|
Tweet |
…
Hz. Peygamber’in (s.a.a) Beyanında Kâim’i İnkâr
İmamet ve imamı tanıma meselesi, İslam’ın temel esaslarındandır ve çok sayıda rivayete göre dinin bütün farzlarının önünde yer alır. Esasen bütün amellerin kabulünün sırrı, masum imamın ve Allah’ın hüccetinin velâyetini kabul etmektir. Ehl-i Sünnet ve Şiî kaynaklar ittifakla nakletmektedir ki, Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Kim, zamanının imamını tanımadan ölürse, cahiliye ölümü üzere ölmüştür.”
Zamanın imamını tanımamaktan maksat, onun velâyetine iman etmemek ve bunun tabiî sonucu olarak ona itaat etmemektir. Böylesi bir sapma, bütün dalâletlerin kaynağıdır. Bu sebeple böyle bir kimsenin ölümü, cahiliye devrinin ölümü olarak nitelendirilmiştir.
Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a), bir başka beyanında, son ilahî hüccet olan Hz. Mehdî’yi (a.f) inkâr etme hususunda şöyle buyurmuştur:
“Kim, evlatlarımdan olan Kâim’i, onun gaybeti döneminde inkâr eder ve bu hâl üzere ölürse, cahiliye ölümüyle ölmüş olur.”
Hz. Peygamber’in (s.a.a), Kâim’in (a.f) inkârını özellikle onun gaybeti dönemine nispet etmesi, bu yüce şahsiyetin gaybetinin ve bu sürenin uzamasının, pek çok kimsenin ona olan inancından dönmesine yol açacağından dolayıdır. Nitekim bu husus, birçok rivayette açıkça ifade edilmiş ve bu tehlikeye karşı uyarıda bulunulmuştur. Şöyle ki:
“Şüphesiz Ali b. Ebî Tâlib, ümmetimin imamı ve benden sonra onların halifesidir. Onun soyundan, Allah’ın yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolmuş olduğu gibi adalet ve hakkaniyetle dolduracağı beklenen “Kâim” zuhur edecektir. Beni hak ile müjdeleyici olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, onun gaybeti döneminde ona iman ve inançta sebat edenler, kırmızı kükürtten (son derece nadir bulunan bir cevherden) daha nadirdir.” Bunun üzerine Câbir b. Abdullah el-Ensârî ayağa kalkarak, “Ey Allah’ın Resulü! Senin evlatlarından olan “Kâim” için bir gaybet mi olacaktır?” diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:
“Evet, Rabbime yemin ederim ki olacaktır. Allah bu yolla iman edenleri imtihan eder. Ey Câbir! Bu mesele, Allah’ın işlerinden bir iştir ve O’nun sırlarından bir sırdır; kullarından gizlenmiştir. Sakın bu hususta şüpheye düşme; zira Allah’ın emrinde şüphe etmek küfürdür.” [1]
Hz. Peygamber-i İslâm (s.a.a), bir başka bölümde, kendisi ile Hz. Mehdî (a.f) arasında mevcut olan derin bağları açık ve net bir biçimde ifade etmekte; Hâtemü’l-Enbiyâ ile Hâtemü’l-Evsiyâ arasındaki ilişkinin inanç, itaat ve isyan boyutlarını açıkça ortaya koymaktadır. Şöyle buyurmuştur:
“Kâim benim evlatlarımdandır… Kim ona itaat ederse, şüphesiz bana itaat etmiş olur; kim ona isyan ederse, muhakkak bana isyan etmiş olur. Kim onu inkâr ederse, beni inkâr etmiş olur; kim onu yalanlarsa, beni yalanlamış olur; kim onu tasdik ederse, beni tasdik etmiş olur. Ben, onunla ilgili hususta beni yalanlayanları, onun hakkında sözümü inkâr edenleri ve ümmetimi onun yolundan saptıranları Allah’a şikâyet ediyorum. Zulmedenler ise, hangi dönüş yerine döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” [2]
Buna göre, Hz. Mehdî’ye (a.f), İslâm Peygamberi’nin (s.a.a) son ve hak üzere olan halefi olarak iman etmek, en büyük ilahî yükümlülüklerdendir. Hiçbir Müslüman için bundan kaçış yolu yoktur. Zira onu inkâr etmek, Hâtemü’l-Enbiyâ’nın (s.a.a) nübüvvetini inkâr etmekle eşdeğerdir; Hz. Peygamber’i (s.a.a) inkâr etmek ise, bütün ilahî peygamberleri, nübüvvet müessesesini ve semavî vahyin temelini inkâr etmek anlamına gelir ki bu, apaçık bir küfürdür.
Kâim’e (a.f) iman hususunda yapılan bu yoğun vurgu ve şiddetli uyarılar, söz konusu inancın dinî bakımdan taşıdığı büyük önemi ve Müslümanlar arasında İslâm’ın ve İslâmî inancın korunmasındaki hayati rolünü göstermektedir. Aynı zamanda bu vurgu, ümmet içindeki fitne odaklarından yahut dış düşmanlardan kaynaklanan ve bu saf İslâmî inancı hedef alan tehlikelere de işaret etmektedir. Nitekim günümüzde, “Mehdeviyet” inancına yönelik açık düşmanlıklar gözlemlenmekte; iç ve dış mihraklar, çeşitli şüpheler üretmek suretiyle özellikle gençlerin Hz. Mehdî’ye (a.f) ve “Mehdeviyet” gerçeğine olan inançlarını zayıflatmaya çalışmaktadırlar. [3]
Hz. Peygamber’in (s.a.a), İmam Mehdî’nin (a.f) Bazı Özelliklerini Haber Vermesi
Şia ve Sünni, her iki mezhebin temel kaynaklarında yer alan çok sayıda rivayette, Hz. Peygamber-i İslâm (s.a.a), İmam Mehdî’nin (a.f) bazı önemli özelliklerini haber vermiştir. Bu özellikler arasında, “o yüce zatın gaybeti, gaybetin hikmeti, zuhur zamanının bilinmemesi ve Hz. Îsâ’nın (a.s) namazda ona uyması” gibi hususlar yer almaktadır.
“Mehdî benim soyumdandır; onun için bir gaybet ve bir hayret (şaşkınlık ve tereddüt dönemi) olacaktır ki bu süreçte ümmetler sapıklığa düşecektir. O, peygamberlerin birikimini ve mirasını beraberinde getirecek; yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuş olduğu gibi, onu adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır.” [4]
Bu şerif hadiste, Hz. Mehdî’nin (a.f) şahsına ve yaşadığı döneme ilişkin birden fazla özelliğe işaret edilmektedir:
1. Onun bir gaybeti olacaktır ki, önceki vasîlerin sahip olmadığı bir durumdur. Zira onların tamamı ümmetin içinde açıkça yaşamış ve zahiren bulunmuşlardır.
2. Gaybet döneminde, insanların bir kısmı hayret ve şaşkınlığa düşecek ve bu durum onların sapmasına yol açacaktır. Başka bir ifadeyle, Hz. Mehdî (a.f) gizlenecek ve birçok topluluk onun hakkında tereddüt, şaşkınlık ve sapkınlık içine düşecektir.
3. Hz. Mehdî (a.f), bütün ilahî peygamberlerin mirasçısıdır ve zuhur ettiği vakit, peygamberlere ait alametler ve eserlerle ortaya çıkacaktır. Nitekim birçok rivayette, Hz. Süleyman’ın (a.s) yüzüğü, Hz. Musa’nın (a.s) asası ve benzeri kutsal emanetlerin Hz. Mehdî (a.f) ile birlikte olacağı bildirilmiştir. Bunun sebebi, onun ilahî peygamberlerin özünü ve hülâsasını temsil etmesidir.
4. İmam Mehdî (a.f), yeryüzünün tamamını adaletle dolduracaktır; tıpkı onun daha önce zulüm ve haksızlıkla dolmuş olması gibi.
Bu özellik, onun kıyam ve inkılabının yüce hedefini teşkil etmekte olup, aynı zamanda ilahî peygamberlerin büyük ideali ve bütün insanlığın fıtrî arzusudur. Bu sebeple, pek çok rivayette olduğu gibi dua ve ziyaret metinlerinde de özellikle bu vasıfla tanıtılmıştır.
Başka bir rivayette ise, gaybetin sebep ve hikmetine değinilmiştir:
“Bu gencin (Mehdî’nin) mutlaka bir gaybeti olacaktır.” Kendisine, “Ey Allah’ın Resûlü, bunun sebebi nedir?” diye sorulduğunda şöyle buyurmuştur:
“Öldürülme korkusu sebebiyledir.”
Bu nebevî beyana göre, Hz. Mehdî’nin (a.f) gaybetinin sebebi, onun canının korunmasıdır. Zira o, ilahî hedeflerin belirlenmiş zamanda tahakkuk edebilmesi için hayatta kalması gereken Allah’ın son hüccetidir. Bu sebeple Allah tarafından, öldürülmekten korunması amacıyla gaybete girmesiyle görevlendirilmiştir. Burada öldürülme korkusu, şahsî bir endişe olarak değerlendirilmemelidir; aksi hâlde, “Allah yolunda şehadet en büyük şeref değil midir?” şeklinde bir itiraz gündeme getirilebilir.
Evet, ilahî hedeflerin gerçekleştirilmesi yolunda şehadet son derece yüce bir mertebedir; ancak öldürülmenin, ilahî hedeflerin ortadan kalkması anlamına gelmesi durumunda mesele nasıl değerlendirilmelidir?
Dolayısıyla gaybet, Yüce Allah’ın iradesi, hikmeti ve tedbiriyle, İmam’ın (a.f) ve Allah’ın son hüccetinin canını koruyan bir kalkan hükmündedir; ta ki hak dinin zuhuru için gerekli zemin ve şartlar hazır hâle gelsin. [5] Bununla birlikte, İmam’ın (a.f) zuhur vakti bilinmemektedir ve bu konuda Allah-u Teâlâ’dan başka kimsenin bilgisi yoktur. Bu gizlilik içinde, dikkatle bakanlar için saklı kalmayan pek çok sır ve hikmet bulunmaktadır.
“Benim soyumdan olan Kâim’in durumu, kıyametin durumu gibidir. Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘Sana kıyametin ne zaman kopacağını sorarlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır; onu vaktinde ortaya çıkaracak olan yalnızca O’dur.’” [6]
Bu itibarla, zuhur için zaman belirlemek çirkin ve reddedilmesi gereken bir davranıştır. Rivayetlerde açıkça ifade edildiği üzere, her kim zuhur için belirli bir vakit bildirdiğini iddia ederse, yalan söylemiş olur ve onun sözü mutlaka tekzip edilmelidir. [7]
Zuhur sürecindeki olaylara gelince; İmam Mehdî’nin (a.f) kıyam ve inkılap programında bir dönüm noktası teşkil eden en önemli hadise, Hz. Îsâ’nın (a.s) gökten inişi ve İmam-ı Zaman’ın (a.f) arkasında namaz kılmasıdır. Bu hakikat hem Şiî ve hem de Sünnî rivayet kaynaklarında, Hz. Peygamber’den (s.a.a) nakledilmiştir:
“İçinizde Meryem oğlu (Îsâ) indiği hâlde, imamınız sizden olduğu zaman hâliniz nice olur?” [8]
Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu beyanından anlaşılmaktadır ki, Hz. Îsâ’nın, Mehdî (a.f) döneminde gökten inişi, İslam ve Müslümanlar lehine büyük bir hadisedir. Zira Meryem oğlu Îsâ, Ulu’l-Azm peygamberlerden biri olarak Ehl-i Kitap nezdinde kabul görmektedir; hem geniş Hristiyan toplulukları onun gelişini beklemekte hem de Yahudiler onu bir kurtarıcı olarak umutla beklemektedir. Hz. Îsâ (a.s), Hz. Mehdî’nin (a.f) yanında yer aldığında, onun arkasında namaza durduğunda ve onu kendisinin ve bütün topluluğun imamı olarak kabul ettiğinde, Hz. Mehdî’nin (a.f) hak oluşuna ve Allah’ın hücceti olduğuna fiilen şahitlik etmiş olur; böylece hakikati arayan herkesi, İmam Mehdî’yi (a.f) desteklemeye ve ona uymaya çağırır.
Peygamber Efendimiz (s.a.a) ile bir Yahudi arasında gerçekleşen müzakere ve konuşmaları ihtiva eden uzun bir rivayette şöyle nakledilmektedir:
Bir Yahudi, Hz. Peygamber’in (s.a.a) huzuruna gelerek şöyle sordu: “Siz mi üstünsünüz, yoksa Allah’ın kendisiyle konuştuğu, kendisine Tevrat’ı ve asayı indirdiği, denizi onun için yardığı ve başının üzerinde bulutlarla gölge oluşturduğu İmrân oğlu Mûsâ mı?” Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurdu:
“Kulun kendisini temize çıkarması uygun değildir; ancak madem ki sordun ve burada söz, tanıtma ve açıklama makamıdır, o hâlde söyleyeyim: Âdem (a.s) hata işlediğinde, tövbesi şu sözlerle olmuştur: ‘Allah’ım! Seni Muhammed ve Âl-i Muhammed’in hakkı için çağırıyorum; beni bağışla.’ Bunun üzerine Allah onu bağışladı. Nûh (a.s) gemiye bindiğinde ve boğulmaktan korktuğunda şöyle dedi: ‘Allah’ım! Seni Muhammed ve Âl-i Muhammed’in hakkı için çağırıyorum; beni boğulmaktan kurtar.’ Allah da onu boğulmaktan kurtardı. İbrâhim (a.s) ateşe atıldığında şöyle niyaz etti: ‘Allah’ım! Seni Muhammed ve Âl-i Muhammed’in hakkı için çağırıyorum; beni ateşten kurtar.’ Bunun üzerine Allah, ateşi onun için serin ve selamet kıldı. Mûsâ (a.s) asasını attığında ve içinde bir korku hissettiğinde şöyle dedi: ‘Allah’ım! Seni Muhammed ve Âl-i Muhammed’in hakkı için çağırıyorum; bana emniyet ver.’ Bunun üzerine Yüce Allah buyurdu ki: ‘Korkma; şüphesiz sen üstünsün ve galip geleceksin.’”
Ey Yahudi! Andolsun ki Mûsâ beni idrak etseydi de bana ve peygamberliğime iman etmeseydi, ne imanı ve ne de nübüvveti ona bir fayda sağlardı.
“Ey Yahudi! Benim zürriyetimden Mehdî vardır; o kıyam ettiğinde Meryem oğlu Îsâ iner, ona yardım için gelir; onu öne geçirir ve onun arkasında namaz kılar.” [9]
Bu güzel rivayette, Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ulu’l-Azm peygamberlere ve Hz. Âdem’e (a.s) olan üstünlüğü, farklı ifadeler ve çeşitli gerekçelerle açıklanmıştır. Ancak Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a), Hz. İsa’ya (a.s) olan üstünlüğünü, diğer ilahî peygamberlere olan üstünlüğünden farklı ve özel bir tarzda dile getirmiştir. Bu üstünlük, İsa’nın (a.s) Hz. Mehdî’ye (a.f) iktida etmesi ve onun yardımcıları arasında yer almasıdır. Bu sözün derin anlamı, şu hususa dikkat edildiğinde daha iyi anlaşılır: İsa (a.s), Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonra Allah’ın en büyük peygamberidir; böylesine yüce ve yüksek bir makama sahip olmasına rağmen, ahir zaman Peygamberinin halifesine uymak ve onun yardımcıları safında yer almak durumundadır.
Muhammed Mehdî Hâirîpûr
Devam Edecek…
----------
[1]- Müntehabu’l-Eser, s. 492.
[2]- Bihârü’l-Envâr, c. 51, s. 73.
[3]- Kemâlü’d-Dîn ve Temâmu’n-Nime, s. 411, bab 39, h. 6; “Ve seya‘lemu’l-lezîne …” âyeti.
[4]- “Düşmanın komploları” hakkında bilgi edinmek için “Mehdî Karşıtları” adlı esere müracaat ediniz.
[5]- Kemâlü’d-Dîn ve Temâmu’n-Nime, s. 287, bab 25, h. 5.
[6]- Kemâlü’d-Dîn, c. 1, s. 286, bab 25, h. 2.
[7]- İsbâtü’l-Hüdât, c. 3, s. 576, bab 32, h. 52.
[8]- Sahîh-i Buhârî, c. 4, s. 205; Sahîh-i Müslim, c. 1, s. 136, bab 71, h. 244–245.
[9]- Şeyh Sadûk, Emâlî, c.1, s. 287.
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
