Bugun...



Takva ve Nefsi Tezkiye Etme - 2

İnzivaya çekilme ve sosyal sorumlulukları kabullenmeme, takvanın nişanelerinden sayılamayacağı gibi, bazı yerlerde takvayla zıttır.

facebook-paylas
Tarih: 15-06-2023 11:53

Takva ve Nefsi Tezkiye Etme - 2

Takva ve İnziva

İslâm'da inziva ve ruhbanlık yoktur. İslâm, insanlara günahtan kaçmak için inzivaya çekilmeyi ve dünyevî meşguliyetleri terk etmeyi tavsiye etmiyor; aksine sorumlulukları kabullenmeyi, sosyal işlere katılmayı ve aynı zamanda da takva vasıtasıyla nefsi dizginleyip kontrol etmeyi, sapkınlık ve günahtan alıkoymayı istiyor.

İslâm, “meşru olan riyaset ve makamı kabullenme” demiyor; bilakis “kabullenin” diyor. Ancak “Allah rızası için O'nun kullarına hizmet edin; makam ve mevkiin kölesi olmayın; makam ve mevkii, nefsanî şehvet ve heveslere ulaşmak için kullanmayın; hak yoldan sapmayın” diye de vurgu yapıyor.

İslâm, “takva edinmek için çalışıp geçimini temin etmekten el çek ve helal rızık için çaba gösterme” demiyor; bilakis “dünyanın kölesi ve tutsağı olmayın” diyor.

İslâm, “dünyayı terk et ve bir köşeye çekilerek ibadet et” demiyor; tersine, “dünyada insanca yaşa; yeryüzünü bayındırlaştırmaya gayret göster, ancak dünya ehli olma; dünyaya aldanma; ona gönül kaptırma ve dünyadan Allah'a yaklaşma doğrultusunda yararlan” diyor.

İslâm'ın değer ve hasletlerin en güzeli olarak tanıttığı takva işte budur.

Takva ve Basiret

Ayet ve hadislerden takvanın, dünya ve ahiretin gerçek yararlarını teşhis edip onları kazanmaya çalışması için insana doğru görüş ve basiret verdiği anlaşılmaktadır. Örneğin Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

Ey iman edenler! Eğer takvalı olursanız (Allah'tan korkup sakınırsanız), size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir. [1]

Diğer bir ayette ise şöyle buyurmaktadır:

Takvalı olun (Allah'tan korkup sakının), Allah size öğretiyor. Allah her şeyi bilendir. [2]

Kur’an-ı Kerim insanların geneli için nazil olduğu hâlde hidayete kavuşan ve öğüt alanlar muttakilerdir. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

Bu (Kur’an) insanlar için bir beyan, muttakiler için de bir hidayet ve öğüttür. [3]

İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor: Doğrusu takva, kalplerinizin hastalıklarının devası ve kalp gözlerinizin körlüğünün basiretidir. [4]

Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: Nefsin istekleriyle savaşın ki, kalplerinize ilim ve hikmet nazil olsun.

Yine Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: Şeytanlar insanoğlunun kalbini çepeçevre kuşatıp onun etrafında dönmeselerdi, insanlar melekût âlemini görürlerdi. [5]

İmam Cafer-i Sadık (a.s) babasının şöyle buyurduğunu naklediyor: Günah ve hatalar kadar hiçbir şey kalbi bozmaz. Kalp, günahla savaşır. Günah, kalbe galip gelip alt edinceye kadar da bu (savaş) devam eder. [6]

Buna benzer ayet ve hadislerden anlaşılıyor ki takva, aklın basiretine ve görmesine sebep olur; onun idrak ve ayırt etme gücünü kuvvetlendirir. Akıl, insanın yarar ve zararları, hayır ve şerleri, saadet ve bedbahtlığa sebep olan etkenleri ve nihayet "gerekli olanlar" ile "gerek olmayanları" iyi bir şekilde tanıyıp ayırt etmesi için, varlığında emanet olarak yerleştirilen değerli bir cevherdir.

İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor: Akıl, vücuttaki hak resuldür. [7]

Evet, böyle önemli bir misyon yüklenmiştir akla ve bunu taşımaya da onun gücü yeter. Bu ise ancak kuvvet ve içgüdülerin, onun egemenliğini kabul edip onunla muhalefet ve bozgunculuk etmemeleri hâlinde gerçekleşebilir. İstek ve hevesler aklın düşmanı olup onun işini yapmasına engel olurlar.

İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor: İstek ve hevesler aklın düşmanıdır. [8]

Şehvetine sahip olmayan aklına da sahip olmaz. [9]

Kibir, aklı fasit eder. [10]

İnatçı kimsenin (doğru dürüst) görüşü olmaz. [11]

Vücudun idare ve yetkisinin akla bırakıldığı ve aklın da buna gücü yettiği doğrudur. Yalnız nefsanî ve manevî eğilimler onun başarılı olmasına engel olan en büyük faktörlerdendir.

Eğilimlerden biri veya hepsi itidallerini kaybeder, başkaldırır ve bozgunculuk ederse, akıl vazifesini yerine getirmekte muvaffak olabilir mi?

Böyle bir kimsenin aklı vardır; ancak idrak ve teşhis gücünden yoksundur. Meşalesi vardır; ancak hevesler, istekler, şehvetler ve gazaplar, karanlık bulut veya koyu sis gibi onu sarmış; nurunu söndürmüş ve gerçekleri idrak etmesine engel olmuştur.

Şehvet düşkünü bir insan, kendi çıkarlarını nasıl tanıyabilir?

Şehvetin isyankâr ve musallat olmuş gücünü nasıl dizginleyebilir?

Kibirli bir insan, ıslah etmek için kendi kusurlarını nasıl tanıyabilir?

Yine öfke, kıskançlık, tamah, kin, taassup, inat, mal, makam, mevki sevgisi vs. gibi diğer çirkin sıfatları kendisinden nasıl uzaklaştırabilir?

Bunlardan biri veya birkaçı nefse musallat olursa, gerçekleri idrak etmekten amelî aklı [12] alıkoyar ve eğer akıl onların aksine bir iş yapmak isterse, bozgunculuk çıkarmaya başlar. Öyle ki dünyayı akla dar eder ve vazifesini yerine getirmekte onu güçsüz hâle getirir. İstek ve heveslerine tutsak olan bir insan nasihatten sonuç alamaz; bilakis nasihat ve ayet-i kerimeler onun kalbini daha da katılaştırır. Bu nedenle takva, basiretin, görüş aydınlığının ve vazifeyi bilmenin en güzel ve en etkili yollarından sayılabilir.

Son olarak şu noktayı hatırlatalım ki, takvanın insanın basiretini artırması ancak nazarî aklı [13] ve hakikatleri idrak etmekte değil; amelî aklı ve vazifesini tanımakla, başka bir deyişle gerekli olanları ve gerekli olmayanları tanımakla gerçekleşebilir.

Takva, anlayış ve zekâda da belli bir yere kadar etkiliyse de bu, “takvasız bir kimse matematiksel ve tabii meseleleri hiç bilemez, anlayamaz” demek değildir elbette.

Takva ve Sorunların Üstesinden Gelme

Takvanın önemli sonuçlarından biri, hayatın müşkülat ve zorluklarının üstesinden gelmektir. Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

Kim takvalı olursa (Allah'tan korkup sakınırsa, Allah) ona bir çıkış yolu gösterir. [14]

Başka bir yerde ise şöyle buyuruyor:

Kim takvalı olursa (Allah'tan korkup sakınırsa, Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir. [15]

İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor: Kim takvaya yapışırsa, bütün zorluklar yaklaşmış olsa bile ondan uzaklaşır; bütün acı işler tatlılaşır; önüne yığılmış dağ gibi dalgalar aralanır ve yorgunluklardan sonraki bütün zorluklar kolaylaşır. [16]

Buna benzer ayet ve hadislerden, sorunları halletme ve zorluklara galip gelmede takvanın insana yardımcı olduğu anlaşılmaktadır.

Şimdi bu konuda takvanın ne kadar etkili olabileceğini görelim:

Hayat sorunları ve zorluklar genel olarak ikiye ayrılır:

1- Giderilmesi bizim imkânımızın dışında olan organ noksanlığı, tedavisi olmayan hastalıklara tutulmak ve önünü alamadığımız tehlikelerle karşılaşmak vs. gibi çözümü insanların elinde olmayan sorunlar.

2- Çözümünde ve hatta önlemesinde karar ve irademizin etkili olduğu sorunlar.

Ruhî, cismî, ailevî, sosyal ve meslekî sorunların birçoğu bu kısma girmektedir. Takva, bu sorunların her birinin çözümünde önemli bir rol oynayabilir. Fakat birinci bölümde sorunu önlemek, bertaraf etmek fiilen bizim imkânımız dışındaysa da, o sorunlarla karşılaşma tarzımız bizim kendi elimizdedir. Kendi nefsine tamamen hâkim olan, dünya ve dünya sorunlarını geçici bilip ahiret hayatını asıl ve baki bilen, takvalı ve pervalı (çekinen) bir kişi tükenmez ilâhî bir güce dayanmıştır. Dünya sorunlarını ve zorluklarını küçük ve geçici sayar; ağlayıp sızlanmaz ve Allah'ın emirleri karşısında tamamen teslim olur. Takvalı insan, Allah-u Teâlâ ve ahiret âlemiyle ünsiyet kurmuş ve ona ümit bağlamıştır. Geçici olay ve zorluklar, gönlünün huzurunu kaçıramaz. Hadiseler, zorluk ve musibetler zaten acı verici değildir; insanı üzen asıl şey, nefsin ıstırap çekmesi ve tahammül edemeyişidir ve takva ise, bu konuda insana yardımcı olur.

İkinci kısma gelince, hayatı insana zehir eden zorluk ve sıkıntıların çoğu, çirkin sıfatların, nefsanî istek ve heveslerin, şeytanî eğilimlerin insana galip gelmesinden kaynaklanmaktadır. Karşılaştığımız problemlerin birçoğu dışarıdan gelmemiştir. Bilakis onların ortaya çıkmasına sebep olan biziz. Ailevî sorunların çoğu, karı veya kocasının ya da her ikisinin nefsanî isteklerine sahip olmayışları neticesinde oluşur ve kendi elleriyle yaktıkları ateşte kendilerini yakar; ağlar sızlarlar. Diğer sorunlar da aynı şekildedir.

Çekemezlik, intikam hırsı, inat, taassup, bencilik, kendini beğenme, tamah, şehvet, öfke, gurur, kibir vs. gibi çirkin ahlâkî sıfatlar, insana problem ve zorluk çıkaran, ona hayatı zehir eden üzücü şeylerdir. Bu sıfatlara sahip kimseler, nefislerinin isteklerine öyle bir tutulmuşlardır ki, kendi dert ve devalarını tanımaktan bile acizdirler.

İşte bu olayların vuku bulmasını önleyebilecek en iyi ve en etkili şey, takva, çekinme ve nefsi kontrol etmektir. Takvalı bir kimse için böyle acı olaylar hiçbir zaman söz konusu olmaz. O, huzur ve nur dolu bir kalple hayatını sürdürür ve ahiret için azık hazırlar. Dünya sevgisi, bütün sorunların kaynağıdır. Ancak takvalı bir kimse, dünyaya ve dünyada olan şeylere gönül vermediği için onların yokluğunda da ıstırap çekmez.

İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor: Dünya sevgisinden sakın; zira dünya sevgisi, bütün günahların kaynağı ve bütün belaların madenidir. [17]

 

-----------

[1]- Enfâl, 29.

[2]- Bakara, 282.

[3]- Âl-i İmrân, 138.

[4]- Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 198.

[5]- Biharu'l-Envar, c.70, s.59.

[6]- Biharu'l-Envar, c.70, s.54.

[7]- Gureru'l-Hikem, c.1, s.13.

[8]- Gureru'l-Hikem, c.1, s.13.

[9]- Gureru'l-Hikem, s.702.

[10]- Gureru'l-Hikem, s.26.

[11]- Gureru'l-Hikem, s.31.

[12]- İnsan ve hayvanda hareket ettirici güç olan akıl.

[13]- Kavrama ve algılama yeteneği.

[14]- Talâk, 2.

[15]- Talâk, 4.

[16]- Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 198.

[17]- Gureru'l-Hikem, s.150.




Bu haber 1039 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MANEVİYAT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI