|
Tweet |
Bismillahirrahmanirrahim
Aşura’dan söz edildiğinde, aslında canlı ve süreklilik arz eden bir hakikatten bahsedilmiş olur; bu, Kerbelâ’da başlayan, tarih boyunca akıp gelen ve hâlen devam eden bir harekettir. Aşura, bir son değil, küresel adaletin zuhurunu hedefleyen sürekli bir hareketin başlangıç noktasıdır. Bu nedenle, Aşura merkezli yaşam tarzı yalnızca geçmişin bir hatırlatıcısı değil, aynı zamanda Şiîlerin ve dünya halklarının adalete ulaşma yolundaki bir yol haritasıdır.
İmam Hüseyin (a.s), kıyamı ile zulme karşı durmanın, duyarsız kalmamanın ve hakkı, can pahasına da olsa tercih etmenin, kurtuluşa giden yolun özünü oluşturduğunu ortaya koymuştur. Bu, Aşura vakasından çıkarılması gereken temel ilkedir.
Aşura, karanlıkların ortasında umut inşa etme alıştırmasıdır. Aşura, Allah’ın hücceti uğruna savaşmaya hazır, fakat bundan önce kişisel olarak arınmış bireyler yetiştiren bir mekteptir.
Kerbelâ hadisesini dinledikten sonra birçok kişi, yürekten İmam Hüseyin’in (a.s) yanında olup ona yardım etmeyi temenni etmiştir.
Ancak şu soruyu sormak gerekir:
Bizimle o dönemin insanları arasındaki fark nedir?
Aşura gecesi, karanlığın sağladığı kaçış imkânına rağmen, canımızı kurtarma fırsatından vazgeçip Kerbelâ’nın kurak çölünde yalnız bir ölümü göze alabilir miyiz?
Daha uzun yaşama arzusu, dünya sevgisi, eş, çocuk gibi dünyevî bağlar karar vermeyi zorlaştırmaz mı?
Aşura vakasının üzerinden on dört asır geçmiş olsa da bugün İmam Hüseyin’e (a.s) yardım etme imkânı kalmamıştır. Fakat bizlere, kendi zamanımızın imamına yardım etme fırsatı sunulmuştur.
Eğer gerçekten “İmam Hüseyin’in döneminde olsaydık, ona yardım ederdik” iddiasında bulunuyorsak, o halde şu soruya samimiyetle cevap vermeliyiz:
Bugün İmam-ı Zaman’a (a.f) yardım etmeye ne ölçüde hazırız?
İmam-ı Zaman’a (a.f) yardım etmek, onun şahsiyetini tanımayı, içinde bulunulan tarihsel koşulları kavramayı ve düşmanı doğru tanımayı gerektirir. İmam Hüseyin (a.s) kendi döneminde yalnızdı; çünkü halkın büyük bir kısmı derinlemesine analiz yapma ve basiret sahibi olma yetisinden yoksundu. O hâlde İmam-ı Zaman’ın (a.f) ordusunda yer almak istiyorsak, basiretli ve yaşadığı çağın farkında olan bireyler olmamız gerekir.
İmam-ı Zaman’ın (a.f) zuhurunu beklemeden önce, bu zuhurun şartlarına kendimizi hazırlamamız gerekir. Bu yolda kendini yetiştirmek, ahlaki kusurları ve kötü huyları terk etmek, kalp sayfasına güzel nitelikleri yerleştirme gayretinde bulunmak demektir. Yalnızca takvaya sahip olmak da yeterli değildir; çünkü takva, farzları yerine getirmek ve haramlardan sakınmak anlamına gelir. Oysa Aşura gecesinde İmam Hüseyin (a.s), çadırların ışığını söndürüp ashabına gitmeleri için izin verdiğinde, onları terk etmek belki de dinî açıdan haram değildi. Ancak tarih boyunca herkes, İmam Hüseyin’i (a.s) yalnız bırakıp gidenleri kınamıştır. O gece yalnızca kalmak ve ölümü seçmek cesaretini gösterenler, İmam Hüseyin’e (a.s) gerçek anlamda sevgi besleyen ve onun yüce makamına dair derin bir bilgiye sahip olanlardı. Ancak bu sevgi ve bilgi bir gecede oluşmamıştı; onların çoğu, ruhlarının temizliğine karşı son derece hassas davranmış ve sürekli bir arınma çabası içinde olmuşlardı. Eğer kalplerinde az da olsa dünyaya bağlılık, mala düşkünlük ya da korku bulunmuş olsaydı, şehadet nimetini terk ederek, Aşura gecesi kaçmayı seçerlerdi.
Hatta, daha önce Kerbelâ yolunu İmam Hüseyin’in önüne kapatan -ve eğer bunu yapmamış olsaydı belki de Kerbelâ vakası hiç yaşanmayacaktı- Hurr b. Yezîd Riyâhî hakkında İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh adlı eserinde şöyle nakletmektedir: İmam Hüseyin (a.s.) ona sert ve itiraz dolu bir üslupla, “Anan yasını tutsun!” [1] buyurduğunda, Hurr son derece edepli bir şekilde konuşmuş ve Hz. Zehrâ’ya (s.a) karşı hiçbir saygısızlıkta bulunmamıştır. Zira onun yüksek makamından haberdardı. Belki de bu durum, onun uyanık ruhunun bir işaretiydi ki, Âşûrâ günü gelip İmam Hüseyin’in (a.s) çadırına sığınmış ve tövbe etmiştir.
İmam Hüseyin’in (a.s) ashabının, Hurr’un tövbesini kabul ettiği sırada herhangi bir itirazda bulunmamış olmaları; bizler için, zamanımızın imamına mutlak itaate sahip olmamız ve onun söz ve davranışlarına karşı hiçbir itirazda bulunmamamız gerektiği yönünde bir örnektir.
Nasıl ki İmam Hüseyin’in (a.s) ashabı Aşura günü Kerbelâ çölünde kulluğun zirvesine ulaşmışlarsa, İmam-ı Zaman’ın (a.f) zuhurunu bekleyen müminler de, Aşura’daki o yoldaşlara denk bir dirayet ve teslimiyet düzeyine ulaşmak zorundadır.
İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamı adaleti diriltmek içindi; İmam-ı Zaman’ın (a.f) zuhurunun da küresel adaleti gerçekleştireceği vaadi vardır. Gerçek bir bekleyici, yaşamında adaletsizlikten nefret etmeli ve yalnızca sözde değil, iş ortamında, ekonomik davranışlarında ve gündelik ilişkilerinde de adaleti gerçekleştirme yönünde çaba göstermelidir.
Günümüzde, Aşura hadisesi daha geniş boyutlarda karşımızda durmaktadır. Hak zayıflamış ve bâtıl ise, yeryüzüne yayılmıştır. İmam-ı Zaman’ın (a.f) yarenleri, şeytanın yandaşlarına kıyasla çok daha az sayıdadır. Aşura’daki dengesiz savaş bugün çok daha kapsamlı bir şekilde sürdürülmektedir. Bu durum, dünya halklarının ve yaygın düşünce biçimlerinin büyük oranda hakikatten uzak olduğunu da ortaya koymaktadır.
Önemli bir husus şudur ki, İmam-ı Zaman’a (a.f) yardım yalnızca dua etmekle gerçekleşmez. Toplumun zuhur için hazırlanması gereklidir. Bu hazırlık ise şu alanlarda aktif çabayı zorunlu kılar:
– Nefis terbiyesi ve bireysel arınma,
– Ahlaki ve sosyal yozlaşmayla mücadele,
– Kültürel ve düşünsel reform,
– Gençlerde sorgulayıcı düşünce yapısının geliştirilmesi.
Tüm bu unsurlar, çağdaş dönemde Aşura eksenli yaşam tarzının pratik örneklerindendir. Zira Aşura, örneklikler açısından zengin bir hazinedir.
– Hz. Ebu’l-Fazl Abbas (a.s), marifet, imamete bağlılık ve mutlak teslimiyetin timsalidir. Her ne kadar İmam Hüseyin’in (a.s) kardeşi olsa da, onun makamına dair yüksek bir idrak sahibi olduğundan, şehadet anına kadar ona hiç "kardeşim" diye hitap etmemiş, daima “efendim” ve “mevlam” gibi ifadeler kullanmıştır.
– Hurr b. Yezîd Riyâhî, yolunu değiştiren ve hak cephesine katılan bir dönüşüm örneğidir.
– Züheyr b. Kayn Becelî, bilinçli ve sorumlu bir tercihin şahididir.
– Hz. Ali Ekber (a.s), imanlı, sadık ve cesur bir gencin simgesidir.
– Hz. Zeyneb-i Kübrâ (s.a), sabır ve direnişin sembolüdür.
– Hz. Kasım b. Hasan (a.s) ise, aşkın ve şehadet kavramına derin bir vukufiyetin timsalidir.
Elbette İmam Hüseyin’in (a.s) çadırında bulunan her birey, toplum için örnek alınabilecek niteliktedir. Ancak burada sadece bazı isimlere değinilmiştir. Şu soru ise bizleri derin bir tefekküre davet etmektedir: Eğer bugün İmam-ı Zaman (a.f) zuhur edecek olursa, bizler Hurr’ların ve Züheyr’lerin safında mı olacağız, yoksa “kalbi Hüseyin’le ve kılıcı Yezid’le olanların” arasında mı?
Çağdaş Yaşam Tarzında Bekleyenlerin Görevleri
Mehdevî topluma yaklaşabilmek için, onun özelliklerini bugünden hayatımızda uygulamaya koymamız gerekir:
1. Amaçlı Bir Hayat: Gerçek bir bekleyen, hayatını bir amaç doğrultusunda sürdürür; planlıdır, sorumluluk sahibidir ve zamanını boş işlerle harcamaz.
2. İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma kültürü: Aşura, bu ilke olmaksızın anlaşılmaz. Gerçek bir bekleyen, toplumsal bozulmalar ve ahlaki sapmalar karşısında kayıtsız kalmaz. Ancak iyiliği emretme ve kötülükten sakındırmanın zamanı ve yöntemi iyi bilinmelidir. Aksi hâlde bu önemli görev, uygunsuz şartlarda yerine getirildiğinde ters etki yaratabilir; muhatapta inat ve sapkınlık duygularını körükleyebilir.
3. Nefis Terbiyesi (Kendini Yetiştirme): İmam-ı Zaman’a (a.f) yardım, nefis terbiyesi ve şeytanı memnun eden her türlü davranıştan uzak durmakla anlam kazanır. Şeytanın hoşlandığı fiilleri işlerken, İmam-ı Zaman’a (a.f) yardım iddiasında bulunmak mümkün değildir.
4. İlmi ve Kültürel Mücadele: Dini marifetin yaygınlaştırılması, etkili sanatsal faaliyetler, bilinçli içerik üretimi ve Mehdeviyet (Mehdi inancı) bilincinin eğitimi; hepsi çağımızın en önemli psikolojik/kültürel savaş cepheleridir.
İmam Hüseyin (a.s) ve İmam-ı Zaman (a.f), Aynı Ahdin İki Ucu
Aşura gününde İmam Hüseyin (a.s) ziyaretinde şu ifadeyi okuruz:
"Selâm olsun sana ey Allah’ın seçkin kulu Âdem’in vârisi… selâm olsun sana ey Allah’ın sevgilisi Muhammed’in vârisi… selâm olsun sana ey Allah’ın velisi, müminlerin emiri Ali’nin vârisi…" Bu vârislik zinciri, kesintisiz bir biçimde devam eder ve nihayet Sahibü’z-Zaman’a yani Hz. Mehdi’ye (a.f) ulaşır.
*İmam Hüseyin (a.s), kurtuluş gemisidir; Hz. Mehdi (a.f), o geminin güvenli kıyısıdır.
*İmam Hüseyin (a.s), direnişin yöntemini öğretti; Hz. Mehdi (a.f), bu ideallerin gerçekleşmesini sağlayacaktır.
*İmam Hüseyin (a.s), kıyamın (başkaldırının) tohumunu ekti; Hz. Mehdi (a.f), o tohumu küresel bir inkılaba dönüştürecektir.
O hâlde bu bekleyişte yalnız kalmayalım. Amelsiz bekleyen, olayı seyreden biri gibidir. Oysa amel eden bekleyen, zuhur sürecinin aktif bir parçasıdır.
-----------
[1]- İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, c. 4, s. 47.
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
