Bugun...



İmam Hüseyin’in (a.s) Maneviyat ve İrfanı - 4

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 31-07-2025 18:16

İmam Hüseyin’in (a.s) Maneviyat ve İrfanı - 4

İmam Hüseyin’e (a.s) Ağıt Yakmanın ve Gözyaşı Dökmenin Etkileri

Her musibete uğrayan ve yası olana Allah tarafından belirlenmiş bir sevap vardır. Bu sevap, çekilen musibetin ağırlığına göredir. Musibet ne kadar ağırsa, sevabı da o kadar çoktur. İmam Hüseyin’in (a.s) musibeti ise, en büyük musibetlerden biridir:

“Ve seninle musibet en büyük musibet olmuştur.” [1]

Bu musibetin benzeri ne yeryüzünde ne de gökyüzünde görülmüştür. Öyle ki yer ile gökte bir inkılap meydana getirmiştir. [2] Bu nedenle İmam Hüseyin’in (a.s) makamına bağlanan sevaplar da sınırsızdır ve “Seninle sevap daha da büyük olmuştur.” [3]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

Her kim bir mümini sevindirirse, yüce Allah o sevinçten bir mahlûk yaratır ki, ölüm anında onunla karşılaşır ve ona şöyle der: "Ey Allah’ın dostu! Sana Allah’ın ikramı ve rızasını müjdelemek isterim." Sonra o varlık, sürekli onunla birlikte olur ve onunla birlikte kabrine girer. [4]

 

O hâlde ne mutlu o kimseye ki, İmam Hüseyin (a.s) için ağlayarak Hz. Peygamber’i (s.a.a), Hz. Ali’yi (a.s) ve Hz. Fatıma’yı (s.a) sevindirir. Ayrıca, İmam Hüseyin’e (a.s) ağlamanın etkisi özellikle ölüm anında, kabirde, berzah âleminde ve mahşerde ortaya çıkacaktır. [5]

 

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Bize yapılan zulme kederlenenin her nefesi tesbih, bu kederi ise ibadettir.” [6]
Yani nasıl ki Ramazan ayında oruçlunun nefesi tesbih sevabı taşırsa, İmam Hüseyin’in (a.s) matem meclislerinde ya da onun kederiyle atılan her nefes de tesbih sevabı taşır.

 

İmam Cafer-i Sadık (a.s) başka bir rivayette şöyle buyuruyor:

“Her kim Hüseyin’e (a.s) ağlarsa, cennet ona vacip olur.” [7]

 

İmam Hüseyin’in (a.s) Musibetlerini Yaşatmanın Felsefesi

Kerbelâ olayının yasını tazeleme, ona ağlama ve bu musibetleri canlı tutma hususundaki tüm bu tavsiyeler ve teşvikler, onun eğitici ve inşa edici boyutundan kaynaklanmaktadır. Kerbelâ hadisesi, insanın duygularını ve hislerini harekete geçirerek, onu saadet yoluna sevk eder ve kurtuluş vesilesini oluşturur. Bu, hem ferdî ve hem de toplumsal boyutta geçerlidir.

a) Ferdî gelişmeler

İmam Hüseyin’in (a.s) sevgisini gönlünde taşıyan ve onunla kalbî bağ kuran kimse, bu bağ sayesinde kendi varlık kabiliyetine ve istidadına göre, sevdiği kişinin kemal sıfatlarından nasiplenir. Muhabbet âleminde şaşırtıcı gerçeklerden biri de, seven ile sevilenin manevî açıdan bir ve aynı hâle gelmesidir. Çünkü dostlukta en güçlü bağ bu şekilde kurulur. Elbette bu, sevginin derecesine, sevenin kabiliyetine ve aradaki engellerin ne ölçüde bertaraf edildiğine bağlıdır.

 

İmam Hüseyin’in (a.s) özelliklerinden biri de sabır ve tahammül sıfatıdır. Ziyâret-i Nâhiye-i Mukaddese’de İmam-ı Zaman (a.f) şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz ki melekler, senin sabrına hayret ettiler.” [8]

Hz. Ali (a.s) de şöyle buyurmuştur:

“Sabır, iman karşısında başın beden karşısındaki yeri gibidir.” [9]

Yani nasıl ki başı olmayan bir beden ölü ve cansız ise, sabrı olmayan bir kişinin de gerçek anlamda imanı yoktur.

Sabır makamının en önemli derecelerinden biri, günah karşısında sabretmek; heva, heves ve şehvetlere karşı direnç göstermektir. [10] Bu sebeple İmam Hüseyin’in (a.s) gerçek dostu olan bir kimse, bu kâmil sıfattan az ya da çok nasiplenmiş olmalı ve İmam Hüseyin’in (a.s) sabrı onun ruhunda yansıma bulmalıdır. O hâlde İmam Hüseyin’i (a.s) sevmek, kişiyi günahlardan uzaklaştırır ve onun dostu olan kimse, dünya sevgisi ve şehvetlerin kalbinden yavaş yavaş çıkıp gitmesi için çabalamalıdır.

Bu nedenle, İmam Hüseyin’e (a.s) yönelik matem ve gözyaşının sayısız bereketi, kişide gurur ve kendini beğenmişlik duygusu doğurmamalıdır. Çünkü gurur, şeytandandır ve nefsin cehaletindendir. Bu cehalet de insanın, iman kazanmadan ve salih amel işlemeksizin cennete ve yüksek derecelere ulaşma arzusudur. [11]

Eğer “Her kim İmam Hüseyin (a.s) için ağlarsa, cennet ona vacip olur” [12] şeklinde söylenen hadis, “Kim ağlarsa, istediği gibi davranabilir ve her türlü günahı bağışlanır” anlamına gelmez. Bu tür hadisler “Reca” içindir; yani bazı günahlar sadece istiğfar ile temizlenmez. Kişinin hak sahiplerine hakkı ödemesi, sürekli olarak kalbini arındırması ve geçmişi telafi etmesi gerekir. Bu durumda tövbe ve istiğfardan sonra Hüseynî vesileler, şefaat ve benzeri yollarla kurtuluşa ulaşma ümidi doğar.

Dolayısıyla “Reca”nın anlamı şudur: “Kişi, iman kazanma, farzları yerine getirme ve haramlardan kaçınma yolunda gücü yettiğince gayret ettikten sonra, Allah’ın lütfuyla bu değersiz amelini kabul buyurmasını ve kendisini iyilerle haşretmesini umar.” [13]

Mesela bir günahkâr, tövbesinden sonra hâlâ endişe içinde olabilir: Acaba yaptığı tövbe, kalbin karanlıklarını giderecek gerçek bir ‘tövbe-i nasûh’ muydu? Tam bu anda yeis (ümitsizlik) kalbine girmeden önce Allah’ın sonsuz rahmetini temsil eden İmam Hüseyin’i (a.s) hatırlar. [14] Rivayetlerde geçtiği üzere, “Her kim Hüseyin (a.s) için yüreği yanarak ağlarsa, Allah o kimseye Hüseyin’in (a.s) bereketiyle rahmet eder.” [15] Bu ümitle “Hüseyn’in kapısı”na yönelir. İşte bu “Reca”nın anlamıdır.

Dolayısıyla herhangi bir hadisten gurur sonucu çıkarırsan ya da bu rivayet sende gurur duygusu doğurursa, bil ki bu hadisi yanlış anlamışsın ve aldanmışsındır. Bu, nefsin ve şeytanın aldatmasıdır. Çünkü hiçbir imam, insanı gurura sevk etmez ve gurura davet etmez. [16]

 

b) Sosyal gelişmeler

Kerbela hadisesi, vücut bulmuş bir İslâm’dır. Bu olay, İmam Hüseyin’in (a.s) dostlarının kişisel olarak harekete geçmelerine vesile olur. Zira bu yolla insanlar, İmam’ın (a.s) gayesini kavrayarak hem kendilerinin ve hem de toplumlarının kurtuluşu için onun yolunda adım atarlar. İmam Hüseyin’in (a.s) hedefi sadece İslâm adına bir isim ve unvanla yetinmek değildi. Onun amacı, gerçek iman ve takvaya ulaşmaktı. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur:

“Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size, Allah’tan sakınmanız tavsiye edilmiştir.” [17] İşte bu, onun yüce dedesi ve babasının da takip ettiği yoldu.

İmam Hüseyin (a.s), Kerbela kıyamının temel sebebini birçok kez açıkça şöyle ifade etmiştir:

“Ben, ne heva ve heves uğruna, ne de bozgunculuk ya da zulüm için yola çıktım. Ben, yalnızca ceddim Muhammed’in ümmetinde ıslah etmek için kıyam ettim. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak ve dedem ile babam Ali b. Ebî Tâlib’in (a.s) yolunu izlemek istiyorum.” [18]

 

Bu temel etken, bu kıyamın ebediyen canlı kalmasına vesile olmuştur. Kur’ân da bu etkeni fesatla mücadelede bir araç olarak tanıtmaktadır. Eğer bu araç ortadan kalkarsa, toplumlar ve milletler felaket ve yıkıma sürüklenir. [19]

İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma, en temel ilkedir. Bu ilke olmazsa, bireylerin ve toplumların da helakine neden olur. Aynı zamanda İslam toplumunun varlığını teminat altına alan bir unsurdur. Bu esasın yokluğu, toplumun çözülmesine, dağılmasına ve sosyal yapının çökmesine yol açar.

Bu bağlamda, Şeyh Şuşterî’nin şu hadisten çıkardığı sonuç oldukça dikkat çekicidir: “İmam Hüseyin’e (a.s) dökülen gözyaşı, Hz. Peygamber’i (s.a.a), Hz. Ali’yi (a.s) ve Hz. Zehra’yı (s.a) sevindirir ve uhrevî bereketlere vesile olur.” [20] Şüphesiz, bu şahsiyetler sevinirler; çünkü onların niyet ve hedefleri ortaktır. Oğulları Hüseyin’in (a.s) musibetlerinin anılması yoluyla insanların dünya ve ahirette saadete ulaşmaları ve aynı yolda ilerlemeleri, onları memnun eder.

 

İslam Düşmanlarının Hile ve Tuzakları

Bireysel ve toplumsal etkileri olan, harekete geçirici ve inşa edici bir gözyaşı hem dünyada ve hem de ahirette insanları kurtuluşa, uyanışa sevk eder. İnsanların zalimlerin zulmüne ve bozgunculuğuna karşı kıyam etmelerine, direnmelerine vesile olur.

Bu yüzden İslam düşmanları, çeşitli hile ve tuzaklarla bu gözyaşı ve matem meclislerini anlamsız tekrarlar, sonuçsuz ibadetler ve boş işler gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Onlara göre bu meclisler, insanların neşesini ve enerjisini alır, toplumu durgunluğa ve atalete sürükler. Oysa gençlik, toplumun ilerlemesinde temel bir sermaye olarak hareket ve canlılığa ihtiyaç duyar.

 

Düşman, doğrudan “İmam Hüseyin’in (a.s) meclislerine gitmeyin” ya da “Kur’ân’a inanmayın” demez. Bilakis sinsice, yavaş yavaş ve zamanla Müslümanların kalbindeki imanı zayıflatmak, inançlarını sarsmak ve nihayetinde İslam’ı daha doğmadan boğmak ister. Bu da İslami inançların diğer ülkelere yayılmasını engellemek ve sömürgecilerin çıkarlarının daha fazla tehlikeye girmesini önlemek içindir.

 

Evet, İslam’da hem sevinç ve hem de hüzün vardır. Ancak bu duyguların hedefi vardır; anlamsız ve zararlı değildir. İslam, faydasız, zarar verici ve boş neşe ve kederlere karşıdır.

Bu düşmanlar, sözde şefkatli yaklaşımlarla ve düşünür kılığında, yıkıcı fikirlerini yabancı radyolar, içeride ve dışarıda satılmış ajanlar ve gaflet içinde bu düşmanların propagandasını yayan cahil ve saf kişiler aracılığıyla yaymaya çalışmaktadırlar. Bu sayede Müslüman ve inkılapçı halkı gaflet uykusuna yatırmak ve onları fuhuş, bağımlılık, şehvet dolu filmler gibi geçici eğlencelerle meşgul ederek nefsin heva ve hevesine tutsak etmeyi hedeflemektedirler.

 

Bu süreçte özellikle kadınları hedef alarak, süs ve güzelliklerini öne çıkarmak bahanesiyle [21] onları sömürmekte, Müslümanları zamanla asılsız hedeflere ulaşmak uğruna inançlarını çiğnemeye, dini ve ahlaki kimliklerini hiçe saymaya, düşünsel ve ruhsal bağımsızlıklarını kaybetmeye zorlamaktadırlar. Bu durumda insanlar artık yaşamlarında değerli bir ilkeye, temele veya hayata dair bir felsefeye sahip olmayacaklardır.

Bir başka ifadeyle, düşmanların hedefi “fikrî sömürge” yaratmaktır. Bu, diğer tüm sömürgecilik türlerinden daha tehlikelidir. Zira bu tür sömürgede kişi, düşman gibi düşünür, onun gibi bakar ve aslında sömürgeleştirildiğini dahi fark etmez; hatta onu yıkan yöne doğru koşar.

Fikrî bağımsızlığın, yaşama dair bir felsefeye güvenmenin, gelenek ve sistemlerine saygı duymanın değeri, bilgiden bile üstündür. Bilgin bir millet, başka bir millette eriyebilir. Ama kişilik ve bağımsızlık bilinci taşıyan bir millet asla başkalarında erimez. [22]

 

Dolayısıyla “Neden gözyaşı?” diye soranlara, yukarıda aktarılanlara ek olarak şu da söylenmelidir: Nasıl ki gülmenin çeşitli türleri varsa, gözyaşının ve ağlamanın da farklı türleri vardır:

Sevinç gözyaşı, tövbe ve pişmanlık gözyaşı, merhamet ve şefkat gözyaşı, ayrılık gözyaşı, zillet gözyaşı, riyakârlık ve gösteriş gözyaşı, keder ve hüzün gözyaşı... Ancak her gözyaşı zararlı değildir; aynı şekilde her gözyaşı da faydalı değildir. Gözyaşı, her zaman ruhsal bitkinlik ve depresyona yol açmaz, neşeyi ortadan kaldırmaz. Tıpkı her kahkahanın da yapıcı ve moral verici olmaması gibi.

Meselâ esirlerin ve gazilerin İran’a dönüşlerinde çoğu zaman sevinç gözyaşlarına tanık olmuşuzdur. Peki, bu gözyaşları kişide depresyon ya da ruhsal çöküntüye mi neden olurdu?
Veya birisi, cennet nimetlerinin ve güzelliklerinin anlatılması ya da okunması esnasında sevinçten ağlasa, bu gözyaşı bir durgunluk ve yıkım vesilesi midir? Günahkâr bir insanın, işlediği günah sebebiyle pişmanlık duyup gözyaşı dökmesi onu hafifletir mi, yoksa depresyona mı sürükler? Cephelerde de şahit olmadık mı ki, İslâm mücahitleri geceleri siperlerinde dua, mersiye ve ziyaretler okuyarak ağlar; gündüzleri ise bir aslan gibi İslâm düşmanlarına hücum ederlerdi? Bu hâl, durgunluk, zayıflık ve depresyonun bir göstergesi olabilir mi?

 

İmam Hüseyin’e (a.s) yapılan ağlama ve yas tutma da böyledir: zevk veren bir anlam taşır, kalbe saflık ve aydınlık kazandırır. İmanı ve inancı pekiştirir, insanı ve toplumu inşa eder. O, saadet yolunun bir işaretidir; kalpleri eviren, ruhu yücelten, gelişme ve coşku kaynağıdır.
İnsan, böyle bir ağlamadan sonra hafiflik ve Allah’a yakınlık hisseder; asla umutsuzluk ya da çöküntü değil.

Denilebilir ki, İmam Hüseyin’e (a.s) dökülen gözyaşı, şu beytin apaçık bir örneğidir:

Gözyaşı, her çaresiz derde şifadır;

Ağlayan göz, Allah’ın lütfunun kaynağıdır.

 

İşte bu nedenledir ki, düşmanlar, bu değerli, yapıcı, eğitici ve harekete geçirici gözyaşını bizden almak için tüm güçleriyle harekete geçmişlerdir. [23]

 

 

----------

[1]- Ziyaret İmam Hüseyin (a.s), Biharu’l Envar, c.98, s.223.

[2]- Aşura Gününde İmam Hüseyin’in (a.s) Ziyareti, Mefatihü’l Cinan, s.750.

[3]- Mefatihü’l Cinan, s.458.

[4]- El-Kâfi, c.2, s.190-191.

[5]- Kamilü’z-Ziyarat, s.327, bab: 32.

[6]- Şeyh Müfid, Emali, s.338.

[7]- Kamilü’z-Ziyarat, s.337 ve 343, bab: 33.

[8]- Biharu’l Envar, c.98, s.322.

[9]- Nehcü’l-Belâğa, Hikmetli Sözler: 79.

[10]- Teraifu’l Hikem Ya Enderzhayı Mumtaz, c.2, s.318.

[11]- Biharu’l Envar, c.68, s.188.

[12]- Bkz: İmam Hüseyin’e (a.s) Ağlama ve Ezadarlık.

[13]- El-Kâfi, c.3, s.199.

[14]- Ayetullah Destgayb, “Gurur ve Reca’nın Farkı” konusunun özeti, s.230, 231.

[15]- Kamilü’z-Ziyarat, s.327, bab: 32.

[16]- Ayetullah Destgayb, “Tevbenin kabulü, Hüseynî vesilelerin bereketiyledir” konusu, s.243.

[17]- Nisa, 131.

[18]- Biharu’l Envar, c.44, s.329.

[19]- Hud, 116.

[20]- Bkz: İmam Hüseyin’e (a.s) Ağlama ve Ezadarlık.

[21]- Nehcü’l-Belâğa, Hikmetli Sözler: 394.

[22]- Şehit Murtaza Mutahharî, Hüseynî Yiğitlik, c.3, s.3.

[23]- Hüccetül İslam Seyyid İbrahim Musevi Hevai’nin “Sefer Günleri Meclisleri” konuşmalarından, yıl: 1381 hş.




Bu haber 676 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MANEVİYAT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI