Bugun...



Peygamber-i Âzam’ın (s.a.a) Nazarıyla İmam Mehdî (a.f) - 1

Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a), Allah’ın son peygamberi ve en yüce ilahî elçisidir. O büyük şahsiyet ki, yaratılışın başlangıcından itibaren zuhuru ve gelişi ilahî peygamberlerin diliyle müjdelenmiştir. Allah’ın dini, onun risâleti ve tebliği sayesinde kemal ve tamamlanmışlık elbisesine bürünmüştür.

facebook-paylas
Güncelleme: 30-01-2026 16:21:56 Tarih: 16-01-2026 16:42

Peygamber-i Âzam’ın (s.a.a) Nazarıyla İmam Mehdî (a.f) - 1

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a), kendisinden sonra İslam’ın hayat ve bekâsını, Müslümanların ve müminlerin izzet ve azametini teminat altına alan on iki masum halef tayin etmiştir. Bunların ilki İmam Ali b. Ebî Tâlib (a.s) ve sonuncusu ise, Hüccet b. el-Hasan, Mehdî, Âl-i Muhammed’in Kâimi’dir (a.f).

Bu zatların tamamı, Hz. Peygamber’in (s.a.a) evlatları, ıtratı ve Ehl-i Beyt’idir. Yüce Peygamber’in (s.a.a) onlarla tam ve kesintisiz bir bağı ve irtibatı vardır. Onlar, onun pak ve masum evlatları ve hak üzere olan halefleridir. Hz. Peygamber (s.a.a) onların büyük ceddi, varlıklarının aslı, temeli ve köküdür. Öyle ki, hepsi Peygamber’dendir ve Peygamber de onlardandır. Bununla birlikte bu silsile içinde, yüce Peygamber (s.a.a) ile ümmetin Mehdî’si (a.f) arasında daha derin, daha köklü ve daha anlam yüklü bağlar bulunmaktadır; son Peygamber (s.a.a) ile son Vasî (a.f) arasında eşsiz bir irtibat, Hâtemü’l-Enbiyâ ile Hâtemü’l-Evsiyâ arasında sarsılmaz bir irtibat söz konusudur.

 

Allah’ın, Hz. Peygamber’e (s.a.a) Mehdî (a.f) Hakkındaki Müjdesi

Hem Hz. Peygamber (s.a.a) azizdir; zira Yüce Allah’ın müjdesine mazhar olmuştur ve hem de Mehdî (a.f) azizdir; çünkü Allah, onun varlığıyla Peygamberini sevindirmiştir. Bir gün Hz. Peygamber (s.a.a) büyük bir sevinç ve mutluluk içinde, yüzü tebessümle aydınlanmış olarak insanların arasına çıktı. İnsanlar, “Ey Allah Resulü! Allah sevincini artırsın” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Gerçek şu ki, gece ve gündüzün hiçbir anı yoktur ki, Allah tarafından bana bir armağan verilmiş olmasın; ancak bugün Rabbim bana öyle bir armağan lütfetti ki, daha önce onun benzerini bana vermemişti! Cebrâil Rabbim tarafından geldi, O’nun selâmını bana iletti ve şöyle dedi: ‘Ey Muhammed! Yüce Allah, Benî Hâşim’den yedi kişiyi seçti ki, ne geçmişte ve ne de gelecekte onlar için bir benzer seçmiş değildir ve seçmeyecektir.’”

“‘Sen ey Allah’ın Resûlü, peygamberlerin efendisisin; Ali b. Ebî Tâlib vasîlerin efendisidir; Hasan ve Hüseyin senin iki torunundur ve bütün torunların efendisidirler; amcan Hamza şehitlerin efendisidir; amcaoğlun Câfer ise cennette kanatlıdır, meleklerle birlikte dilediği yerde uçar. Sizdendir o Kâim ki, Allah onu yeryüzüne indirdiğinde Îsâ b. Meryem onun arkasında namaz kılar. O Kâim, Ali ve Fâtıma’nın evlatlarından ve Hüseyin’in (a.s) soyundandır.’” [1]

 

Hz. Peygamber’in (s.a.a), Hz. Mehdî’nin (a.f) Zuhuruna Dair Müjdesi

Her iki mezhep tarafından da nakledilen çok sayıda rivayette, Hz. Peygamber (s.a.a), farklı ifadelerle Hz. Mehdî’nin (a.f) zuhurunu müjdelemiştir. Bu rivayetlerden birinde şöyle buyurmuştur:

“Dünyanın ömründen yalnızca bir gün kalmış olsa bile, Allah-u Teâlâ o günü uzatır; ta ki benim soyumdan bir adam kıyam etsin ve yeryüzünü, zulüm ve haksızlıkla dolmuş olduğu gibi, adalet ve hakkaniyetle doldursun.” [2]

Açıktır ki, Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu ifadesi, Hz. Mehdî’nin (a.f) kıyamının kesinliğine kinayedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Nûr sûresinin 55. âyetinde, Hz. Mehdî’nin (a.f) hükümeti hakkında “Allah vaad etmiştir” anlamına gelen “va‘dallâh” ifadesi yer almakta; böylece yeryüzünde salihlerin egemenliğinin, ilahî programın kesin ve geri dönülmez unsurlarından biri olduğu açıkça ortaya konulmaktadır. Zira Allah’ın vaadi asla boşa çıkmaz. Nitekim kendisi şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz Allah vaadinden dönmez.” [3]

Başka bir rivayette de Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Mehdî’nin (a.f) zuhuru hakkında müjde vermiş; Hz. Mehdî’nin (a.f) hükümeti ve bu hükümetin bazı özellikleri üzerinde durmuş; böylece müjdesini, Hz. Mehdî (a.f) devletinin cemal ve güzelliğini tasvir etmeye dayandırmış ve onun eşsiz dönemini açık ve canlı bir şekilde betimlemiştir:

“Size Mehdî’yi müjdeliyorum. O, insanlar arasında ihtilaflar ve sarsıntılar yaşandığı bir dönemde ümmetimin içinde gönderilecektir. Yeryüzünü, zulüm ve haksızlıkla dolmuş olduğu gibi, adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. Göklerin sakinleri de yerin sakinleri de ondan razı olacaktır. O malları tam ve eksiksiz biçimde dağıtacaktır.”

Bunun üzerine bir adam, “Sizin bu sözden kastınız nedir?” diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.a), “İnsanlar arasında eşit şekilde” buyurdu. Ardından şöyle devam etti: “O gün Allah, Muhammed ümmetinin (s.a.a) kalplerini gönül zenginliğiyle doldurur; Mehdî’nin adaleti herkesi ve onların hayatlarının bütün alanlarını kuşatır. Nihayet Mehdî (a.f), bir tellala emir verir ve tellal şöyle seslenir: ‘Mala ihtiyacı olan var mı?’ İnsanlar arasından yalnızca bir kişi ayağa kalkar. Mehdî (a.f) ona, ‘Hazine görevlisine git ve ona de ki: Mehdî sana bana mal vermeni emrediyor’. Hazine görevlisi ona, ‘Dilediğin kadar al’ der. Adam malı alır, kucağına doldurur ve sahip olur; fakat sonra pişmanlık duyar ve kendi kendine, ‘Ben Muhammed ümmetinin en hırslı kimselerinden miyim? Yoksa onların ulaştığı gönül zenginliği bana ulaşmadı mı?’ der.”

Hz. Peygamber (s.a.a) devamında şöyle buyurur: “Bunun üzerine aldığı malları geri götürür; ancak ondan kabul edilmez ve kendisine, ‘Biz verdiğimiz bir şeyi geri almayız’ denir…” [4]

 

Bu güzel rivayette dikkat çekici birkaç husus bulunmaktadır:

Hz. Peygamber (s.a.a), bütün ümmete Hz. Mehdî’nin (a.f) zuhur edeceğini müjdelemektedir. Bu zuhur, insanların ihtilaf ve çekişmelere sürüklendiği, sanki bu dağınıklıktan çıkış yolunun kalmadığı bir dönemde gerçekleşecektir. Hz. Mehdî (a.f), dağılmış toplumu yeniden düzenleyecek, birbirinden kopmuş kalpleri yakınlaştıracaktır. Rivayette geçen “zelzeleler” ifadesi, toplumsal sarsıntılar ve sosyal ihtilaflar anlamına gelebileceği gibi, zuhurdan önce meydana gelecek tabiî depremlere de işaret ediyor olabilir.

Hz. Peygamber’in (s.a.a) verdiği müjde, göklerin ve yerin ehli nezdinde sevilen, herkesin kendisinden ve kuracağı devletten razı olacağı büyük bir şahsiyete yöneliktir.

Hz. Mehdî (a.f), yeryüzünün servetini, ilahî maddî nimetleri ve Allah vergisi imkânları insanlar arasında adalet ve eşitlik esasına göre dağıtan adil bir yöneticidir. O, her türlü ayrımcılığa ve adaletsizliğe son verecektir.

O gün, Allah-u Teâlâ’nın ümmetin kalplerine zenginlik ve gönül tokluğu yerleştirdiği bir gündür. Bu sebeple İslam ümmeti, dış imkânlardan önce iç dünyasında bir kanaat ve ihtiyaçsızlık duygusuna sahip olacaktır. Bu nitelik ise, pek çok ahlâkî ve manevî güzelliğin ve faziletin temelini ve dayanağını oluşturacaktır.

İnsanın ruhunda meydana gelen bu büyük dönüşümün açıklaması şu şekildedir: İnsanî ihtiyaçlar bazen gerçek, çoğu zaman ise asılsız ve yapaydır. Gerçek ihtiyaç, hayatın ilkeleri ve zarurî gereksinimleriyle sınırlıdır; sınırı ve ölçüsü bellidir, kısa sürede sona erer ve kolaylıkla karşılanabilir. Buna karşılık sahte ihtiyaçlar; hırs ve tamahın ürünü olarak, yahut aşırı beklentiler, başkalarıyla yarışma, gösteriş ve kendini sergileme arzusu, süs ve ihtişam tutkusu ve kısaca dünya sevgisi ve dünya tutkusu sebebiyle insanda şekillenir. Bu tür ihtiyaçların ise bir sonu ve sınırı yoktur; insanın bütün gayret ve enerjisini kendisine bağlar, onu bütünüyle Allah’tan, ahiretten ve maneviyattan alıkoyar.

İnsan, nefsî zenginliğe ve ruhî ihtiyaçsızlığa ulaştığında, Allah’ın kendisi için takdir ettiği rızıkla yetinir; aşırı arzu ve fazlalık talebinden sakınır. Böyle bir insan, hayatın asgari şartlarıyla da kanaat eder, huzur bulur; dünya peşinde kendini yormaz, sürekli bir arayış ve koşuşturma içine girmez. Aksine, mal ve maddî imkânları elde etme konusunda makul, dengeli ve Allah’ın rızasına uygun bir yol izler. Hz. Mehdî’nin (a.f) devletinde adalet her yere hâkim olacağından, ümmetin tamamı maddî hayat için gerekli imkânlardan yararlanacak; hiçbir bölge ihmal edilmeyecek ve hiçbir nokta göz ardı edilmeyecektir. Bu sebeple yukarıda aktarılan rivayette, Hz. Mehdî’nin (a.f) çağrıcısı ümmet arasında “Kim muhtaçsa gelsin, Mehdî onu ihtiyaçsız kılsın” diye seslendiğinde, yalnızca bir kişinin başvuracağı ifade edilmiştir. Gerçekten bugün böyle bir çağrı yapılsa ne olurdu! Hatta o tek kişi bile, çok ve sayısız mal topladıktan sonra pişmanlık duyar ve talebinin gerçek bir ihtiyaçtan değil, hırs ve açgözlülükten kaynaklandığını fark eder. Üstelik ümmet içinde ve kendi çevresinde, imkân bakımından kendisiyle aynı seviyede yahut daha düşük durumda olan pek çok kimsenin bulunduğunu, buna rağmen onların böyle bir başvuruya yönelmediğini ve herhangi bir kargaşa çıkarmadıklarını görür. Böylece meselenin başka bir yerde çözülmesi gerektiğini anlar; nefsin zenginliğine ve içsel kanaate ulaşması gerektiğini idrak eder. Zira hırslı nefis doymaz; sürekli ister ve talep eder.

Bu itibarla Hz. Peygamber (s.a.a), bu rivayette hem Hz. Mehdî’nin (a.f) zuhuru konusunda müjde vermekte ve hem de onun döneminde ortaya çıkacak saadetli ve güzel hayatı haber vermektedir. Bir yandan Hz. Mehdî’nin (a.f) adaletinin yoksulluk ve mahrumiyete son vereceğini, insanın maddî gelişme ve refaha ulaşacağını bildirmekte ve diğer yandan ise, daha önemli ve daha yüce bir hususa, yani nefsî zenginliğe ve ruhî ihtiyaçsızlığa erişileceğine dikkat çekmektedir. Nitekim belirtildiği üzere bu hâl, birçok iyiliğin ve faziletin başlangıcı, sağlıklı ve huzurlu toplumsal ilişkilerin temelidir.

 

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Hz. Mehdî’nin (a.f) Dönemine Dair Müjdesi

Nebevî rivayetlerde bazen Hz. Mehdî’nin (a.f) zuhuru ilke olarak müjdelenmiş, bazen de zuhur döneminin özellikleri yahut o çağın yegâne hâkimi ve yöneticisi olan İmam Mehdî’nin (a.f) şahsiyet nitelikleri üzerinde durulmuştur.

Birçok rivayette, Hz. Mehdî’nin (a.f) devletinde insanların erişeceği bolluk ve bereket müjdelenmiştir. Bu durum, kuşkusuz Hz. Mehdî’nin (a.f) adaletinin tezahürlerinden biridir. Aşağıdaki rivayete dikkat ediniz:

“Şüphesiz Mehdî benim itratim ve Ehl-i Beytimdendir. Âhir zamanda kıyam eder. Allah, onun için gökten yağmur indirir ve yerden bitkileri yeşertir. Böylece o, yeryüzünü adalet ve hakkaniyetle doldurur; tıpkı zalim bir topluluğun onu zulüm ve haksızlıkla doldurmuş olması gibi.” [5]

 

Bir başka rivayette ise Hz. Peygamber’den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir:

“…Gök, yağmurundan hiçbir şeyi esirgemez ve hepsini indirir; yer de bitirdiklerinden hiçbirini saklamaz, hepsini ortaya çıkarır. Bolluk ve bereket öyle bir seviyeye ulaşır ki, hayatta olanlar ölülerin geri dönmesini temenni eder.” [6]

Bu bolluk ve bereket ortamı, herkesin ilahî nimetlerden yararlanabilmesi için son derece elverişli bir zemin oluşturur. Zira o dönemde hüküm süren yönetim, adalet yönetimidir ve onun yöneticisi, adil ve hakkı ayakta tutan Mehdî’dir. O, tek tek bütün insanların derdiyle ilgilenen, hiçbir kimse için yoksulluk ve mahrumiyet istemeyen; refahı ve imkânlardan yararlanmayı yalnızca yakınları ve seçkinleri için değil, herkes için arzulayan merhametli bir yöneticidir. Bu sebeple Hz. Peygamber’in (s.a.a) beyanlarında, nimetlerden yalnızca toplumun bir kesiminin değil, bütün ümmetin eşi benzeri görülmemiş ve daha önce yaşanmamış bir refahtan yararlanacağı ifade edilmiştir. Hz. Mehdî (a.f), her kim olursa olsun her muhtaca ihsanda bulunur; karşılıksız, sınırsız ve tereddütsüz biçimde bağışta bulunur:

“Ümmetim, Mehdî’nin zamanında öyle bir nimet ve refah içinde yaşayacaktır ki, daha önce asla benzerini tatmamıştır. Gök onlara bol bol yağmur yağdırır; yer de bitirdiklerinden hiçbirini saklamaz. Mallar yığılır. Bir adam kalkar ve ‘Ey Mehdî! Bana ver’ der; Mehdî de ‘Al’ buyurur.” [7]

 

Rivayet metni üzerinde dikkatle durulduğunda, Hz. Mehdî’nin (a.f) döneminde insanların hayatî ihtiyaçlarını gidermek için onları zorluk ve meşakkate sürükleyen hiçbir ağır ve engelleyici idarî kısıtlamanın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bireyler, ihtiyaçlarını açık ve net bir dille ifade eder ve süratle karşılık bulurlar. Zira Hz. Mehdî’nin (a.f) devletinde ve bu yönetimin Kur’ânî terbiye ve yetiştirme anlayışı çerçevesinde insanlar olgunlaşmış; ihtiyaçlarının ötesinde talepte bulunmaz hâle gelmişlerdir. Yönetim ile halk arasında tam bir güven ortamı oluşmuştur. Diğer taraftan devlet hazinesi de o denli zengindir ki, bütün ihtiyaçlara kolaylıkla cevap verebilecek durumdadır. Bu yönetimde bütçe açığı yahut kaynak yetersizliği gibi herhangi bir endişe söz konusu değildir.

 

Çok sayıda rivayette, Hz. Mehdî’nin (a.f) hükümetinde bolluk ve bereketin hâkim olduğu, hz. Mehdî’nin (a.f) ise, hiçbir karşılık beklemeksizin ve sınırsız biçimde ihsanda bulunduğu ifade edilmiştir. Zira o, Allah’ın hücceti ve ilahî ihsanın yeryüzündeki tecellisidir.

Bu ilahî bolluk ve cömertlik ortamında, yeryüzünün en büyük toplumsal sorunlarından biri olan yoksulluk ve yoksunluk ortadan kalkar; hiçbir muhtaç kimse kalmaz:

“Kıyamet kopmayacaktır; ta ki aranızda mal çoğalıp taşıncaya kadar. Öyle ki, mal sahibi, sadakasını kabul edecek birini arar durur; hatta malını birine sunar, fakat kendisine sunulan kişi, ‘Buna ihtiyacım yok’ der.” [8]

Hz. Peygamber’in (s.a.a), malın bizzat bir kimseye sunulmasını özellikle vurgulaması, insanların başkalarının malına karşı ulaştıkları en üst düzey ihtiyaçsızlık hâlini göstermek içindir. Zira bazen mal sahibi, muhtaç olduğunu zannettiği kimselere elinde mal bulunduğunu bildirir ve bağışta bulunmaya hazır olduğunu söyler; bazen ise, malı fiilen ortaya koyar ve insanların gözleri önüne serer. Buna rağmen kabul edilmemesi, bu iki durum arasında anlam bakımından büyük bir fark bulunduğunu göstermektedir.

Muhammed Mehdî Hâirîpûr

 

Devam Edecek...

-------------

[1]- el-Kâfî, c. 8, s. 49, h. 10; Bihârü’l-envâr, c. 51, s. 77, bölüm 1, h. 36.

[2]- Kemâlü’d-Dîn, c. 1, s. 317, bölüm 30, h. 4.

[3]- Ra‘d, 31.

[4]- Kenzü’l-Ummâl, c. 14, s. 261, h. 38653; Şeyh Tûsî, el-Ğaybe, s. 111.

[5]- İbn Hammâd, el-Fiten, s. 99.

[6]- Şeyh Tûsî, el-Ğaybe, s. 111; Bihârü’l-envâr, c. 51, s. 74.

[7]- İbn Hammâd, el-Fiten, s. 99; Müntehabu’l-Eser, s. 472, bölüm 7, bab 3, h. 2.

[8]- Mu‘cemu Ehâdîsi’l-İmâm el-Mehdî, c. 1, s. 240, h. 146.




Bu haber 411 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MEHDEVİYET Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI