Bugun...



Ehlibeyt ve İmamet

“Allah yanında en değerli insanlar en sakınanlardır” sözünde hiçbir çelişki ve ayrılık yoktur.

facebook-paylas
Tarih: 07-05-2024 15:35

Ehlibeyt ve İmamet

Bismillahirrahmanirrahim

 

“Allah yanında en değerli insanlar en sakınanlardır” ifadesi, Allah'ın bu hanedana (Ehlibeyt) verdiği üstünlüğün, onların erdemlerinin ve değerlerinin ortaya çıkması ve böyle bir üstünlüğe layık olmalarının açıklaması, onların en yüksek takva seviyesinde olduğunu belirtir. Onların hak olan amelleri de bu sonuçlarla uyumlu bir şekildedir. Hz. Peygamber’in (s.a.a) onlar hakkındaki şehadetleri de bu ailenin layık olduğunu ortaya koyar.

 

Peygamberlik tarihinde, Peygamber'in soyundan gelen yüksek dereceli kulların varlığı yeni bir konu değildir. Kur’an bize, önceki peygamberlerin bu doğrultuda hareket ettiğini bildiriyor. Allah, İbrahim'in soyunu ve İmran'ın soyunu seçti ve onlara insanlar üzerinde üstünlük verdi. Sonra Allah, Harun'u kardeşi Musa ile peygamberlikte ortak kıldı ve Zekeriya'nın duasını kabul ederek ona merhametle bir vâris olmayı bahşetti; böylece onun ve Yakub'un soyunun varisi oldu.

 

Ali b. Ebu Talib (a.s), eşi Fatımatü’z-Zehra (s.a) ve çocukları Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s) bu değerli hanedanın fertleridirler. Bu konuda güvenilir olan Hz. Peygamber’den (s.a.a) rivayet edilen hadislerdir ve bu hadislerde “Âl-i Muhammed”in zikri ya "Onun Ehlibeyti" veya "Onun İtreti" ifadeleri geçmektedir. Burada tüm bu ifadelerden kastedilen bir şeydir. Bu konuda Hz. Peygamber’den (s.a.a) açık bir şekilde nakledilen rivayetler iki kısma ayrılabilir:

1)- Bu hadisler, bu seçkin ailenin özelliklerini içermektedir. Bu özellikler vesilesiyle “Âl-i Muhammed” kelimesinden bu özelliklere sahip olmayanları ayırabilir ve bu özelliklere sahip olanları da o mefhumda tanıyabiliriz.  

2)- Bu hadisler, belirli kişilerin “Âl-i Muhammed” ya “Muhammed’in Ehli Beyti" veya "Onun itreti" kategorisinde olduklarını doğrulayan açık delilleri içerir.

 

Ehli Beyt’in vasıflarını beyan eden hadisler

Bu vasıfları açıklayan Hz. Peygamber’in (s.a.a) açık olan rivayetleri şöyledir:

1- Câbir İbn-i Abdullah'tan, Allah Resulü’nün (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Ey insanlar! Ben sizin aranızda bazı şeyler bıraktım ki, eğer onları kabul ederseniz, kesinlikle yolunuzdan sapmayacaksınız: Allah'ın Kitabı ve İtretim, hanedanım.” [1]

2- Zeyd İbn-i Erkam'dan, Allah Resulü’nün (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Doğrusu sizin aranızda bazı şeyler bıraktım ki, eğer onlara yapışırsanız, benden sonra kesinlikle yolunuzdan sapmazsınız: Yer ve gök yüzü arasında çekilmiş ip olan Allah'ın Kitabı ve İtretim, hanedanım. Bu ikisi Kevser Havuzu yanında bana ulaşıncaya kadar asla birbirinden ayrılmayacaktır. O halde, benden sonra o ikisi hakkında benim yerimi nasıl alacağınız konusunda dikkatli olun”. [2]

3- Zeyd İbn-i Sabit, Allah Resulü’nün (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Ben, ardımdan sizin aranızda iki değerli vekil bırakıyorum: Yer ve gök yüzü arasında asılmış ip olan Allah'ın Kitabı ve İtretim, Ehl-i Beytim. Bu ikisi Kevser Havuzu başında bana ulaşıncaya kadar asla birbirinden ayrılmazlar”. [3]

4- Zeyd İbn-i Erkam'dan rivayet edildiğine göre, Allah Resulü (s.a.a) Gadir-i Hum günü şöyle buyurmuştur: “Sanki ben (Allah ile mülakata) davet edildim ve davete icabet ettim. (Şundan mecazdır ki dünyadan rihlet ettiğimden sonra) sizin aranızda iki değerli şey bıraktım. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür: Yüce Allah'ın Kitabı ve İtretim. Bu yüzden “onlara karşı benim yerimi nasıl dolduracağınız” konusunda dikkatli olun. Onlar, Kevser Havuzu yanında bana ulaşıncaya kadar asla ayrılmazlar”. Sonra şöyle buyurdu: “Doğrusu yüce Allah benim yetki sahibimdir ve ben her müminin yetki sahibiyim.” O anda Ali'nin elini tuttu ve şöyle buyurdu: “Ben, kimin yetki sahibiysem, bu da (Ali) onun yetki sahibidir. Ey Rabbim! Her kim onu seviyorsa, sen de onu sev; kim ona düşmanlık ederse, sen de ona düşmanlık et”. [4]

 

Elbette bu hadisler ve buna benzer birçok hadis delalet etmektedir ki, Hz. Peygamber'in (s.a.a) Ehlibeyt’i aşağıda gelmiş olan birçok sıfat ve özelliğe sahip olan kimselerle sınırlıdır:

1- Ehli Beyt, Hz. Peygamber’in (s.a.a) itretidir. Bir kimsenin itreti, onun nesli ve hanedanının geçmişteki ve geride kalanlarının en yakınlarıdır. Böylece Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeyt sınırlamasından Hz. Peygamber’in (s.a.a) hanımları, yaranı ve Haşimi olmayan ashabı çıkmaktadır. [5]

2- Ehl-i Beyt, layık oldukları en yüksek derecede takva sahibidir. Zira onlar Kur'an'dan ayrı değillerdir. Bu nedenle Kur'an'a aykırı davrananlar sakınanlardan değildir. Bu açıdan Allah’ın emirlerine uymayan günahkâr Haşimiler ve yine Haşimi olmayanlar da bu gruptan çıkmaktadırlar. 

3- Ehl-i Beyt, Kur’an’ın diliyle anlayışta halkın en bilgini ve dini bilgide en üst seviyededir. Cahil olan ve dini bakışları sınırlı olan Haşimiler, her ne kadar Hz. Peygamber’in (s.a.a) akrabaları şerefine sahip olsalar da onun manevi evlatları değildir. Zira cahil olan ve sınırlı bakışa sahip olan kimse, istese de istemese de Kur’an ile muhalefet etme tehlikesindedir. Onun Kur’an ile olan söz ve davranışında hiçbir güvence yoktur. Halkın onun gibi kimselere uyması bazen Allah’ın kitabıyla muhalefet etmeğe sebep olacaktır.

4- Kur'an ile uyumlu hale gelebilmeleri için Peygamber soyundan gelen bazılarının bazı kimselerle muvafakat etmeleri gereklidir. Öğretileri birbiriyle çelişen bu iki gruptan bir tarafın yanlış olması durumunda bile. Çünkü haklı olan iki grup birbirleriyle çelişmezler. İsterse iki grup da yanlış olabilir. Çünkü hata yükü her zaman çelişki içindedir. Bu nedenle bir hatanın diğer bir hatayla çelişebilme olasılığı vardır. Dolayısıyla bazı bilginlerin öğretileri arasında çelişki varsa, onların her birinin Kur'an ile uyumlu olması imkansızdır!"

5- Ehl-i Beyt'in dini bilgi ve marifeti yakinidir. Bu açıdan bütün Haşimi bilgilileri, Ashap, Tabiin ve diğerleri, mana ve hakikat anlamında Hz. Peygamberin (s.a.a) Ehl-i Beyti dairesinin dışında kalmaktadırlar. Temel nokta şudur ki, bir bilgili ve müçtehidin bilgisi, çoğu durumda yakini olmayıp, genellikle zannîdir.

 

Bizim inancımıza göre, Ehl-i Beyt'in bilgisinin yakini ve kesin olması gerekir; çünkü bir alim ve müctehid, kendi tahminleriyle en iyi ihtimalleri kabul ediyor ve bazen ister istemez görüşleri Kur'an ile çelişir! Bir müctehidin marifet ve bilgisi zanna dayalı olduğu sürece, ne onun Kur'an ile uyumlu olma garantisi vardır ve ne de takipçilerinin. Bu yüzden müçtehitlerin birbirleri arasında görüş ayrılığına düştüğünü ve düşüncelerinin çeliştiğini görüyoruz.

 

Geçmiş olan bu hadisler açık olarak delalet etmektedir ki, Peygamberin hanedanının dini marifeti, içtihat edilmiş değil, yakini olan bir marifettir. Aksi takdirde, çoğu zaman Kur'an'dan ayrı dururlardı. Bu nedenle yüksek bir makama sahip ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) amca oğlu olan İbn-i Abbas gibi bir müçtehit, mana hasebiyle Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeyti sınırlarının dışındadır ve nerde kaldı Hz. Peygamber’in (s.a.a) akrabası olmayan ve İbn-i Abbas’ın makamına ulaşamayan diğer sahabeler. Bu durumda ister hakka ulaşsın veya hata etsin her müçtehidi ki, kadar halisane içtihat ederse, karşılık ve sevap alır ama geçmiş olan bu açık rivayetler gereğince Peygamberin hanedanından değillerdir.

 

Onların bütün bilgileri nasıl yakinidir?

Bazı okuyucuların aklına şu soru gelebilir: Peygamberin hanedanının, bütün Kuran ayetleri, bütün İslam hükümleri ve Peygamberin sünnetlerine yakini bilgi ve marifeti nasıl olabilir?

Cevap şudur ki, onların yakini olan bilgiye ulaşmaları kesinlikle mümkündür. Elbette Hz. Peygamber (s.a.a) için bu mümkündür ki, zeki ve ileri gelen bir öğrenci olan Ali b. Ebu Talib gibi bir öğrenciye Kur'an ayetlerinin mefhumlarının tamamını ve İslam ile ilgili bütün görüşleri ve birkaç bini geçmeyen İslam kanunlarının tamamını öğretme imkânı vardı. Açıktır ki, Ali (a.s), iki oğlu Hasan (a.s) ve Hüseyin'e (a.s) Hz. Peygamber'in (s.a.a) kendisine öğrettiği her şeyi öğretmiştir. Bu şekilde Ali (a.s) ve iki oğlunun tam olan yakini marifet ve bilgiye ulaştıklarını varsaymamız mümkündür.

 

Elbette bu farz etme kesin olarak gerçekle mutabakat etmektedir. Ali (a.s), çocukluğundan itibaren Hz. Peygamber'in (s.a.a) vefatına kadar onun yanındaydı; aynı zamanda güvenilir bir öğrenci ve gözcüydü; sürekli olarak Hz. Peygamber'in (s.a.a) genel toplantılarına katılır ve özel vakitlerinde de onun yanındaydı. O, gizlide ve açıkta Allah'ın yolunda samimi ve içtenlikliydi. Çocukları Hasan ve Hüseyin (a.s), uzun yıllar boyunca onunla birlikte yaşadılar. O ikisi de aynı babaları gibi pak ve doğru idiler. Bildikleri her şeyi Hz. Peygamber (s.a.a) ve Hz. Ali’nin en iyi evlatlarına öğrettiler.

 

“Ahadis-i Tesmiye" veya "Açıklayıcı Hadisler”

“Hz. Peygamber’in Hanedanı” ismiyle gelmiş olan hadislerden bazıları şöyledir:

Müslim, kendi “Sahih” kitabında Sa'd b. Ebi Vakkas'tan onun şöyle dediğini rivayet etmiştir: “... Ve şu ayet nazil olduğunda:

فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ اَبْنَٓاءَنَا وَاَبْنَٓاءَكُمْ وَنِسَٓاءَنَا وَنِسَٓاءَكُمْ

 “Öyleyse (ey Muhammed) de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım...” Allah Resulü, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i talep etti ve şöyle buyurdu: “Allah'ım! Bunlar benim hanedanımdır”. [6]

 

Tirmizi, kendi “Sahih” kitabında Ömer b. Ebi Selame'den onun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bu ayet, Ümmü Seleme’nin evinde Hz. Peygamber'e (s.a.a) nazil oldu:

اِنَّمَا يُريدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهيرًا.

“Ey Ehl-i Beyt! Şüphesiz Allah, (tekvini iradeyle) sadece sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.” Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a), Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i talep etti ve onları bir örtüyle örttü. Arkasında olan Ali'yi de bu örtü ile örttü ve şöyle buyurdu: “Ey Allah'ım! Bunlar benim Ehli Beytimdir. Onları pislikten arındır ve onları tamamen temizle.” Ümmü Seleme dedi ki: “Ey Allah'ın Rasulü! Ben de onlarla mıyım?' Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Sen kendi yerinde dur ve hayra ve mutluluğa tarafsın.” Tirmizi şöyle diyor: Bu konuda Ümmü Seleme'den, Makel b. Yesar'dan, Ebi'l Hemra'dan ve Enes b. Malik'ten rivayet edilmiştir. [7]

 

İmam Ahmed “Müsned” kitabında Hz. Peygamber'in eşi Ümmü Seleme'den şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu ayet benim evimde nazil oldu:

“Ey Ehl-i Beyt! Şüphesiz Allah, (tekvini iradeyle) sadece sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”  O, evde Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin vardı. Sonra Hz. Peygamber (s.a.a), kendi üzerinde olan bir aba ile onları örttü ve şöyle buyurdu: “Ey Allah'ım! Bunlar benim hanedanımdır. Öyleyse onlardan kötülükleri gider ve onları tam bir temizlikle temizle.” [8]

 

Müslim, Hz. Peygamber'in (s.a.a) eşi Aişe'den şöyle dediğini rivayet etmiştir: Allah resulü, omuzunda siyah tüyden örülmüş bir aba olduğu halde dışarı çıktı. Sonra Hasan geldi ve onu abanın içine aldı. Sonra Hüseyin geldi ve onu da abanın içine aldı. Sonra Fatıma geldi ve ona da abanın içinde yer verdi. Ardından Ali geldi ve onu da aba ile örttü. O zaman şöyle buyurdu: “Allah, siz Ehlibeyt’ti her türlü kötülükten arındırmayı ve sizi tam bir temizlikle temizlemeyi irade etmiştir”. [9]

 

Suyuti’nin "Durru’l Mensur” (Kur’an Tefsiri) kitabında şu iki rivayeti buluyoruz:

Ebu'l-Hemra (Hz. Peygamber'in (s.a.a) sahabelerinden) şöyle diyor: "Medine'de sekiz ay boyunca Hz. Peygamber'e (s.a.a) dikkat ettim. Namaz için hiç dışarı çıkmadı meğer ilk olarak Ali'nin evine gelir, ellerini kapının iki tarafına koyar ve “Namaz, namaz! Allah, sadece siz Ehlibeyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tamamen temiz kılmayı irade etmiştir” derdi. [10]

 

İbn-i Abbas şöyle diyor: "Altı ay boyunca sürekli olarak Hz. Peygamber'i (s.a.a), her gün namaz zamanı Ali b. Ebi Talib'in evine gelip şöyle buyurduğunu görüyordum: “Allah'ın selameti ve rahmeti siz Ehlibeyt’in üzerine olsun. Allah, siz Ehlibeyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tamamen temiz kılmayı irade etmiştir”. [11]

 

Enes b. Malik de Allah resulü’nün (s.a.a) altı ay boyunca sürekli olarak bu ifadeyi söylediğini rivayet etmiştir. [12]

 

-----------

[1]- Tirmizi, Sahih, c. 5, s. 328, h. 3874.

[2]- Tirmizi, Sahih, c. 5, s. 329, h. 3876.

[3]- İmam Ahmed, Müsned, c. 5, s. 181.

[4]- Hâkim, Sahih, (el-Müstedrek), c. 3, s. 109.

[5]- "Fakihetü'l-Büstan"da şöyle denmiştir: "İtrat, onun çocukları ve nesli ve ayrıca onun geçmişte olan en yakın akrabaları ve diğerleri olabilir."

[6]- Müslim, Sahih, c. 15, s. 176'da. Tabii ki, Tirmizi, Hâkim ve Beyhaki de bunu nakletmişlerdir.

[7]- Tirmizi, Sahih, c. 5, s. 328, h. 3875.

[8]- İmam Ahmed, Sahih, c. 6, s. 292. Seyyid Taki Hâkim, "Usulü'l-Fıkıh Mukarin” kitabı s. 155-156’da Suyuti, Durru’l Mensur, c.5, s.198" eserinde getirmiş, Hâkim ve Beyhaki bu hadisi nakletmişlerdir.

[9]- Sahih Müslim, c. 15, s. 192-195.

[10]- Suyuti, Durru’l Mensur, c. 5, s. 198. (Hâkim, Fıkhu'l-Mukarin, s.155).

[11]- Suyuti, Durru’l Mensur, c. 5, s. 198 (Hâkim, Fıkhu'l-Mukarin, s. 155).

[12]- Ahmed, Müsned, c. 3, s. 286.




Bu haber 704 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI