Bugun...



Doğum Zorlukları

Çocuk, genellikle yaklaşık dokuz ay on gün anne rahminde yaşar. Doğum öncesi yaşantısı, çok hassas ve tehlike dolu bir yaşantı olup, çocuğun geleceği büyük bir ölçüde ona bağlıdır.

facebook-paylas
Tarih: 20-09-2023 12:24

Doğum Zorlukları

Bismillahirrahmanirrahim

Çocuk, anne rahminde yaşadığı müddet zarfında, idaresi kendi elinde olmayan bir ortamda yaşamaktadır. Onlarca cismi ve ruhi tehlikelere maruz kalmakta ve kendisini o tehlikelerden savunamamaktadır. Bu tehlike dolu dokuz aylık yolculuğu sapasağlam tamamladıktan sonra, çok güç bir bölümü de geçmelidir ve o bölüm de doğum anıdır. Doğum, kolay ve küçük bir iş olmayıp, aksine çok zor ve hassastır.

Çocuk, dokuz aylık bir müddet zarfında bir hadde kadar büyümüştür; özellikle çocuğun başı, öteki organlara oranla daha fazla büyümüştür. Şimdi büyük bir zorluk ve sıkıntı ile doğum mecrasından çıkmak zorundadır.

Çocuğun dar bir yerden geçmesi insanoğlunun yaşantısı boyunca yapmış olduğu en tehlikeli yolculuktur. Çocuğun ezilmesi veya kemiklerinin kırılması muhtemeldir. Baş kısmının iyice bağlanmamış ince ve zarif kemiklerinin sıkılması durumunda, çocuğun beyninin ve sinirlerinin hasar görmesi mümkündür.

Bilginlerden biri şöyle yazıyor: Doğum esnasındaki dikkatsizlik, insanoğlunun ruhunda gözle görülemeyen daimi hasarlar meydana getirebilir.

Psikologlar, doğum sarsıntısını, insanoğlunun hayatı boyunca sahip olduğu mahiyetinde çok tesirli bir etken olarak bilmişlerdir. Bu uzmanlara göre doğum, çocuğun yaşadığı ortam ve yaşantı şeklinde vuku bulan bir değişimdir. Aynı şekilde cenin dönemindeki özel huzur ve güvenin aniden yok olmasına da sebep olur.

Onlara göre doğum esnasındaki korku ve ıstırap, insan ruhundan bir parça olur ve ferdin gelecekteki yaşantısı, elinde olmaksızın devamlı cenin dönemindeki sakin yaşantısındaki hatıraların ve kargaşalı müstakil dünya yaşantısına geçişin eziyetine maruz kalır. [1]

Doktor Celali şöyle yazıyor: Dünyaya gelirken ortalama olarak birkaç saat çocuğa sıkıntı gelmektedir ve onun bedeninin en büyük kısmı olan baş kesimi, öteki organlardan daha çok tehlikeyle karşılaşır. Eğer doğum normal olmazsa, çocuğun dünyaya gelmesi daha fazla güçleşir ve çocuk normal sıkıntılar haricinde, mekanik aletlerin hasarına da tahammül etmek zorunda kalır. Doğum esnasında veya doğumdan bir müddet sonra bazı çocukların ölmesinin sebeplerinden biri de bu gibi sıkıntı ve hasarlardır... Çocuklarda gözetlenen sakatlık, delilik vb. çocuk dünyaya gelirken karşılaşmış oldukları bu gibi zahmetlerden ileri gelmektedir. [2]

Öyleyse doğum sade ve ehemmiyetsiz bir iş değil, aksine çok zor ve özen gösterilmesi gereken bir meseledir. Öyle ki, çocuğun ve annesinin sağlığı ona bağlıdır. En küçük bir gaflet ve dikkatsizlik, çocuk veya annede telafi edilmesi mümkün olmayan ve hatta onların canları pahasına mal olabilecek bir hasar meydana getirebilir. Ama günümüzde genellikle doğumevleri, doktor ve ilaca ulaşılabildiği için ihtimali tehlikelerden korunmak kolaydır. Bunun için hamile kadınlara, doğumdan önce mümkünse doktor ve doğumevine müracaat ederek, yaklaşık olarak ne zaman doğum yapacaklarını öğrenmeleri ve gerektiğinde kendilerini doğumevine ulaştırmaları tavsiye olunur.

Doğumevi her yönden evden daha iyidir. Çünkü oralarda doktor, ilaç ve ebe olduğundan doğum yapan kadın yardıma ihtiyaç duyduğunda hemen başı üzerinde hazır olurlar. Eğer doğum normal olmaz ise, her yönden gerekli olan vesileler mevcuttur ve en kısa bir müddet içinde onun yardımına koşabilirler. Hâlbuki eğer normal olmayan bir doğum evde meydana gelir de kadın, doktor veya doğumevine götürülmek istenirse, bu esnada kendi veyahut çocuğun canı tehlikeye maruz kalabilir.

Ayrıca doğumevindeki odalar sağlık açısından evden daha üstündür ve kadın orada daha iyi bir şekilde dinlenebilir.

Yine doğumevinde doğuma müdahale edecek ve görüşlerini belirtecek akraba ve komşu kadınlar yoktur. Hâlbuki onların meseleye karışmaları ilim ve bilgiden kaynaklanmadığı için zararsız olmayacaktır.

Erkeğe de bu hususta büyük bir sorumluluk düşmektedir. Şer'an ve vicdanen bu hassas ve tehlikeli anda eşinin yardımına koşarak, onun ve çocuğunun canını karşılaşabileceği tehlikelerden kurtarmakla mükelleftir. Eğer onun gaflet ve dikkatsizliği sonucu eşi veya çocuğu ölecek olur veyahut cismi ve ruhi hasarlara maruz kalırlarsa, böyle insafsız bir koca şeriat ve vicdan mahkemesinde mahkûm olacak ve kıyamette sorguya çekilecektir. Bütün bunlarla birlikte, bu dünyada da günahının bedelini ödeyecektir. Eğer bugün meseleyi ciddiye almaz veya masraflar yüzünden ya da diğer bahanelerle sığınacağı bir yeri olmayan eşinin yardımına koşmazsa, daha sonra onun yüz katını harcamaya mecbur olacak ve sonuçta da hayatı eski düzenine dönmeyecektir.

Ama eğer doktor ve doğumevine gitmek mümkün olmazsa, doğum işini bu konuda ihtisası olan normal ebeler vasıtasıyla evde gerçekleştirmek mümkündür. Bu durumda aşağıdaki nüktelere dikkat etmek gerekir:

1- Doğum yapılan odanın normal ve tabii bir havası olmalı ve çok soğuk olmamalıdır. Zira doğum halindeki kadın, meydana gelen sıkıntı ve saatlerce yapmış olduğu çaba sonucu mizacındaki normal haleti kaybeder ve terler. Bu durum soğuk algınlığı ve hastalığa yakalanmak için oldukça müsaittir. Çok zor olan doğum meselesi gerçekleştikten sonra odanın havası soğuk olursa, büyük bir ihtimalle anne soğuk algınlığı ve onun getirmiş olduğu hastalıklara tutulur.

Bununla birlikte soğuk hava, dünyaya yeni gelen bebek için de çok tehlikelidir. Zira çocuk, anne rahminde tabii sıcaklığı 37.5 derece olan bir ortamda yaşamaktadır. Ama dünyaya geldiği zaman genellikle odanın sıcaklığı o kadar değildir. Onun için güç ve kuvveti olmayan bebek, bedeni için gerekli olan sıcaklığı temin etmek için lazım olan enerjiye sahip olmadığından dolayı, soğuk algınlığı ve hastalık için oldukça müsait bir durumdadır. Böyle çocukları iyileştirmek oldukça zordur ve genellikle bu çocuklar ölmektedirler.

2- Odanın havasının mazot veya kömür dumanı vb. gibi şeyler vasıtasıyla zehirli ve kirli olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü zehirli bir havada teneffüs etmek, hem annenin ve hem de çocuğun sağlığına zararlıdır.

3- Doğum odasının mümkün olduğu kadar boş olması daha iyidir ve işi olmayan kadınlar odadan çıkarılmalıdır. Çünkü onların herhangi bir yardımı dokunmayacağı gibi, doğum halindeki kadının utanmasına, rahatsız olmasına sebep olurlar ve odanın havasını kirletirler. Ayrıca öteki kadınların, doğum halindeki kadının avretine bakmaları haramdır ve o kadın, böyle bir durumda avretini diğerlerinden koruyamaz.

İmam Zeynelabidin (a.s) hamile bir kadın doğum yaparken, "Kadınları dışarı çıkarın; sakın doğum halindeki kadının avretine bakmasınlar" buyurdu. [3]

Hamile bir kadın eğer kendi vazifesini yerine getirir, dikkatli bir şekilde hamilelik dönemini bitirerek topluma sağlam ve kusursuz bir çocuk kazandırırsa, çok önemli ve değerli bir iş yapmış olur. Daima anneye borçlu olan sağlıklı ve kusursuz bir insan dünyaya getirmiş olur. Ayrıca insan toplumuna da hizmette bulunarak, varlığı hayır ve bereketlere kaynak olabilecek kusursuz ve değerli bir şahıs kazandırmış olur. Böyle büyük bir hizmet Allah katında da mükâfatsız kalmayacaktır.

Bir gün Peygamber efendimiz (s.a.a) cihadın fazileti hakkında sohbet ederken, kadınlardan biri "Ya Resulullah! Acaba kadınlar cihadın faziletinden mahrum mu kalacaklardır?" diye arz etmesi üzerine, Hz. Resulullah (s.a.a) "Hayır. Kadın da cihadın sevabına nail olabilir. Kadın hamile olur. Daha sonra bebeği dünyaya getirir ve sonra da çocuk sütten kesilinceye kadar ona süt verir. Bütün bu müddet zarfında kadın cihat meydanında savaşan bir erkek gibidir. Eğer bu müddet içinde ölecek olursa, şehit makamındadır" buyurdu. [4]

Ayetullah İbrahim EMİNİ

 

---------

[1]- Biyografi-i Piş ez Tevellüd, s.160.

[2]- Revanşinasi-i Kudek, s.193.

[3]- Vesailu'ş-Şiâ, c.15, s.119.

[4]- Mekarimu'l-Ahlak, c.1, s.268.




Bu haber 379 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAŞAM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI