Bugun...



Hz. Fatıma'nın (s.a) Kişiliğinden Görünümler - 2

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 12-12-2023 15:39

Hz. Fatıma'nın (s.a) Kişiliğinden Görünümler - 2

3- Cömertliği ve Başkalarını Kendine Tercih Etmesi

Cömertliği ve eli açıklığı bakımından tam da babasının yolunda gidiyordu. Kuşkusuz o, babasının (s.a.a) şöyle dediğini duymuştu: “Cömert insan Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır. Buna karşılık cehennemden uzaktır. Allah cömerttir ve cömertleri sever.”

 

Başkalarını kendine tercih etme, Hz. Mustafa'nın (s.a.a) bir şiarıydı. Hatta eşlerinden biri şöyle demiştir: Hz. Resulullah (s.a.a) dünyadan ayrılıncaya kadar, hiçbir zaman üç gün üst üste doymadı.

Hz. Resul (s.a.a) şöyle derdi: “Eğer istesek doyarız, fakat başkasını kendimize tercih ediyoruz.” [1]

 

Hz. Zehra (a.s), başkasını kendisine tercih edenlerin en hayırlısıydı; bu konuda hiç kimse onun düzeyine erişemezdi. Babasının kusursuz bir izleyicisiydi. Zifaf gecesi gelinlik gömleğini bir yoksula verdiği bilinmektedir. "İnsan Suresi" çerçevesinde onun başkasını kendisine tercih etmesinin ve güzel cömertliğinin örneği olarak sunduğumuz olaylar bu konuda yeterli kanıttır.

 

Cabir b. Abdullah Ensari’nin (r.a) şöyle dediği rivayet edilir: Bir gün Hz. Resulullah (s.a.a) bize ikindi namazını kıldırdı. Namazı tamamladıktan sonra, kıbleye bakan tarafta oturdu ve insanlar da etrafında bir halka oluşturdular. Onlar bu şekildeyken Arap göçebelerinden yaşlı bir adam çıkageldi. Üzerinde eskimiş bir elbise vardı. Elbise dökülüyor gibiydi. Adam yaşlılıktan ve zayıflıktan kendini kontrol edemez hâle gelmişti. Hz. Resulullah (s.a.a) adama dönerek onu konuşturmaya çalıştı. Adam şöyle dedi: "Ey Allah'ın Peygamberi! Ben aç biriyim, beni doyur. Çıplağım, beni giydir. Yoksulum, bana yardım et."

Bunun üzerine Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Sana verecek bir şeyim yok. Fakat hayrı gösteren kimse hayrı işleyen gibidir. Allah'ı ve Resulü’nü seven, Allah ve Resulü tarafından da sevilen, Allah'ı kendine tercih eden birinin evine git. Fatıma'nın evine git.”

Hz. Fatıma'nın (s.a) evi Hz. Peygamber'in (s.a.a), eşlerinden ayrı olarak zaman zaman tek başına kaldığı evine bitişikti. Daha sonra Hz. Resulullah (s.a.a): "Ey Bilal! Kalk ve bu adama Fatıma'nın evini göster" buyurdu.

Bedevî adam Bilal ile beraber yürüdü. Hz. Fatıma'nın (s.a) kapısına gelince, yüksek sesle bağırdı: "Es-selâmu aleykum, ey nübüvvet Ehl-i Beyt'i! Ey meleklerin inip çıktıkları hanenin ehli! Ey Ruhu'l-Emin Cebrail'in âlemlerin Rabbinin katından vahiy indirdiği mekân!" Hz. Fatıma (s.a) şu karşılığı verdi: "Aleyke's-selâm, kimsin sen?" O, "Yaşlı bir Arab'ım ben. İçinde bulunduğum zorluktan dolayı insanlığın efendisi babana geldim. Ey Muhammed'in (s.a.a) kızı! Benim üzerimde giyeceğim bir elbise, karnımı doyuracağım bir yiyeceğim yok. Bana yardım et, Allah sana rahmet etsin" dedi.

Hz. Fatıma (s.a), Hz. Ali (a.s) ve Hz. Resulullah (s.a.a) üç gündür bir şey yememişlerdi. Hz. Resulullah (s.a.a), Hz. Fatıma (s.a) ve Hz. Ali'nin (a.s) de bu durumda olduklarını biliyordu. Hz. Fatıma (s.a), selem ağacı yaprağıyla debbağlanmış koç postunu aldı. Postun üzerinde Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) uyuyorlardı. Postu adama uzatarak şöyle buyurdu: "Ey yolcu! Al şunu. Belki Allah bundan daha iyisini sana verir." Bedevî "Ey Muhammed'in kızı! Ben sana aç olduğumu söyledim. Ama sen bana bir koç derisi verdin. Karnım açken ne yapayım bu postu?!" dedi. Bunu duyunca Hz. Fatıma (s.a) boynundaki gerdanlığa elini attı. Bu gerdanlığı kendisine amcası Hamza b. Abdulmuttalib'in kızı Fatıma hediye etmişti. Gerdanlığı boynundan çıkardı ve bedevîye verdi ve şöyle buyurdu: “Bunu götür, sat. Bakarsın, Allah bunun yerine daha hayırlısını sana verir.”

Bedevî gerdanlığı alarak Hz. Resulullah'ın (s.a.a) mescidine gitti. Hz. Resulullah (s.a.a) ashabının arasında oturuyordu. Bedevî "Ya Resulallah! Fatıma bana şu gerdanlığı verdi ve 'Onu sat' dedi." Bunun üzerine Hz. Resulullah (s.a.a) ağladı ve şöyle buyurdu: “Allah bundan daha hayırlısını sana vermez olur mu hiç? Onu sana, Adem'in kızlarının efendisi Fatıma bint-i Muhammed vermiştir?!”

Ammar b. Yasir yerinden kalktı ve "Ya Resulallah! Bu gerdanlığı almama izin veriyor musun?" dedi.

Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Onu satın al, ey Ammar! Eğer bütün insanlar ve cinler buna ortak olsalar, Allah onlara azap etmeyecektir."

Ammar "Gerdanlığı kaça satıyorsun, ey bedevî!?" dedi. Bedevî "Karnımı doyuracak et ve ekmek, üzerimi örteceğim ve Rabbime namaz kılacağım bir yemen hırkası ve beni aileme ulaştıracak dinar karşılığında satıyorum…" dedi.

Ammar, Hayber Savaşı'ndan sonra Hz. Resulullah'ın (s.a.a) kendisine verdiği bütün ganimeti satmıştı. Yanında bir şey yoktu ve "Sana yirmi dinar ve iki yüz dirhem veriyorum. Bunun yanında bir yemen malı hırka, seni ailene yetiştirecek bineğimi ve karnını doyuracak buğday ekmeği ve et veriyorum" dedi.

Bedevî "Ne kadar cömertsin, ey adam!" dedi. Ammar bedevîyi alıp gitti, söylediklerinin tümünü verdi. Sonra bedevî Hz. Resulullah'ın (s.a.a) yanına geri döndü. Hz. Resulullah (s.a.a) ona "Karnını doyurdun mu? Üzerine elbise giydin mi?" buyurdu. Bedevî "Evet, artık hiçbir şeye ihtiyacım yoktur; anam babam sana feda olsun" karşılığını verdi.

Hz. Resulullah (s.a.a) "O hâlde sana bu iyiliği yapan Fatıma için dua et" buyurdu. Bedevî "Allah'ım! İlâh sensin. Biz seni var etmedik. Senden başka kulluk edeceğimiz bir tanrımız yoktur. Sen bizi her yönden rızıklandıran rabbimizsin. Allah'ım! Gözlerin görmediği ve kulakların duymadığı şeyler ver Fatıma'ya" dedi.

Hz. Resulullah (s.a.a) bedevînin bu duasına âmin dedi. Sonra ashabına dönerek şöyle buyurdu: “Kuşkusuz Allah dünyada Fatıma'ya bunları verdi. Ben onun babasıyım ve dünyada benim gibi birisi yoktur. Ali onun kocasıdır ve eğer Ali olmasaydı, Fatıma’ya denk biri bulunmazdı. Allah ona Hasan ve Hüseyin'i verdi. Âlemlerde bu ikisi gibisi yoktur. Peygamberler torunlarının gençlerinin efendileridir onlar. Onlar cennet ehli gençlerinin de efendileridir.”

Hz. Resulullah (s.a.a) bunları söylerken tam karşısında Mikdad, Ammar ve Selman oturuyordu. "Bundan fazlasını anlatayım mı?" diye buyurdu. "Evet, ya Resulallah!" dediler. O, şöyle buyurdu: “Ruh (Cebrail) bana geldi ve dedi ki, Fatıma öldüğü ve kabre konulduğu zaman, iki melek kabirde ona sorarlar: "Rabbin kim?", "Benim Rabbim Allah'tır" diye cevap verir. "Peygamberin kim?" diye sorarlar. "Peygamberim, benim babamdır" diye cevap verir. "Velin kim?" derler. "Benim velim, şu mezarımın başında duran adamdır" diye cevap verir.

Size onun erdeminden daha fazla anlatayım mı? Allah bir grup meleği onu korumakla görevlendirmiştir. Bunlar önden ve arkadan, sağdan ve soldan gelebilecek tehlikelere karşı onu korurlar. Bu melekler hayatı boyunca onunla beraber olurlar. Kabre konulurken, ölürken de onunla beraber olurlar. Ona, babasına, kocasına ve oğullarına çokça salât okurlar. Ölümümden sonra beni ziyaret eden, yaşarken beni ziyaret etmiş gibidir. Fatıma'yı ziyaret eden, beni ziyaret etmiş gibidir. Ali b. Ebu Talib'i ziyaret eden, Fatıma'yı ziyaret etmiş gibidir. Hasan ve Hüseyin'i ziyaret eden, Ali'yi ziyaret etmiş gibidir. Hasan ve Hüseyin'in zürriyetini ziyaret eden, onları ziyaret etmiş gibidir.”

Ammar gerdanlığı aldı ve misk kokusu sürerek yemen işi bir hırkaya sardı. Hayber ganimetlerinden, payına düşen malı vererek satın aldığı “Sehm” adlı bir kölesi vardı. Gerdanlığı bu köleye verdi ve ona şöyle dedi: "Bu gerdanlığı götür, Hz. Resulullah'a (s.a.a) ver ve seni de ona verdiğimi söyle."

Köle gerdanlığı alarak Hz. Resulullah'ın (s.a.a) yanına geldi ve Ammar'ın söylediklerini ona bildirdi. Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Gerdanlığı Fatıma'ya götür ve seni de ona verdiğimi söyle.”

Köle gerdanlığı Hz. Fatıma'ya (s.a) götürdü ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sözlerini de aktardı. Hz. Fatıma (s.a) gerdanlığı aldı ve köleyi de azat etti.

Bunun üzerine köle güldü. Hz. Fatıma (s.a): "Niçin gülüyorsun, ey çocuk!?" diye sordu. O, “Şu gerdanlığın büyük bereketi beni güldürdü. Bu gerdanlık bir açı doyurdu; bir çıplağı giydirdi; bir yoksulu zengin kıldı; bir köleyi azat etti ve sonunda sahibine döndü” dedi. [2]

 

4- İmanı ve Allah'a Sunduğu Kulluğu

Allah'a iman, kâmil insanın değeridir. Allah'a kulluk da kemal zirvelerine ulaştırıcı merdivendir. Peygamberler ve veliler, sahip oldukları yüksek iman dereceleri, dünyada verdikleri mücadeleleri ve sırf Allah'a ibadet etmeleri sayesinde onur ve saygınlık yurdunda doğruluk makamlarına oturmuşlardır.

 

"İnsan Suresi"nde gözlemlediğimiz gibi, Kur’an-ı Kerim, Hz. Fatıma'nın (s.a) ihlâsının eksiksizliğine, Allah'a karşı derin huşu içinde oluşuna, Allah'a ve ahiret gününe olan büyük inancına tanıklık etmektedir. Hz. Resulullah (s.a.a) da onun hakkında tanıklıkta bulunmuş ve şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah, şu benim kızım Fatıma'nın kalbini ve bütün organlarını kemiklerin uçlarındaki kıkırdaklara kadar iman ile doldurmuştur. Böylece o kendini tamamen Allah'a ibadete vermiştir.” [3]

 

Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Fatıma'nın (s.a) ibadetinden de şöyle bahseder: “Fatıma, mihrabında Rabbine ibadet etmek üzere kalktığında, onun nuru parlayarak gökteki meleklere görünür. Tıpkı gökteki yıldızların nurunun parlayarak yer halkına görünmesi gibi. Bu sırada yüce Allah meleklerine şöyle der: "Ey meleklerim! Kadın kullarımın efendisi kulum Fatıma'ya bakın. Benim huzurumda ibadet etmekte, benim korkumdan bütün bedeni titremektedir. Bütün kalbiyle kendini bana ibadete vermiştir. Sizi şahit tutarım ki, ben, onun bütün Şia’sını ateşten emin kıldım." [4]

 

İmam Hasan b. Ali (a.s) şöyle anlatıyor: “Anam Fatıma'yı, bir cuma gecesi mihrabında ibadet ederken gördüm. Şafak sökünceye kadar sürekli rükûa gitti ve secde etti. Hep mümin erkeklerle mümin kadınlara isim vererek dua ettiğini duydum. Uzun uzun dua ediyordu. Kendisi için hiç dua etmiyordu. "Anneciğim! Niçin başkaları için dua ettiğin gibi kendin için de dua etmiyorsun?" dedim. O, "Yavrucuğum! Önce komşu, sonra ev" dedi.” [5]

 

Cuma gününün son saatlerini duaya ayırırdı. Öte yandan mübarek Ramazan ayının son on gecesinde hiç uyumazdı. Evindeki herkesi gecesini ibadet ve dua ile ihya etmeye teşvik ederdi.

Hasan el-Basrî şöyle diyor: Bu ümmet içinde Fatıma'dan daha çok ibadet eden bir başkası daha yoktur. Namazda o kadar uzun süre kıyamda kalırdı ki, ayakları şişerdi. [6]

Namaz kılarken Allah korkusundan nefes nefese kalırdı. [7]

 

Aslında Fatıma (s.a) hayatı boyunca hiç mihraptan çıkmadı. Bütün hayatı Allah'a ibadetten başka bir şey miydi ki? O, kocasına iyi davranırken, çocuklarını eğitirken Allah'a ibadet ediyordu. Normal işleri icra ederken ve evinin diğer halkıyla beraber yoksulları kendine tercih ederken de Allah'a kulluğun bir gereğini yerine getiriyordu.

 

5- Acıma Duygusu ve Şefkati

Hz. Zehra (s.a) sevgiyi, acıma duygusunu ve şefkati de babasından almıştı. Babasına (s.a.a) karşı tam bir iyilik timsaliydi. Sanki tüm sevgi ve bağlılığını ona özgü kılmıştı. Onu (s.a.a) kendine tercih ederdi. Babasının evinin idaresini kendisi üstlenmişti. Evini çekip çeviren oydu.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) için yararlı olacağını düşündüğü işi yerine getirir, huzur ve rahat içinde olmasının ortamını hazırlardı. Babası Resulullah'ı (s.a.a) memnun edecek şeyi bir an önce gerçekleştirmek için âdeta koşardı. Yıkanması için su döker, yemeğini hazırlar ve elbisesini yıkardı.

Bunun yanında diğer kadınlarla birlikte savaş seferlerine katılır, yiyecek ve su taşır, yaralılara su verme ve onları tedavi etme işlerine katılırdı. Uhud Savaşı'nda babasının yarasını saran oydu. Kanın durmadığını görünce, bir hasır parçasını alıp yakmış, küllerini yaranın üzerine dökmüş, böylece kanın durmasını sağlamıştı…

 

Medine etrafında hendek kazıldığı sırada babasına bir parça ekmek getirmişti. Ekmeği babasına verince: "Bu nedir ey Fatıma?" diye sormuş ve o da şu cevabı vermişti: "Oğullarıma yaptığım ekmektendir. Onun bir parçasını sana getirdim." Bunun üzerine Hz. Resulullah (s.a.a) "Kızım! Üç günden beri babanın boğazından geçen ilk lokma budur" buyurdu. [8]

 

Hz. Fatıma (s.a), Hz. Resulullah efendimizin (s.a.a) hayatının ilk dönemlerinde babasını, sonra annesini ve ardından hayatının en zor döneminde davet ve Allah yolunda cihadın en çetin sürecinde eşi Hatice Kübra'yı kaybetmesinden dolayı yaşadığı acıları gidermeği ve duygusal boşluğu doldurmayı başardı.

 

Hz. Fatıma (s.a) babasını gözetip koruyordu. Tarihin bize aktardığı olaylar, Hz. Fatıma'nın (s.a), babasına sunduğu muhabbetle onun risaletin ağır yükünü taşımasına yardımcı olduğunu gözler önüne sermektedir. Böylece Hz. Peygamber'in (s.a.a) defalarca söylediği "Fatıma babasının annesidir" [9] sözünün arkasındaki sırrı da kavramış oluyoruz.

 

Gerçekten Hz. Peygamber'in (s.a.a) ona çok özel muamele ettiğini, onun ellerini öptüğünü, bir yolculuktan Medine'ye geri döndüğünde ilk önce onu ziyaret ettiğini, aynı şekilde bir sefere çıktığı zaman da ona veda ettiğini ve yolculuğuna onun yanından başladığını görüyoruz. Yine Hz. Peygamber'in (s.a.a) hayatını incelediğimiz zaman, yorgun düştüğü durumlarda, acı hissettiği zamanlarda ya da aç olduğu yahut da bir misafiri geldiği zaman sıkça Hz. Fatıma'nın (s.a) yanına gittiğini görürüz. Hz. Fatıma'nın (s.a) da tüm varlığıyla onunla ilgilendiğini, onu gözettiğini ve acılarını hafiflettiğini, bunun yanında ona hizmet ettiğini ve emirlerine itaat ettiğini görürüz.

 

6- Kesintisiz Cihadı

Hz. Fatıma (s.a), İslâm ile cahiliye arasındaki savaşın en şiddetli, en keskin zamanında dünyaya geldi. O, gözlerini dünyaya açtığı sırada, Müslümanlar, zorba putperestliğe karşı verdikleri cihadın en ağır koşullarını yaşıyorlardı. Kureyş, Hz. Resulullah'a (s.a.a) ve tüm Haşimoğulları boyuna abluka uyguluyordu.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Ebutalip ve İmam Ali (a.s) gibi bazı yakın akrabaları ve cihadın fedakâr fertlerinden biri olan eşi ve tertemiz kızıyla birlikte abluka altındaki vadiye girdi. Kureyşliler onları üç yıl boyunca "Ebu Talib Vadisi" denilen bu yerde kuşatma altında tuttu. Onları bütün temel ihtiyaçlardan yoksun bıraktılar.

 

İşte Hz. Zehra (s.a) çocukluğunun başlarında bu dayanılmaz kuşatmayı, acı veren yoksunluğu ve bu ağır yaşam koşullarını yaşadı. Bunları yaşarken hakkı savundu ve ilkeler uğruna fedakârlık göstermenin görkemli bir örneğini sergiledi.

 

Ağır ve dayanılmaz kuşatma yılları geride kaldı ve Hz. Resulullah (s.a.a) bu süreçten zaferle çıktı. Aynı yıl içinde Hz. Hatice vefat etti. Yine aynı yıl içinde Hz. Peygamber'in (s.a.a) amcası, davetin hamisi ve İslâm'ın yardımcısı Ebu Talib de vefat etti. Hz. Resulullah (s.a.a) en sevdiği ve en aziz bildiği insanları yitirdikten sonra, gönlü hüzün ve kederin mekânı oldu.

 

Böylece Hz. Fatıma (s.a), annesinin şefkatini doyasıya hissetmeden, kendisini babasıyla acıları ve zorlukları paylaşır buldu. Amcası ve hamisi öldükten sonra, Kureyş, bütün kinini Hz. Resulullah'a (s.a.a) kustu. Ona bugüne kadar yapmadığı eziyetleri yaptı.

 

Hz. Zehra (s.a), kendi gözleriyle Kureyş'in akılsızlarının ve azgın çapulcularının Hz. Resul'e (s.a.a) yaptıkları eziyetleri ve işkenceleri, hakaretleri görüyordu. Oysa Hz. Peygamber (s.a.a) onları karanlıklardan aydınlığa ve nura çıkarmak istiyordu. Bu arada bu tür muamelelere maruz kalan Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Fatıma'nın (s.a) acılarını hafifletmeye ve onu direnmeye teşvik ediyordu: “Ağlama kızım. Allah senin babanı koruyacak ve onu din ve risalet düşmanlarına karşı muzaffer kılacaktır.” [10]

 

Böylece Hz. Peygamber (s.a.a) kızına yüksek bir cihat ruhunu aşılıyor, kalbini sabır ve zafere güven duygusuyla dolduruyordu.

Hz. Fatıma (s.a), babasının Medine'ye hicret etmesinden sonra, Kureyş'in kibrini ve gururunu hiçe sayan amcasının oğlu Ali b. Ebu Talib (a.s) ile birlikte Mekke'nin korkulu atmosferinden hicret etti. Hz. Ali (a.s), onca yolu yaya yürüyerek kat ettiği için ayakları şişmiş bir hâlde "Kuba"da Hz. Resulullah'a (s.a.a) yetişti.

 

Babası kutlu İslâm devletinin temellerini attıktan sonra Hz. Fatıma (s.a), kocasının Medine'deki mütevazı evine taşındı. Allah yolunda cihadın ve mücadele hayatının zorluklarına sabretme noktasında eşine yardımcı oldu. Bu hâliyle o, eşsiz bir aile örneği sergiliyordu. Hz. Zehra (s.a) hakkı savunma ve Hz. Peygamber'in (s.a.a) vasiyetini müdafaa etme hususunda meşakkatli ve belirgin bir rol oynadı. Çünkü Hz. Peygamber'in (s.a.a) vefatından sonra yiğit bir mücadeleci olarak Hz. Ali'nin (a.s) yanında yer aldı.

 

İmam Ali'nin (a.s) hayatının en zor zamanlarında sergilediği bu tavrıyla, Hz. Ali'nin (a.s) hayatının iç cephesinin sağlam olduğunu ve zayıflık göstermediğini herkese sergilemiş oldu. Ama Hz. Fatıma (s.a) ortamı değerlendirmeyi ve gerekli olan tavrı belirlemeyi lideri ve eşi İmam Ali'ye (a.s) bırakıyordu. İmam Ali (a.s) kararlaştırıyor, plânlıyor ve emrediyordu; Hz. Zehra (a.s) da onun emirlerine itaat ediyordu.

 

Hz. Fatıma (s.a) her cumartesi sabahı şehitlerin kabirlerinin başına gelerek onlara rahmet ve bağışlanma diliyordu. Haftaya başlarken gerçekleştirdiği bu davranış, onun (s.a) cihada ve şehitliğe verdiği önemi sergiliyordu. Cihatla başlayan, cihada dayanan ve en sonunda şehitlikle taçlanan fedakârlıklarla noktalanan pratik hayatının bir yansımasıydı. [11]

 

-------------

[1]- Ehlu'l-Beyt, s.138.

[2]- Biharu'l-Envar, 43/56-58.

[3]- Biharu'l-Envar, 43/46.

[4]- Şeyh Saduk, el-Emalî, Meclis: 24/100.

[5]- Biharu'l-Envar, 43/81-82.

[6]- Biharu'l-Envar, 43/84.

[7]- İ'lamu'd-Din, s.247; Uddetu'd-Dai, s.151.

[8]- Ehlu'l-Beyt, Tevfik Ebu İlm, s.141-142.

[9]- Usdu'l-Gabe, 5/520; el-İstiab, 4/380.

[10]- Sîretu'l-Mustafa, s.205; Tarih-i Taberî, 1/426.

[11]- “Fatımatü'z-Zehra Vitrun Fî Gamed” adlı eserin mukaddimesi, Seyyid Musa Sadr.




Bu haber 469 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI