|
Tweet |
Bismillahirrahmanirrahim
Geleceği vaat edilen Hz. Mehdi'ye (a.f) inanmanın ve onun her zaman zuhur edebileceği düşüncesini taşımanın, iyi kalpli ve liyakatli kimselerde derin ve yapıcı etkisi vardır.
Onlar, İmam Mehdi'ye (a.f) yardım etmeye muvaffak olmak, huzurunu derk edebilmek, ziyaretinden mahrum kalmamak ve rızasını kazanabilmek için nefislerini tezkiye eder; zulüm ve kötülükten kaçınır; adalet ve kardeşliğe sevgi beslerler. Hiçbir fasık ve zalim hükümetin boyunduruğu altına girmemiş olan Hz. Mehdi'ye (a.f) inanmak, onu izleyenlerde öyle bir hâl ve durum yaratır ki, bütün tağut ve zalimlerin karşısında direnirler, onların boyunduruğu altına girmez ve zulme karşı çıkarlar.
Hz. Mehdi'nin (a.f) zuhuruna inanmak, Müslümanların her şeyi oluruna bırakmalarına; köşeye çekilip işleri yarına ertelemelerine; kâfir ve zalimlerin musallat olmalarını kabullenmelerine; ilim ve sanayide ilerlememelerine ve sosyal ıslahlar için yapılan çalışmaları durdurmalarına sebep olmamalıdır.
“Hz. Mehdi'ye (a.s) inanmak, zaafa, ihmalkârlığa ve gevşekliğe sebep olur” düşüncesi doğru değildir. Ehlibeyt İmamları (a.s) ve onların yılmak bilmeyen gayretli öğrencilerinin İmam Mehdi'nin (a.f) zuhuruna inançları yok muydu yoksa? Acaba büyük İslâm âlimleri buna iman etmemişler miydi? Onlar bütün güçleriyle gayretlerini sarf edip İslâm'ın adının yücelmesi için ellerinden gelen her şeyi yapıyor ve en küçük bir fedakârlıktan bile kaçınmıyorlardı. Her zaman mesuliyetlerinin bilincinde hareket ediyor; ağır görevleri yerine getiriyor; daima yapıcı projeler geliştirip, büyük bir titizlik ve ümitle uygulamaya koyuyorlardı.
İlk Müslümanlar, İslâm'ın ilerleyeceğini ve önlerinde büyük zaferlerin olduğunu Hz. Resulullah'tan (s.a.a) duymuşlardı. Ama bu müjde, onların gevşeklik gösterip bir kenara çekilmelerine sebep olmadı; bilakis gayret ve çabalarını artırarak, fedakârlık ve yardımlaşma ile hedefe ulaştılar.
Bugün de Müslümanların büyük bir sorumluluğu vardır. Bunu da yılmadan yerine getirmeli; durumlarını tahlil etmeli ve fırsatlardan son derece iyi bir şekilde yararlanmalıdırlar. Düşmanın fikrî, siyasî, askerî saldırıları karşısında İslâm'ı, Müslümanları savunmalı ve onların etkisini kırmalıdırlar.
Ayrıca İmam-ı Zaman'ın (a.f) yanında olma şeref ve kabiliyetini elde etmek, onun lütfuna şamil olmak ve zuhur ortamı hazırlamak için kendilerini eğitip günahlardan sakınmalıdırlar.
Müminlerin Emîri İmam Ali (a.s), Hz. Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakleder: İbadetlerin en üstünü, Mehdi'nin zuhurunu beklemektir. [1]
İmam Zeynelabidin (a.s) de şöyle buyuruyor: On İkinci İmam'ın gaybeti uzun sürecektir. Onun imametine inanan ve gaybet zamanında zuhurunu bekleyenler, diğer zamanlarda yaşayanlardan üstündürler. Çünkü Allah-u Teâlâ onlara öyle yüce bir akıl, düşünce ve marifet derecesi vermiştir ki, onlar için gaybet dönemi, İmam'ın (a.f) hazır bulunduğu zaman gibidir ve Allah, onları Hz. Resulullah'ın (s.a.a) huzurunda cihat eden mücahitler gibi kılmıştır. Doğrusu onlar bizim samimi ve gerçek Şiîlerimizdir. Onlar, gizlide ve açıktan insanları Allah'a yönelmeye çağırırlar. Bunun içindir ki, zuhuru beklemek en büyük ibadet ve kurtuluştur. [2]
Merhum Ayetullah Sadruddin Sadr şöyle yazıyor: “Bekleyiş”, beklenen şeyin gerçekleşmesini gözlemektir. Hz. Mehdi'nin (a.f) zuhurunun beklenmesi, sosyal ıslaha neden olmaktadır. Bunun da özellikle İmamiyye (Caferî-Şiî) toplumu üzerinde ıslah etkileri vardır ve onlar şunlardan ibarettir:
1- Bekleyiş, düşünce ve duyguyu beklenen şey üzerinde yoğunlaştırmaktır. Bunun ister istemez iki faydası vardır: 1- İnsanın fikir ve iş gücünün çoğalmasına sebep olur. 2- İnsan, güç ve dikkatini bir tek şey üzerinde toplama kudret ve gücünü bulur. Her iki fayda, insanın dünya ve ahirette ihtiyaç duyduğu en önemli şeylerdendir.
2- Bekleyiş, zorlukların insana kolay gelmesini sağlar. Çünkü zorlukların giderilme eşiğinde olduğunu bilir. Giderileceğini bildiği bir zorluk ile, giderilip giderilmeyeceği belli olmayan bir zorluk arasında çok fark vardır. Özellikle kesin olan şey, Hz. Mehdi'nin (a.f) zuhur edip, yeryüzünü adalet ile dolduracağı ve bütün zorlukları bertaraf edeceğidir.
3- İnsanın, İmam Mehdi'nin (a.f) ashabı, yardımcısı, dostlarından olma arzu ve isteğine sahip olması, bekleyişin gereğidir. Bu arzunun gereği, onun dostluğunu kazanma ve huzurunda cihat etme liyakatini kazanma gayesiyle nefsini ıslah edip ahlâkını düzeltmek ve gerçek bir mümin olmak için çalışmaktır. Evet, bunun için, bugün toplumumuzda bir eksiklik olan İslâmî ahlâka şiddetle ihtiyaç vardır.
4- Bekleyiş, nefsi ve hatta diğerlerini ıslah etmeyi gerektirdiği gibi, İmam Mehdi'nin (a.f) düşmanlarına galip gelmesi için insanın ortam hazırlaması ve bu hedef için gerekli olan bilgi, ilim ve vesileleri tahsil etmesini de gerektirir. Hz. Mehdi'nin (a.f) düşmanlarına galip geleceği bilindikten sonra, bunlar gerçek bir bekleyişin sayısız sonuçlarından sadece birkaçıdır. [3]
Merhum Muzaffer de şöyle yazıyor: Dünyayı ıslah edici ve hak yolda olanların kurtarıcısı Hz. Mehdi'yi (a.f) beklemek, “dinî meselelerde elini-kolunu bağlayıp hiçbir şey yapmamak” demek değildir. Bilhassa dinî hükümleri uygulamak yolunda cihat, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak gibi dinî farzlara sımsıkı sarılmaktır. Çünkü Müslüman ne durumda olursa olsun, ilâhî ahkâmla amel etmek; hükümleri doğru tanımak için çalışmak ve mümkün olduğu kadar iyiliği emredip kötülükten sakındırmakla görevlidir. Islah ediciyi beklemek bahanesiyle farzları yerine getirmemek doğru değildir. Bekleyiş, Müslümanların üzerinden hiçbir dinî vazifeyi kaldırmaz ve hiçbir ameli geciktirmez. [4]
Böylece Şia'nın gaybet zamanında dahi büyük bir imtihan verdiği açıktır. Bir taraftan dinini koruması ve diğer taraftan da İmam'ın (a.f) zuhurunda İslâm'a yardım etme şerefine varması için ortam hazırlaması gerekir. Halkın çoğunun bu imtihanı kazanmaya muvaffak olamayacağı unutulmamalıdır.
Cabir el-Cu'fî şöyle diyor: İmam Bakır’a (a.s) “Kurtuluşunuz ne zaman olacaktır?” diye sordum. İmam (a.s) şöyle buyurdu: Heyhat! Heyhat! Sizler elekten geçirilip, sonra iyice elekten geçirilip ayrılmadıkça, zuhurumuz olmayacaktır! İmam (a.s) bu cümleyi üç defa tekrarladı.
Bekleyişin bir özelliği de, vazifeler yerine getirildikten, çabalar harcandıktan sonra artık “ümitsizlik” diye bir şey kalmaz. Zuhur bekleyişi içinde olanlar, sürekli Allah tarafından kurtuluşun gelmesini ümitle beklerler.
Yine gaybetin önemli tesirlerinden birisi de şudur: Beşeriyet bu çağda var gücünü harcayarak vahiy, ilham ve gaybî yardımlar dışında beşeriyet kervanını Allah'a yakın olan asıl ve son hedefe ulaştırmanın mümkün olmadığını tecrübe yoluyla anlayacak ve sonunda vahiy ve ilâhî öğretiler karşısında boyun eğecektir.
------------
[1]- Yenabiu'l-Mevedde, s.493; el-Mehdi, s.201.
[2]- Biharu'l-Envar, c.52, s.122.
[3]- Kitabu'l-Mehdi, s.201-202.
[4]- Der İntizar-ı İmam, s.54.
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
