|
Tweet |
…
İbn-i Ziyad'ın Kûfe Halkı Üzerindeki Baskısı
Musallat ve atılgan bir diktatör karşısında muhalefet edip direnen bir millete pek nadir rastlanabilir.
Zorbalık etmeyen ve halkın işine karışmayan Nü'man b. Beşir'in hükümeti döneminde Irak halkı kendi inanç ve görüşlerini örneğin Hz. Peygamber'in (s.a.a) hanedanına karşı duydukları inanç ve eğilimi özgürce ortaya koyabiliyorlardı. Bu ilke esasınca Müslim Kûfe'ye geldiğinde halk şiddetle onu desteklediler ama İbn-i Ziyad'ın Kûfe'ye gelişi ve Nü'man'ın yerine geçişi tamamen durumu değiştirdi.
İbn-i Ziyad'ın sert tavrı Kûfe halkının hemen hemen hepsini paniğe kapılmasına sebep oldu. Çabuk incinen, kararlarında aceleci olan kimseler hem İbn-i Ziyad tarafından tehdit edileceklerini görüyor ve hem de İbn-i Ziyad'ın Şam ordusunun pek yakın bir zamanda geleceğine dair çıkardığı şayiaların tesirinde kalıp tamamen kendilerini kaybediyorlardı.
Eşraf, Ben-i Ümeyye hakimiyetinin rayına oturduğuna emin olup İbn-i Ziyad'a eklenince bu taviz ve geri dönüş daha da yoğunlaştı. Dolayısıyla halk kitlesi de kabile reisleriyle muhalefet etmenin pek de yararlı olmadığına inanıyorlardı. Müslim, İbn-i Ziyad'ın evine saldırınca eşraf, halkı tehdit etmek ve hırslandırmakla hem Müslim'in etrafındakileri en aşağı bir seviyeye indirdiler hem de halkın üzerindeki etkili geçerliliklerini gösterdiler. [1]
İbn-i Ziyad'ın istibdadı karşısında kabile reislerinden biri dahi muhalefet etseydi, kendi kabilesinin fertleri ondan himaye etmeye cüret edemiyorlardı. O günün Arap toplumunda en çok kudret ve ehemmiyete sahip olan kabilelik himaye durumu dahi böyle olunca İmam Hüseyin'den (a.s) mezhebî himayede nasıl bulunabilirlerdi? Ben-î Murad kabilesinin reisi olan Hâni b. Ürve tarihçilerin yazdığına göre bir savaş için hazırlandığı zaman dört bin atlı ve sekiz bin yaya asker etrafını alıyor, ona eşlik ediyorlardı; Ben-î Murad'ın antlaşma yaptığı Kinde kabilesini de bunlara eklersek Hâni'nin taraftarlarının sayısı otuz bine varıyordu, buna rağmen İbn-i Ziyad'ın emriyle onu tutuklayıp Kûfe pazarında yerde sürükledikleri zaman her ne kadar bağırıp kendi kabilesinden yardım istediyse de kimse yardım etmedi [2] ve bundan sonra da onu şehit ettiklerinde kimse muhalefete kalkışamadı.
İmam Hüseyin (a.s) Kerbela'da durmaya, beklemeye mecbur edildiğinde, İbn-i Ziyad Kûfelilerin, İmam'ı (a.s) öldürmeye katılmalarına teşvik ve tehdit etme hususundaki konuşmasında onlara hitap edip şöyle dedi:
"Bugünden itibaren orduya katılmamazlık eden biri emniyette olmayacağını bilmelidir." [3]
Böylece karşı gelenleri ölümle tehdit ediyordu. İbn-i Ziyad, bu hususta hilaf edenleri arayıp bulmak için Ka'ka' b. Süveyd'e emir verdi, o da babasının mirasını almak için Kûfe'ye gelen Hamdan kabilesinden birini tutup isyancı adıyla İbn-i Ziyad'ın yanına getirdi ve onun emriyle başı kesildi. Bundan sonra da bazı tarihçilerin yazdığına göre: "Baliğ olan herkes Kûfe'den çıkıp Nuhayle'deki karargâha doğru ilerledi." [4]
Kılıçlar, Hüseyin'i (a.s) öldürmek için işe başladı; oysa ki eğer halkın kendi elinde olsaydı kesinlikle böyle bir işe el atmazlardı. Şimdi Farazdak'ın Kûfeliler hakkında İmam Hüseyin'e (a.s) demiş olduğu sözü daha iyi algılayabiliriz: "Halkın kalbi seninledir, kılıçları ise sana karşıdır." [5]
Başka bir rivayete göre: "Halkın yanında insanların en iyisi sensin ve mukadderat gökyüzünde belirlenir. Kûfe'de görüldüğüne göre Kûfelilerin kılıçları sana karşı kullanılacak." [6]
O şartlar altında halk Kerbela'ya gitmemezlik edemezlerdi; çünkü Kerbela'ya gitmek öldürülmekle eşit idi. Şiiler veya Kerbela'ya gitmek istemeyen herkes iki yoldan birini seçmeliydi ya İmam Hüseyin'e (a.s) katılmalıydılar veya sahneden kaçmalıydılar. Tabii ki bu halkın dinî teklif ve görev açısından mazur olduğu anlamına gelmez.
Halkın Kaçıp İmam'ın Ordusuna Katılmaları
Çok eski bazı belgelerden, Kûfe halkının tehdit ve zorla İmam Hüseyin'e (a.s) karşı savaşmaya gönderildikleri ve bu nedenle onların çoğunun yolun yarısında ordudan kaçıp Kerbela'da hazır olmadıkları anlaşılıyor.
İbn-i Ziyad'ın Kerbela'daki ordusu hakkında gösterilen sayılar genelde ordunun Nuhayle'de toplandığı zamanda hazırlanan sayılardır ve sonraları da anlaşılacağı üzere Kûfe'den gönderilen ordudan sadece on bin kişi civarında, hatta daha az sayılı bir ordu Kerbela'da hazır oldu ve bu sayı, bazı tarihçilerin sadece Kûfe mescidinde kırk bin kişi toplanıyordu [7] rivayetlerine göre Kûfe'nin nüfus ve cemiyetlerine oranla çok az bir sayı idi.
Bu yukarıda söylenen sözlerin tümünden, halkın çoğunun ya Kûfe'de saklandığı veya yolun yarısında ordudan kaçtığı anlaşılıyor.
Belazeri bu hususta şöyle yazmış: "Genelde bir komutan bin askerle birlikte yola koyuluyordu ama sadece üç yüz veya dört yüz veya hatta bundan daha da az sayıda olan bir ordu ile Kerbela'ya varıyordu; çünkü halk Hz. Resulullah'ın (s.a.a) evladıyla savaşmaktan şiddetle çekiniyorlardı." [8]
Dinveri ise, şöyle yazıyor: İbn-i Ziyad bir komutanı çok sayıda asker ile Kerbela'ya gönderdiğinde, onların çok az bir kısmı Kerbela'ya varıyorlardı; çünkü onlar Hüseyin'le (a.s) savaşmaktan hiç hoşlanmadıklarından dolayı ordudan ayrılıp yollarını değiştiriyorlardı. [9]
Kûfe halkının bir grubu da İmam'a (a.s) katılmaya çalışıyorlardı. İmam (a.s) Kerbela'ya varınca, şehit olacağı güne henüz sekiz gün kalmış idi ve halkın çoğu bu meseleyi ciddiye almıyorlardı. Hatta Hürr b. Yezid bir ordunun komutanı olmasına rağmen, sadece Aşûra gününün sabah vakti durumun feci oluşunu anlayıp kendini İmam'a (a.s) iletti. Bu nedenle Şia'nın ekseriyeti İmam'ı (a.s) desteklemek, himaye etmek isteselerdi bile, acele etmediler. Sadece bir takım has kimseler çabucak kendilerini İmam'a (a.s) iletmek düşüncesindeydiler. Bu şahıslardan, önce Nafi' b. Hilal Muradi, Ömer b. Hâlid Sevdavi, Ömer b. Hâlid'in azat ettiği kölelerden olan Sa'd ve Mezhic kabilesinden olan Mecme' b. Abdullah el-Âizi, O Hazretin ordusuna katıldılar. [10] Müslim b. Avsece ve Habib b. Mezahir de Aşura gününe yakın bir zamanda kendilerini İmam'a (a.s) iletebildiler. İbn-i Sa'd'ın yazdığına göre, Aşûra gününün sabah vakti yirmi kişi O Hazrete eklendiler. [11] İbn-i Kutaybe ise, bunların otuz kişi olduklarını yazmıştır. [12]
En eski tarih rivayetçilerinden olan İbn-i Sa'd şöyle yazıyor: "Halk bir bir veya iki iki ve üç üç Hüseyin'e doğru gidiyorlardı."
Bu kaçışları gören İbn-i Ziyad, bir çare aramaya koyuldu. Amr b. Hüreys'i, halkı Nuhayle'de yani Kûfe ile Kerbela yolunu birbirine bağlayan köprüyü göz altına alması ve kendilerini Hz. Hüseyin'in (a.s) ordusuna iletmek isteyen yolcuları engellemesi için görevlendirdi. [13] Aynı şekil "Kadisiye" ile "Kutkutane" arasındaki mıntıkayı göz altına alması, denetlemesi ve kesinlikle Mekke'ye gittikleri bilinen kimseler dışında Hicaz yolundan kendilerini Hz. Hüseyin'e (a.s) iletmek isteyenleri durdurması, hareket izni vermemesi için Hasin b. Nümeyr'i görevlendirdi. [14]
Ayrıyeten Basra'daki valisine bir mektup yazarak, bütün yolları kontrol etmeleri ve bu yollardan Hz. Hüseyin'e (a.s) doğru hareket edenleri tutuklamaları için her yere gözcüler bırakmasını istedi [15] ve de Şam yolunun Basra yoluna kadar uzanan bölümü arasındaki yollarını sıkıca denetlemesine dair emir verdi.
"Girip çıkan herkes kontrol edilmeli, denetlenmeli." [16]
Yolların denetlenmesi, sıkıca ve dikkatle gerçekleştirildi. Öyle ki Kerbela'nın yakınlıklarında yaşayan ve Habib b. Mezahir'in teşvikiyle İmam Hüseyin'e (a.s) katılmak isteyen Ben-i Eset kabilesinden yetmiş bin kişi İbn-i Ziyad'ın gözcüleri tarafından geri püskürtüldüler. [17] Bu sıkı kontrol ve denetleme Kûfelilerin İmam Hüseyin'i (a.s) himaye etmemeleri hususunda çok etkili bir sebep idi. Bu önemli etkenin yanında diğer bazı sebepler de vardı:
Muhtar b. Ebi Übeyde de dahil olmak üzere Kûfe'nin bir grup etkili, sözü geçen şahsiyetleri İbn-i Ziyad'ın emriyle tutuklanmıştı.
Tehdit, öyle güç ve baskıyla gerçekleştiriliyordu ki hatta taraf gözetmeyenler bile öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya olduklarına göre İmam Hüseyin'e (a.s) katılmak isteyen kimseler daha da kötü bir durumdaydılar.
Halkı hırslandırmak, tamahlandırmak da başka bir önemli etken idi. Öyle ki bir gün İbn-i Ziyad, Kûfe halkına hitaben şöyle dedi: "Yezid sizin aranızda bölmem ve daha sonra sizi Kerbela'daki düşmanıyla savaşa göndermem için dört bin dinar ve iki yüz bin dirhem bana göndermiştir." [18]
Halkın Malî Bahşişlere Bağlılığı
İmam (a.s) Kûfe halkının kesinlikle kendini öldürmek istediklerini görünce, konuşma yaparak onlardan şöyle sordu:
"Ey Kûfeliler! Dinleyin, bizim sizinle ne işimiz var? Bu tuttuğunuz tavır nedir? Niçin bizi öldürmek istiyorsunuz?" Cevap verdiler ki: "Bize bahşiş etmemelerinden korkuyoruz." İmam buyurdu: "Allah'ın size vereceği bahşiş daha iyidir." [19] Ama kimse o Hazretin sözlerine teveccüh etmedi.
Bu şahitlerin tümünden şu anlaşılıyor ki halkın eşraf ve onların yanlılarını içeren bir kısmı, her çeşit kötüleme ve azarlamaya layık olan birtakım cinayetkârlardan ibaret idiler ki tarihte kötülükleriyle anılmıştır. Ama bu arada Kûfe'nin o günkü ortamına hâkim olan onca diktatörlük ve istibdatlara rağmen, İmam'a (a.s) eklenmek istenen ama bunu beceremeyen birçok kimseler de vardı. Belazeri'nin kendisi de buna itiraz ediyor: Sa'd b. Übeyde şöyle diyor: Kûfeli olan çok sayılı büyüklerimiz o gün bir tepeye çıkıp dua ediyor ve şöyle diyorlardı: "Allah'ım! Nusret ve yardımını Hüseyin'e (a.s) indir ve onu zafere ulaştır." Kim onlara dedi: "Ey Allah'ın düşmanları! Ona yardım etmek için niye aşağı inmiyorsunuz? [20]
Irak'a Sefer Etmenin Değerlendirilişi
Kerbela vakıasının, gaybî boyutunu değil de burada İmam Hüseyin'in (a.s) Irak'a hareket edişinin siyasi boyutunu kısa bir şekilde değerlendirmeye çalışacağız.
İmam Hüseyin'in (a.s) Irak'a gitmekten başka bir yolu yok muydu?
Âl-i Ümeyye'ye karşı Irak'ta bir muhalefet merkezinin kurulabileceği ve Yezid'i devirecek bir kıyamın düzenlenebileceği bekleniyor muydu?
Tarih kitaplarında peş peşe ve birçok şahsiyetler tarafından dile getirilen birtakım itirazlarla karşılaşıyoruz. Bu eleştirilerin tümünde İmam'ın (a.s) Irak'a gitmesinin asla maslahatı olmadığına dikkat çekilmiştir. İmam (a.s) biat etmekte muhalefet edip Mekke'ye yöneldiğinde, İmam'ın (a.s) Irak'a gitme ihtimali gündemde idi. Bazı rivayetlere göre Abdullah b. Müri' Medine ile Mekke yolu arasında İmam'ın (a.s) Kûfe'ye gitmekten sakınmasını istedi. [21]
İmam (a.s) Mekke'ye girdiğinde itiraz edenlerin sayısı göz alıcı bir şekilde çoğalıyordu. Burada İmam Hüseyin'in (a.s) Kûfe'ye gitmesine karşı çıkan kimselerin bazılarına değiniyoruz:
Abdullah b. Abbas, İmam'ın (a.s) Irak'a gitmekten vazgeçip Yemen dağlarına doğru gitmesini önerdi. Çünkü orası bir taraftan dağlık bir bölge olduğundan savaş ve kaçış için çok münasip idi. Başka bir taraftan da babasının Şiaları o bölgede daha çok idiler. Bu nedenle İmam'ın (a.s) emniyetini tazmin edebilecek tek yer orasıydı. [22]
Muhammed b. Hanefiye de İbn-i A'sem'in rivayetlerine göre İbn-i Abbas'ın önerisini İbn-i Abbas'a sundu. [23]
Amr b. Abdurrahman b. Hişam şöyle diyordu: "Halk dirhem ve dinara kul olmuşlar. Bu ikisi de bugün hakimlerin elinde bulunmaktadır; sakın Irak'a gitmeyesin." [24]
Abdullah b. Ömer, has bir korku ve dehşetle ümmet arasında kan döküleceği hususunu durmadan tekit ediyordu. [25]
Abdullah b. Cafer, İmam'ın (a.s) Irak'ta öldürüleceğine değinerek şöyle diyordu: "Senin öldürülmen ile yeryüzünün nurunun söneceğinden korkuyorum; çünkü sen hidayetin ruhu ve müminlerin emirisin. Irak'a gitmek için acele etme; ben senin için Yezit'ten aman (dokunulmazlık hakkı) alırım." [26]
Ebu Saîd Hudri ihtimalen şöyle demişti: "İmamına karşı isyan etme." [27]
Musavver b. Muharreme, İmam'a (a.s) şöyle yazmıştı: "Irak halkının oyununa gelme." [28]
Ebu Vâkıd Laysi de İmam'a (a.s) aynı Musavver b. Muharreme gibi demişti. [29]
Farazdak, Mekke ile Kûfe yolu arasında İmam'a (a.s) şöyle demişti: "Halkın kalbi seninledir; kılıçları ise, sana karşıdır." [30]
Tarih kitaplarında bu gibi itirazlar, acımalar ve benzerleri çok bir şekilde görülüyor ve belki de çoğu kasıtlı, garazlı rivayetçiler böyle uzun bir listeyi İmam'ı (a.s) suçlamak amacıyla yazıp-yakıştırmışlar.
…
Resul CAFERİYAN
----------
[1]- Taberi, c. 4, s. 227.
[2]- Mas'ûdi, Murucu’z-Zeheb, c. 3, s. 59.
[3]- Belazeri, Ensabu’l Eşraf, c. 2, s. 178; Dinveri, Ahbaru’t-Tuvval, s. 254-255.
[4]- Ahbaru’t-Tuvval, s. 179.
[5]- Taberi, c. 4, s. 290; İbn-i A'sem, c. 5, s. 124-140; Dinveri, Ahbaru’t-Tuvval, s. 245; Belazeri, Ensabu’l Eşraf, c. 2, s. 165.
[6]- İbn-i Sa'd, "Turasuna" dergisi, sayı: 10, s. 1710. "İmam Hüseyin'in (a.s) Hayatı"; Tarih-i Dimeşk, s. 206.
[7]- Tarih Kanalında Teşeyyü, s. 160, İngilizce metni.
[8]- Belazeri, Ensabu’l Eşraf, c. 2, s. 179.
[9]- Dinveri, Ahbaru’t-Tuvval, s. 254.
[10]- Ensabu’l Eşraf, c. 2, s. 72.
[11]- İbn-i Sa'd, "Turasuna" dergisi, sayı: 10, s. 178.
[12]- İbn-i Kutaybe, el-İmamet ves-Siyaset, c. 2, s. 7.
[13]- İbn-i Sa'd, Turasuna, sayı: 10, s. 178-179.
[14]- İbn-i Sa'd, Turasuna, sayı: 10, s. 178-179.
[15]- Taberi, c. 4, s. 263.
[16]- Ensabu’l Eşraf, c. 2, s: 173-179; Taberi, c. 4, s. 259.
[17]- Belazeri, Ensabu’l Eşraf, c. 2, s. 180; İbn-i A'sem, c. 5, s. 159-160.
[18]- İbn-i A'sem, c. 5, s. 157.
[19]- İbn-i Sa'd, Turasuna, sayı: 10, s. 178.
[20]- Ensabu’l Eşraf, c. 2, s. 226.
[21]- İbn-i A'sem, c. 5, s. 36-37; Dinveri, Ahbaru’t-Tuvval, s. 228-246.
[22]- Ahbaru’t-Tuvval, s. 224; İbn-i A'sem, c. 5, s. 113; Taberi, c. 4, s. 287; Ensabu’l Eşraf, c. 2, s. 161.
[23]- İbn-i A'sem, c. 5, s. 32.
[24]- Ensabu’l Eşraf, c. 2, s. 161; İbn-i A'sem, c. 5, s. 110-111; Taberi, c. 4, s. 287.
[25]- Ensabu’l Eşraf, c. 2, s. 163; İbn-i A'sem, c. 5, s. 39; İbn-i Sa'd, "Turasuna" sayı: 10, s. 166.
[26]- İbn-i A'sem, c. 5, s. 116; Taberi, c. 4, s. 291.
[27]- İbn-i A'sem, c. 5, s. 116; Taberi, c. 4, s. 291.
[28]- İbn-i A'sem, c. 5, s. 116; Taberi, c. 4, s. 167.
[29]- İbn-i A'sem, c. 5, s. 116; Taberi, c. 4, s. 166.
[30]- Ensabu’l Eşraf, c. 2, s. 165.
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
