Bugun...


Bülent Özbaş

facebook-paylas
İmam Cafer Sadık (a.s) Kimdir? - 1
Tarih: 10-09-2025 14:06:00 Güncelleme: 10-09-2025 14:06:00


Doğumu ve Ailesi

İsmi Cafer, On İki İmam’ın altıncısı, İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve Ümmü Ferve künyesiyle tanınan Fatıma’nın oğludur. [1] Annesi Fatıma, birinci halifenin soyundan Kasım b. Muhammed b. Ebubekir’in kızıdır. [2] O hazretin künyesi Ebû Abdullah ve en meşhur lakabı doğru sözlü manasını gelen ‘Sadık’ olmakla beraber, sâbir (çok sabırlı), fâzil (fazilet sahibi) ve tâhir (pak ve temiz) gibi lakapları da vardır. [3] İmam Cafer Sadık’ın (a.s) doğum tarihiyle ilgili meşhur görüş 83 hicri kameri yılıdır. [4] Allame Meclisî İmam Cafer Sadık’ın (a.s) doğum tarihiyle ilgi şöyle diyor: İmam Cafer Sadık (a.s) 17 rebiulevvel 83 hicri kameri yılında (24 Nisan 702) dünyaya gelmiştir. [5] İmam Cafer Sadık’ın (a.s) doğum ve vefat yeri Medine, vefat tarihi 25 Şevval 148 hicri kameri yılı (18 aralık 765), defnedildiği yer ise Baki Mezarlığı’dır. Vefat ettiğinde 65 yaşındaydı. [6] İmam Cafer Sadık (a.s) ilk eğitimlerini ilim irfan yuvası olan kendi ailesinden almış, kendisi henüz yaklaşık on bir yaşlarındayken vefat eden dedesi İmam Zeynelabidin’in (a.s) rahle-i tedrisinden geçmiş, aynı zamanda da valideyninin ulvi eğitim ve manevi tedrisatında bulunarak yüksek mertebede ilmî ve manevi makamlara ulaşmıştır. İlim, ismet, taharet, şecaat, maneviyat ve irfan ailesinden gelen İmam Cafer Sadık (a.s), Hz. Resulullah’ın (s.a.a) kendisinden sonra ümmeti için belirlediği on iki halife ve İmam’dan [7] birisi olduğu için 114 hicri kameri yılında babası tarafından İmamet [8] makamına atanmış, babasının şehadetinin ardından, bir yandan kedisine itaati farz bilen Şiilerin dinî ve dünyevi liderliğini üstlenirken, ilim ve irfan yolunda katettiği yüce mertebe ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) evlatlarından olması hasebiyle, diğer Müslümanlar arasında da saygın bir konuma sahip olmuştur.

 

Eşleri ve Çocukları

İmam Cafer Sadık (a.s), Şeyh Müfid’in nakline göre altı tane eş ve cariye edinmiş ve bu eşlerinden on tane çocuk sahibi olmuştur. İsmail, Abdullah ve Ümmü Ferve isimli çocukları Fatıma [9] adlı eşinden; Musa, İshak ve Muhammed adlı çocukları bir cariyeden [10]; Abbas, Ali, Esma ve Fatıma adlı çocukları da dört farklı cariyeden dünyaya gelmiştir. [11]

 

Ehlibeyt (a.s) İçindeki Konumu

Şia düşüncesindeki 14 Masum kavramında İmam Cafer Sadık’ın (a.s) konumu oldukça parlaktır. İlk 7 masumla beraber öncelikli görevi İslam’ın aslını korumakken, sonraki 6 masumla da İslam kültürünü yaymakla görevliydi. [12] İmam Cafer Sadık (a.s), hükümetin Emevîlerden Abbasilere intikal ettiği dönemde yaşaması hasebiyle hem toplumda yayılan Emevî öğretileri hem de yeni şiar ve hedeflerle hükümeti ele geçiren Abbasi öğretileriyle karşı karşıya kalmıştır. İmam Cafer Sadık (a.s), siyasi gelişmeler ve farklı fikir akımları arasında Ehlibeyt Mektebi ve İmamet Ekolü’nün temel düşüncesini koruyup yayarken, aynı zamanda İslam ümmetini bir bütün olarak kabul ettiğinden, farklı siyasal ve kültürel akımların oluşturduğu bu ümmeti ortak noktalarda buluşturmak için çalışmalar yapıyordu. Ehlibeyt Mektebi’nin düşüncesini, yaşanan her siyasi ve kültürel gelişmede güncelleyen İmam Cafer Sadık (a.s), Şiileriyle ve sevenleriyle büyük bir ilmi hareket başlatmakla beraber, inanç esaslarında sapmayan ve Ehlibeyt İmamlarını (a.s) seven her Müslüman’ı kucaklayan bir çalışma gerçekleştirmiştir. Kısaca değinmek gerekirse; o hazret (s.a) farklı farklı mezhepler ve fikir akımlarından talebe kabul ediyor [13], talebelerini onların ders halkasına gönderiyor [14], onlarla barışçıl bir şekilde muaşeret ediyor ve İslam ümmetini farklı mezhepleriyle bir bütün olarak düşündüğünü ortaya koyuyordu.

 

İlmî Faaliyetleri ve Talebeleri

İmam Cafer Sadık (a.s) kelam, matematik, kimya, astronomi ve tıp gibi ilimlere de önem vermiş, bu dallarda da talebe eğitmiştir. Örnek olarak vermek gerekirse; Cabir b. Hayyân kimya ve matematikte [15], İbrahim b. Habib el-Fezârî astronomi ilminde [16], Mümin-i Tâk (Muhammed b. Ali b. Nu’mân el-Kufî) kelam ilminde, Humrân b. A’yen Kur’ân ilimlerinde, Ebân b. Tağlib Arap dil ve edebiyatında, Zurâre b. A’yen fıkıh ve hadis dalında, Hamza Tayyâr istitâat konusunda (yani insanın hayır ya da şer işleri yapmaya veya yapmamaya iradesi ve gücünün olup olmadığı konusunda), Hişâm b. Salim tevhid konusunda (yani Allah’ın birliği ve tekliği üzere) ve Hişâm b. Hakem İmamet konusunda [17] yetişen talebelerdendir. Sağlık ve tıp alanında İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledilenler, o hazretin bu ilim dalına da gereken önemi verdiğini göstermektedir. [18] Özellikle siyasi yönetimin Emevîlerden Abbasilere geçtiği dönemde bulduğu kısmi rahatlıktan dolayı ilmî çalışmalarını hızlandırmış, salih, sadık, bilge, takvalı, bilinçli, ilim ve irfan sahibi bir toplum oluşturmak için çaba sarf etmiş ve yaklaşık dört bin tane güvenilir ilmî şahsiyet yetiştirmeyi başarmıştır. [19]

 

Caferilik Mektebinin Doğuşu

İmam Cafer Sadık’ın (a.s) kurduğu mektebin Caferilik diye tanınması ve takipçilerine Caferî denmesinin nedeni, bulunduğu dönemdeki kısmi rahatlıktan faydalanarak ilim, irfan ve faziletleri diğer Ehlibeyt İmamları’ndan daha fazla yaymayı başardığı içindir. İmam Cafer Sadık’ın (a.s) uzun ömürlü olması, fıkıh, kelam, tefsir, hadis gibi ilim dallarında önemli mesafelerin katedilmesi, ilmî münazaraların yaygınlaşması ve siyasal ortamdan kaynaklanan kısmi rahatlık gibi etkenler de o hazretin (a.s) mektebinin Caferilik ve taraftarlarının da Caferî diye tanınmasında etkili olmuştur.

 

Hadis Yorumları ve İhtilafın Anlamı

“Abdul-Mumin el-Ensârî, İmam Cafer Sadık’ın (a.s) yanına geldi ve şöyle dedi: Bazıları Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: “Ümmetimin ihtilafı rahmettir.” İmam Cafer Sadık dedi ki: “Doğru söylüyorlar.” Dedim ki: “İhtilafları rahmetse birlik beraberlikleri azaptır!” İmam Cafer Sadık dedi ki: “Senin ve onların düşündüğü gibi değildir. Resulullah (s.a.a), Aziz ve Celil Allah’ın şu kavlini irade etmiştir: Niçin dinde derin bilgi elde etmek ve geri dönünce kendi toplumlarını uyarmak için onların her kesiminden bir topluluk hareket etmiyor? Olur ki, (onların uyarmasıyla) sakınırlar. [20] Dolayısıyla Allah onlara, Resulullah’ın yanına gidip gelmeyi ve ilim öğrenmeyi, sonrasında da kendi toplumlarına dönerek onlara öğretmeyi emretmiştir. Hiç şüphesiz (ihtilaftan kasıt) şehirlere gidip gelmektir, dinde ihtilaf etmek değil. Hiç şüphesiz din bir tanedir.” [21]

İmam Cafer Sadık (a.s) Hz. Resulullah’ın (s.a.a) bu hadisine oldukça zarif bir yorum getirerek, hadiste geçen ‘ihtilaf’ kelimesini en güzel şekilde açıklamış ve bu kelimenin yanlış anlaşılmasından doğabilecek kötü sonuçların önünü alacak bir mana kazandırmıştır.  İhtilaf kelimesi Kur’ân’da da ‘gidip gelme’ manasında kullanılmıştır. [22]

 

Zındıklara Karşı Mücadelesi

İmam Cafer Sadık’ın (a.s), hicri 2. yüzyılın başlarında güçlenerek devam eden ve yönetimin Emevîlerden Abbasilere intikal ettiği dönemdeki iktidar zayıflığından faydalanarak kendi batıl inançlarını İslam toplumuna yaymaya çalışan zındıklara karşı yaptığı mücadele takdire şayandır. Bu zındıklar, Manihaizm dini taraftarı bir topluluktu ve hicri 2. yüzyılın ilk yarısında çalışmalarını teşkilatlı bir şekilde sürdürerek İslam dininin mukaddeslerine ve Müslümanların inançlarına saldırmışlardı. Zındıklara önderlik edenlerin geneli kendi dönemlerinin okumuş, tanınan, eli kalem tutan ve kitap yazan; Farsça, Yunanca, Hintçe ve Süryanice gibi zamanın ilim dillerini bilen insanlardı. [23] Zındıkların hedefi kendi batıl inançlarını yaymak, İslam dininin sarsılmaz temellerine ve Müslümanların itikadına zarar vererek yok etmekti. Bu hedefleri doğrultusunda başvurdukları yöntem; hadis uydurmak, [24] şüphe icat etmek ve bidat çıkarmaktı. İmam Cafer Sadık (a.s) ve bazı talebeleri bu akım karşısında durmuş ve batıl düşüncelerine yanıt vermiştir. Bu bağlamda verebileceğimiz örneklerden bazıları şöyledir: Kâbe’de buluşan dört zındık, Kur’ân-ı Kerim’in aynısını getirmek için kendi aralarında karar alır ve her birisi Kur’ân’ın dörtte birini seneye kadar getirmeyi kabul eder. Ertesi sene buluştuklarında ise her birisi bu işten aciz olduklarına itiraf eder. Bu esnada onların yanından geçip yaptıkları işin farkına varan İmam Cafer Sadık (a.s) şu ayeti okur: De ki: İnsanlar ve cinler bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için bir araya gelseler, birbirlerine destek olsalar bile onun benzerini getiremezler.” [25] Bu ayeti İmam Cafer Sadık’tan (a.s) işiten zındıklar birbirlerine bakarak şöyle derler: “Eğer İslam hakikatse Muhammed’in (s.a.a) vasiyeti (halefi) ancak Cafer b. Muhammed’e (a.s) ulaşır. Bizim onu görüp de heybetinden bedenlerimizin titremediği bir zaman olmamıştır.” Sonra âcizliklerini ikrar ederek ayrılırlar. [26]

Zındıklardan birisi olan ve seneviyye inancına, yani iki ilah olduğuna inanan Ebu Şâkir Deysânî, göklerde bir ilah ve yerde başka bir ilah olduğuna inanır, birinin nur diğerinin zulmet olduğunu kabul eder [27] ve delil olarak da Zuhruf Suresi 84. Ayeti [28] gösterirdi. Bu delil karşısında nasıl cevap vereceğini bilemeyen Hişâm b. Hakem, olayı İmam Cafer Sadık’a (a.s) taşıyınca İmam şöyle buyurdu: “Bu, habis bir zındığın sözüdür. Onun yanına geri döndüğünde şöyle de: Kufe’deki ismin nedir? Diyecek ki filan. Sonra; Basra’daki ismin nedir? diye sor. Diyecek ki filan. De ki Rabbimiz Allah da aynı şekilde gökte, yerde, denizde, sahrada ve her yerde ilahtır.” Hişâm diyor ki Ebu Şâkir’in yanına gelip cevabını verdim. Dedi ki “bu haber Hicaz’dan söylenmiştir.” [29]

Hişâm b. Hakem zındıkların temsilcilerinden olan İbn Ebi’l-Avcâ’yla benzeri bir olay yaşamış, Allah hikmet sahibiyse nasıl olur da bir yandan; “Beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer veya dörder nikâhlayın. Adaletsiz davranmaktan korkuyorsanız, o zaman yalnız biriyle evlenin,” [30] derken, diğer yandan; “Ne kadar üzerine düşseniz de kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; bari birine büsbütün kapılmayın.” [31] diyebilir? Hikmet sahibi böyle konuşur mu hiç? Sorunun cevabını bilmeyen Hişâm, Medine’ye giderek soruyu İmam Cafer Sadık’a (a.s) yöneltti ve ilk ayetin nafakadaki adalete, ikinci ayetin de sevgideki adalete işaret ettiğini öğrenerek geri dönüp cevabı ulaştırınca, İbn Ebi’l-Avcâ şöyle dedi: “Vallahi bu cevap sana ait değildir.” [32]

Yukarıda zikrettiğimiz her iki hadisten, İmam Cafer Sadık (a.s) ve talebelerinin, zındıkların sorularına cevap vermeyi oldukça önemsedikleri, gerektiğinde uzak mesafeleri katedip sorularına yanıt bularak onların batıl fikirlerinin İslam toplumunu etkisi altına almasına izin vermedikleri anlaşılmaktadır.

İmam Cafer Sadık (a.s), Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatlarına dair pek çok soru ileri süren zındıklara gerekli cevapları vermiş ve batıl fikirlerini yaymalarına izin vermemiştir.

İmam Cafer Sadık (a.s), Ebu Şâkir Deysânî’nin; “Senin bir yaratıcın olduğuna dair delilin nedir?” sorusuna şöyle cevap verdi: “Benim varlığım şu iki ihtimalin dışında gerçekleşmiş olamaz: Ya ben kendimi var ettim, ya da başkası beni var etti. Eğer ben kendimi var etmişsem, burada da iki ihtimal söz konusudur: Ya kendim varken kendimi var etmişim, ya da kendim yok iken. Eğer varlığım varken ben onu yaratmışsam ki (bu durumda) varlığım yaratılmasına ihtiyaç duymaz (çünkü zaten vardır) ve eğer yokken yaratmışsam, bildiğin gibi yok olan bir şey herhangi bir şeyi var edemez. Dolayısıyla üçüncü ihtimal kanıtlanmış olur: Yani benim (benim dışımda) bir yaratıcım vardır ve o da âlemlerin Rabbidir.” [33]

İmam Cafer Sadık (a.s) bir zındığın, Allah’ın işitme, görme sıfatını ve arşa oturmasıyla ilgili ayetin [34] manasını sorunca; Allah’ın alete ve organa ihtiyacı olmadan işitip gördüğünü, zatıyla bunlara kadir olduğunu ve bütün işitilip görüleceklere sonsuz ilmiyle hâkim olduğunu, bunların hepsinin Allah katında hazır olduğunu, işitme ve görmeden dolayı zatının herhangi bir değişime uğramadığını, Allah’ın arşa hâkim ve galip olduğunu, yarattıklarından ayrı olduğu ve arşı yaratan koruyup kollayanın Allah olduğunu, onun hükûmetinin yerleri ve gökleri kapsadığını, dolayısıyla Allah’ın arşa ve yarattıklarına muhtaç olmadığını ispatlamıştır. [35] Zındık adam sorusunun devamında, dua ederken elleri gökyüzüne doğru kaldırmakla yeryüzüne doğru tutmak arasındaki farkı dile getirmiş ve Allah her yere hâkimse bu ikisinin farkı nedir demiş, İmam Cafer Sadık (a.s) da şöyle cevaplandırmıştır: “Allah’ın ilim, ihata ve kudretinde yukarı ve aşağı arasında herhangi bir fark yoktur. Ancak Allah Azze ve Celle, velileri ve kullarına ellerini gökyüzüne doğru kaldırmalarını emretmiştir. Çünkü Allah gökleri rızkın kaynağı kılmıştır.” [36]

Zındıkların soruları ve İmam Cafer Sadık’ın (a.s) cevapları yukarıda zikrettiklerimizle sınırlı değildir. Ancak bu miktarı bile o hazretin zındıkların zihin bulandıran sorularını yanıtlamaya ne denli önem verdiğini, yanlış fikirlerinin toplumda yer edinmemesi için ne kadar çok gayret gösterdiğini yansıtmaya yeter.

 

Teşbih ve Tecsim Düşüncesini Reddetmesi

İmam Cafer Sadık (a.s) Allah’ı yarattıklarına benzeten, O’na diğer varlıklar gibi el, kol, göz, kulak ve mekân nispet eden teşbih ve tecsim düşüncesini reddetmiş, Allah’ın hiçbir şeye benzemediğini, niteleyenlerin nitelediklerinden yüce olduğunu vurgulamış [37] ve bu sıfatları Allah’a reva görenlerin müşrik olduğunu açıklamıştır. [38]

 

Gâliyye ile Mücadelesi

İmam Cafer Sadık’ın (a.s) mücadele ettiği batıl akımlardan biri de Gâliyye idi. Onların küfür kokan düşünceleri genelde Şia İmamları hakkında besledikleri yanlış düşünce ve inançlardan ibaretti. Gâliler, İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) Mehdi, [39] Ehlibeyt İmamları’nın (a.s) bazısının peygamber, [40] İmam Cafer Sadık’ın (a.s) ve diğer bazı Ehlibeyt İmamları’nın Allah olduğuna inanıyorlar; [41] İmam yerdeki ilahtır [42] ve İmam’ı tanıyana her şey caizdir [43] gibi batıl inanç ve düşünceler besliyorlardı. İmam Cafer Sadık (a.s) Gâlilerin düşüncelerini reddetmiş, onları lanetleyerek Yahudi, Mecusi, Hristiyan ve müşriklerden daha aşağı bilmiş ve onları tövbeye davet etmiştir. [44]

 

Kerbela Olayına Önem Vermesi

İmam Cafer Sadık’ın (a.s) üzerinde önemle ve özenle durduğu, hem kültürel hem de siyasi mesaj içeren konulardan birisi, İmam Hüseyin’i (a.s) ve Kerbela olayını anması, onun ziyaretine gitmeye teşvik etmesi, o hazret ve yârenlerinin musibetine matem programı düzenlemesi ve onların yasında ağlamasıdır. İmam Cafer Sadık (a.s) aile fertlerini topluyor, İmam Hüseyin (a.s) ve yârenlerine mersiye okunup matem tutulması için gerekli şartları hazırlıyordu. İmam Cafer Sadık (a.s) Ebû Harun el-Mekfûf’a şöyle buyurdu: “Hüseyin (a.s) hakkında bana şiir oku.” Diyor ki ona okudum o da ağladı. Dedi ki: “Bana kendi aranızda duygulu, hüzünlü ve İmam Hüseyin’in kabrinin kenarında okuduğunuz gibi mersiye oku.” Ona okudum, o ağladı ve dedi ki “daha fazla oku.” Ona şu kasideyi okudum: “Hüseyin’in kabri kenarından geç ve onun pak bedenine seslen.” O ağlayınca ben durdum. Devam et dedi ve ben de devam ettim. Sonra dedi ki “daha fazla oku daha fazla.” Şöyle okudum: “Ey Meryem! Kalk ve mevlana yas tut ve ağlamanla Hüseyin’e yardım et.” İmam Cafer Sadık (a.s) ağladı ve perdenin arkasından kadınların ağlama ve feryat seslerini de işittim. [45]

Ebû Umâre, Abdullah b. Gâlib ve Cafer b. Affân da İmam Cafer Sadık’ın (a.s) yanında İmam Hüseyin (a.s) için şiir ve mersiye okumuş, o hazret ve etrafındakiler de gözyaşı dökerek yas tutmuştur. [46]

İmam Cafer Sadık (a.s) İmam Hüseyin’in (a.s) türbesine giderek ziyaret etmek hususunda; “Onun kabrini ziyaret her erkek ve kadına vacip, İmam Hüseyin’in (a.s) ziyaretine gitmeyen Allah’ın ve Resulü’nün (s.a.a) haklarından birisini terk etmiş, onun ziyaretinin karşılığı cennet, itina etmeyerek onun ziyaretini terk eden kıyamet günü üzüntüye boğulacaktır; onun ziyaretine giderken vefat edenin cenazesine melekler katılacak, ona cennetten hunut ve elbise getirecek, ona namaz kılacak, kefeninin üstüne ayrı bir kefen giydirecek, güzel kokularla süsleyeceklerdir; cennet kapılarından birisi onun kabrine doğru açılacak, kıyamete kadar esintisi ve güzel kokusuyla kabrini dolduracak, İmam Hüseyin’in (a.s) kabri kenarında iki rekât namaz kılanın isteğini Allah yerine getirecek, Fırat’ın suyunda guslederek ziyarete gidenin bütün günah ve hataları bağışlanacak ve annesinden doğduğu gün gibi olacak, bir nedenden dolayı kendisi gidemediği hâlde başkasının gitmesine yardımcı olanın harcadığı her dirheme karşı Allah Uhut dağı misali iyilik verecek, belaları ondan uzaklaştıracak” [47] gibi onlarca fazilet ve sevabı sayarak İmam Hüseyin’in (a.s) ziyaretine teşvik etmiştir.

 

Mehdeviyet Konusunu Aydınlatması

İmam Cafer Sadık’ın (a.s) yaşamında üzerinde önemle durduğu bir diğer konu Mehdeviyet ve İmam Mehdi’dir (a.s). İmam Cafer Sadık (a.s) İmam Mehdi’nin (a.s) doğumu, soyu, gaybeti ve zuhuru hakkında pek çok bilgi vermiştir. İmam Cafer Sadık (a.s), İmam Mehdi’nin (a.s) kendi soyundan geleceğine değinerek babalarının ismini saymış [48], altıncı evladı olduğunu zikretmiş [49], Muhammed, Ali ve Hasan (a.s) isimlerini taşıyanlar peş peşe gelince dördüncü gelecek kişinin Kâimleri (İmam Mehdi) olacağını vurgulamış [50], İmam Hüseyin’in (a.s) soyundan dokuz İmam geleceğini ve dokuzuncusunun da Kâimleri olacağını dile getirmiş ve annesinin de cariyelerin hanımefendisi olduğunu söylemiştir. [51] İmam Cafer Sadık (a.s) On İkinci İmam’ı (a.s); Mehdi, Kâim, Sahibezzaman ve Bakiyyatallah gibi lakaplarla yâd etmiş [52] ve gaybeti döneminde onun ismini söylemeyi caiz bilmemiştir. [53] Canı tehlikede olduğu için gaybete çekileceği [54], bu dönemde insanların ondan faydalanmasının tıpkı bulutların arkasındaki güneşten faydalanmak gibi olacağı [55], kısa ve uzun olmak üzere iki gaybet döneminin gerçekleşeceği, kısa gaybet döneminde onun yerini sadece bazı özel Şiileri ve uzun gaybet döneminde de özel bazı dostlarının bileceği [56], kıyam ettiğinde kimsenin ahit veya biatini boynunda taşımayacağı, [57] ne zaman geleceğini belirleyenlerin yalancı olduğu [58], gaybet ve zuhur döneminde insanların bazı imtihanlara tabi tutulacağı ve iyilerle kötülerin, doğru sözlülerle yalancıların birbirinden ayırt edileceği [59], gaybet dönemi Hz. Nuh’un (a.s) kendi kavmi arasında kaldığı kadar uzasa bile dünyayı terk etmeyeceği [60], Hz. Hızır (a.s) gibi uzun ömürlü olacağı ve Hz. Mehdi’nin ömrünün uzun olabileceğine delil olsun diye Hz. Hızır’ın ömrünün uzatıldığı gibi bilgiler de Hz. İmam Cafer Sadık’ın (a.s) hadislerinde yer almaktadır. [61] İmam Cafer Sadık’ın (a.s), İmam Mehdi’nin (a.s) bazı peygamberlerle benzer yönleri hakkında buyurdukları şöyledir: Hz. Musa gibi gizli olarak dünyaya gelecek ve kavminden uzaklaşarak gaybete çekilecek, Hz. Yusuf gibi halkın içinde olacak ve yakınları onu tanımasa bile o herkesi tanıyacak [62], Hz. İsa (a.s) hakkında söylenenler onun hakkında da söylenecek, Hz. Muhammed’in (s.a.a) hidayetiyle hidayet edecek ve onun siretiyle amel edecektir. [63] Dua müminin silahı olduğu, insanı doğru yol üzere sabitkadem ettiği ve Allah’ın rızasını kazandırdığı için İmam Cafer Sadık (a.s), gaybet döneminde Garîk Duası ve “Allahumme arrifnî nefsek” gibi duaları okumaya tekit etmiş ve bu duaların kurtuluş vesilesi olacağını belirtmiştir. [64] İmam Cafer Sadık (a.s) zuhuru beklemenin önemine değinmiş ve İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunu beklerken ölenin, aynı o hazretin çadırında yer alan ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) önünde kılıcıyla savaşan kimse gibi olduğunu buyurmuştur. [65] İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuru hakkında da bilgiler veren İmam Cafer Sadık (a.s); gaybetinden sonra kıyam edeceğini, Deccal’ı öldürüp yeryüzünü her çeşit zulümden temizleyeceğini, [66] Hz. İsa’nın (a.s) yeryüzüne inerek onun arkasında namaz kılacağını, Allah’ın Hz. Mehdi (a.s) eliyle doğu ve batıyı fethedeceğini ve başka ilahların ibadet edildiği her yerde Allah’a ibadet edileceğini vurgulamış; [67] İmam Mehdi’ye itaate davet edecek semavî nida, Süfyani’nin çıkışı, Beyda’nın batışı, Nefs-i Zekiyye’nin katli, doğu tarafından birkaç gün boyunca büyük bir ateşin alevlenmesi, ramazan ayında güneşin tutulması [68] gibi bazı zuhur alametlerini dile getirerek, İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuruyla ilgili pek çok konuya aydınlık kazandırmıştır.

İmam Cafer Sadık’ın (a.s), oğlu İsmail’e verdiği değerden ve büyük oğlu olmasından dolayı bazıları onu sonraki İmam sanıyordu. İsmail vefat edince bazı Şiilerinin onu Yedinci İmam sanarak hataya düşmemeleri veya sonraları onun beklenen Mehdi olduğunu zannederek sapmamaları için oğlunun vefat ettiğini vurgulamış, definden önce defalarca oğlu İsmail’in yüzünü açıp göstererek onun vefat ettiği üzerinde durmuştur. [69] İmam Cafer Sadık’ın (a.s) bu çabası, İmamat ve Mehdeviyet’in asıl ekseninden çıkmaması içindi.

 

Devam Edecek…

 

-------------

[1]- Şeyh Müfid, el-İrşâd, c.2, s.179-180; Kuleynî, el-Kâfî, c.1, s.472; Yakûbî, Tarihu Yakûbî, c.2, s.381; Kummî, Tarih-i Kum, s.197; İbn Cevzî, el-Muntazam, c.8, s.110; Sem’ânî, el-Ensâb, c.8, s.250; Şeyh Abbas Kummî, Munteha’l-Âmâl, c.2, s.233.

[2]- İmam Cafer Sadık (a.s) annesi hakkında şöyle buyurmuştur: Annem, iman eden, takvalı ve ihsan ehli olanlardandı. Allah ihsan edenleri sever. (Kuleynî, age, c.1, s.472.)

[3]- İrbilî, Keşfu’l-Gumme, c.2, s.155; Sem’ânî, age, c.8, s.250; Şeyh Abbas Kummî, Munteha’l-Âmâl, c.2, s.233.

[4]- Şeyh Müfid, age, c.2, s.179; Kummî, Tarih-i Kum, s.197.

[5]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c.47, s.2; Şeyh Abbas Kummî, age, c.2, s.233.

[6]- Şeyh Müfid, age, c.2, s.179-180; Kummî, Tarih-i Kum, s.197; Allame Meclisî, age, c.47, s.1; Yakûbî, age, c.2, s.381; Sem’ânî, age, c.8, s.251.

[7]- Ahmed b. Hanbel, Müsned-i Ahmed, c.5, s.87-108; Buhârî, Sahih-i Buhârî, c.8, s.127;  Muslim, Sahih-i Muslim, c. s.3-4; Kuleynî, el-Kâfî, c.1, s.525-535; Nu’mânî, el-Gaybetu’n-Nu’mânî, s.67, 81,91,96; Şeyh Sadûk, el-Hisâl, c.1, s.305, c.2, s.477.

[8]- İmamet: Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) hem nübüvvet görevini yerine getirerek insanlara İslam dininin hükümlerini öğretmekle yükümlüydü hem de İslam devletinin başkanlığını yaparak hâkim olduğu bölgelerin idaresini Allah’ın emirleri doğrultusunda yönetmekle görevliydi. Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) vefatından sonra bu görevleri üstlenecek olan şahıslara İmam ve sahip oldukları makama da İmamet denilir. Bir önceki dipnot kaynaklarında da belirtildiği üzere, Hz. Muhammed (s.a.a) kendisinden sonra gelecek olan İmamların on iki kişi olduğunu belirlemiştir.     

[9]- Fatıma bint. Hüseyin b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebû Tâlib (a.s): Şeyh Müfid, el-İrşâd, c.2, s.209.

[10]- Bazı kaynaklarda bu cariyenin isminin Hamide olduğu geçmektedir: Kuleynî, age, c.1, s.477.

[11]- Şeyh Müfid, el-İrşâd, c.2, s.209.

[12]- Hakikî, Halil, İmam Sadık ve Şeklgiri-yi Mekteb-i Caferî, s.136, Feslname-i Ulûm-i İslamî, 1386 hicri şemsi sonbahar, 7. sayı.

[13]- Câhiz, er-Resâilu’s-Siyâsiyye, s.450.

[14]- Unvân-i Basrî’yi İmam Malik’in ders halkasına göndermesi gibi: Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c.1, s.224.

[15]- İbn Nedîm, el-Fihrist, s.420-421, İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-A’yân, c.1, s.327.

[16]- İbn Nedîm, el-Fihrist, s.332.

[17]- Keşî, Ricâlu’l-Keşî, s.257-278, Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c.47, s.407-408, Esed Haydar, el-İmamu’s-Sadık ve’l-Mezâhibu’l-Erbea, c.8, s.81-82.

[18]- İlimle tanınan Bestâm ailesinin Abdullah ve Hüseyin adlı iki evladının yazdığı Tıbbu’l-Eimme adlı eserde, İmam Cafer Sadık’tan tıp ve sağlık alanında onlarca hadis nakledilmiştir.

[19]- Şeyh Müfid, age, c.2, s.179.

[20]- Tevbe, 122.

[21]- Şeyh Sadûk, Meâni’l-Ahbâr, s.157

[22]- Bakara, 164; Âl-i İmrân, 190.

[23]- Mutahharî, Mecmûa-i Âsâr-i Üstad Şehid Mutahharî, c.18, s.72; Câhiz, el-Hayavân, c.1, s.41-42.

[24]- İbn Esîr, el-Kâmil fi’t-Tarih, c.6, s.7.

[25]- İsra, 88.

[26]- Tabrisî, el-İhticâc, c.2, s.377.

[27]- Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal, c.1, s. 296.

[28]- Gökte de ilah, yerde de ilah O’dur. (Zuhruf, 84).

[29]- Kuleynî, el-Kâfî, c.1, s.128-129.

[30]- Nisâ, 3.

[31]- Nisâ, 129.

[32]- Kuleynî, age, c.5, s.362-363; Kummî, Tefsiru’l-Kummî, c.1, s.155.

[33]- Şeyh Sadûk, et-Tevhid, s.290.

[34]- Yunus, 3.

[35]- Kuleynî, age, c.1, s.83; Şeyh Sadûk, et-Tevhid, s.144.

[36]- Şeyh Sadûk, et-Tevhid, s.249.

[37]- Şeyh Sadûk, age, s.226-229.

[38]- Şeyh Sadûk, age, s.76, 80.

[39]- Keşî, Ricâlu’l-Keşî, s.300.

[40]- Keşî, age, s.301.

[41]- Sehmî, Tarihu Curcân, s.294; Mer’aşî, İhkâku’l-Hak ve İzhâku’l-Batil, c.12, s.236.

[42]- Keşî, age, s.300.

[43]- Kuleynî, el-Kâfî, c.2, s.464.

[44]- Keşî, age, s.224, 297, 300, 301.

[45]- İbn Kûleveyh, Kâmilu’z-Ziyârât, s.104-106.

[46]- İbn Kûleveyh, age, s.105; Şeyh Sadûk, el-Emâlî, s.141; Keşî, Ricâlu’l-Keşî, s.289.

[47]- İbn Kûleveyh, age, s.122-125.

[48]- Şeyh Sadûk, Kemâlu’d-Din ve Temâmu’n-Ni’me, c.2, s.234; Âmilî, Vesâilu’ş-Şîa, c.16, s.245-246:  “Benden sonraki İmam oğlum Musa’dır. (Gelmesi) Beklenen ve arzu edilen halef ise M.h.m.d b. Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa’dır (a.s).”  

[49]- Allame Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c.51, s.164.

[50]- Nu’mânî, el-Gaybetu’n-Nu’mânî, s.183; Şeyh Sadûk, Kemâlu’d-Din ve Temâmu’n-Ni’me, c.2, s.334. 

[51]- Şeyh Sadûk, age, c.2, s.345.

[52]- Şeyh Sadûk, Kemâlu’d-Din ve Temâmu’n-Ni’me, c.2, s.342.

[53]- Şeyh Sadûk, age, c.2, s.333.

[54]- Kuleynî, el-Kâfî, c.1, s.339.

[55]- Şeyh Sadûk, age, c.1, s.207.

[56]- Kuleynî, age, c.1, s.339-340.

[57]- Kuleynî,  age, c.1, s.342.

[58]- Kuleynî, age, c.1, s.368.

[59]- Kuleynî, age, c.1, s.370.

[60]- Şeyh Sadûk, age, c.2, s.342.

[61]- Şeyh Sadûk, age, c.2, s.354, 357.

[62]- Şeyh Sadûk, age, c.2, s.340.

[63]- Şeyh Sadûk, age, c.2, s.350-351.

[64]- Şeyh Sadûk, age, c.2, s.342, 349, 352; Kuleynî, age, c.1, s.342.

[65]- Şeyh Sadûk, age, c.2, s.338.

[66]- Şeyh Sadûk, age, c.2, s.335-336.

[67]- Şeyh Sadûk, age, c.2, s.345.

[68]- Nu’mânî, el-Gaybetu’n-Nu’mânî, s.262-267, 272.

[69]- Şeyh Müfid, el-İrşâd, c.2, s.209-210.



Bu yazı 1260 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI