Bugun...



Hüseynî Yaşam Tarzının Üç Özelliği

İmam Hüseyin’in (a.s) yaşam tarzını ortaya koymak büyük bir gerekliliktir.

facebook-paylas
Tarih: 13-08-2025 15:11

Hüseynî Yaşam Tarzının Üç Özelliği

Bismillahirrahmanirrahim

 

Günümüzde hem Batı’da ve hem de Doğu’da yankı bulan maneviyata dönüş sürecinde, İmam Hüseyin’in (a.s) yaşam tarzını ortaya koymak büyük bir gerekliliktir. Zira o hazret, sadece Kerbelâ’da kahramanlık ve şehadetle yoğrulmuş mücadele meydanında değil, tüm hayatıyla bizim için bir örnektir.

 

Hüseynî Yaşam Tarzının Üç Özelliği
Mektebi esas alan örneklik, ümmetin kemale ermesi, nefis terbiyesi ve kulluk yolunda kapsamlı bir rehber niteliğindedir.

 

Sabır ve Direniş
Tüm peygamberlerin ve ilahi önderlerin hayatında “sabır” özel bir yere sahiptir. Hüseynî yaşamda da sabır ve direniş, hedef uğruna mücadele ve cihat noktasında öğretici bir nitelik taşır.

 

İçsel ve dışsal baskılar karşısında mücadele edebilen ve cihat ehli olabilen kimse, mutlaka “sabır” özelliğine sahiptir. Aşura günü bu güçlendirici özelliğin en yüce örneğiyle karşılaşırız ki, bu da İmam (a.s), ashabı ve ailesini bu destanın galip yüzleri haline getirmiştir.

 

İmam Hüseyin (a.s) kıyamını başlatırken şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Sizden kim kılıcın keskinliğine ve mızrakların darbelerine sabır gösterebilecekse, bizimle birlikte gelsin; aksi halde bizden ayrılıp gitsin.” [1]

 

İmam (a.s), bu büyük kıyamda kişilerin birliktelik şartı olarak “sabır”ı öne çıkarmıştır. Direniş ve sebat sloganı, hem İmam’ın (a.s) ve hem de şehitlerin hutbe ve mücadele naralarında açıkça görülür. Hatta İmam Hüseyin (a.s), Aşura günü “Sabredin ey asalet sahibi kimseler!” sözleriyle başlayan hutbesinde, asil ve faziletli yarenlerini sabra davet etmiş; onlara, ölümün fani dünyanın zahmet ve sıkıntılarından, sonsuz cennet bahçelerine geçiş sağlayan bir köprü olduğunu ifade etmiştir. [2]  

 

İmam Hüseyin’in (a.s) buyurduğu şu sözü:
“Allah’ın belalarına sabrederiz ve O da bize sabredenlerin mükâfatını verir” [3], sabır öğretileri arasında başka bir ders niteliğindedir. Hüseynî ziyaret metinlerinde de İmam’a (a.s), “Allah yolunda kanı dökülene dek sabır ve cihat eden bir öncü” olarak hitap edilir.

 

Hz. Ebu Abdullah Hüseyin’in (a.s) yaşam tarzı muhakkak ki sabır ve dirençle iç içedir; zira Kerbelâ hadisesi bir direniş öğretmenidir ve Aşura kahramanları, sabrın ve metanetin ilham verici simalarıdır. İmam Humeynî (r.a) de, İran halkını Baas ordusunun şehir saldırılarına karşı direnişe çağırdığı mesajında bu unsura özel vurgu yapmış; şehit, kayıp, esir ve gazi ailelerini, şu özelliğe sahip oldukları için övmüştür:
“İzzetli bir hayatı, zillet saraylarında yaşamaya; süper güçlerin köleliğine ve teslimiyetin aldatıcı barışına tercih ediyorlar.” [4]

 

Üstün Hayat

Bazı kimseler hayatı yalnızca yeme, içme, dinlenme ve haz alma şeklinde algılarlar. Oysa hayat, bu yüzeysel anlayıştan çok daha derin ve yüce bir anlam taşır. İnsanın ömrü yalnızca geçen yıllarla ölçülmez; bilakis faydalı ve salih ameller, yüce hedefler ve insanî kemâle ulaşma çabası, insan hayatının gerçek değerini belirleyen unsurlardır.

 

Hüseyin bin Ali (a.s), dünyaya hiçbir şekilde bağlılık ve gönül eğilimi göstermemiştir. Dünyayı yok olmaya ve tükenmeye mahkûm bir yer olarak görür ve şöyle buyururdu:

“Dünya, öncekilerin otladığı bir meradır; içinde hiçbir hayır yoktur ve ondan geriye çok az bir şey kalmıştır.” [5]

Zalimlerle birlikte yaşamayı, gönül daraltıcı ve elem verici olarak görürdü: “Zalimlerle yaşamak, ancak bir sıkıntıdır.” [6]  

İnsanın kendi tercihini, hayatının değeri üzerinde belirleyici kabul ederdi ve asla zillet ve aşağılanmaya boyun eğmeyi kabul etmezdi: “Zilletle yaşamaktansa, ölüm daha hayırlıdır.”

Ayrıca, izzet uğruna verilen ölümü “ebedî bir hayat” olarak nitelendirirdi: “İzzet yolunda ölüm, ebedî bir hayattan başka bir şey değildir.” [7]  

Bu hayata bakış tarzı, hayvanî yaşamdan çok daha yüksek bir ufka sahiptir. Görüş ufku ne kadar yüce ve geniş olursa, hayat da o derece derinlik ve anlam kazanır.

 

Cihat ve şehadet gölgesinde yaşanan ölümsüz bir hayat, insanî konumunun farkında olan ve hayatı yalnızca doğum ile ölüm arasına sıkıştırmayan kimselerin ömrünün meyvesidir. İmam Humeynî’nin (r.a) ifadesiyle “Allah yolunda şehadet, onurlu ve ebedî bir hayat, milletler için de bir hidayet kandilidir.” [8]  

Bu nedenle Hüseyin bin Ali (a.s), ebedî olarak diridir; her gün, hakikate açık gönülleri hidayet etmekte ve yol göstermektedir. İşte üstün hayatın anlamı budur.

 

Üstün Seçim

İnsanın her anındaki yaşamı bir seçime dayanır ve kişinin saadeti ya da şekaveti (bedbahtlığı), yaptığı bu tercihlere bağlıdır. İnsanın varlığında akıl ve nefis birlikte mevcuttur. Dünya ve ahiretin cazibesi onu iki yöne çeker. Nefsânî ya da Rahmânî çekim kuvvetleri, kişiyi ya meleklerden üstün kılar ya da hayvanlardan daha aşağı bir konuma düşürür. Sonuç ise insanın yaptığı seçime bağlıdır.

 

Aşura’nın tüm sahneleri, başından sonuna kadar birer tercihti. İmam Hüseyin (a.s), Medine’de kalabilir ve teslimiyet yolunu seçebilirdi. Ancak o, Mekke ve ardından Kufe’ye hicreti tercih etti. Yezid’in hükümetiyle uzlaşma yoluna gidebilirdi; fakat o, cihat ve şehadeti seçti. Mekke’den dilediği başka bir şehre yönelme imkânı varken, bilinçli olarak Kufe’yi seçti.
Kısa ömürlü dünya nimetlerini düşünebilirdi; ancak o, ahiret ve ebedî saadeti tercih etti.

Yolun ortasında, Müslim bin Akil’in şehit edildiğini ve Kufe halkının dağılmış olduğunu öğrendiğinde geri dönebilirdi; fakat o, yürüdüğü yolda ilerlemeyi seçti.
Mekke’de bulunduğu sırada, Medine valisi İmam Hüseyin (a.s) için Yezid’den bir emân (güvence) talebinde bulunmak istemişti. Ancak İmam (a.s), “En hayırlı güvence, Allah’ın sağladığı güvendir” [9] buyurarak, zalimlerin himayesine boyun eğmeyi kabul etmedi. İmam’ın (a.s) yarenleri de aynı çizgideydiler. Aşura gecesi İmam (a.s), biat yükümlülüğünü onların üzerinden kaldırarak dileyenin ayrılabileceğini bildirdi. Ancak sadık yarenleri, kalmayı ve şehadete dek İmam’la (a.s) birlikte olmayı tercih etti. Hür, Kufe ordusunda komutan olarak kalmayı sürdürebilirdi. Ama o, İmam Hüseyin’e (a.s) katılmayı ve şehadet şerefine ulaşmayı seçti.

Ve… bu örneklerde olduğu gibi daha pek çok üstün seçim vardır ki, her biri insanın kaderini şekillendirecek güce sahiptir.

 

Seyyidü’ş-Şüheda İmam Hüseyin’in (a.s) izinden giden takipçileri de daima üstün seçimin ehlidir. Onlar hiçbir zaman halkın rızasını Allah’ın rızasına tercih etmez; dünya için dinlerini ayaklar altına almaz ve geçici hazlar uğruna ebedî saadetlerini feda etmezler.

Küfür ve dinin metası daima alıcı bulur;

Kimileri küfrü, kimileri dini tercih eder.

 

 

 

-----------

[1]- Yenâbiü’l-Mevedde, s. 408.

[2]- Nefsü’l-Mehmûm, s. 135.

[3]- Bihârü’l-Envâr, c.44, s.367.

[4]- Sahîfetü’n-Nûr, c.20, s.59.

[5]- Tuhafü’l-Ukûl, s.245.

[6]- Menâkıb, c.4, s.68.

[7]- Ayânü’ş-Şîa, c.1, s.581.

[8]- Sahîfetü’n-Nûr, c.10, s.110.

[9]- Vakıa-i Taff, s.155.




Bu haber 1085 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAŞAM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI