Bugun...


Ferman Kızmaz

facebook-paylas
Emperyalizmin Tarihçesi ve Dinlerin Politikleşme Süreçleri - 3
Tarih: 17-04-2026 16:10:00 Güncelleme: 17-04-2026 16:10:00


DÜNYA EMPERYALİZMİ VE SİYONİZM’İN, İSLAM İNKILABI KARŞISINDA OLUMSUZ TUTUMUNUN NEDENLERİ

 

Bu bağlamda en sağlıklı yaklaşım; kavramları netleştirip, farklı akademik bakış açılarını dengeli biçimde sunmaktır. “Emperyalizm”, “Siyonizm” ve “İslam İnkılabı” farklı aktörler ve çıkarlar üzerinden analiz edilmesi gerekir.

1. Jeopolitik Ve Güç Dengesi Açısından

Dünya emperyalizmi ve Siyonizm’in İslam İnkılabı karşısındaki olumsuz tutumu, jeopolitik ve güç dengesi bağlamında anlaşılabilir. 1979’da Ruhullah Humeyni liderliğinde gerçekleşen İran İslam İnkılabı, özellikle Batı etkisine ve mevcut uluslararası düzene meydan okuması nedeniyle sistem karşıtı bir karakter taşımaktaydı. ABD ve Batı ülkeleri, devrimin hızlı yükselişi ve radikal söylemleri karşısında endişe duydu; çünkü bu hareket, bölgedeki mevcut durumu yani statükoyu doğrudan tehdit ediyor ve emperyal çıkarları zorluyordu. Büyük güçler, genellikle statükoyu tehdit eden hareketlere temkinli yaklaşmış ve bu devrim karşısında mesafeli bir duruş sergilemişlerdir.

Bunun yanı sıra, İslam İnkılabı’nın “devrimi ihraç etme” söylemi, bölgesel güç dengeleri açısından ciddi bir kaygı oluşturdu. İran, devrim sonrasında sadece kendi iç siyasi yapısını dönüştürmekle kalmayıp, aynı ideolojik bakış açısını çevre ülkelere de yayma hedefi taşıdığını açıkça ifade etti. Bu durum, özellikle Körfez ülkeleri ve İsrail için ciddi bir güvenlik tehdidi olarak algılandı. Bölgesel rekabetin keskinleşmesi ve tehdit algısının artması, emperyalist güçlerin ve Siyonist çevrelerin devrimi olumsuz değerlendirmesinde önemli bir rol oynadı.

Sonuç olarak, dünya emperyalizmi ve Siyonizm’in İslam İnkılabı karşısındaki olumsuz tutumu, hem devrimin sistem karşıtı ve anti-emperyalist niteliğinden hem de bölgesel güç dengelerini değiştirme potansiyelinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda, farklı akademik perspektifler devrimi yalnızca bir iç siyasi dönüşüm olarak değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç ilişkilerini etkileyen bir aktör olarak değerlendirmektedir.

2. Ekonomi ve Enerji Politikaları

İran İslam İnkılabı karşısında emperyalist ve Siyonist çevrelerin olumsuz tutumu, ekonomi ve enerji politikaları bağlamında da değerlendirilebilir. İran, dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahip ülkelerden biri olarak küresel enerji dengeleri açısından kritik bir konuma sahiptir. Devrim sonrası, yeni yönetim Batı ile ekonomik ilişkileri sınırlandırdı ve petrol politikalarında bağımsızlık vurgusunu ön plana çıkardı. Bu durum, özellikle Batı ülkeleri ve çok uluslu enerji şirketleri açısından ciddi bir kaygı oluşturdu; çünkü petrol arzı ve fiyatları üzerinde doğrudan etkisi olabilecek bir aktör bağımsız hareket etmeye başlamıştı.

İran’ın enerji politikalarındaki bu bağımsız duruş, küresel ekonomik çıkarlarla gerilim yaratmıştır. Petrol ve enerji stratejileri, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir araç olarak görülüyordu. Bu nedenle, emperyal güçler ve Siyonist çevreler, devrimi yalnızca ideolojik veya siyasi açıdan değil, ekonomik ve enerji güvenliği perspektifinden de tehdit olarak değerlendirdi. Bu çerçevede, İslam İnkılabı’nın petrol bağımsızlığı ve ekonomik özerklik politikaları, bölgesel ve küresel güçler için yeni bir denge sorunu yaratmış oldu.

3. İdeolojik Farklılıklar

İran İslam İnkılabı karşısında emperyalist ve Siyonist tutumun bir diğer nedeni, ideolojik farklılıklardır. İslam Cumhuriyeti modeli, İran’ın din temelli bir siyasi sistem kurmasını sağladı ve devrim sonrası “Ne Doğu ne Batı” söylemiyle hem kapitalist hem de sosyalist bloklardan bağımsız bir duruş benimsedi. Bu yaklaşım, İran’ı sadece siyasi ve ekonomik anlamda değil, aynı zamanda ideolojik açıdan da Batı ve Sovyet etkisinden uzaklaştırdı.

Siyonizm ile İran yönetimi arasındaki ideolojik çatışma ise oldukça keskin bir şekilde ortaya çıktı. Siyonizm, Yahudi ulus-devleti fikrine dayanırken, İran İslam Cumhuriyeti İsrail’in varlığına karşı sert söylemler geliştirdi. Bu durum, sadece iki aktör arasında doğrudan bir politik karşıtlık yaratmakla kalmadı, aynı zamanda ideolojik temelli bir çatışmanın da temelini oluşturdu. İslam Cumhuriyeti’nin din ve devlet bütünleşmesini esas alan modeli, Siyonist ideoloji ile taban tabana zıt bir yaklaşımı temsil ediyordu; bu nedenle karşılıklı güvensizlik ve olumsuz tutum kaçınılmaz hale geldi.

4. Güvenlik Ve Askeri Boyut

İran İslam İnkılabı karşısındaki olumsuz tutumun bir başka boyutu, güvenlik ve askeri alanla ilgilidir. Devrim sonrası İran, özellikle bölgedeki bazı silahlı gruplara destek vermekle suçlanmıştır. Bu durum, İsrail ve bazı Batılı ülkeler tarafından doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak algılanmıştır. İran’ın bölgesel etkisini artırması ve ideolojik olarak desteklediği aktörler aracılığıyla sınır ötesi müdahalelerde bulunması, karşılıklı güvensizliği derinleştirmiştir.

Güvenlik endişeleri, yalnızca doğrudan askeri risklerle sınırlı kalmamış, aynı zamanda bölgesel dengeyi ve ittifak ilişkilerini de etkilemiştir. Bu çerçevede, İslam İnkılabı’nın askeri ve stratejik hamleleri, hem İsrail’in hem de Batılı güçlerin İran’a yönelik olumsuz tutumlarını pekiştiren önemli bir faktör olmuştur. Böylece, devrim sadece ideolojik ve ekonomik bir tehdit değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik açısından da önemli bir sorun olarak görülmüştür.

5. Marksist ve Eleştirel Yorum

İran İslam İnkılabı karşısındaki olumsuz tutum, jeopolitik, ekonomik, ideolojik, güvenlik ve eleştirel bakış açıları çerçevesinde anlaşılabilir. 1979’da Ruhullah Humeyni liderliğinde gerçekleşen devrim, sistem karşıtı bir karakter taşıyarak özellikle Batı etkisine ve mevcut uluslararası düzene meydan okudu. ABD ve Batı ülkeleri, devrimin hızlı yükselişi ve radikal söylemleri karşısında endişe duydular; çünkü bu hareket, bölgedeki statükoyu doğrudan tehdit ediyor ve emperyal çıkarları zorluyordu.

Devrim sonrası İran, yalnızca kendi sınırları içinde değil, “devrimi ihraç etme” söylemiyle çevre ülkelere yönelik etkisini artırmayı hedefledi; bu durum Körfez ülkeleri ve İsrail başta olmak üzere bölgesel aktörler için ciddi bir güvenlik kaygısı yarattı ve karşılıklı tehdit algısını derinleştirdi.

Ekonomik boyutta, İran’ın dünya enerji piyasaları açısından kritik bir ülke olması, devrimin önemini daha da artırdı. Devrim sonrası yönetim, Batı ile ekonomik ilişkileri sınırlandırdı ve petrol politikalarında bağımsızlık vurgusu yaptı. Bu durum, küresel enerji arzı ve fiyatları üzerinde potansiyel bir etki yaratacağı için emperyal güçler ve çok uluslu enerji şirketleri açısından ciddi bir gerilim kaynağı oldu. Enerji politikalarındaki bağımsız duruş, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir araç olarak görüldü ve İslam İnkılabı karşısındaki olumsuz tutumun pekişmesine yol açtı.

İdeolojik farklılıklar da karşıtlığın önemli bir boyutunu oluşturdu. İran İslam Cumhuriyeti, din temelli bir siyasi sistem kurarak hem kapitalist hem sosyalist bloklardan bağımsız bir duruş benimsedi. “Ne Doğu ne Batı” söylemi, ideolojik olarak Batı ve Sovyet etkisinden uzaklaşmayı simgeliyordu. Buna karşılık, Siyonizm Yahudi ulus-devleti fikrine dayanıyor ve İran’ın İsrail’e karşı sert söylemleri, doğrudan politik ve ideolojik karşıtlık yaratıyordu. İslam Cumhuriyeti’nin din ve devlet bütünleşmesini esas alan modeli, Siyonist ideoloji ile taban tabana zıt bir yaklaşımı temsil ediyordu.

Güvenlik ve askeri boyutta ise İran’ın bölgedeki bazı silahlı gruplara destek verdiği iddiaları, İsrail ve Batılı ülkeler tarafından doğrudan bir tehdit olarak algılandı. Bu durum, bölgesel dengeyi etkileyerek karşılıklı güvensizliği derinleştirdi ve İslam İnkılabı karşısında olumsuz tutumun pekişmesinde önemli bir rol oynadı.

Marksist ve eleştirel teoriler ise devrimi “bağımsızlıkçı ve anti-emperyalist” bir hareket olarak değerlendirir. Bu perspektife göre, İran İslam Devrimi, yalnızca ideolojik veya dini bir dönüşüm değil, aynı zamanda küresel güçlerin çıkarlarını tehdit eden bağımsız bir aktördür. Ekonomik ve politik çıkarları merkeze alan bu yaklaşım, emperyalist ve Siyonist çevrelerin devrim karşısındaki olumsuz tutumunu, bölgesel ve küresel çıkar çatışmaları bağlamında anlamayı sağlar.

Sonuç olarak, İslam İnkılabı karşısındaki olumsuz tutum, çok boyutlu bir çerçevede açıklanabilir: devrimin sistem karşıtı karakteri, petrol ve enerji politikalarındaki bağımsızlık, ideolojik çatışmalar, bölgesel güvenlik endişeleri ve küresel güçlerin çıkarları, emperyalist ve Siyonist aktörlerin devrimi olumsuz değerlendirmesinin temel nedenleridir. Bu analiz, İslam Devrimi’nin yalnızca iç siyasi bir dönüşüm değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç dengelerini etkileyen kapsamlı bir aktör olduğunu ortaya koymaktadır.

6. Weber’ci / Sosyolojik Yorum

Weberci perspektife göre din, yalnızca bir araç değil, aynı zamanda gerçek bir motivasyon kaynağıdır. Bu bakış açısı, İran İslam Cumhuriyeti modelini anlamak için özellikle önemlidir. İran’da siyaset, dini meşruiyet temelinde şekillendirilmiş ve yönetim bu temele dayalı olarak toplumsal ve siyasi otoritesini güçlendirmiştir. Din, yalnızca ritüel veya kültürel bir alan olarak kalmamış; aynı zamanda siyasi kararların, devrimci söylemlerin ve toplumsal düzenin belirleyicisi hâline gelmiştir.

Bu durum, seküler veya farklı ideolojik sistemlerle doğrudan bir çatışma yaratmıştır. Batı merkezli kapitalist düzen, laik sosyalist sistemler veya Siyonist ulus-devlet modeli, din temelli bir siyasi otoriteyi kendi mantıklarıyla meşrulaştıramadıkları için İran’a karşı temkinli ve çoğu zaman olumsuz bir tutum geliştirmişlerdir. Weberci analiz, İslam İnkılabı karşısındaki olumsuz tutumun sadece politik veya ekonomik çıkarlarla açıklanamayacağını; dini motivasyonların ve meşruiyetin de önemli bir çatışma kaynağı olduğunu ortaya koyar.

Özetle, İslam İnkılabı karşısındaki olumsuz tutumların başlıca nedenleri şunlardır:

Jeopolitik rekabet ve bölgesel güç dengesi

Enerji ve ekonomik çıkarlar, özellikle petrol politikaları

İdeolojik karşıtlık ve Siyonizm ile doğrudan çatışma

Güvenlik kaygıları ve bölgesel silahlı gruplara destek iddiaları

Devrim ihracı ve sistem karşıtlığı

 

KAYNAKÇA

Abrahamian, Ervand, Modern İran Tarihi, Çev. Dilek Şendil, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014.

Keddie, Nikki R., Modern İran’da Din ve İsyan, Çev. Özgür Gökmen, İstanbul, İletişim Yayınları, 2006.

Halliday, Fred, İran Devrimi ve Dünya Siyaseti, Çev. Kerem Işık, İstanbul, Metis Yayınları, 2001.

Arjomand, Said Amir, İslam Devrimi ve Siyasal Düzen, Çev. Ahmet Fethi, İstanbul, Alfa Yayınları, 2010.

Roy, Olivier, Siyasal İslam’ın İflası, Çev. Cüneyt Akalın, İstanbul, Metis Yayınları, 2003.

Kepel, Gilles, Cihat: Siyasal İslam’ın Yükselişi ve Gerileyişi, Çev. Haldun Bayrı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2001.

Lewis, Bernard, İslam’ın Krizi, Çev. Abdullah Yılmaz, İstanbul, Literatür Yayınları, 2003.

Hobsbawm, Eric, Aşırılıklar Çağı: 1914-1991, Çev. Yavuz Alogan, İstanbul, Everest Yayınları, 2006.

Wallerstein, Immanuel, Modern Dünya Sistemi, Çev. Latif Boyacı, İstanbul, Yarın Yayınları, 2011.

Harvey, David, Yeni Emperyalizm, Çev. Hür Güldü, İstanbul, Everest Yayınları, 2004.

Chomsky, Noam, Hegemonya mı Hayatta Kalma mı, Çev. Osman Akınhay, İstanbul, Metis Yayınları, 2004.

Said, Edward, Oryantalizm, Çev. Berna Ülner, İstanbul, Metis Yayınları, 1999.

Herzl, Theodor, Yahudi Devleti, Çev. Bülent Peker, İstanbul, Oda Yayınları, 2007.

Avineri, Shlomo, Siyonizmin Temel Düşünceleri, Çev. Cemal Atila, İstanbul, İletişim Yayınları, 1998.

Shlaim, Avi, Demir Duvar: İsrail ve Arap Dünyası, Çev. Ahmet Fethi, İstanbul, Küre Yayınları, 2005.

Pappe, Ilan, Filistin’in Etnik Temizliği, Çev. Nuri Ersoy, İstanbul, Pegasus Yayınları, 2007.

Nye, Joseph, Yumuşak Güç, Çev. Rayhan İnan Aydın, Ankara, Elips Kitap, 2005.

Weber, Max, Sosyoloji Yazıları, Çev. Taha Parla, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005.

 

 

ABD-İSRAİL İLE İRAN GERİLİMİ

 

1. İran – ABD İlişkileri (Kronoloji ve Kırılma Noktaları)

1950’ler: Başlangıç ve Müdahale

İran ve ABD ilişkileri, özellikle 20. yüzyılın ortalarından itibaren inişli çıkışlı bir süreç yaşamıştır. Bu ilişkinin önemli kırılma noktalarından biri, 1953 İran Darbesi’dir. O dönemde başbakanlık görevinde bulunan Muhammed Musaddık, petrol kaynaklarının millileştirilmesi ve bağımsız politikalar geliştirmesi nedeniyle ABD ve İngiltere tarafından desteklenen bir operasyonla devrilmiştir. Bu müdahale, İran’da ABD’ye karşı derin bir güvensizliğin temelini atmış ve ülke iç siyaseti üzerinde uzun süreli bir etki yaratmıştır.

1950’lerden itibaren ABD’nin İran politikası, hem bölgesel güç dengelerini koruma hem de petrol çıkarlarını güvence altına alma odaklı olmuştur. Bu durum, İran’da milliyetçi ve bağımsızlık hareketlerinin Batı karşıtı bir perspektifle gelişmesine zemin hazırlamıştır. ABD’nin darbede oynadığı rol, sonraki yıllarda İran’da hem siyasi hem de toplumsal hafızada “müdahaleci güç” imajını pekiştirmiştir.

Bu kronolojik bağlam, günümüzdeki ABD-İran geriliminin kökenlerini anlamak için kritik öneme sahiptir; çünkü ilişkilerdeki temel kırılmalar, devrim sonrası dönemdeki güvenlik, enerji ve ideolojik çatışmaların arka planını oluşturmaktadır.

1960–1970’ler: Şah Dönemi

1953’te gerçekleşen İran Darbesi ve bu müdahale, İran’da ABD’ye karşı derin bir güvensizliğin temelini attı. Darbe sonrası dönemde, özellikle 1960–1970’lerde Muhammed Rıza Pehlevi yönetimi iktidara geldi. Şah, ABD’nin yakın bir müttefiki olarak modernleşme politikaları yürütürken, aynı zamanda otoriter bir yönetim sergiledi.

Bu süreçte toplumda anti-Amerikan ve dini muhalefet giderek güçlendi. Halkın bir kısmı, Şah’ın Batı destekli modernleşme politikalarını kendi kültürel ve dini değerlerine bir tehdit olarak algıladı. Dini liderler ve muhalif gruplar, hem otoriter yönetim hem de ABD ile yakın iş birliğini eleştirerek devrimci söylemleri güçlendirdi. Bu dönemde oluşan toplumsal muhalefet, 1979 İslam İnkılabı’nın zeminini hazırlayan temel faktörlerden biri olarak değerlendirilebilir.

1979: Devrim ve Kopuş

1979, İran-ABD ilişkilerinde kesin bir kopuşun yaşandığı yıldır. Ruhullah Humeyni liderliğinde gerçekleşen İran İslam Devrimi, Şah rejimini devirmiş ve din temelli siyasi bir sistem kurmuştur. Devrim, hem iç politikada hem de uluslararası ilişkilerde radikal bir dönüşümü temsil ediyordu.

Aynı yıl Tahran’da gerçekleşen Rehine Krizi, ABD ile İran ilişkilerinde kırılma noktasını oluşturdu. İranlı öğrenciler, ABD elçiliğini basarak diplomatik personeli rehin aldılar; bu olay, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin tamamen kopmasına ve uzun yıllar boyunca ciddi bir düşmanlık ortamının oluşmasına yol açtı. Devrim ve rehine krizi, ABD’nin İran’a yönelik olumsuz tutumunu pekiştiren temel unsurlar olarak, bölgesel ve küresel güç dengelerinde önemli etkiler yarattı.

1980’ler: Dolaylı Çatışma

1980’ler, ABD-İran geriliminin doğrudan savaş olmasa da dolaylı çatışmalarla devam ettiği bir dönemdir. 1980–1988 yılları arasında gerçekleşen İran-Irak Savaşı sırasında, ABD, dolaylı olarak Irak’ı desteklemiş ve savaş stratejilerinde İran’ın aleyhine pozisyon almıştır. Bu durum, İran’da güçlü bir “kuşatılmışlık” algısının oluşmasına yol açmıştır.

İran, hem devrim sonrası dönemdeki diplomatik izolasyon hem de bölgesel rakiplerin ve ABD’nin müdahaleleri nedeniyle güvenlik kaygılarını derinleştirmiştir. ABD’nin Irak’a verdiği dolaylı destek, iki ülke arasındaki güvensizliği artırmış ve uzun vadeli politik gerilimin temel taşlarından biri olmuştur. Bu dönemde, İran-ABD çatışması, doğrudan savaş yerine stratejik, ekonomik ve diplomatik araçlarla yürütülen bir rekabet hâline gelmiştir.

2000’ler: Nükleer Kriz

2000’li yıllarda ABD-İran gerilimi, özellikle nükleer program tartışmaları üzerinden yoğunlaştı. ABD, İran’ı “şer ekseni” içinde tanımlayarak ülkeyi bölgesel ve küresel tehdit olarak konumlandırdı. Bu süreçte İran’ın nükleer enerji programı, Batı ile ilişkilerde en kritik kriz alanlarından biri hâline geldi.

2015 yılında, İran ile Batılı ülkeler arasında JCPOA (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) anlaşması imzalandı ve bu anlaşma, nükleer programın sınırlandırılması ve diplomatik uzlaşma için önemli bir adım olarak görüldü. Ancak 2018’de ABD, anlaşmadan tek taraflı olarak çekildi ve yeniden sert yaptırımlar uygulamaya başladı. Bu gelişme, ABD-İran gerilimini yeniden tırmandırmış ve bölgesel güvenlik kaygılarını artırmıştır.

Bu dönemdeki gerilim, yalnızca nükleer programla sınırlı kalmayıp, ekonomik yaptırımlar, bölgesel etki mücadelesi ve diplomatik izolasyon gibi alanlara da yansımıştır. Dolayısıyla 2000’ler, ABD-İran ilişkilerinin modern biçimde şekillendiği, yüksek gerilim ve dalgalanmaların yoğun olduğu bir dönem olarak öne çıkar.

2020’ler: Açık Gerilim

2020’li yıllar, ABD-İran ilişkilerinde “açık gerilim” dönemini temsil etmektedir. Kasım 2020’de İranlı General Kasım Süleymani, ABD tarafından Irak’ta düzenlenen bir hava saldırısında öldürüldü. Bu olay, iki ülke arasındaki tansiyonu ciddi şekilde artırmış ve bölgesel güvenlik kaygılarını derinleştirmiştir.

Her ne kadar doğrudan bir savaş yaşanmamış olsa da, ilişkiler sürekli kriz halinde seyretmektedir. Bu dönemde gerilim, özellikle proxy çatışmalar, ekonomik yaptırımlar ve diplomatik gerginlikler üzerinden yürütülmektedir. ABD ve İran arasındaki bu sürekli kriz hali, bölgesel aktörler ve uluslararası toplum açısından önemli bir istikrarsızlık kaynağı olarak öne çıkmaktadır.

2. İsrail – İran Gerilimi (Güncel ve Somut)

A) 1979 Öncesi: Gizli İşbirliği

İran’ın Şah dönemi boyunca, İsrail ile ilişkiler resmî olarak sınırlı olsa da gizli işbirlikleri mevcuttu. Bu dönemde iki ülke, özellikle istihbarat ve askeri alanlarda karşılıklı çıkarlar doğrultusunda temasta bulunuyordu. Ancak bu işbirliği, 1979’daki İran İslam Devrimi ile tamamen sona erdi.

B) 1979 Sonrası: Düşmanlık ve İdeolojik Karşıtlık

1979 İslam Devrimi’nin ardından İran, İsrail’i tanımamış ve sert bir ideolojik karşıtlık geliştirmiştir. Devrim sonrası İran yönetimi, İsrail’in varlığını meşru görmeyerek, ilişkileri adeta “varoluşsal çatışma” boyutuna taşımıştır. Bu ideolojik düşmanlık, bölgesel politikaları ve uluslararası ittifakları şekillendiren temel unsurlardan biri olmuştur.

C) Proxy (Dolaylı) Çatışmalar

İran, İsrail’e doğrudan karşı koymak yerine bölgesel aktörler ve militan gruplar üzerinden etki göstermeyi tercih etmiştir. Lübnan’da İran destekli Hizbullah, İsrail ile sık sık silahlı çatışmalara girmiştir. Gazze ve Filistin bölgesinde ise İran, Hamas gibi gruplara destek vermekle suçlanmaktadır. İsrail açısından bu durum, doğrudan güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmekte ve savunma politikalarını belirlemektedir.

D) Gizli Savaşlar ve Teknolojik Müdahaleler

İsrail-İran çatışması sadece sahada değil, siber ve gizli operasyonlarla da yürütülmektedir. Örnek olarak, İran nükleer tesislerine zarar veren Stuxnet siber saldırısı gösterilebilir. Ayrıca, İranlı nükleer bilim insanlarına yönelik suikastlar, iki ülke arasındaki gerilimi daha da derinleştirmiştir; İran, bu saldırılardan İsrail’i sorumlu tutmaktadır.

E) Doğrudan Gerilim ve Bölgesel Riskler (Son Yıllar)

Suriye sahasında İsrail, İran hedeflerini düzenli olarak bombalamış ve İran destekli güçlere karşı operasyonlar yürütmüştür. 2020’lerden itibaren, karşılıklı füze ve drone gerilimleri artmış ve bölgesel savaş riski ciddi şekilde yükselmiştir. Bu süreç, İsrail ve İran arasındaki çatışmanın yalnızca ideolojik veya diplomatik bir düzeyde kalmadığını, aynı zamanda sahada somut ve sürekli bir tehdit unsuru olduğunu göstermektedir.

 

ANALİTİK BAĞLANTI

ABD-İsrail ve İran Geriliminin Kesişme Noktaları

ABD-İsrail ve İran arasındaki gerilim, tarihsel olarak farklı süreçlerden kaynaklansa da günümüzde bu iki hat, belirgin bir şekilde birleşmektedir. Bu birleşmenin temel nedenleri üç ana eksende değerlendirilebilir:

1. Ortak Tehdit Algısı

Hem ABD hem de İsrail, İran’ı bölgesel bir tehdit olarak görmektedir. İran’ın nükleer programı, bölgesel silahlı gruplara desteği ve devrim ihracı söylemleri, iki ülke açısından güvenlik kaygılarını artırmış ve politik müdahale ile karşı önlemler geliştirilmesine yol açmıştır.

2. İdeolojik Çatışma

İran’ın anti-emperyalist ve anti-Siyonist söylemleri, yalnızca ideolojik bir duruş değil, aynı zamanda sistem karşıtı bir tehdit olarak algılanmaktadır. ABD ve İsrail, bu söylemleri kendi ulusal ve stratejik çıkarlarına doğrudan müdahale olarak değerlendirmekte, İran’ın bölgesel politikalarını ve ideolojik etkisini sınırlamak istemektedir.

3. Jeopolitik Rekabet

Orta Doğu’daki güç mücadelesi, enerji kaynakları ve stratejik konumlar, bu gerilimin bir başka boyutunu oluşturur. İran’ın hem enerji kaynakları hem de jeopolitik konumu, ABD ve İsrail’in bölgedeki çıkarları ile doğrudan çakışmaktadır. Bu durum, çatışmayı yalnızca ideolojik veya diplomatik bir düzeyde bırakmayıp, somut politik ve askeri rekabete dönüştürmektedir.

Sonuç olarak, ABD-İsrail ve İran arasındaki farklı tarihsel süreçler, güvenlik, ideoloji ve jeopolitik rekabet eksenlerinde birleşerek günümüzdeki sürekli gerilim ve kriz ortamını yaratmaktadır. Bu bağlamda, iki hattın kesişmesi, yalnızca tesadüfi değil; stratejik, ideolojik ve tarihsel olarak sistematik bir süreçtir.

 

KAYNAKÇA

Abrahamian, Ervand, Modern İran Tarihi, Çev. Dilek Şendil, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014.

Kinzer, Stephen, Şah’ın Bütün Adamları: Bir Darbe ve Amerika’nın Ortadoğu’daki Kökleri, Çev. Füsun Doruker, İstanbul, İletişim Yayınları, 2008.

Keddie, Nikki R., Modern İran’da Din ve İsyan, Çev. Özgür Gökmen, İstanbul, İletişim Yayınları, 2006.

Halliday, Fred, İran Devrimi ve Dünya Siyaseti, Çev. Kerem Işık, İstanbul, Metis Yayınları, 2001.

Arjomand, Said Amir, İslam Devrimi ve Siyasal Düzen, Çev. Ahmet Fethi, İstanbul, Alfa Yayınları, 2010.

Takeyh, Ray, İran’ın Gizli Tarihi, Çev. Gül Çağalı Güven, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2008.

Gaddis, John Lewis, Soğuk Savaş, Çev. Dilek Cenkçiler, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2007.

Hobsbawm, Eric, Aşırılıklar Çağı: 1914-1991, Çev. Yavuz Alogan, İstanbul, Everest Yayınları, 2006.

Cordesman, Anthony H., İran ve Bölgesel Güç Dengesi, Çev. (Türkçe derleme baskı), İstanbul, TASAM Yayınları, 2010.

Chomsky, Noam, Hegemonya mı Hayatta Kalma mı, Çev. Osman Akınhay, İstanbul, Metis Yayınları, 2004.

Said, Edward, Oryantalizm, Çev. Berna Ülner, İstanbul, Metis Yayınları, 1999.

Shlaim, Avi, Demir Duvar: İsrail ve Arap Dünyası, Çev. Ahmet Fethi, İstanbul, Küre Yayınları, 2005.

Pappe, Ilan, Modern Filistin Tarihi, Çev. Nuri Ersoy, İstanbul, Phoenix Yayınları, 2007.

Fromkin, David, Barışa Son Veren Barış, Çev. Mehmet Harmancı, İstanbul, Epsilon Yayınları, 2004.

Anderson, Benedict, Hayali Cemaatler, Çev. İskender Savaşır, İstanbul, Metis Yayınları, 1993.

Nye, Joseph, Yumuşak Güç, Çev. Rayhan İnan Aydın, Ankara, Elips Kitap, 2005.



Bu yazı 89 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI