Bugun...



Hz. Fatıma'nın (s.a) Doğumu - 1

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 02-01-2024 12:28

Hz. Fatıma'nın (s.a) Doğumu - 1

1- "Fatıma'nın Anası" Hz. Hatice'nin Kişiliği

Hz. Peygamber’in (s.a.a) ilk eşi Huveylid’in kızı Hz. Hatice (s.a), Kureyşli bir anne ve babadan dünyaya geldi. Her ikisi de Arap Yarımadası'ndaki en köklü ailelere mensuptular. Hz. Hatice (s.a) mensup olduğu bu yüksek nesebin yanı sıra, temiz ve saygı uyandıran bir üne de sahipti. Güzel ahlâkıyla ve erdemli vasıflarıyla biliniyordu.

 

Onun ne kadar saygın biri olduğunun en önemli göstergesi, Hz. Peygamber'le (s.a.a) evlenmeden önce temizliğiyle ve Kureyş kadınlarının efendisi niteliğiyle tanınmasıdır. Bunun yanında Kureyş'in en zenginlerinden ve mevki olarak en yükseklerinden biriydi. O, bu kalıtım ve terbiye sayesinde dindar bir karakter edinmişti.

 

Babası Huveylid, Haceru'l-Esved'i alıp Yemen'e götürmek isteyen Yemen kralı Tubba'ya karşı çıkmış, büyük kuvvetinden ürkmemiş ve kahramanca direnmişti. Bunu yaparken savunduğu şeyin, dininin en temel ibadetlerinden birini temsil ettiğinin bilinciyle hareket ediyordu. [1] Hz. Hatice'nin (s.a) dedesi Esed b. Abduluzza, Erdemliler Paktı (Hilfu'l-Fuzul) örgütünün en faal ve en önde isimlerinden biriydi. Bazı Kureyş kabileleri, kendi aralarında böyle bir ittifak kurmuşlardı. Mekke'de zulme uğrayan yerli veya yabancı biri bulunacak olursa, onun yanında yer almayı ve uğradığı zulmü bertaraf edinceye kadar onu savunmayı kararlaştırmışlardı. Hz. Resulullah (s.a.a) bununla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Abdullah b. Cad'an'ın evinde bir ittifaka tanık oldum ki, bu ittifak benim için kızıl develerden daha sevimlidir. Bugün İslâm döneminde dahi böyle bir ittifaka çağırılsam kabul ederim”. [2]

 

Amcasının oğlu Varaka b. Nevfel, Hristiyan ve Yahudi kitaplarını incelemek amacıyla inzivaya çekilir ve bu kitaplardan öğrendiği şeyler içinde hoşuna giden kuralları ve ibadetleri hayatında uygulardı. Bunun nedeni, Varaka'nın Yahudi ve Hristiyanlarla beraber yaşaması veya Mekke'nin bu iki dinin merkezi olması değildi elbette. Bilakis, Varaka putlara tapmayı, onların heykellerine ibadet etmeyi bir maskaralık sayıyordu. Bu yüzden içine sindireceği bir dini arıyordu. [3]

 

Hz. Hatice (s.a) ilim ve dindarlıklarıyla bilinen köklü bir aileye mensuptu. Akrabaları İbrahim Peygamber'in (a.s) hanif dini üzereydiler. Bu yüzden Arap Yarımadası'nda ortaya çıkacak hak dinin beklentisi içindeydiler. [4]

 

Ticarî Faaliyetleri

Kureyş'in ileri gelenleri, yüksek meblağlarda mal ve para önererek Hz. Hatice'ye (s.a) evlenme teklifinde bulundular. Ama Hz. Hatice (s.a) bu önerilerin hiçbirini kabul etmedi. [5] Hz. Hatice (s.a) uzun süre erkeklerden, onların problemlerinden uzak, gönlü hoş ve vicdanı rahat bir hayat yaşadı. Çünkü onunla evlenmek isteyenlerin çoğu, onun geniş servetinden dolayı onunla evlenmek istiyordu.

 

Hz. Hatice'nin (s.a) elinde büyük bir servet vardı. O, bu serveti atıl bırakmadı. Faizin yaygın olduğu böyle bir zamanda faize de yatırmadı. Tam tersine, servetini ticaret mallarında kullandı. Bu iş için de iyi ahlâklı ve yetenekli erkekler istihdam etti. Ticaret sayesinde muazzam bir servet kazanma imkânını bulmuştu.

 

Muhaddislerin rivayetine göre, Hz. Hatice (s.a) ticaret maksadıyla Şam'a gönderdiği ticari kervanlarda bir grup erkeği belli bir ücretle tutardı. Hz. Peygamber'le (s.a.a) evlenmesinin hemen öncesinde, ona kervanının başında Şam'a gitmesini teklif etti ve başkalarına verdiği ücretin iki katını vereceğini söyledi. Çünkü kadın-erkek bütün insanlar Hz. Peygamber'in (s.a.a) güvenilirliğinden, doğruluğundan ve karakterliliğinden söz edip duruyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.a) amcası Ebu Talib'le istişare ettikten sonra Hz. Hatice'nin (s.a) önerisini kabul etti. Hz. Hatice (s.a), kafilenin hizmeti ve gözetimi maksadıyla kölesi Meysere'yi de kervanla birlikte gönderdi. Yolculuk son derece başarılı geçmişti. Bundan önceki hiçbir kervanın erişemediği kâr oranına erişmişti. Kervan, Mekke'ye girmeden önce Meysere acele ederek Hz. Hatice'nin (s.a) yanına geldi ve olup bitenleri anlattı. Yolda Hz. Muhammed'le (s.a.a) rahip Buhayra ve başkaları arasında geçenleri iletti.

 

Hz. Hatice (s.a), keskin zekâsı sayesinde derhal Hz. Peygamber'in (s.a.a) ne büyük bir kişiliğe sahip olduğunu anladı. Henüz semavî risaletle görevlendirilmemişken onun yüksek bir ahlâkî meziyete sahip olduğunu keşfetti. Kendisine evlenme teklifinde bulunan yüksek tabakaya mensup onca erkek dururken, Hz. Muhammed'i (s.a.a) kendisine eş olarak seçti. Kendisinin maddî hayatı ile onun sade hayatı arasında büyük bir fark olmasına rağmen, bu evliliği gerçekleştirdi.

 

Tarih-i Yakubî'de Ammar b. Yasir'in şöyle dediği rivayet edilir: Hatice bint-i Huveylid'in Resulullah'la (s.a.a) evlenmesinin nasıl gerçekleştiğini en iyi bilen kişi benim. Ben, Hz. Peygamber'in (s.a.a) samimi bir arkadaşıydım. Bir gün Safa ile Merve arasında yürüyorduk. Birden Hatice ve kız kardeşi Hale ile karşılaştık. Hatice, Resulullah'ı (s.a.a) görünce, kız kardeşi Hale geldi ve şöyle dedi: "Ey Ammar! Arkadaşın, Hatice ile evlenmek istemez mi?" Ona dedim ki: "Allah'a yemin ederim ki, bilmiyorum." Oradan döndüm ve bu konuşmayı Resulullah'a (s.a.a) aktardım. Bana dedi ki: "Git, onunla konuş ve kendisini istemeye geleceğimiz günü belirle."

O gün gelince, Hatice amcası Amr b. Esed'i çağırdı. Hatice amcasının sakalına koku sürmüş ve boyamıştı. Sonra Resulullah (s.a.a) başlarında Ebu Talib olmak üzere amcalarından oluşan bir grupla birlikte geldi. Ebu Talib orada bulunanlara bir konuşma yaptı ve böylece Hatice ile Hz. Muhammed'in (s.a.a) evliliği gerçekleşti. Ammar şunları da söyler: Hatice, Hz. Muhammed'i (s.a.a) ticaret kervanında çalışmak üzere ücretle tutmuş değildi. Çünkü o, hiçbir zaman birine ücret karşılığında çalışmadı. [6]

 

2- Hz. Peygamber'in (s.a.a) Hz. Hatice (s.a) ile Evlenmesi

Hz. Muhammed (s.a.a) Arapların en soylu, en üstün, en onurlu ve en güçlü ailelerinden birinin mensubu olarak dünyaya geldi. Büyüdü, gelişti ve delikanlılık çağına geldi. Yüce Allah, Hz. Muhammed'i (s.a.a) eğitmeyi, hazırlamayı, onu risalet yükünü taşımaya ve tebliğ emanetini yerine getirmeye lâyık hâle getirmeyi diliyordu. Bu yüzden onu özel bir koruma altına almıştı. Hayatını, rabbanî kaderin ön gördüğü biçimde gelişmesi için belli sınırlar içinde çerçevelemişti. Bu çizgi, ona yüklenen sorumluluğa uygundu. Evrensel ilâhî son risaleti taşıma görevini yerine getirmesine el verişli bir kader çizgisiydi bu.

 

Hz. Muhammed (s.a.a) yirmi beş yaşına gelince, insaniyetine uygun, büyük hedeflerine ayak uydurabilecek, kendisini bekleyen cihat ve sabır yüküne tahammül gösterebilecek ve bu acılı hayatın düzeyine çıkabilecek bir kadınla hayatını birleştirmesi artık kaçınılmazdı. Hz. Muhammed (s.a.a), bu yüksek meziyetlere sahip biri olarak Haşimoğulları'ndan istediği kızla evlenebilirdi. Ancak ilâhî irade, Hz. Hatice'nin kalbinin ona (s.a.a) doğru kaymasını irade etmişti. Hz. Hatice'nin kalbi bu ulu şahsiyete bağlandı; o (s.a.a) da bu ilgiye karşılık verdi ve Hz. Hatice ile evlendi.

 

Hz. Peygamber'in (s.a.a) Nezdinde Hz. Hatice'nin (s.a) Yeri

Hz. Muhammed (s.a.a) ve Hz. Hatice'nin birlikteliği gerçekleşti. Ailenin temeli atıldı ve sevgi, mutluluk, acıma duygusu, aile sıcaklığı ve uyumu ile dopdolu ev vücuda getirildi. Hz. Hatice, kadınlar içinde Hz. Muhammed'in (s.a.a) davetine ilk inanan kimseydi. Onun kutsal hedefleri uğrunda sahip olduğu her şeyi feda etti. Bütün servetini Hz. Resulullah'ın (s.a.a) önüne koydu ve şöyle dedi: “Sahip olduğum her şey senin önünde ve senin emrindedir. Allah sözünün yücelmesi ve dininin yayılması uğruna bu malı dilediğin gibi kullan”.

 

Hz. Peygamber'le (s.a.a) birlikte Kureyş'in işkencelerine, boykotuna ve kuşatmasına katlandı. Kuşkusuz Hz. Hatice'nin bu benzersiz ihlâsı, bu samimi imanı, bu içten sevgisi, Hz. Resulullah'tan (s.a.a) gerekli karşılığı alacaktı. Hak ettiği sevgiyle, ihlâsla ve saygıyla karşılık görecekti. Hz. Resulullah (s.a.a) onu öylesine derin bir sevgiyle seviyordu ki, ona o denli vefa duygusuyla bağlıydı ki, bu sevgi Hz. Hatice'nin ölümünden sonra da devam etti. Diğer eşlerinden hiç kimse Hz. Hatice'nin yerini tutamadı. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin kadınlarının en hayırlısı, Hatice bint-i Huveylid'dir”. [7]

 

Aişe'nin şöyle dediği rivayet edilir: Hz. Resulullah'ın (s.a.a) yanında Hatice anıldığı zaman, onu övmekten ve onun için bağışlanma dilemekten üşenmezdi. Bir gün yine onu andı. Bu, kıskançlık duygularımın kabarmasına neden oldu. Dedim ki: "Bir koca karı değil miydi? Allah sana ondan daha iyisini vermedi mi?" Hz. Peygamber (s.a.a) bu sözümden dolayı o kadar öfkelendi ki, saçlarının ön tarafları titriyordu. Dedi ki: "Allah'a yemin ederim ki, ondan daha iyisi bana verilmiş değildir. İnsanların inkâr ettikleri bir zamanda o bana inandı ve insanların beni yalanladıkları bir sırada o beni doğruladı. İnsanların beni her şeyden yoksun bıraktıkları bir sırada o sahip olduğu her şeyi benim için harcadı. Diğer eşlerim beni evlâttan yoksun bırakırken, Allah ondan bana evlât bahşetti." Aişe diyor ki: Bunun üzerine kendi kendime şöyle dedim: "Allah'a yemin ederim ki, bir daha onun hakkında kötü bir şey söylemeyeceğim." [8]

 

Hz. Peygamber (s.a.a), ona derin bir saygı beslediği ve takdir ettiği için onun arkadaşlarına da saygı gösterir ve onlara ikramda bulunurdu. Nitekim Enes şöyle rivayet eder: Hz. Peygamber'e bir hediye verildiği zaman şöyle derdi: “Bu hediyeyi falan kadının evine götürün. O Hatice'nin arkadaşıydı. Hatice onu severdi”. [9]

Rivayet edilir ki: Hz. Peygamber (s.a.a) bir koyun kestiği zaman, "Bunu Hatice'nin arkadaşlarına gönderin." derdi. Aişe bunun sebebini sorduğunda ise, "Ben, onun sevdiklerini severim" derdi.

Rivayet edilir ki: Bir gün, Hz. Peygamber (s.a.a) Aişe'nin evinde bulunurken bir kadın gelir. Hz. Peygamber (s.a.a) bu kadını karşılar; onunla sıcak ve samimi bir şekilde ilgilenir. Bir an önce kadının ihtiyacını gidermeye çabalar. Aişe buna şaşırır. Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurur: "Bu kadın Hatice yaşarken bize gelip giderdi."

 

Hz. Hatice (s.a), Allah katında yüce bir makama ve yüksek bir dereceye eriştikten sonra, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) takdir ve saygısını hak etmişti. Allah ona cennette yüksek bir derece bahşetti. Hz. Resulullah (s.a.a) onun cennetteki yerini açıklarken şöyle buyururdu: “Cennet kadınlarının en üstünleri Hatice bint-i Huveylid, Fatıma bint-i Muhammed, Meryem bint-i İmran ve Firavun'un karısı Asiye bint-i Mezahim'dir.” [10]

 

Hz. Peygamber (s.a.a) İslâm'ı tebliğ ederken, Hz. Hatice de hemen yanı başında yer alarak ona yardımcı oluyordu. Yüce Allah, Hz. Hatice'nin yardım ve desteğiyle Hz. Resulullah'ın (s.a.a) yükünü hafifletiyordu. Hz. Peygamber'in (s.a.a) kaba ve çirkin bir hareketle karşılaştığını gördüğü zaman, onu neşelendirir, rahatlatmaya çalışırdı. Kureyş'in kendisini reddettiğini ve yalanladığını görüp üzülen Hz. Peygamber'i (s.a.a) teselli ederdi. Hz. Peygamber (s.a.a) karşılaştığı onca zorluktan sonra evinde döndüğü zaman bütün yorgunluğunu ve çektiği onca acıyı unuturdu. İçine bir sevgi ve coşku duygusu dolar, yorgunluğu aklına bile gelmezdi. Hz. Resulullah (s.a.a) onun varlığıyla huzur bulur; önemli işleri hakkında onun görüşünü alır ve istişarede bulunurdu. [11]

 

------------

[1]- Seyyid Haşim Maruf el-Hasanî, Siretu'l-Eimmeti'l-İsna Aşer.

[2]- Siretu İbn-i Hişam, 1/134, Daru'l-Marife basımı, Beyrut.

[3]- Sîret-u Eimmeti'l-İsna Aşer, 1/42.

[4]- Bundan da anlaşılıyor ki, Hz. Hatice, Hz. Peygamber'den (s.a.a) önce hiç evlenmemişti. Bundan önce bir veya iki müşrikle evlenmiş olsaydı, bunlara dair bir iz mutlaka bulunurdu. Belazurî'nin “Ensabu'l Eşraf” adlı eserinde, Ebu'l-Kasım el-Kufî'nin “el-İstiğase” adlı eserinde anlattıkları ve başka kaynaklarda anlatılanlar bu gerçeği destekler niteliktedir. bk. Amulî, “es-Sahih Mine's-Sire”; İmaduddin Taberî “Kâmil Bahaî”; İbn-i Şehraşub “Menakıb”...

İbn-i Abbas'tan rivayet edilir ki, Hz. Hatice Hz. Peygamber efendimizle (s.a.a) evlendiği sırada 28 (yirmi sekiz) yaşındaydı. bk. Şezeratu'z-Zeheb, 1/14; Ensabu'l-Eşraf, 1/98.

[5]- Aynı Kaynak.

[6]- İbn-i Kesir Hz. Peygamber'in (s.a.a) Hz. Hatice ile evlenmesini muhaddisler arasında yaygın olarak rivayet edilen şekliyle anlattıktan sonra, bu rivayeti de aktarır. el-Bidaye ve'n-Nihaye, 2/361.

[7]- Tezkiretu'l-Havas, s.302, Necef basımı; Müsned-i İmam Ahmed, 1/143.

[8]- Tezkirtu'l-Havas, s.303.

[9]- Sefinetu'l-Bihar, 2/570, tahkikli baskı.

[10]- Taberî, Zehairu'l-Ukba, s.52; Hâkim, el-Müstedrek, 3/160, 185.

[11]- Biharu'l-Envar, 16/10-11.




Bu haber 497 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI