.




Bu haber 842 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI