Bugun...



Ehlisünnet Düşüncesinde İmam Mehdi (a.f) - 1

Bazıları, İmam Mehdi'nin (a.f) gelmesine dair inancın yalnızca Şia'ya ait olduğunu sanmaktadırlar. Hâlbuki bu inanç Ehlisünnet yanında da aynı asıllık ve derecede kabul edilmektedir.

facebook-paylas
Tarih: 16-06-2023 16:42

Ehlisünnet Düşüncesinde İmam Mehdi (a.f) - 1

Bismillahirrahmanirrahim

Müslümanların tamamı, İmam Mehdi'nin (a.f) zuhuru, evrensel görevi, seçkin ve temiz şahsiyeti, hatta zuhur alametleri ve onun kıyamının özelliklerine dair Hz. Resulullah'ın (s.a.a) müjdeleri üzerinde ortak görüşe sahiptir. Tek farklılık ise, Şia onu İmam Hasan Askerî'nin (a.s) oğlu ve On İkinci İmam biliyor ve hicrî kamerî 255 yılında dünyaya geldiğine, Allah'ın onun ömrünü Hz. Hızır'ın (a.s) ömrü gibi uzattığına, şimdi hayatta ve gözlerden kayıp olduğuna inanıyor. Allah onun zuhurunun gerçekleşmesini irade edene kadar gaybet hâleti bu şekilde devam edecektir. Ancak Ehlisünnet âlimlerinin geneli İmam Mehdi'nin (a.f) doğum ve gaybetinin kesin olmadığına, gelecekte doğacağına ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) müjdelediği şeylere amel edeceğine inanmaktadır.

Ehlisünnet bakışında İmam Mehdi (a.f) inancının asıl ve gerçek olduğunu, onların hadis ve kelam kitaplarında bu konuya dair rivayetlerin çokluğundan, ayrıca geçmiş tarihteki âlimlerinin fetva ve görüşlerinden anlamak mümkündür. Dolayısıyla Muhammed Ahmed İbnü's-Seyyid Abdullah'ın Sudan'daki “Mehdilik Hareketi”, bu yüzyılda Mescidü'l-Harâm'da meydana gelen hareket, Mısır'da gerçekleşen “Cihat ve Hicret Hareketi” ve “Mehdilik” iddiasında bulunanlar tarafından Ehlisünnet toplumunda gerçekleştirilen benzeri hareketler, bazılarının sandığı gibi asılsız ve temelsiz hareketler değildir. Aynı zamanda bu hareketler, Şia düşüncesindeki İmam Mehdi (a.f) inancının da etkisi altında gerçekleşmemiştir.

Sünnî ravilerden İmam Mehdi'ye (a.f) dair rivayetleri sahabe ve tâbiînden nakledenlerin sayısı, Şiî ravilerden daha az değildir. Aynı şekilde bu rivayetleri kendi kitap ve hadis ansiklopedilerinde getiren Sünnî âlimler veya bu konu hakkında müstakil kitap yazanlar, Şiî âlimlerinden daha az değildir.

Belki de Sünnîlerin İmam Mehdi (a.f) hakkında yazmış oldukları en eski eser Hafız Nuaym b. Hammâd el-Mervizî'nin (ö. 227 hk) yazdığı “el-Fiten ve'l-Melâhim” kitabıdır ki o, Buhârî ve diğer beş sahih hadis kitaplarının yazarlarının üstadıdır. Bu kitabın bir nüshası Hindistan'ın Haydarabat şehrindeki Dairetu'l-Meârif-i Osmanî Kütüphanesi'nde 83-3187 rakamlı, ayrı bir nüshası Dımışk Zahiriyye Kütüphanesi'nde - أدب 62 rakamlı ve diğer bir nüshası da İngiltere Müze Kütüphanesi'nde önlü arkalı yaklaşık iki yüz sayfa kadardır ki, bazı sayfalarında "Hüseyin Efendi vakfıdır" ibaresi göze çarpmaktadır. Bu da Türkiye vakıflarından alındığını göstermektedir. Bu nüsha, miladî 1924 tarihli kayıtla Britanya Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.

Kitabın bu nüshası, bizim yazdığımız bu kitapta naklettiğimiz rivayetlerin kaynaklarından biridir. Ehlisünnet'in İmam Mehdi'den (a.f) bahseden veya kitaplarının bir bölümünü bu konuya ayıran diğer hadis ve kelam kaynaklarına gelince, “Kütüb-i Sitte” dâhil olmak üzere elliyi aşkın kaynakta bu tür bilgiler yer almıştır. Ayrıca bu konu hakkında elliyi aşkın telif, tez, bilimsel eser ve tahkik bulunmaktadır.

İmam Mehdi (a.f) hakkında yazılıp elimize ulaşan en eski Şia eserini ise, Fazl b. Şâzân en-Nişâbûrî yazmıştır. Eserinin adı “el-Gaybet” veya “el-Kaim”dir. Fazl b. Şâzân, Nuaym b. Hammâd'la aynı asırda yaşamıştır. Kitabını İmam Mehdi (a.f) dünyaya gelmeden ve İmam’ın (a.f) gaybeti başlamadan kaleme almıştır. Bu kitabın nüshaları geçen asırlarda âlimlerin elinde bulunmasına rağmen, maalesef günümüze ulaşmamıştır. Ancak bazı âlimler ve ilmî şahsiyetler bu kaynağın bazı bölümlerinden faydalanarak, kitaplarında bunlara yer vermişlerdir. Örneğin Allâme Meclisî kendi hadis ansiklopedisi “Bihâru'l-Envâr” adlı eserinde, bu kaynağın bazı rivayetlerine yer vermiştir.

Tarih boyunca Hz. Mehdi'ye (a.f) olan inanç, İslam inançları içinde kesin olan ve Ehlisünnet âlimleri ve mensupları yanında kabul edilen bir inançtır. Bu inanç üzerindeki birliktelik o denli sağlamdı ki, eğer bir muhalif ortaya çıksaydı herkesin tepkisine maruz kalırdı ve bilginler onun aleyhine çalışmalar yapardı. Çünkü böylesi temel bir konuyu kabul etmemek, pek çok hadis aracılığıyla Hz. Resulullah'tan (s.a.a) nakledilerek elimize ulaşan İslam dininin en temel inançlarından birini inkâr etmek manasına gelmektedir.

Şimdi de bu inanç hususunda şüphe eden iki şahsı ve Sünnî âlimlerinin onlara verdikleri cevaplara yer veriyoruz:

1) İbn-i Haldûn: O, Ehlisünnet camiasının hicrî sekizinci asırda yaşayan ilim adamlarından biri olarak “Mukaddime” adlı kitabında [1] şöyle diyor: Bil ki, bütün Müslümanlar arasında çağlar boyu ve günümüzde yaygın olan şudur: Ahir zamanda Ehlibeyt'ten biri zuhur etmeli, dine yardım etmeli ve adaleti yaymalı, Müslümanlar da ona uymalıdır. O, İslam ülkelerine hâkim olacak ve ona "Mehdi" ismi verilecektir. Rivayetlerde kıyametin kesin alametlerinden olan Deccal'ın çıkışı ve ardından gerçekleşecek olaylar, onun zuhurunun ardından gerçekleşecek, İsa ondan sonra yeryüzüne inecek ve Deccal'ı öldürecektir. Veya (İsa) Mehdi'nin zuhuruyla yeryüzüne inecek, Deccal'ı öldürmede ona yardım edecek ve namazda ona uyacaktır. [2]

Bunun ardından İbn-i Haldûn, İmam Mehdi (a.f) hakkındaki yirmi sekiz rivayeti inceleyip bazılarını eleştirdikten sonra şöyle diyor: Bunlar, hadis imamlarının İmam Mehdi (a.f) ve ahir zamandaki zuhuru hakkında naklettikleri hadislerdir. Gördüğünüz gibi çok azı hariç, çoğunluğu eleştiriden uzak ve salim değildir. [3]

Sonrasında tasavvuf ehli bazı şahsiyetlerin İmam Mehdi (a.f) hakkındaki görüşlerini araştırıp eleştirerek, sözlerini şöyle tamamlamıştır: Mutlaka dikkate almanız gereken gerçek şudur ki, dine ve hükümete olan davetin kemale ermesi, ancak onu kararlılıkla destekleyen ve savunan bir güçle gerçekleşebilir. Bunun neticesindedir ki, Allah'ın emri onda aşikâr olur. Bu konuyu daha önce kesin delillerle ispat ettik ve dedik ki: Fatimîler Devletinin ve hatta Kureyş'in cihanın dört bir yanındaki yoğun çalışması dağılıp yok olmuş, onların yerine başka milletler gelerek, Kureyş'ten daha fazla çalışmışlardır.

Sadece Tâlibîlerden olan ve Hicaz'ın Mekke, Yenbu ve Medine bölgelerinde Benî Hasan, Benî Hüseyin ve Benî Cafer'den bazı gruplar kalmış ve bu şehirlere dağılarak hâkimiyet sağlamışlardır. Onlar, vatan, hükümet, görüş ve akide açılarından farklılıklar içindedirler. Onların sayısı binlere ulaşmaktadır. Dolayısıyla eğer bu Mehdi'nin zuhuru sahih ise, onların (Tâlibîlerin) içinden olmalı ve Allah da onların kalbini ona (Mehdi'ye) uymaları için birbirlerine yakınlaştırmalıdır. Aksi takdirde bunun kabul edilebilir bir açıklaması yapılamaz. Böylece Mehdi, güçlü ve kudretli bir şekilde davetine başlar ve insanları kabul etmeye sevk eder. Ancak bunun dışındaki bir yönteme gelince, örneğin Fatimî olan bir şahıs dünyanın herhangi bir köşesinden, onu destekleyen bir kudret olmaksızın ve Ehlibeyt'e olan intisabından dolayı böylesi bir davete başlarsa, başarılı olamaz. [4]

İbn-i Haldûn, “İmam Mehdi (a.f) inancını” ciddi bir şekilde reddetmemesine rağmen, bunu uzak bir görüş bilmiş ve bazı rivayetlerde şüphe ve kuşkuya düşmüştür. Bu yüzden İslam âlimleri, ispatına dair pek çok rivayet bulunan böylesi bir inanç hakkındaki (İbn-i Haldûn'un) görüşlerini yanlış ve münharif bilerek onu kınamışlar ve şöyle demişlerdir: O (İbn-i Haldûn) bir tarihçidir ve hadis alanında uzmanlığı olmadığı için bu dalda içtihat ve analiz yapamaz. İbn-i Haldûn'a dönük en önemli eleştiriyi, hadis dalında ihtisas sahibi olan Ahmed b. Sıddık el-Mağribî'nin "el-Vehnu'l-Meknûn min Kelami İbn-i Haldûn" adlı kitabında gördüm.

Ahmed b. Sıddık bu kitabını yüz elli sayfada kaleme almış; mukaddimesinde hadis ilmi âlimlerinin Hz. Mehdi'yle (a.f) ilgili rivayetlere dair görüşlerinin sahih ve tevatür haddinde olduğunu beyan etmiş; İbn-i Haldûn'un rivayetlerin senedine dönük eleştirilerini yanıtlamış; eleştirilerini esassız ve zayıf bilerek, Hz. Mehdi'yle (a.f) ilgili rivayetlerin sayısının yüze kadar ulaştığını bildirmiştir.

 

-----------

[1]- Mukaddime-i İbn-i Haldûn, s. 311, Daru İhyâi't-Turâsi'l-Arabî baskısı.

[2]- Mukaddime-i İbn-i Haldûn, s. 311.

[3]- Mukaddime-i İbn-i Haldûn, s. 322.

[4]- Mukaddime-i İbn-i Haldûn, s. 327.




Bu haber 609 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MEHDEVİYET Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI