Bugun...



Hz. Fatıma'nın (s.a) Ahlâk, Davranış ve Yaşamına Kısa Bir Bakış - 3

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 20-12-2022 12:07

Hz. Fatıma'nın (s.a) Ahlâk, Davranış ve Yaşamına Kısa Bir Bakış - 3

Muhtaçlara Yardım ve Bereketli Kolye

Cabir b. Abdullah el-Ensarî şöyle rivayet eder: Allah Resulü (s.a.a) bir gün ikindi namazını bizimle kıldıktan sonra kıble yönünde oturdu. İnsanlar etrafında halka kurmuşlardı. Bu esnada eski ve yıpranmış bir elbise giymiş yaşlı bir muhacir, Allah Resulü'ne (s.a.a) doğru yöneldi. Yaşlılık ve güçsüzlükten sendeliyordu. Allah Resulü (s.a.a) ona hitap ederek, hâlini sordu. Yaşlı adam şöyle dedi: "Ey Allah Resulü! Açım, beni doyur; giyecek elbisem yok, beni giydir; yoksulum bana bağışta bulun!" Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Sana verecek bir şeyim yok, ama hayra yönlendiren de hayrı işleyen gibidir. Şimdi Allah'ı ve Resulü'nü seven ve Allah ve Resulü tarafından da sevilen, Allah yolunda fedakârlık eden Fatıma'nın evine git!”

Hz. Fatıma'nın (s.a) evi, Allah Resulü'nün (s.a.a) evine bitişikti. Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle devam etti: "Ey Bilal! Kalk ve onu Fatıma'nın evine götür!"

Yaşlı adam, Bilal ile birlikte yola koyuldu ve Hz. Fatıma'nın (s.a) evinin önüne geldiklerinde, adam kapıda durarak şöyle seslendi: "Ey Peygamber’in Ehlibeyt'i! Ey meleklerin uğrak yeri olan ve Emin Cebrail'in, âlemlerin Rabbi Allah katından vahiyle indiği bu evin halkı! Selâm olsun size."

Hz. Fatıma (s.a) şöyle dedi: "Selâm olsun sana! Sen kimsin?"

Adam dedi ki: "Zorluk ve sıkıntılar yüzünden hicreti seçen ve insanların efendisi olan babana yönelen yaşlı bir Arabım. Ey Muhammed'in (s.a.a) kızı! Şimdi senin kapındayım; giysiye muhtaç ve aç. Bana yardımda bulun; Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun!"

Bu meyanda Hz. Fatıma (s.a), Hz. Ali (a.s) ve Allah Resulü (s.a.a) üç gün boyunca yemek bulup da yiyememişlerdi ve Allah Resulü (s.a.a) de onların durumundan haberdardı.

Hz. Fatıma (s.a) gidip Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin'in (a.s) yatak olarak kullandıkları tabaklanmış koyun derisini getirdi ve şöyle buyurdu: "Ey kapıda duran! Bunu al; ümit ederim ki Allah rahmetiyle bundan daha hayırlısını sana bağışlar."

Adam: "Ey Muhammed'in (s.a.a) kızı! Ben açlığımdan yakınıyorum; sen ise, bana koyun derisi getiriyorsun. Ben bu açlığımla bu koyun derisini ne edeyim?" deyince, Hz. Fatıma (s.a), Hamza b. Abdulmuttalib'in kızı Fatıma'nın kendisine hediye ettiği boynundaki kolyeyi çıkarıp adama verdi ve şöyle buyurdu: "Al bunu, götür sat; ümit ederim ki Allah bundan daha hayırlısını sana verir."

Adam kolyeyi alıp Hz. Resulullah'ın (s.a.a) mescidine geldi ve ashabıyla birlikte oturmakta olan Allah Resulü'ne (s.a.a) hitap ederek şöyle dedi: "Ey Allah Resulü! Fatıma bu kolyeyi bana verdi ve 'Onu götür sat, ümit ederim ki Allah onunla ihtiyacını giderir.' dedi." Allah Resulü (s.a.a) bunu duyunca ağladı ve şöyle buyurdu: "Elbetteki Allah sana yetecek ve ihtiyacını giderecektir. Çünkü Muhammed kızı Fatıma, kadınların hanımefendisi onu sana bahşetmiştir."

Ammar b. Yasir (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) kalktı ve dedi ki: "Ey Allah Resulü! Bunu satın almama müsaade eder misin?" Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ey Ammar! Onu al; çünkü bütün cinler ve insanlar onu almak için ortaklık edecek olsa, yüce Allah onları ateşle cezalandırmaz."

Ammar: "Bu kolyeyi kaça satıyorsun?" diye sordu.

Adam: "Beni doyuracak kadar ekmek ve et, kendimi örtebileceğim ve içinde Allah için namaz kılabileceğim bir Yemen cübbesi ve de beni aileme ulaştıracak kadar dinar karşılığında satıyorum." diye karşılık verdi.

Ammar, Hayber ganimetlerinden hissesine düşeni Allah Resulü'nden (s.a.a) alıp kullanmıştı; ancak henüz bundan bir miktar kalmıştı. Adama dedi ki: "Bu kolye karşılığında sana yirmi dinar, iki yüz dirhem, bir Yemen kumaşı, seni ailene ulaştırması için şu devemi verir ve ayrıca seni ekmek ve etle doyururum."

Adam: "Gerçekten çok mertsin!" dedi ve Ammar ile birlikte dışarı çıktı. Ammar, kolye karşılığında vaat ettiği her şeyi adama verdi. Adam bir süre sonra Allah Resulü'nün (s.a.a) yanına döndü. Allah Resulü (s.a.a) sordu: "Doydun mu, kendini giydirdin mi?" Adam da: "Evet, artık ihtiyacım kalmadı; babam ve anam size feda olsun!" dedi. Allah Resulü (s.a.a) buyurdu ki: "Öyleyse, hakkında yapmış olduğu iyilikten dolayı Fatıma'ya dua et!"

Adam: "Allah'ım! Sen her zaman bizim Rabbimiz olmuşsun ve biz senden başkasına kulluk etmeyiz; sensin her yönden bize rızık veren. Allah'ım! Gözlerin görmediği ve kulakların duymadığını Fatıma'ya ihsan eyle!" diye dua etti. Allah Resulü (s.a.a), adamın ettiği duaya, "Âmin!" dedikten sonra ashabına yöneldi ve şöyle buyurdu: Biliniz ki Allah, bu duanın içeriğini bu dünyada Fatıma'ya vermiştir. Çünkü Fatıma'nın babası benim ve hiçbir insan benim gibi olamaz; Fatıma'nın eşi Ali'dir ve Ali olmasaydı, asla Fatıma'nın eşi olmazdı; Allah, Fatıma'ya Hasan ve Hüseyin'i vermiştir ve hiçbir insanın böyle oğulları olmamıştır. Onlar, peygamberlerin evlatlarının ve cennet gençlerinin iki efendileridir.

Allah Resulü (s.a.a), karşısında oturmakta olan Mikdad, Ammar ve Selman'a şöyle buyurdu: "Daha anlatayım mı?" "Evet, ey Allah’ın Resulü (s.a.a)! Anlat." dediler. Şöyle buyurdu: Cebrail bana bildirmiştir ki: Fatıma dünyadan göçüp defnedildiğinde, iki sorgu meleği, ona kabrinde soracaklar: "Rabbin kimdir?" O şöyle diyecektir: "Allah benim Rabbimdir." Soracaklar: "Peygamber'in kimdir?" O, "Babam" diyecektir. Soracaklar: "Veli ve imamın kimdir?" O, "Mezarımın yanı başında duran Ali b. Ebu Talib" diyecektir.

Ardından Allah Resulü (s.a.a) şöyle devam etti: “Fatıma'nın faziletleri hakkında size daha fazla anlatayım. Biliniz ki Allah, Fatıma'yı ön, arka, sağ ve sol taraftan koruması için büyük bir melek topluluğunu görevlendirmiştir. Onlar, ömür boyunca Fatıma ile birliktedirler; kabirde ve ölüm sonrasında da Fatıma'nın yanında olacak ve her daim ona, babasına, eşine ve evlatlarına selâm ve salâvat göndereceklerdir. Ölümümden sonra beni ziyaret eden kimse, beni hayattayken ziyaret etmiş gibidir. Fatıma'yı ziyaret eden, beni ziyaret etmiş gibi olur. Ali b. Ebu Talib'i ziyaret eden, Fatıma'yı ziyaret etmiş gibi olur. Hasan ve Hüseyin'i ziyaret eden, Ali'yi ziyaret etmiş gibi olur. Hasan ve Hüseyin'in evlatlarını ziyaret eden kimse de, o ikisini ziyaret etmiş gibi olur.”

Bunun ardından Ammar, kolyeyi eline alıp güzel kokular sürdü ve bir parça Yemen kumaşına sardı ve daha sonra da onu Hayber Savaşından payına düşen ganimetle satın aldığı “Sahm” adındaki kölesine verdi ve şöyle dedi: "Bunu götür ve Allah Resulü'ne ver ve sen de bundan sonra Allah Resulü'ne aitsin."

Sahm, kolyeyi aldıktan sonra Hz. Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna vardı ve Ammar'ın mesajını iletti. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Kolyeyi götür Fatıma'ya ver ve sen de ona aitsin."

Sahm, Hz. Fatıma'nın (s.a) huzuruna geldi ve Allah Resulü'nün (s.a.a) buyruğunu iletti. Hz. Fatıma (s.a) kolyeyi aldı ve ardından da Sahm'ı azat etti. Sahm güldü. Hz. Fatıma (s.a), niye güldüğünü sordu. Sahm dedi ki: "Bu kolyenin bereketi beni güldürmektedir; aç olanı doyurdu, elbiseye muhtaç olanı giydirdi, yoksulun ihtiyacını giderdi, bir köleyi azat etti ve sonunda da sahibine geri döndü." [1]

Nurlu Örtü

Hz. Ali (a.s) bir gün, bir Yahudi'ye bir miktar arpa borçlandı ve Yahudi, vermiş olduğu arpaya karşılık olarak Hz. Ali'nin (a.s) bir şeyi rehin bırakmasını istedi. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma'ya (s.a) ait olan bir yün örtüyü rehin bıraktı. Yahudi adam, kendisine rehin bırakılan örtüyü alıp bir odaya koydu. Akşam vakti adamın karısı, bir işten dolayı o odaya girdi ve odada, ışığıyla odayı aydınlatan bir şey gördü. Kocasının yanına dönüp durumu anlattı. Hz. Fatıma'nın (s.a) örtüsünü o odaya bıraktığını unutmuş olan adam, karısının dedikleri karşısında hayrete düştü.

Hızla yerinden kalkıp odaya yürüdü ve Hz. Fatıma'nın (s.a) örtüsünün, çok yakında bulunan bir ay gibi bütün odayı aydınlattığını hayretler içinde seyre durdu. Adam akrabalarına koşup durumu bildirdi ve karısı da kendi akrabalarına anlattı. Yaklaşık seksen kadar Yahudi bir araya toplanıp bu olayı kendi gözleriyle gördüler ve bunun üzerine de hepsi İslâm dinini seçtiler. [2]

Cennetten Gelen Giysi

Yahudilerden birinin düğünü vardı. Bu nedenle de düğün sahibi Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna gelerek ısrarla: "Bizim komşuluk hakkımız var ve bu hakka dayanarak, kızın Fatıma'yı bizim evimize yollamanızı rica ediyoruz ki düğünümüz görkem kazansın" demişti.

Allah Resulü'nün (s.a.a) cevabı ise, şöyle olmuştu: “O, Ebu Talib oğlu Ali'nin eşidir ve onun emrindedir. (Fatıma'nın gelmesi hususunda Ali'den izin almalısınız.)

Bunun üzerine düğün sahipleri, izin konusunda Allah Resulü'nün (s.a.a) aracı olmasını istemişlerdi. Aslında düğün sahibi Yahudiler, eski elbiselerini giyerek düğüne katılacağını düşündükleri Hz. Fatıma'yı (s.a) küçük düşürmek amacıyla her türlü hazırlığı yapmış ve düğün için göz kamaştıracak derecede süslü giysiler almışlardı.

Bu arada, Cebrail inmiş ve eşi-benzeri görülmemiş güzellikte bir cennet giysisi getirmişti. Hz. Fatıma (s.a), rengi ve kokusuyla herkesi hayrete boğan bu giysiyi giyerek düğün evine girmişti. Bu durum karşısında şaşkına dönen Yahudi kadınlar, Hz. Fatıma'nın (s.a) önünde secdeye kapanıp yeri öpmüşler ve hatta birçokları da bu mucize karşısında Müslümanlığı seçmişlerdi. [3]

Meleklerin Hz. Fatıma'ya (s.a) Yardımı

Ebuzer (Allah'ın rahmeti ona olsun) şöyle anlatır: Allah Resulü (s.a.a) bir defasında beni, Ali'yi (a.s) çağırmam için gönderdi. Ali'nin (a.s) evine gelip seslendim. Kimse bana cevap vermedi. Bu arada evdeki el değirmeninin kendiliğinden döndüğünü ve kimsenin de onun yanında olmadığını gördüm. Bir kez daha seslenince, Ali (a.s) dışarı çıkageldi. Allah Resulü (s.a.a), Ali (a.s) ile konuşmaya başladı ve bir şey dedi ki ben hiç anlamadım. Ben bu arada Allah Resulü'ne (s.a.a), Ali'nin (a.s) evindeki kendiliğinden dönen el değirmeninden hayrete düştüğümü söyledim. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “Kızım Fatıma'nın kalp ve azalarını iman ve yakinle doldurmuş olan Allah, onun güçsüzlüğünden haberdardır ve bu yönden de hayatında ona yardım etmekte ve yetmektedir. Yüce Allah'ın, Muhammed'in Ehlibeyti'ne yardım etmekle görevlendirdiği melekleri olduğunu bilmez misin?” [4]

Ehlibeyt'in Özverisi ve İnsân Suresi'nin İnişi

Şiî ve Sünnî hadis rivayetçilerinin geneli şöyle nakletmişlerdir: Müminlerin Emîri Ali (a.s), Hz. Fatımatü’z-Zehra (s.a), İmam Hasan (a.s), İmam Hüseyin (a.s) ve bunlara hizmet eden Fizze, adakları gereği üç gün oruç tuttular.

Birinci akşam iftar vakti yoksul biri kapıyı çalıp yardım istedi ve Hz. Ali (a.s) iftarlığını ona verdi. Bunun üzerine diğerleri de Hz. Ali'ye (a.s) uyarak iftarlıklarını fakire verdi ve su ile iftar ettiler. İkinci akşam iftar vakti yine kapı çalındı ve bu defa öksüz biri yardım istedi. Yine herkes iftarlığını öksüze verdi ve su ile iftar ettiler. Üçüncü akşam da yine iftar vaktinde kapı çalındı. Bu defa gelen bir esirdi ve yardım istemekteydi. Yine herkes, iftar edeceği yiyeceğini alıp ona verdi.

Bunun üzerine yüce Allah "İnsân Suresi"ni nazil buyurdu. [5] Bu surenin: "Ve ona ihtiyaçları olduğu hâlde yemeklerini yoksula, yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar." [6] ayeti, bu yüce insanların özveri ve infakına değinmektedir. [7]

İnsân Suresi'nin içerdiği bu kıssa, Şiî ve Sünnî tefsirlerinde ve bu cümleden olmak üzere büyük Ehlisünnet âlim ve müfessiri Carullah Zemahşerî'nin meşhur "el-Keşşaf" tefsirinde detaylı olarak nakledilmiştir.

Hz. Fatıma (s.a) ve Tathir Ayeti

Şiî hadis ravileri ve tefsir bilimcilerin tümü, Sünnî âlim ve müfessirlerin çoğu "Tathir Ayeti" olarak anılan "Ancak ve ancak Allah, siz Ehlibeyt'ten her çeşit pisliği gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hâle getirmek diler." [8] ayetinin, Müminlerin Emiri Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) hakkında indiğine [9] ve yüce Peygamberimizin (s.a.a), masum "Ehlibeyt"i ile kastedilenlerin, bu yüce insanlar olduğuna vurgu yaptığına değinmişlerdir.

Büyük tefsir bilginlerinin belirttiği gibi, ayetin kendisi bu yüce insanların masum olduğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca bu hususta onlarca rivayet ve diğer kanıtlar da mevcuttur. Konu hakkındaki ayrıntıları öğrenmek isteyenler, ilgili kitaplara müracaat edebilirler. Burada, bahsi edilen rivayetlerin sadece bir tanesiyle yetineceğiz.

Nafi b. Ebi'l-Hamrâ şöyle rivayet eder: Ben sekiz ay boyunca (Medine'de) bulundum. Resulullah (s.a.a) her gün sabah namazı için çıktığında, görüyordum ki, Fatıma'nın evinin kapısında durarak: "Allah'ın selâm, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun ey Ehlibeyt! Ancak ve ancak Allah, siz Ehlibeyt'ten her çeşit pisliği gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hâle getirmek diler." buyururdu. [10]

Mübahale'de Allah Resulü'nün (s.a.a) Yanındakiler

Hadis ravilerinin, tarihçilerin ve tefsir bilginlerinin genelinin açıkça bildirdiğine göre, Hz. Fatıma (s.a), Necran Hristiyanlarıyla Mübahale'de Hz. Peygamber’in (s.a.a) yanında götürdüğü beş kişiden biri olmuştur. Bunun kendisi büyük bir fazilet ve üstünlük olmakla birlikte, şunu da kanıtlamaktadır:

"Allah Resulü'nün (s.a.a) masum Ehlibeyt'i sadece Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'dir. Peygamberimizin (s.a.a) diğer yakınları ve eşleri bunun dışındadırlar."

Mübahale olayı ise kısaca şöyledir:

Necran Hristiyanlarının bir grubu gelip İsa (a.s) hakkında Allah Resulü (s.a.a) ile konuştular. Hz. Peygamber (s.a.a) onlara şu ayeti okudu:

Gerçekten de Allah katında İsa('nın babasız olarak yaratılmış olması), Âdem'in örneğidir, (babasız ve annesiz olarak) onu topraktan yarattı.” [11] 

Necran Hristiyanları bununla yetinmeyip, itiraz ettiler. Böylece yüce Allah, Peygamber'ine (s.a.a) Mübahale Ayeti'ni indirerek şöyle buyurdu:

Sana iyice bildirildikten sonra da gene bu hususta seninle tartışan olursa, de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım, biz bizzat gelelim, siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Allah'ın lânetini yalancılara havale edelim.” [12]

Mübahale'nin tanımı: Belli bir konuda ihtilafa düşen ve niza eden iki tarafın birbirlerine beddua etmeleri ve batıl üzere olan tarafa lanet ve azabını indirmesini yüce Allah'tan istemeleridir.

Necran Hristiyanları, önce Mübahale'yi kabul ettiler ve bu iş için de bir sonraki günü kararlaştırdılar. Allah Resulü'nden (s.a.a) ayrıldıktan sonra kendi aralarında konuyu tartışmaya başladılar. Bölge Hristiyanlarının büyük din adamı şöyle dedi: "Eğer yarın kendi oğulları ve Ehlibeyt'i ile gelecek olsa, lanetleşmekten sakının; ama eğer ashabıyla geldiğini görecek olsanız, hiç çekinmeyin. (Çünkü bu durumda gerçek peygamber olmadığı anlaşılacaktır.)"

Kararlaştırılan an gelip çatmış ve Allah Resulü (s.a.a) de Müminlerin Emîri Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) ile birlikte Mübahale'ye gelmişti. Hz. Resulullah (s.a.a), Hristiyanların karşısında toprağa oturdu ve Ehlibeyt'ine "Ben dua ettiğimde, siz 'âmin' deyin" buyurdu.

Bu heybet ve azameti gören Hristiyanlar, çok korktular ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) de diğer peygamberler gibi hak olduğunu itiraf ettiler. Ardından Hz. Peygamber’in (s.a.a) mübahaleden vazgeçmesini ve kendileriyle sulh yolunu seçmesini isteyerek, karşılıklı sulh unvanında bir miktar mal verip geri döndüler. [13]

Babasının Açlığına Ağlaması

Abdullah b. Hasan şöyle rivayet eder: Bir defasında Allah Resulü (s.a.a), Fatıma'nın (s.a) evine vardı ve kızının getirdiği bir parça kuru ekmekle iftar ettikten sonra şöyle buyurdu: "Kızım! Üç günden bu yana babanın yediği ilk ekmektir buydu."

Bunu duyan Fatıma (s.a) ağlamaya başladı. Allah Resulü (s.a.a) mübarek eliyle kızının yüzünü okşadı ve gözyaşlarını sildi. [14]

Allah Resulü'nün (s.a.a) Hz. Fatıma'ya (s.a) Saygısı

Aişe'den şöyle nakledilmiştir: Fatıma (s.a), Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna her geldiğinde, Resulullah (s.a.a) yerinden kalkar, Fatıma'nın (s.a) başından öper ve onu kendi yerine oturturdu. Resulullah (s.a.a), Fatıma'yı (s.a) ziyarete gittiğinde ise, birbirlerinin yüzünden öper ve birlikte otururlardı. [15]

 

-----------------

[1]- Biharu'l-Envar, c.43, s.56-58.

[2]- Biharu'l-Envar, c.43, s.40. Bu kıssa, Şehraşub, Menakıb, c.3, s. 117-118 kitabında da özetlenmiştir.

[3]- Biharu'l-Envar, c.43, s.30.

[4]- Biharu'l-Envar, c.43, s.29. Bu rivayet, az bir farklılıkla Şehraşub, Menakıb, c.3, s.116 kitabında da nakledilmiştir.

[5]- Şeyh Saduk, el-Emali, s.212-216; Keşfu'l-Gumme, c.1, s.413-417.

[6]- İnsân, 8.

[7]- Şehraşub, Menakıb, c.3, s.106, 147-148; Muntehe'l-Âmal, s.68 (Hicrî İkinci Yılın Olayları bölümü)

[8]- Ahzâb, 33.

[9]- Şeyh Tusî, el-Emali, c.1, s.254, 269-270; Şeyh Saduk, el-Emali, s. 381-382; Usul-i Kâfi, c.1, s. 287; Şeyh Müfid, el-Fusulu'l-Muhtare, s.29-30 (Kum basımı).

[10]- Keşfu'l-Gumme, c.2, s.13. Bu rivayet, Müminlerin Emiri Ali'den (a.s) de şu kitaplarda nakledilmiştir: Şeyh Tusî, el-Emali, c.1, s.88, 257; Şeyh Tusî, el-Emali, c.2, s. 177–178; Müfid, el-Emali, s.188; Şeyh Saduk, el-Emali, s.124.

[11]- Âl-i İmrân, 59.

[12]- Âl-i İmrân, 61.

[13]- Şehraşub, Menakıb, c.2, s.142-144; Keşfu'l-Gumme, c.1, s.425-426; Muntehe'l-Âmal, s.114-117, 176-177; Şeyh Müfid, el-Fusulu'l-Muhtare, s.17; Sahih-i Müslim, Müsned, Ahmed b. Hanbel; Fima Nezele Mine'l-Kur'ân Fî Emiri'l-Müminin (Ebu Nuaym İsfahanî); Tefsir-i Zemahşerî; el-Ağanî (Ebu'l-Ferec İsfahanî)...

[14]- Biharu'l-Envar, c.43, s.40; Şehraşub, Menakıb, c.3, s.113.

[15]- Biharu'l-Envar, c.43, s.40; Şehraşub, Menakıb, c.3, s.113. Bu rivayet, az bir farklılıkla şu kaynaklarda da nakledilmiştir: Şeyh Tusî, el-Emali, c.2, s.14 ve Muhaddis Kummî, Beytü'l-Ahzan, s.15.




Bu haber 1135 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI