|
Tweet |
Mertliği
İmam Ali (a.s), tarihte benzeri olmayan bir mertliğe sahipti. Mertliğini yansıtan olayları, sayılmayacak kadar çoktur. Örneğin -intikam ve öfke pozisyonunda oldukları hâlde- askerlerinin geri çekilmekte olan düşmanları öldürmelerini istememiştir. Askerlerinin herhangi bir ayıbı ortaya çıkarmalarına ya da birilerinin malını almalarına izin vermemiştir. Kendisini ortadan kaldırmak için fırsat kollayan azılı düşmanlarını mağlup edip ele geçirdiği zaman onları affetmiş, onlara karşı iyi davranmış, arkadaşlarının, bunu yapabilecek güçleri olduğu hâlde, onlara karşı kötü bir uygulamada bulunmalarını istememiştir. [1]
Doğruluğu ve İhlâsı
Bu üstün nitelikler sonsuza doğru uzayıp giden bir zincir hâlinde birbirine bağlıdır. Bunların bazısı diğer bazısının kanıtıdır. Zincirin en parlak halkalarından biri, doğruluk ve ihlâstır. Doğruluğu o düzeydeydi ki, hilâfeti kaybetmesine mal olmuştu. Eğer bazı durumlarda doğruluk yerine başka bir tutum sergilemeye razı olsaydı, düşmanları ona karşı bir şey yapmaz, dostlarından bazıları da ona sırt çevirmezlerdi... Nitekim Muaviye'nin görevinde kalmasını onaylamayı kesin bir dille reddetmiş ve şöyle demişti:
Dinimden ödün vermem, işimde de alçaklığa yer yoktur.
Muaviye'nin hilesi ortaya çıkınca, tam da büyük ve üstün ahlâkının ifadesi olan şu cümleler dilinden dökülmüştü:
Allah'a yemin ederim ki, Muaviye benden daha büyük bir dâhi değildir. Fakat o hainlik ediyor, günah işliyor. Eğer hainlik etmek çirkin bir davranış olmasaydı, insanların en dâhisi olurdum. [2]
Şartlar ne olursa olsun her zaman doğruyu söylemenin gereğini vurgularken şöyle demişti:
İman; sana zarar vermesine rağmen doğruluğu, sana fayda sağlamasına rağmen yalana tercih etmendir. [3]
Cesareti
Cesaret kavramıyla İmam arasındaki ilişki, bir düşünce ile ifade, bir karar ile bu kararın pratik şekli arasındaki ilişki gibiydi. Çünkü onun cesaretinin eksenini, doğasından kaynaklanacak şekilde hakkı savunma ve iyiye iman etme duygusu oluşturuyordu. Savaş meydanında hiç kimsenin karşısına çıkmaya cesaret edemediği meşhurdur... Ölümün üzerine cesaretle gitmesinden dolayı, hiçbir bahadırdan korkmazdı. Daha doğrusu düşmanla vuruşurken ölüm fikri bir kez olsun aklına gelmezdi. Öğüt verip hidayete ermesi için davet etmedikçe, hiçbir kahramana da saldırmazdı. O müthiş gücüne rağmen İmam Ali (a.s), şartlar ne olursa olsun, azgınlıktan uzak dururdu. Bütün tarihçiler, onun, bir şekilde dayatılmadığı sürece, savaştan ısrarla kaçındığı hususunda görüş birliği içindedirler. Hasımlarıyla işleri düzeltmek için de çaba sarf ederdi... Her şeyin barış içinde halledilmesi, kan dökülmemesi ve vuruşma olmadan durumun değişmesi için uğraşırdı.
Azgınlığa tenezzül etmeme, saldırganlıktan uzak durma karakteri, İmam Ali'nin (a.s) ruh yapısının temellerinden, üstün ahlâkının göstergelerinden biriydi. O, her türlü anlaşmaya ihanet etseler de, en ufak bir acıma göstermeden gaddarlık etseler de, anlaşmalara bağlı kalma, zimmeti koruma ve insanlara merhamet gösterme ile ilgili genel prensibe sıkı sıkıya bağlıydı.
Bu büyük feyiz olmasaydı, ruhunda coşan ve varlığının dışına taşan bu vefa ve şefkat duygusu olmasaydı, İmam Ali (a.s), dostluğu düşmanlığa baskın çıkaramazdı.
Ancak İmam Ali'nin (a.s) bazı dostları ona karşı sevgi gözetmediler. Çünkü onunla nefsi arasına girebileceklerini ve onun, ayrıcalık tanıyarak yeryüzünün zenginliklerinden yararlanmada kendilerine serbestlik tanıyacağını ummuyorlardı. İmam Ali (a.s) şöyle der:
Allah'a yemin ederim ki, karıncanın ağzındaki arpanın kabuğunu alarak Allah'a isyan etmem karşılığında bana yedi iklim ve göklerinin altındakiler verilse, yine de yapmam. Sizin dünyanız benim yanımda bir çekirgenin ağzında çiğnediği yapraktan daha değersizdir. [4]
İmam Ali (a.s) bu alanda önce söyleyen, sonra yapan biri değildi. Bilakis onun sözü, amel edilen hareketin özü, algılanan şuurun kendisi niteliğindeydi.
İmam Ali (a.s), insanlarla beraberken onların en cömerdiydi. Halka eziyet etmekten en uzak insandı. Vicdanı böyle bir fedakârlığı yapması hususunda mutmain olduğu zaman, kendini insanlar uğruna feda etmeye en yakın ve hazır bir kimseydi. Zaten onun hayatı, mazlumlar ve müstazaflar uğruna verdiği savaşlar zincirinden ibaret değil midir?
Onun hayatı, ümmete kazandırdığı zaferlerle doludur. Asla, kendisini egemenliğin aracı ve miras kalmış soyluluğun ve ailesel hâkimiyetin aracı olarak görenlere taviz vermemiştir, onlara alet olmamıştır. Hilâfeti kendi çıkarları için kullanmak, onu egemenliklerinin, makam ve mevki sahibi olmanın ve mal biriktirmenin aracı olarak kullanmak isteyen Kureyşlilerin başında kınından çekilmiş keskin bir kılıç değil miydi? Dünyaperestlerin zayıf kardeşlerini, yoksulları ve mazlumları köleleştirme amacına yönelik girişimlerine kolaylık sağlamak istemediği için hilâfet makamını ve dünya hayatını elinin tersiyle itip atmadı mı?
Adaleti
İmam Ali'nin (a.s) insanların en adili olmasında garip bir şey yoktur; asıl garip olanı, İmam Ali'nin (a.s) en adil olmamasıdır. İmam Ali'nin (a.s) adaletiyle ilgili rivayetler, insanlığı ve insanlık ruhunu onurlandıran bir mirastır.
İmam Ali (a.s), halkın arasındaki husumetlere karışmamak, yargı görevini üstlenmeye yanaşmamak gibi bir tavrın içine girmezdi. Bilakis, adalet ruhuyla dopdolu olduğu için, gerektiğinde yargı görevini üstlenerek sorunları çözmeye koşardı. En basit olaylar karşısında dahi adalet ruhu ve bilinciyle hareket ederdi.
İmam Ali'nin (a.s) valilere yaptığı tavsiye ve uyarılar, onlara gönderdiği mektuplar neredeyse bir tek konu etrafında dönmektedir. Adalet... İmam Ali'nin (a.s) ve Ali (a.s) taraftarlarının gönlünde adalet, zulme uğrasalar da, büyük bir zafer kazanmıştır.
Tevazuu
İmam Ali'nin (a.s) ahlâkının en belirgin göstergelerinden biri, sadeliği esas alması ve tekellüften nefret etmesidir. Şöyle buyururdu:
Kardeşlerin en kötüsü, kendisi için meşakkate düşülen kimsedir. [5]
Yine şöyle derdi:
Kim bir mümin kardeşini utandırırsa, ondan ayrılmış olur. [6]
Burada mümin kardeşi tekellüfe düşürmemeyi bile içeren bir gözetleme kastediliyor.
Bir görüşü ifade ederken, birine öğüt verirken, birine yiyecek verirken ya da bir malı vermezken kesinlikle gösteriş yapmazdı. Bu yüzden çeşitli çıkarların peşinden gidenler onu hileyle razı etmeye tevessül ederlerdi. Bazıları onu insanlara karşı kaba, sert davranmak, onlara tepeden bakmakla suçlamışlardır. Samimi duygulara sahip olup bunu en yalın şekliyle sergilemek, kabalık ve ekâbirlik değildir kuşkusuz. Bilakis İmam Ali (a.s) kendini beğenmişliği ve kibri yok ediyordu... Çok kere çocuklarını ve yardımcılarını kibirden ve kendini beğenmişlikten men eder ve onlara şöyle derdi:
Sakın kendini beğenmişlik etme. Bil ki, kendini beğenmişlik, doğruluğun zıddıdır ve akıl için bir felâkettir. [7]
Sevginin aşırı ve gösterişlisinden hoşlanmadığı gibi, nefretin de aşırı ve gösterişli olanından hoşlanmazdı. Şöyle buyuruyordu:
Benimle ilgili olarak iki grup helâk oldu: Beni sevip guluvva düşenler. Sevmeyip dil uzatanlar. [8]
Er meydanına çıktığında hasmı demir bir kütle gibi baştan sona zırha bürünmüşken, o zırhsız, miğfersiz çıkardı. Böyle birinin, hile ve riya zırhına bürünmüş düşmanların karşısına yalın ve berrak nefsiyle çıkması çok mu şaşırtıcı?
Berraklığı
İmam Ali (a.s) kalbinin temizliğiyle belirginleşmişti. Hiçbir mahlûka karşı içinde art niyet taşımazdı. En azılı düşmanlarına ve amansız hasımlarına, kendisine kin ve nefret duyguları besleyen kimselere karşı dahi kin güttüğüne tanık olunmamıştır.
Cömertliği
İmam Ali'nin (a.s) ahlâkının belirgin özelliklerinden biri cömertliğiydi. Sınırsız bir cömertliğe sahipti. Ama bu, temeli ve amacı itibariyle olumsuzluklardan arınmış, sağlıklı bir cömertlikti. İnsanların mallarını ve emeklerini gösteriş için cömertçe harcayan valilerin cömertliği gibi değildi. Ali böyle bir cömertlikle bir kere dahi tanışık olmamıştır.
Onun cömertliği, insanî erdemlerden kabul edilen art niyetsiz, illetsiz bir cömertlikti. Kızının bayram günü beytülmalde bulunan bir gerdanlığı ödünç almak istemesi üzerine onu şiddetle menetmişti.
Beri taraftan bazı Yahudilerin hurmalıklarını sular, bunun karşılığında aldığı ücreti ihtiyaç sahiplerine verir, köleler satın alıp onları azat ederdi.
Muaviye, İmam Ali'nin (a.s) cömertliğine tanıklık edip şöyle demiştir:
Ali'nin biri altın dolu, öbürü de saman dolu iki evi olsaydı, saman tükenmeden altın tükenirdi. [9]
İlmi
İbn-i Ebi'l-Hadid şöyle der: "Bütün erdemlerin kaynağı, bütün grupların dayanağı, her taifenin kendisini ona mensup göstermek için çekiştiği biri hakkında ne söyleyebilirim! O erdemlerin başı ve kaynağıdır. İlim ve faziletin kurucu babasıdır. Bu meydanın birincisidir. Yarışçıların önderidir. Bu alanda ondan sonra her kim ki öne çıkmışsa, sahip olduklarını ondan almıştır. Ona uymuş, onu örnek almıştır."
"İlimlerin en üstünü ve en şereflisi olan tevhit -kelâm ilmi, onun sözlerinden derlenmiş, bu ilim ondan nakledilmiş, kanıtlar ona dayandırılmış ve bir disiplin olarak onunla başlamıştır... Fıkıh ilmininse aslı ve esasıdır. İslâm dünyasında ortaya çıkan her fıkıh bilgini arkasını ona dayamış, onun fıkhından yararlanmıştır... Kur’an tefsiri ilmi ondan öğrenilmiş, ondan alınan bu bilgilere dayalı olarak genişlemiş, yaygınlık kazanmıştır... Tarikat, hakikat ve tasavvufa dair ilim ve hâller de öyle... İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinde bu alanda temayüz etmiş şahsiyetler, marifetlerini nihaî olarak ondan almışlar ve silsile onunla son buluyor... Arapça dilbilgisi (sarf-nahiv) ilmine gelince, herkes bilir ki, bu ilmi ilk kez ortaya çıkaran ve sistemini oluşturan, bu ilmin temel prensiplerini ve genel kurallarını Ebu'l-Esved ed-Duelî'ye öğreten kişi odur..."
Devamla şöyle der: "Fesahat ilminde ise o, düzgün ve edebî söz söyleyenlerin imamı, beliğ konuşanların lideridir. Onun sözleri hakkında: 'Yaratıcının sözlerinden aşağı, ama yaratılanların sözlerinden yukarıdır.' denilmiştir. İnsanlar hitabeti ve yazmayı ondan öğrendiler... Allah'a yemin ederim ki, Kureyş'e fesahat kurallarını koyan ondan başkası değildir. Şerh ettiğimiz şu kitap [Nehcü’l-Belâğa kitabı], fesahatte onunla yarışılmayacağının, belâgatte onunla boy ölçüşülemeyeceğinin kanıtıdır..."
Ardından şunları söyler:
"Dünyadan uzak durmaya gelince, o, zahitlerin lideridir; o, ermişlerin piridir. Ona doğru göçler yapılır. Çullar onun yanında silkilir. Hiçbir zaman bir yiyeceği doyasıya yemedi. İnsanlar arasında ondan daha fazla kuru yiyecekler ve kaba giysiler giyen bir başkası yoktu."
"İbadet hususunda ise, insanların en çok namaz kılanı, en fazla oruç tutanı idi. Gece namazını, namazlardan sonra çekilen virtleri ve nafile ibadet maksadıyla geceleri kalkmayı ondan öğrendi insanlar. Şöyle bir tasavvur edin! Namaz virtlerini yerine getirmesi için, Sıffin Savaşı'nda ok vızıltısının ve yay gıcırtısının bütün sesleri bastırmasından dolayı “Leylet'ul-Herir” [10] diye isimlendirilen gecede bir seccade seriliyor ve o bu seccadenin üzerinde, namazını kılıyor, sonra virtlerini çekiyor. O sırada ayağının dibine oklar düşüyor, sağından solundan vızıldayarak uçuşuyordu. O bütün bunlara aldırmadan ibadetine devam ediyor, ibadî vazifesini tamamlamadan da yerinden kalkmıyor. Bunu tasavvur edebiliyor musunuz?"
"İmam Ali'nin (a.s) dualarını, yakarışlarını incelediğin; bu dua ve yakarışlarda Allah'ı tazim edişleri, ululamaları, Allah'ın heybeti karşısında boyun eğişleri, izzeti karşısında kapıldığı huşûyu ve emre amadeliği düşünüp üzerinde durduğun zaman, nasıl bir ihlâstan fışkırdıklarını bilir, nasıl bir kalpten çıktıklarını ve nasıl bir dille ifade edildiklerini anlardın. Abitlik özelliğiyle belirginleşen Ali b. Hüseyin (a.s) şöyle der: Benim ibadetimin dedemin ibadetinin yanındaki durumu, dedemin ibadetinin Resulullah'ın (s.a.a) ibadetinin yanındaki durumu gibidir..."
"Kur’an okuması ve Kur’an’la meşgul olması, bu alanda herkesçe izlenen bir örneklik oluşturmaktadır. Onun Peygamber efendimiz (s.a.a) zamanında Kur’an’ı ezberlediği ve ondan başka kimsenin o sırada Kur’an’ı ezberlemediği hususunda görüş birliği vardır. Ayrıca Kur’an’ı ilk defa toplayan kişi de odur. Kıraat ilmine ilişkin kitaplara başvurulduğu zaman, kıraat imamlarının tümünün ilimlerinin mercii olarak onu gösterdikleri görülecektir."
"Peygamberliği yalanlamalarına rağmen ehl-i zimmetin sevdiği, dindarlara karşı inatçı bir tutum içinde olmalarına rağmen felsefecilerin saygı gösterdiği, Frenk ve Roma krallarının kiliselerinde, mabetlerinde onu elinde kılıcıyla tasvir ettikleri bir adam hakkında ne söyleyebilirim? Herkesin onunla ilgili daha fazla söz söylemek için can attığı, nesep olarak ona mensup olmayı bir güzellik ve ayrıcalık vesilesi bildiği bir adam hakkında ne söyleyebilirim?"
"Bütün insanlardan önce hidayete koşan... her hayırda en önde olan Muhammed Resulullah (s.a.a) hariç tevhidi herkesten önce kabul eden bir adamla ilgili olarak daha ne söyleyeyim?" [11]
-----------
[1]- el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.7, s.276.
[2]- Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 200.
[3]- Nehcü'l-Belâğa, Kısa Sözler: 458.
[4]- Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 224.
[5]- Nehcü'l-Belâğa, Kısa Sözler: 479.
[6]- Nehcü'l-Belâğa, Kısa Sözler: 480.
[7]- Nehcü'l-Belâğa, Mektup: 31 no: 57.
[8]- Nehcü'l-Belâğa, 117
[9]- Tarih-i Dimaşk, İbn-i Asakir, c.43, s.414, Tercümet-u Ali b. Ebî Talib
[10]- “İki ordu açısından Sıffin Savaşı boyunca en şiddetli muharebelerin yaşandığı gece”. Mürucu'z-Zeheb, c.2, s.389.
[11]- Mukaddimet-u Şerh-i Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, 1/16-30, Tahkik: Muhammed Ebu'l-Fadl İbrahim.
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
