|
Tweet |
Müminlerin Emîri İmam Ali'nin (a.s) Hükümeti Dönemi
Osman'ın ve hükümetinde işbaşında tutmakta ısrar ettiği zalim ve liyakatsiz adamlarının adaletsizlik ateşi, Müslüman halkı öyle bir kavurmuştu ki, sonunda İslâm beldelerinin dört bir yanından kırgın, bıkkın ve rahatsız insanlar, Medine'ye akın etmiş ve galeyana gelmişlerdi.
Adalet isteyen halkın bu isteğinin ısrarla cevapsız bırakılması, bu haklı talebin kısa zamanda bir isyana dönüşmesiyle sonuçlandı. Medine, tarihin akışını değiştirecek çalkantılara gebeydi. İnkılâp ateşi her lahza artıyordu ve neticede o hadise gerçekleşti. Galeyana gelen halk, Osman'ın evine yürüyerek onu kılıçtan geçirdi. Öfkeli halkın intikam ateşi sinmiş, ancak heyecanlar henüz yatışmamıştı.
Herkes İmam Ali'nin (a.s) evine akın etmeye başlamıştı. Şahsî kin ve garazlarını bir kenara bırakan çeşitli hizip, sınıf ve gruplara mensup halk kitleleri, Hz. Ali'nin (a.s) kapısına dayanıp ondan ısrarla halife olmasını istediler ve İmam'ın (a.s) isteksizliğine rağmen, biat edip onu halife seçtiler.
Hz. Ali b. Ebu Talib'in (a.s) Yönetimi
İslâm inancında din, politika gereği renkten renge giren ve gereğine göre değişik konularda değişik görüşlerle uzlaşıp kolayca şekil ve mahiyet değiştirebilen devlet ve hükümetlerin temelini sağlamlaştırma aracı değildir. Bilakis İslâm inancına göre devlet, bu dinin bedeninin önemli uzuvlarından biri olup, dinin değişmez kanun ve prensiplerini korumakla görevli bir muhafızdır.
Bu nedenledir ki İmam Ali (a.s), yeni devlet düzenini din temelleri ve esasları üzerine kurdu. Böylece bir toplum ve devletin gelişmesi ve ilerlemesi için en mükemmel programlar hak din olan yüce İslâm'da mevcut bulunduğundan, daha önceki iktidar ve yönetimlerin haksız ve hatalı uygulamalarından fevkalade zararlar görüp yaralar alan İslâm'ın iyileşmeye yüz tutması ve yaralarının sarılması umuluyordu. Ama ne var ki, İmam Ali'nin (a.s) kimseyi kayırmayan, hiçbir ayırım ve önceliğe yer vermeyen, bu konuda kimseden çekinmeyen adil uygulamalarını kendi çıkarları için tehlike olarak gören Talha, Zübeyr, Aişe ve Muaviye gibi çıkar çevreleri, Osman'ın kanını Hz. Ali'nin (a.s) üzerine yıkarak onu yıpratmaya ve uygulamaya koyduğu yönetim programlarını kesintiye uğratmaya başladılar.
Bu amaçla o büyük insana iftira atıp Osman'ı öldürtmekle suçlayarak isyan bayrağı çektiler ve iktidarının daha ilk günlerinden başlayarak onu bu nifak ve ihanet tohumlarıyla boğuşmaya zorlayıp başına Cemel, Sıffin ve Nehrevan gibi büyük dâhilî savaşlar açtılar.
Hz. Ali'nin (a.s) iktidar dönemi incelendiğinde, onun uzlaşmaz ve taviz vermez tavrından rahatsız olan dünyaperestlerin, ona karşı ortaklaşa bir savaş açtığı görülür. Hatta onun kimseye taviz vermeyen adaletini içine sindiremeyen bazı dostları bile ona karşı açılan bu geniş savaş yelpazesinin içinde yer almışlardır.
Ne var ki İmam Ali (a.s): "…Allah yolunda cihat ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar..." [1] ayetinde kendisi gibi yiğit müminleri tavsif eden ayetin mükemmel bir örneğini oluşturarak Allah yolunda çaba gösteriyor ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayarak dik duruşunu koruyordu.
Nitekim bugün de, o büyük insanın bu istisnaî kişiliği, saptırılmadan ve gerçek hâliyle tavsif edilecek olursa, onun dostu olduğu iddiasında bulunan niceleri onun düşmanlarıyla aynı safta yer almakta gecikmeyecektir.
İmam Ali (a.s), Hz. Resulullah'ın (s.a.a) emri ile yanında bir orduyla Yemen'e gitmişti. Görevini başarıyla tamamlayan İmam (a.s), Mekke'ye doğru yola çıkmıştı. Pek sevdiği Hz. Resulullah'a (s.a.a) bir an önce kavuşabilmek için, Mekke yakınlarına vardığında, komutayı bir başkasına devrederek hızla şehre yöneldi. Kendi yerine atadığı şahıs, Yemen'den getirilen eşyaları askerler arasında paylaştırarak yeni elbiselerle şehre girmelerini istedi. Hz. Resulullah'la (s.a.a) görüştükten sonra süratle geriye dönen İmam Ali (a.s) durumu görünce, bundan pek rahatsız oldu ve elbiseleri çıkarttırıp hayvanlara yüklettikten sonra, onları bizzat Hz. Resulullah'ın (s.a.a) paylaştırması gerektiğini vurguladı.
Ordu mensupları şehre varınca, bu olayı Hz. Resulullah'a (s.a.a) anlatıp İmam'ı (a.s) şikâyet ettiler. Hz. Resulullah (s.a.a) onları sabırla dinledikten sonra şöyle buyurdu: "Ali'den şikâyetçi olmayın! Vallahi Ali, Allah yolunda hiç kimseye zerrece taviz vermeyecek kadar doğru ve bu doğrusunda da kararlı ve azimlidir!" [2]
Evet, böylesine büyük bir ruhun, hırs ve bencillik dolu küçük ruhları nasıl etkileyeceği ve bir fırtınanın saman çöplerini savurması misali nasıl savurup atacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.
Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ashabı arasında hiçbirinin Hz. Ali'nin (a.s) ashabı kadar fedakâr dostları yoktu; kimsenin düşmanı da yine onun düşmanı kadar alçak ve tehlikeli değildi. Onun cenazesine bile düşmanlık edecek kadar alçak ve tehlikeliydiler.
Nitekim İmam Ali (a.s) mezarının gizli tutulmasını vasiyet etmiş ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibeyt'inden olan İmamların (a.s) altıncısı İmam Cafer-i Sadık (a.s) tarafından açıklanıncaya kadar o büyük insanın mübarek mezarının yeri gizli tutulmuştur.
-------------
[1]- Mâide Suresi, 54.
[2]- Sire-i İbn Hişam, c.4, s.603, Mısır basımı, 1357 hk.
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
