Bugun...



Hz. Fatıma'nın (s.a) Ahlâk, Davranış ve Yaşamına Kısa Bir Bakış - 2

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 14-12-2022 14:39

Hz. Fatıma'nın (s.a) Ahlâk, Davranış ve Yaşamına Kısa Bir Bakış - 2

Süs Eşyalarının Bağışlanması

İmam Zeynelabidin (a.s), Esma bint-i Ümeys'in kendisine şöyle naklettiğini buyurmaktadır: Bir gün Fatıma'nın (s.a) yanında olduğum sırada Allah Resulü (s.a.a) de geldi. Müminlerin Emîri Ali'nin (a.s), kendi payına düşen ganimetler karşılığında satın aldığı altın kolyeyi Fatıma'nın (s.a) boynunda görünce, şöyle buyurdu: "Fatıma! (Helal olan bu ziynet eşyasından sakınman daha uygun olur.) Sonra insanlar: 'Muhammed'in kızı Fatıma, zalimlerin giysisini kullanmaktadır' demesinler." Bunun üzerine Fatıma (s.a) kolyeyi çıkarıp kırdıktan sonra sattı ve parasıyla da bir köle satın alıp azat etti. Fatıma'nın (s.a) bu davranışı, Allah Resulü'nü (s.a.a) çok sevindirdi.[1] 

İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmuştur: Allah Resulü (s.a.a) bir yolculuğa çıkmak istediğinde, akrabalarıyla görüşürdü ve en son olarak da, Fatıma (s.a) ile görüşürdü ve böylece yolculuğu da, Fatıma'nın (s.a) evinden başlamış olurdu. Yolculuktan döndüğü zaman ise önce Fatıma'nın (s.a) yanına gelir ve daha sonra diğer yakınlarıyla görüşmeye giderdi.

Bir defasında, Allah Resulü (s.a.a) yolculuğa çıkmıştı ve Ali (a.s) de elde ettiği savaş ganimetini getirip Fatıma'ya (s.a) verip gitmişti. Fatıma (s.a) bu ganimete karşılık olarak iki gümüş bilezik ve bir perde almış ve perdeyi de kapının önüne asmıştı.

Allah Resulü (s.a.a) yolculuktan dönünce önce camiye ve ardından da her zamanki gibi Fatıma'yı (s.a) görmeye gitmişti. Allah Resulü'nü (s.a.a) gören Fatıma (s.a), büyük bir sevinç ve coşkuyla yerinden kalkıp babasına doğru koşmuştu. Allah Resulü (s.a.a), Fatıma'nın (s.a) kolundaki gümüş bilezikleri ve kapı önündeki perdeyi görünce ilerlememiş ve (kapının yanında) Fatıma'yı (s.a) görecek bir yerde oturmuştu.

Bunun üzerine Fatıma (s.a) üzülerek ağlamış ve "Önceleri bana karşı hiç böyle davranmamıştı." demişti. Daha sonra iki oğlunu (Hasan ve Hüseyin'i) çağırarak kapıdaki perdeyi yerinden sökmüş ve bilezikleri de kolundan çıkarıp her birini oğullarından birine vermiş ve şöyle demişti: "Babanızın yanına gidip selâmımı iletin ve deyin ki: Siz yolculukta iken bunları almanın dışında bir şey yapmış değiliz; bunları alıp dilediğiniz yerde kullanın."

Hasan ve Hüseyin, annelerinin dediği gibi konuyu Allah Resulü'ne (s.a.a) ilettiler. Allah Resulü (s.a.a) her ikisini de öpüp bağrına bastı ve her birini bir dizine oturttu. Daha sonra bilezikleri parçalar hâlinde kırdırıp Suffe ehlini (ne evi ve ne de serveti olmayan muhacirler grubunu) çağırttı ve bileziklerin parçalarını onlara paylaştırdı; uzun ama ensiz olan perdeyi ise giysisi olmayan Suffe ehli arasında taksim etti.

Daha sonra Allah Resulü (s.a.a): "Yüce Allah Fatıma'ya rahmet etsin. Allah, bu perde karşılığında Fatıma'ya cennet giysileri giydirecek ve bu bilezikler karşılığında ise, cennet süsleri verecektir." buyurdu.[2]

Düğün Gömleği

Hz. Fatıma'nın (s.a) üzerindeki gömlek yamalıydı ve Allah Resulü (s.a.a) de, düğün gecesinde giymesi için ona yeni bir gömlek vermişti. Bu arada muhtaç ve fakir biri gelip eski bir elbise istedi. Hz. Fatıma (s.a) önce yamalı gömleğini vermek istemiş, ancak yüce Allah'ın "Kesin olarak hayır ve ihsan mertebesine erişmezsiniz, sevdiğiniz şeyleri harcamadıkça."[3] buyruğunu hatırlayınca, yeni gömleğini vermişti... [4]

Züht ve Allah Korkusu

"Ve şüphe yok ki onların hepsine de vaat edilen yer, cehennemdir. Orasının yedi kapısı var, her kapıya da onlardan bir kısmı ayrılmıştır."[5] ayeti indiğinde, Allah Resulü (s.a.a) yüksek sesle ağlamış, ashap da Hz. Peygamber'in (s.a.a) ağlaması üzerine ağlamıştı; ama Cebrail'in ne getirdiğini bilmiyor ve Allah Resulü'nün (s.a.a) heybetinden kimse de konuşmaya cüret edemiyordu.

Allah Resulü'nün (s.a.a), Hz. Fatıma'yı (s.a) görünce sevindiğini hatırlayan Selman, hemen olayı anlatmak için Hz. Fatıma'nın (s.a) evine gitmiş ve onun, birçok yeri hurma lifleriyle yamalı yün bir cübbe giymiş olduğu hâlde arpa öğüttüğünü ve "Allah katındaki, daha hayırlıdır ve daha sürekli."[6] dediğini duymuştu.

Selman, Cebrail'in vahiy getirdiğini ve Allah Resulü'nün (s.a.a) de bundan etkilenerek ağladığını Hz. Fatıma'ya (s.a) bildirir. Hz. Fatıma (s.a) yerinden kalkarak yamalı cübbesini bürünür ve hareket eder. Selman (bunu görünce çok üzülür ve) şöyle der: "Ne de üzücüdür, Kisra ve Kayser kızları ipek giyerken Muhammed'in kızı on iki yeri hurma lifiyle yamalı yün cübbe giysin!"

Hz. Fatıma (s.a), Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna vararak selâm takdim ettikten sonra şöyle arz eder: Babacığım! Selman benim giydiğim elbiseye hayret etmektedir; oysaki seni seçen Allah'a andolsun ki, beş yıldır (ben ve Ali) bir koyun postundan başka bir şeye sahip değiliz. Gündüzleri onun üzerinde devemize yem veriyoruz ve geceleri ise, yatak olarak kullanıyoruz. Yastığımız ise, hurma lifleriyle doldurulan bir başka deri parçasıdır!

Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurur: Selman! Benim kızım (Allah'a doğru) yol alanların öncüsüdür.

Hz. Fatıma (s.a) arz eder ki: Babacığım! Canım feda olsun sana, ağlamanızın nedeni nedir?

Allah Resulü (s.a.a), Cebrail'in indirdiği ayetten haber verince, Hz. Fatıma (s.a) öyle ağlar ki, yere yığılır ve devamlı şöyle derdi: Eyvahlar olsun! Cehennem ateşine düşenin vay hâline!...[7] 

Açlık ve Gökten İnen Yemek

Ebu Said-i Hudrî şöyle diyor: Bir gün Ali b. Ebu Talib (a.s) çok acıkmış ve Hz. Fatıma'ya (s.a): "Bana verebileceğin yemek var mı?" demişti. Hz. Fatıma (s.a) da demişti ki: Babamı peygamberliğe, seni de vasiliği seçmekle üstün kılan Allah'a andolsun, yiyecek hiçbir şeyimiz yok ve iki gündür sadece az bir yiyecek vardı ki onu da sana verdim ve seni hem kendimden ve hem de iki oğlum Hasan ve Hüseyin'den önde tuttum.

Bunu duyan Ali (a.s) ise, şöyle demişti: Neden bana yiyecek bir şeyler temin etmem için bunu bildirmedin?

Fatıma (s.a) da demişti ki: Ey Ebu'l-Hasan! Yapamayacağın bir şeyi sana yüklemek hususunda Allah'ımdan utanırım.

Hz. Ali (a.s), Allah'a dayanarak ve güvenerek Hz. Fatıma'nın (s.a) yanından ayrıldı ve bir dinar borç aldı. Dinarı elinde tutup ailesi için bir şeyler almak isterken, Mikdad b. Esved ile karşılaşmıştı. Öyle sıcak bir gündü ki güneş tepeden kavurmakta ve yerin sıcaklığı da Mikdad'ın ayaklarını yakmaktaydı. Hz. Ali (a.s), onun bu üzücü hâlini görünce sormuştu: "Mikdad! Bu saatte seni evinden ve ailenin yanından ayırıp dışarı çıkmaya zorlayan nedir?"

Mikdad: "Ebu'l-Hasan! Beni kendi hâlime bırak ve hâlimi sorma!" dedi. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Kardeşim! Bu mümkün değil; durumunu öğrenmedikçe seni bir yere bırakmam!" Mikdad: "Allah aşkına kardeşim, beni bırak ve nedenini sorma!" diye karşılık verdi.

Hz. Ali (a.s) ise, ısrarla "Kardeşim! Bunun nedenini benden saklaman imkânsızdır!" dedi. Mikdad da mecburen dedi ki: Ebu'l-Hasan! Madem ısrarla öğrenmek istiyorsan, söylerim. Muhammed'i peygamberlikle ve seni de vasilikle onurlandıran Allah'a andolsun ki, benim dışarı çıkmamın nedeni, yiyecek bir şeyler bulma gayretidir. Ailem açlıktan kıvranıyordu. Onların açlıktan ağlamalarını duyunca dayanamadım ve kahrolurcasına çıktım. İşte budur; bu saatte dışarıda olmamın nedeni.

Hz. Ali'nin (a.s) gözleri yaşla dolup yanaklarına süzüldü ve Mikdad'a şöyle buyurdu: Senin yemin ettiğine andolsun ki, benim de evden çıkmamın nedeni aynı şeydir. İşte bu bir dinarı borç almıştım ve seni kendimden önde tutarak onu sana veriyorum.

Hz. Ali (a.s) bir dinarı Mikdad'a verdikten sonra Mescidü'n-Nebi'ye gitti. Öğle, ikindi ve akşam namazlarını kıldı. Allah Resulü (s.a.a), akşam namazını bitirdikten sonra, ön safta duran Ali b. Ebu Talib'in (a.s) yanından geçerken ona işaret etti. Hz. Ali (a.s) yerinden kalkıp Allah Resulü'nün (s.a.a) peşinden yola koyuldu ve caminin kapılarının birinin önünde Hz. Peygamber'in (s.a.a) yanına gelip selâm verdi. Allah Resulü (s.a.a) selâmı cevapladıktan sonra şöyle buyurdu: "Ebu'l-Hasan! Akşama yemek için evinde bir şey varsa, biz de gelelim?"

Hz. Ali (a.s) başını aşağı dikti ve sessiz kaldı; utancından ne diyeceğini bilemiyordu. Allah Resulü (s.a.a), Hz. Ali'nin (a.s) kimden bir dinar alıp kime verdiğini biliyordu. Yüce Allah, Peygamber'ine (s.a.a) vahiy indirerek bu geceyi Hz. Ali'nin (a.s) yanında olmasını bildirmişti. Allah Resulü (s.a.a), Hz. Ali'nin (a.s) sessizliğini görünce buyurdu: Ey Ebu'l-Hasan! Ya "hayır" de ve ben de dönüp gideyim veyahut "evet" de; ben de seninle geleyim.

Hz. Ali (a.s) utancından ve de Allah Resulü'ne (s.a.a) saygısından, "Buyurun, emrinizdeyiz" dedi. Allah Resulü (s.a.a), Hz. Ali'nin (a.s) elini tutarak, Hz. Fatıma'nın (s.a) evine geldi. Hz. Fatıma (s.a) namazını bitirmiş ve mihrabında oturmuştu. Arka tarafta ise, buharı çıkmakta olan bir kazan vardı. Hz. Fatıma (s.a), Allah Resulü'nün (s.a.a) sesini evinde duyunca mihrabın dışına çıkıp selâm verdi. Allah Resulü (s.a.a) de selâmı cevapladıktan sonra mübarek ellerini Hz. Fatıma'nın (s.a) başına çekerek, okşadı ve şöyle buyurdu: Kızım, gününü nasıl geçirdin? Yüce Allah'ın merhameti seninle olsun. Bize yemek getir; Allah seni bağışlasın ve nitekim de bağışlamıştır.

Hz. Fatıma (s.a), kazanı alarak Allah Resulü'nün (s.a.a) ve Hz. Ali'nin (a.s) yanına getirdi. Hz. Ali (a.s), yemeği görüp nefis kokusunu alınca, hayretle Hz. Fatıma'ya (s.a) baktı ve buyurdu ki: Fatıma, bu yemek nereden gelmiş? Şimdiye kadar ne böyle nefis bir yemek görmüşüm, ne böyle hoş bir koku duymuşum ve ne de böyle temiz bir yemek yemişim!

Allah Resulü (s.a.a), Hz. Ali'nin (a.s) göğsüne elini koyarak bir işaret etti ve şöyle buyurdu: Ey Ali (a.s)! Bu, senin bir dinarının karşılığı ve Allah tarafından verilen mükâfattır. Yüce Allah "Şüphe yok ki, Allah dilediğini sayısız rızklarla rızıklandırır."[8] buyurmaktadır.

Allah Resulü (s.a.a) bunu dedikten sonra (şükür ve sevinçten) ağladı ve şöyle buyurdu: Hamdolsun Allah'a ki, ben dünyadan göçmeden önce sizi mükâfatlandırdı. Ey Ali! Seni Zekeriya'nın ve Fatıma'yı da Meryem'in konumunda kıldı.[9] Yüce Allah "Zekeriyya, ne vakit mihraba girse, onun yanında bir yiyecek bulurdu."[10] buyurmaktadır.[11]

 

----------------

[1]- Biharu'l-Envar, c.43, s.81; Uyun-u Ahbari'r-Rıza, c.2, s.45; Şehraşub, Menakıb, c.3, s.121. (Bu rivayetin özeti biraz farkla aktarılmıştır.)

[2]- Biharu'l-Envar, c.43, s.83-84; Mekarimu'l-Ahlâk, s.94-95 (Beyrut basımı); Muntehe'l-Âmal, 159-160 ve Şehraşub, Menakıb, c.3, s.121 kitaplarında bu rivayet özetle aktarılmıştır.

[3]- Âl-i İmrân, 92.

[4]- Reyahinu'ş-Şeriat, c.1, s.106.

[5]- Hicr, 43-44.

[6]- Kasas, 60.

[7]- Reyahinu'ş-Şeriat, c.1, s.148; Beytü'l-Ahzan, s.28-29.

[8]- Âl-i İmrân, 37.

[9]- Bu hadis, Hz. Ali'nin (a.s) her açıdan Hz. Zekeriya (a.s) gibi ve Hz. Fatıma'nın (s.a) da her açıdan Hz. Meryem (s.a) gibi olduğu yönünde değerlendirilmemelidir. Çünkü yüce Allah Resulü (s.a.a) hariç kimsenin Ali (a.s) ile ve hiçbir kadının da Fatıma (s.a) ile aynı konumda olmadığını kanıtlayan hadisler vardır. Ayrıca Resulullah'ın (s.a.a) o ayeti tilavet etmesi, benzerlik yönüne (semavî yemeğin indirilişi) dikkat çekmektir. Ali (a.s) ile Fatıma (s.a), bu fazilette Hz. Zekeriya (a.s) ve Meryem (s.a) konumundadırlar. Kur'ân'ın bazı ayetlerinin diğer bazı ayetlerini açıkladığı gibi, hadisler de birbirlerini açıklamaktadır; sadece bir hadisle yetinmemek gerekmektedir.

[10]- Âl-i İmrân, 37.

[11]- Keşfu'l-Gumme, c.2, s.26-29; Şeyh Tusî, Emalî, c.2, s.228-230; Biharu'l-Envar, c.43, s.59-61 ve s.29; Şehraşub, Menakıb, c.3, s.117.




Bu haber 863 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI