Bugun...



Şaban Ayı Duaları - 3

İnsanın kalbi tıpkı ayna gibi berrak ve apaydındır ve dünyaya aşırı ilgi duyup fazla günah işleme neticesinde kararır.

facebook-paylas
Tarih: 24-03-2022 12:42

Şaban Ayı Duaları - 3

Ama insan hiç olmazsa orucu Hak Teâlâ için riyasızca ve tam bir ihlasla tutarsa (diğer ibadetler ihlasla olmasın demiyorum; zaten bütün ibadetlerin riyasız ve ihlasla yapılması gerekir); şehvetlerden çekinme, lezzetlerden sakınma ve Allah’tan gayrısından kesilip kopma olan bir ibadeti -orucu- şu bir ayda iyi bir şekilde yerine getirebilirseniz, Allah-u Teâlâ’nın lütfuyla kalbinizin aynasının siyahlığını gideriverir. Umulur ki tabiat âlemiyle dünyevî lezzetlerden yüz çevirip vazgeçmenizi ve “Kadir Gecesi”ne gireceğiniz sırada; o gece evliyalarla hâsıl olan nurâniyetleri elde etmenizi sağlar.

İşte böyle bir orucun mükâfatı ise, Allah’tır. Nitekim şöyle buyurmaktadır: “Oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben veririm” [1] Böyle bir orucun ödülü de bundan başka bir şey olamaz. Böyle bir oruç karşılığında Naim cennetleri değersiz olup, onun mükâfatı olarak addedilemez. Ama insan tutar da “oruçluyum” diyerek, yiyeceğe yumduğu ağzını insanların gıybetini yapmaya açarsa ve akşam sohbetleri için vakit ve fırsatın daha elverişli olduğu mübarek Ramazan ayı gecelerinde gıybet, iftira ve Müslümanlara hakaretle sabahlarsa, eline hiçbir şey geçmez ve hiçbir hayırlı netice kazanamaz. Bilakis böyle oruç tutan biri, Hakk’ın ziyafet sofrasında misafir olarak bulunmanın usul ve erkânına uymamış ve kendi velinimetinin hakkını zayi etmiş olur.

Öyle bir velinimet ki, insanı yaratmadan önce onun için gerekli olan bütün huzur, rahatlık ve yaşam gereçlerini hazırlayarak amade etmiş; tekâmül gereçlerini amade etmiş ve bu cümleden olmak üzere insanların hidayeti için peygamberler göndermiş; semavî kitaplar indirmiş; insanı azametin madeni ve en güzel nura ulaştırabilmek için ona güç vermiş; akıl ve idrak lütfetmiş ve kerametler buyurmuştur. Şimdi de kullarını kendi konukevine davet ederek, O’nun nimet sofrasına oturmalarını; ellerinden ve dillerinden geldiğince Hak Teâlâ’nın şükrünü yerine getirmelerini istemiştir. Kullarının O’nun nimet sofrasından yararlanıp, kendilerine verilen huzur ve rahatlık nimetlerinden faydalanmaları, sonra da tutup efendileri olan bu sofra sahibine karşı muhalefette bulunup, O’nun aleyhine kıyam etmeleri ve kendilerine lütfetmiş olduğu araç gereçleri O’nun isteğine aykırı şekilde kullanmaları doğru mudur? İnsanın, efendisinin sofrasına oturması ve velinimeti olan muhterem ev sahibine karşı edepsizce ve küstahça davranışlarıyla saygısızlıkta bulunup hakaret etmesi, ev sahibinin karşısında pek çirkin ve yakışıksız düşen şeyler yapması kadir-kıymet bilmemezlik değil midir?

Misafir en azından ev sahibini tanımalı, onun konum ve mevkiine vakıf olmalıdır. Çağrıldığı meclisin usul ve edebini bilmeli; ahlâk ve nezakete aykırı bir davranışta bulunmamaya özen göstermelidir. Yüce Allah’a misafir olan kimse hazreti Zülcelal’in yüce tanrılık mevkii ve konumuna vakıf olmalıdır. Bu makam, İmamlarla (a.s) büyük ilahi peygamberleri daima daha iyi tanımaya ve daha mükemmel bir şekilde vakıf olmaya çalıştığı; böylesine bir nur ve azamet madenine ulaşabilmeyi hep arzuladıkları bir mevki ve konumdur.

“ Ya Rabbi! Gönül gözlerimizi seninle görüşmenin nuruyla aydınlat ki gönül gözleri nur perdesini aşıp, azamet ve celal madenine ulaşabilsin; canlarımız senin yüce ve mukaddes dergâhına ait olabilsin”.

Buradaki  “ziyafetullah” “azametin madeni”dir. Allah-u Teâlâ kullarını nur ve azamet madenine davet etmektedir. Ama kul layık olmazsa, böylesine görkemli ve muhteşem bir makama giremeyecektir. Allah-u Teâlâ (c.c) kullarını bütün hayırlar ve iyiliklere ve birçok manevî ve ruhani lezzetlere davet etmiştir. Ama onlar böylesine yüce makamlarda bulunmaya hazırlıklı olmazlarsa, o makamlara adım atamazlar tabi. Ruhi kirlilik ve pisliklerle, ahlaki rezaletlerle, kalbî ve bedenî günahlarla Allah-u Teala’nın (c.c) yüce huzuruna nasıl çıkılır?! “Azametin Madeni” olan “Rabler Rabbi”nin  dergahına bu halde nasıl varılır?! –

Bu iş liyakat ister; hazırlık ister. Zülmani hicaplar ve perdelerle örtülmüş olan kirli kalpler ve şu yüzü kara halimizle bu ruhani mana ve hakikatleri idrak edebilmemiz mümkün değildir. Bu örtülerin yırtılması gerekir. Kalplere gerilmiş ve Allah’ın vuslatına ermeye mani olmuş olan bu karanlık ve aydınlık perdelerin kenara itilmesi gerekir. Ancak o zaman Allah’ın nurlu ve görkemli davet mekânına girilebilir.

İMAM HUMEYNİ

 

--------------

[1]- Furu-u Kâfi, c.4, s.63, Oruç Kitabı, “Oruçlunun ve Orucun Faziletleri…” babı, 6. hadis, İmam Humeyni’nin “Cihad-ı Ekber” kitabından alıntıdır.




Bu haber 626 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MANEVİYAT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI