Bugun...



İslamî Yaşam Tarzında Boş Vakitler - 2

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 13-09-2023 11:45

İslamî Yaşam Tarzında Boş Vakitler - 2

Ayet ve Rivayetlerde Boş Zamanların Yeri

Boş zamanların ne şekilde geçirileceği ve nasıl yönetileceği konusunun, insanların maddi olanakları ve yaşam düzeyi ile sıkı bir ilişkisi olduğu göz önüne alındığında bunun göreceli zamansal ve mekânsal kavramlardan olduğunu söylemek mümkündür. Sonuçta ayetler ve rivayetlerin boş zamanların ne şekilde geçirileceğini tüm ayrıntılarıyla açıklamasını beklemek doğru değildir. Zira Kur’an, Hz. Peygamber (s.a.a) ve Masum İmamların (a.s) emirleri, ameli noktada küllî kaidelere dayanan esas ölçüleri ve genel çerçeveyi belirlemektedir. Bu yüzden istisnai bazı yerler hariç genellikle detaylar ve mısdaklara girmezler. Detaylar ve mısdakların birçoğu zaman ve mekânın gereksinimlerinden olup şartlara göre değişkenlik gösterebilmektedir.

İslam dini bizden yükseliş için hiçbir fırsatı zayi etmememizi istiyor. Ne zaman önemli bir işi tamamlarsak hemen ardından başka önemli bir işe koyulmamızı tembihliyor. Bunun da gereği yaşantımız için belli bir programımızın olması ve daima asıl hedefe doğru hareket halinde bulunmamızdır.

Ayette şöyle buyurmaktadır:

“Önemli bir işi bitirince diğerine koyul. Ancak Rabbine yönel ve yalvar.” [1]

Bu ayetle Yüce Allah, Hz. Peygamber’in (s.a.a) şahsında tüm müminlerden yükseliş için hiçbir fırsatı zayi etmemelerini istemiştir. Elbette işlerin birçoğu zamansaldır. Fakat ne zaman ki önemli bir iş sonlandırılırsa Yüce Allah hemen başka önemli bir işe başlanılmasını emretmiştir.

Zamanı En İyi Şekilde Değerlendirmenin Zarureti

Boş zamanların tanımını yaptığımızda da belirttiğimiz gibi boş zamanlar ölü ve faydasız vakitler anlamına gelmez. Dini kültür esasına göre bizler ömrümüzün bir anını bile boş geçirme hakkına sahip değiliz. Biz ömrümüzün her anının hesabını vermek durumundayız. Rivayetlerde hesap gününde cevap vermemiz gereken hususlardan birinin, ömrümüz ve gençliğimizi ne şekilde geçirdiğimiz konusu olduğuna dikkat çekilmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.a), “Onları durdurun; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.” [2] ayetinin tefsirinde şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü hiç kimse kendisine şu dört soru sorulmadan bir adım bile atamayacaktır: Gençliğini nerede harcadığı, ömrünü nerede tükettiği, malını nereden toplayıp nerede harcadığı ve biz Ehlibeyt’in sevgisinden.” [3]

Mevlana da bu hususta şu beyitleri söylemiştir:

Sana verdiğim şu mühlette ne getirdin bana der Hak

Ömrünü hangi işte bitirdin, sermayeni ve gücünü nerde tükettin

Gözünün ışığını nerede soldurdun ve beş duyunu nerede meze ettin

Göz, kulak, zekâ ve arşın cevherlerini harcadın da ferşten/dünyadan ne aldın

Hafız ise, şöyle demiştir:

Gönül kadrini bilmeyip zamanın yapmamışsa bir iş

Yaşanmış zamanın hâsılından utanmak gerekirmiş

İşte bu yüzden masum imamlar ve din önderleri fırsatları değerlendirme noktasında birçok tavsiyede bulunmuş, bizi elimizde bulunan fırsat ve zamanlara karşı dikkatli olmamız hususunda sürekli uyarmışlardır. Zira zamanı biriktirmek de geri getirmek de imkânsızdır. Müminin bütün zamanları için programlı olması, dindar ve iman sahibi olmasının özelliklerinden biridir. Müminin boşluk ve tembelliğe zamanı yoktur.

Hz. Peygamber (s.a.a) Ebuzer’e olan tavsiyelerinde şöyle buyurmuştur: “Ey Ebuzer! Ömür hazinene dirhem ve dinarından daha hırslı ol!” [4]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Fırsatlar bulutlar gibi geçip gider; o halde fırsatlar ele geçtiğinde onları süratle hayır kapılarında kullanın. Yoksa pişmanlığa dönüşür.” [5]

“Fırsatı zayi etmek üzüntü getirir.” [6]

“Fırsat geldiğinde onu sağlamca tut; zira elden çıktığında onu bir daha bulamazsın.” [7]

İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Fırsatların elden çıkışı hızlı, geri gelmesi yavaş olur.” [8]

“Sizden bir genci iki durumdan birinin dışında görmek istemem: Ya âlim/bilgin veya müteallim/öğrenen olarak. Muhammed’i (s.a.a) hak üzere peygamber olarak gönderene yemin olsun ki eğer bu iki halden biri üzere olmazsa, fire vermiştir; eğer fire vermişse ömrünü zayi etmiştir. Ömrünü zayi eden günahkârdır ve günahkâr olan da cehennemdedir.” [9]

İmam Zeynelabidin (a.s) Sahife-i Seccadiye’de bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Şayet bizim için işten artakalan boş bir zaman mukadder ettiysen, onu selamet boş zamanı kıl, ondan bir günah veya bir yorgunlukla ayrılmayalım. Böylece, kötülükleri yazan melekler, kötülüklerimizin anılmadığı tertemiz bir sayfayla ve iyilikleri yazan melekler de, yazdıkları iyiliklerimizle bizden hoşnut olarak geri dönsünler.” [10]

İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah çok uyuyan ve boş olan kula buğz eder.” [11]

Boş Zamanları Nasıl Değerlendirmeli

Tüm bireyler boş zamanları değerlendirme şekli açısından eşit değildir. Maalesef bazı bireylerin bu hususa hiçbir programı yoktur. Bu yüzden onların yaşamlarının en kötü anları, boş zamanlarıdır. Bu tür kişiler için boş zamanlar, hiçbir şey yapılmayan zamanlardır. Boş zamanlara bu şekilde yaklaşımın sonucu caddelerde volta atmak, sokak ve yol başında durmak veya etrafındakiler için sorun çıkarmaktır. Bazıları televizyon izleyerek veya radyo dinleyerek ve benzer tarzdaki işlerle boş zamanlarını geçirirler. Bu tür kişiler de çoğunlukla programsızdırlar. Elbette programlı bir şekilde zamanımızın bir bölümünü televizyon izlemek gibi aktivitelere ayırırsak, bunda bir sakınca yoktur. Sakıncalı olan bu tür programlara edilgin bir şekilde yaklaşmaktır. Programsızlık ve bıkkınlık yüzünden televizyon, radyo ve uydu kanallarını karıştırarak kendimizi meşgul etmemeliyiz.

Böyle bir durum insanı ahlaki ve sosyal açıdan birçok bozukluklara itebilir. İslam’ın bizden istediği şey, boş zamanlara etkin bir şekilde yaklaşmamız; doğru bir yönetim ve kapsamlı bir programlamayla boş zamanlarımızdan en iyi şekilde yararlanmamızdır. Çalışma saatlerimizde ihtiyaç duyacağımız fiziki ve ruhsal azığımızı boş zamanlarımızdan almalıyız.

Eğlenme

Eğlenme, boş zamanlarda yapılacak en önemli ve zaruri işlerden biridir. Her insanın istirahat ve eğlenmekle geçireceği zamanlara ihtiyacı vardır. Elbette toplumdaki çeşitli yaş ve sınıflardan olan bireylerin eğlenme şekilleri birbirinden farklıdır. Fakat hiçbir insan bundan müstağni değildir.

Eğlenme, yeni bir güç kazanmak ve yaşantıdaki monotonluğu gidermek için gerekli bir iş olup fiziki ve ruhsal sağlığın en önemli temellerinden biridir. Hz. Yusuf’un (a.s) kıssasında kardeşlerinin, onunla ilgili izni babalarından alabilmek için şöyle dediklerini görüyoruz:

“Babalarına şöyle dediler: Ey babamız! Yusuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Hâlbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz. Yarın onu bizimle gönder de gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz.” [12]

Bazı müfessirler bu ayetten ergenlik çağındaki çocuklar ve gençler için oyun oynamanın mubah olduğu istifadesinde bulunmuşlardır. Hatta bu ayete göz yumsak dahi İslam dininin çeşitli oyunları tavsiye ettiği konusunda hiç kuşku yoktur. Örneğin güreş, okçuluk, binicilik, yüzme ve kılıç kullanma tekniği gibi alanlar, İslam dininin tavsiye ettiği aktivitelerdir. Bu tür spor ve aktivitelerin insanı fiziki ve ruhsal olarak güçlendirdiği, bedenen ve ruhen rahatlattığı konusu hiç kimseye gizli değildir. Şimdi bu spor ve eğlencelere işaret eden bazı rivayetlere bakalım:

Hz. Peygamberden (s.a.a) nakledilen bir rivayete göre o hazret şöyle buyurmuştur: “Evladın baba üzerindeki hakkı, ona yazmayı, yüzmeyi ve atıcılığı/okçuluğu öğretmesidir.” [13]

Hz. Peygamber (s.a.a) bir başka hadisinde yüzmeyi mümin için en güzel eğlence olarak nitelemiş ve şöyle buyurmuştur: “Yüzmek, müminin en güzel eğlencesidir.” [14]

Hazret bir diğer hadisinde şöyle buyurmuştur: “Müminin şu üç tanesi dışında tüm eğlenceleri batıldır: At terbiyeciliği, yayından ok atışı ve eşi ile vakit geçirmesi; bu eğlenceler haktır.” [15]

Ahmed Hüseyin ŞERİFÎ

 

---------

[1]- İnşirah, 7-8.

[2]- Saffat, 24.

[3]- Şeyh Saduk, İlelu’ş-Şerayi, c.1, s.218; Şeyh Saduk, El-Hisal, c.1, s.253.

[4]- Mekarimu’l Ahlak, s.460.

[5]- Tasnif-i Gurerul Hikem ve Dürerül Kelim, s. 473, no. 10811; Nehcü’l Belağa, Kısa Sözler, no. 21.

[6]- Nehcü’l Belağa, Kısa Sözler, no. 118.

[7]- Uyunu’l-Hikem ve’l-Mevaiz, s. 350, no. 5948.

[8]- Hüseyin b. Muhammed b. Hasan b. Nasr Helvani, Nüzhetu’n-Nazır ve Tenbihu’l Hatır, s.72.

[9]- Biharu’l Envar, c.1, s.170.

[10]- Sahife-i Seccadiye, s.62. Dua: 11.

[11]- Vesailu’ş-Şia, c.17, s.58.

[12]- Yusuf, 11-12.

[13]- Ebul Kasım Payende, Nehcü’l Fesahe (Hz. Peygamber’in (s.a.a) kısa sözlerinden oluşan bir mecmuadır), s.447, Hadis: 1394.

[14]- Mizanu’l-Hikme, h: 18069.

[15]- el-Kâfi, c.5, s.50.




Bu haber 1724 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAŞAM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI