|
Tweet |
"Kazım" lakabıyla tanınan İmam Musa b. Cafer (a.s), altıncı imamın oğludur. Hicretin 128. yılında doğdu ve 183. yılında hapiste zehirlenerek şehit edildi.[1] Hazret, babasının şahadetinden sonra Allah'ın emri ve geçmiş imamların vasiyeti üzerine imamet makamına ulaştı.
Günümüzde olduğu gibi kadim tarihlerden beri de kaypak zihniyetli ve sabit ber kadem karaktere sahip olmayan insanlar hep olagelmiştir. Bunlardan biri de İmam Musa Kâzım’ın (a.s) gardiyanı olan Sindî b. Şahik’tir. Tarihî metinlere bakıyoruz, bu tıyneti bozuk kişi zalim Harun Reşid’in emriyle İmam Musa Kâzım’a (a.s) türlü eziyetlerde bulunuyor. Ardından İmam’ın (a.s) tutum, davranış ve Allah Teâlâ’ya teslimiyetinden etkilenip insafa geliyor ve İmam’a (a.s) büyük hizmetlerde bulunuyor..
Ancak gelin görün ki, Abbasî sarayının ulûfesi ve çil çil altınları onun aklını başından alıyor ve Harun Reşit’in İmâm’a (a.s) yönelik suikast teklifini kabul ediyor. Harun Reşit, İmam’ı (a.s) zehirletmeye karar verdiğinde Sindî b. Şahik’i huzuruna çağırıp kendisiyle gizli bir görüşme yapıp şeytani planını açıklıyor ve karşılığında büyük meblalar teklif ediyor. Sindî işin vehametini düşünerek teklifi kabul etmek istemeyince Harun Reşid vaad ettiği meblayı yükseltiyor. Sonunda Sindî teklifi kabul ediyor.
Harun Reşit özel bir yöntemle hazırlattığı zehirli hurmaları İmam’a (a.s) verilmek üzere Sindî’ye teslim ediyor. Sindî tasarlandığı üzere hurmaları İmam’a (a.s) veriyor. İmâm (a.s) bu zehirli hurmalardan yiyince, kısa süre içerisinde bütün bedeni dayanılmaz acılara gark oluyor. Zehir tesirini gösterdikçe İmâm (a.s) tamamen halsizleşip sekerat dönemine giriyor. Ve böylece Rabbine ruhunu teslim edip mele-i âlaya yükselmiş oluyor.
Sindî melunu ise hemen harekete geçip biriken insanlara İmam’ın (a.s) normal bir şekilde öldüğünü anlatmaya çalışıyor. Kendisine gayet iyi bakıldığını, bir mahkûm gibi değil, bir misafir gibi ağırlandığını anlatıp duruyor. Bütün bu hizmetleri ise Harun Reşit’in emriyle yerine getirdiğini tekrarlıyor. Oysa İmâm (a.s) sekerat halindeyken bir ara kendine gelip yanındakilere hurma ile zehirletildiğini söylüyor. Sonuçta İmâm’ı (a.s) zehirlemeye muvaffak oluyorlar ancak işi örtbas etmeyi beceremiyorlar. [2]
İmâm’ın (a.s) mübarek cenazesinin techiz ve tekfin işlemi esnasında, Müseyyeb b. Zühre ilk defa gördüğü ve İmâm’a (a.s) benzettiği genç bir adama kuşkulu kuşkulu bakınca, genç adam Müseyyeb’e doğru eğilip yavaşça kulağına şu sözleri söylüyor:
“Ey Müseyyeb! İstediğin şeyden kuşkulan; ama bundan böyle senin imâmın olduğumdan, babamdan sonra Allah Teâlâ’nın senin ve tüm İslâm ümmeti için tayin ettiği hüccet olduğumdan kuşkulanma. Ey Müseyyeb! Benim şu an ki durumum doğru sözlü Yusuf peygamberin, onların ise, yanına girip de onu tanımayan, ama onun tarafından tanınan kardeşlerinin durumu gibidir.” [3]
İmam Musa Kâzım’ın (a.s) cenazesinin defnedileceği gün insanlar kitleler halinde Bağdat caddelerini hınca hınç doldurmuştu. Bağdat, Bağdat olalı böylesi bir kalabalığa tanık olmamıştı. Kalabalık insan seli cenazenin ardından et-Teban kapısından geçip Kureyş mezarlığına doğru ilerliyordu. İnsanlar tabutu taşımanın şerefine nâil olmak için âdeta birbiriyle yarışıyordu.. Aziz İmâm (a.s) toprağa verilirken yürekleri hüzün kaplamış, Bağdat’ın üzerine kara bulutlar çöküvermişti. “Kadrini-kıymetini bilemedik” hayıflanmaları içerisinde insanlar birbirlerine taziyelerini sunuyordu..
Tevhidî hakikatlerin muhafazası, savunulması ve insanlara aktarılması adına bir ömür boyu verilen mücadele Abbasi zalimlerinin zindanında noktalanmıştı. İmam Musa Kâzım (a.s) velâyet misyonunu bi hakkın yerine getirmek uğruna türlü eza ve mihnetlere dûçar olurken hiç bir zaman hayıflanmamış ve halinden şikâyetçi olmamıştı. İmâm Musa (a.s) son derece halim ve hilim sahibi bir kişiliğe sahip olduğu için öfke ve hüznünü hep içine atmaktaydı. Ve bu nedenle kendisi “Kâzım” lakabına mazhar olmuştu. (Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) ve tüm Ehl-i Beyt imâmlarının en belirgin özellikleri halim ve hilim sahibi oluşlarıdır. Ancak İmâm Musa Kâzım’da (a.s) bu sıfat daha bir belirginlik arz ettiği için bu isimle vasfedilir olmuştu.)
Günümüzde “halim” sıfatı suskun, dünyadan ve mücadeleden el çekmiş, tasavvufla iştigal eden “derviş” ruhlu insanlara atfedilmektedir. Oysa İmam Musa Kâzım (a.s) 35 yıllık imameti döneminde (ortam ve şartlar müsait olmadığından dolayı) fiilî cihada kalkışmamakla birlikte Abbasî tağutlarına karşı ilim ve irşada yönelik çalışmalarıyla sürekli mücadele halinde olmuş ve bu uğurda defalarca tutuklanıp hapsedilmiş ve şehadet şerbetini Abbasî zalimlerinin zindanında içmişti..
O dem takvim yaprakları Hicrî 183 Recep ayının 25’ini gösteriyordu. Rivayetlere göre İmâm (a.s) şehid edildiğinde 54 veya 55 yaşlarındaydı.
Ey aziz İmam! Doğduğun gün, şehid edildiğin gün ve yeniden diriltileceğin gün sana selam olsun...
----------------
[1] - Usul-u Kâfi, c.1, s.476. İrşad-ı Müfid, s.270. Fusul-ul Mühimme, s.214-223. Delail-ül İmame, s.146-148. Tezkiret-ul Havas, s.348-350. Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, c.4, s.324. Yakubi Tarihi, c.3, s.150.
[2] - Ravdatu’l-Vaizin, 1/260
[2] - Uyunu Ahbari’r-Rıza, 1/100, hadis: 6; Biharu’l-Envar, 48/222, hadis:29
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
