Bugun...



İmam Hüseyin’in (a.s) Maneviyat ve İrfanı - 3

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 24-07-2025 17:30

İmam Hüseyin’in (a.s) Maneviyat ve İrfanı - 3

Şefkat ve Sevgi

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Din, sevgi ve buğzdan ibaret değil midir?” [1]
Aslında din; Allah’ın dostlarını sevmek ve O’nun düşmanlarına buğzetmektir.

Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ı, sizi nimetleriyle beslediği için sevin; beni de Allah’ı sevdiğiniz için sevin; ehlibeytimi ise bana olan sevginiz sebebiyle sevin.” [2]

Hatta yalnızca onları sevmekle kalmayın; bundan da öte, Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir kul beni, çocuğundan ve babasından daha çok sevmedikçe; ehlibeytim de onun için kendi ailesinden daha sevgili olmadıkça, Allah’a gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” [3]

 

Gözyaşı, Ehlibeyt'e duyulan sevgi ve muhabbetin bir göstergesidir. Ağlamak, duygunun, sevginin ve yüreğin yanışının alametidir. Eğer siz bir kişiyi, örneğin çocuğunuzu seviyorsanız; o, bir musibet sebebiyle acı çekse ve gözyaşı dökse, siz de onunla birlikte üzülüp ağlamaz mısınız?

İmam Hüseyin (a.s) da evlatlarını ve ashabını seviyordu. Elbette onları, bizim kendi yakınlarımızı sevdiğimizden daha fazla seviyordu. Zira o, bizden daha insanî duygulara sahipti; o, kâmil bir insandı ve bu tür duygular da insana ait olan duygulardır. Dolayısıyla onun insanî duyguları, doğal olarak daha derindi.

Rivayetlere göre Kerbelâ musibetleri arasında bazıları İmam Hüseyin (a.s) için diğerlerinden çok daha ağır ve yıkıcıydı. Bunlardan bazıları şunlardır:

a) İmam Hüseyin’in (a.s), başucuna gittiği yaralılar arasında, durumu en acıklı ve en yakıcı olan, kardeşi Ebu’l-Fazl Abbas (a.s) idi. İmam Hüseyin (a.s), onu çok severdi. Abbas, babası Hz. Ali’nin (a.s) cesaretini temsil ediyordu. Uzun, dengeli ve heybetli bir vücuda sahipti. İmam Hüseyin (a.s), ona bakmaktan haz duyardı.

İmam (a.s) onun başucuna vardığında, Abbas’ın ellerinin kesildiğini, başının bir demir sopa ile parçalandığını ve gözüne ok isabet ettiğini gördü. Bu nedenledir ki, “Abbas şehit edildiğinde Hüseyin’in yüzü çöktü” denmiştir. İmam Hüseyin (a.s) bizzat şöyle buyurmuştur:
“Artık belim kırıldı, çarem tükendi.” [4]

 

b) İmam Hüseyin (a.s), oğlu Ali Ekber’i çok severdi ve bu sevgisini açıkça dile getirirdi. Onu daha da sevimli kılan özellik, Hz. Resûlullah’a (s.a.a) olan benzerliğiydi. Ali Ekber’in vücut yapısı, görünüşü, ahlakı, konuşma üslubu ve hitabeti o kadar Hz. Peygamber’e (s.a.a) benziyordu ki, İmam Hüseyin (a.s) onun hakkında şöyle buyurmuştur:

“Allah’ım! Sen bilirsin ki, biz Resûlullah’ı özlediğimizde bu gence bakar, onunla teselli bulurduk.” [5]

Böylesine bir evladın tehlike altına girmesi, bir insan için ne kadar acı ve zor bir durumdur! Üstelik o evlat, Hz. İsmail gibi Allah’ın emrine tam anlamıyla teslim olmuş bir evlatsa... [6]

Rivayet edilir ki, Ali Ekber savaşa çıkmak istediğinde, İmam Hüseyin’in (a.s) gözleri uykudan yeni uyanmış bir hâl aldı. Ona ümidi tükenmiş bir baba gibi baktı. Birkaç adım da onun ardından yürüdü ve şöyle dedi:

“Allah’ım! Şahit ol ki, bu genç, halk arasında Peygamberine en çok benzeyen kişidir ve şimdi bunlarla savaşmak üzere gidiyor.” [7]

Ardından, Ömer b. Sa’d’a bağırarak şöyle seslendi:

“Allah senin neslini kessin! Zira sen benim bu evladımla neslimi kestin!” [8]

Ali Ekber, eşsiz bir kahramanlıkla savaştı. Yaralar aldı, susuzlukla boğuştu. Ağzı kurumuş, dili bir tahta parçası gibi kupkuru olmuştu. Savaş alanından dönerek babasına şöyle dedi:

“Babacığım! Susuzluk beni öldürüyor, bu silahların ağırlığı da beni çok zorluyor. Eğer boğazımdan bir damla su geçerse, yeniden güç toplayıp cihada dönerim.”

Bu söz, İmam Hüseyin’in (a.s) yüreğini dağlamıştır. Ve şöyle buyurmuştur:

"Evladım! Bak, benim dudaklarım seninkilerden daha kuru. Aziz evladım! Ümit ederim ki en kısa zamanda şehâdet mertebesine erişesin ve ceddinin eliyle suya kandırılmış olasın." [9]

 

c) Hüznün En Yakıcı Anlarından Biri: Hazret-i Kasım’la Vedalaşma
Aşura günü, İmam Hüseyin’in (a.s) izni olmadan hiç kimse savaş meydanına çıkmazdı. Hz. Kasım (a.s), amcasından izin almak üzere geldiğinde, İmam (a.s) bu izni kolaylıkla vermedi. Kasım (a.s) ağlamaya başladı. Amca ile yeğen birbirlerine sarılıp ağlaştılar. Rivayetlerde yazılıdır ki, Kasım, İmam Hüseyin’in (a.s) ellerini ve ayaklarını öpmeye başladı ve ısrar etti. İmam (a.s) da izin vermemekte ısrar etti. [10] En nihayetinde İmam (a.s) açıkça “izin veriyorum” demedi; yalnızca kollarını açarak şöyle buyurdu:

“Gel ey kardeşimin oğlu! Seninle vedalaşmak istiyorum.”

Kasım, amcasının boynuna sarıldı; İmam (a.s) da onun boynuna sarıldı. Bu sahnede öyle çok ağladılar ki, ikisi de hâlsiz düştü ve birbirlerinden ayrıldılar.

Henüz on üç yaşında olan bu çocuk hemen ata bindi. Gözlerinden yaşlar hâlâ süzülürken savaş meydanına girdi. İmam Hüseyin (a.s), atını hazır etmişti ve elinde tutuyordu. Adeta bir şeyi bekliyordu ki bir anda bir feryat yükseldi: Ey amcacığım!

İmam Hüseyin (a.s), bir şahinin avına yönelmesi gibi Kasım’a doğru atıldı. Çünkü o sırada düşman, Kasım’ın başına darbe indirerek onu attan yere düşürmüştü. Yaklaşık iki yüz kişi Kasım’ın cesedinin etrafını sarmıştı ki, başını gövdesinden ayırsınlar. Ancak İmam’ın (a.s) hücumunu görünce kaçıştılar. İmam, yeğeninin başucuna yetişti. Başını dizine aldı ve şöyle buyurdu:

“Ey kardeşimin oğlu! Amcan için ne kadar da ağırdır ki seni çağırdığında sana cevap veremesin... Veya cevap verse de senin için bir şey yapamayacak olsun…” [11]

Aynı şekilde, henüz sütten kesilmemiş olan Hz. Ali Asgar’ın son anları da İmam Hüseyin (a.s) için son derece ağır geçmiştir.

 

Kerbelâ olayları gerçekten de taş gibi kalpleri bile dağlar. Her inançtan, her mezhepten insanın yüreğini sızlatır. Çünkü Allah sevgisi taşıyan bir kalp, bu kadar yüksek bir hak uğruna kendini feda eden kimseler için nasıl etkilenmeden kalabilir?

İmam Hüseyin’in (a.s) şu hitabı, bu hissiyatı açıkça ortaya koymaktadır:

“Ey Şiîlerim! Serin bir su içtiğinizde beni hatırlayın. Yahut bir şehit ya da garip birinin hikâyesini işittiğinizde, benim için ağlayın.” [12]

Dolayısıyla, İmam Hüseyin’in (a.s) musibetine karşı gözyaşı dökmeyen ve yüreği sızlamayan bir insan, imanından şüphe etmelidir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz, Hüseyin’in öldürülmesi, müminlerin kalbinde hiç dinmeyecek bir yangıdır.” [13]

Elbette ki insan, İmam Hüseyin’in (a.s) sıfatlarına, ihlasına ve hedeflerine dair bilgisini artırdıkça, ona olan marifeti (derin tanıması) de artacaktır.

İmam Hüseyin (a.s), evlatlarına ve yarenlerine duyduğu derin sevgiye rağmen, kalbinde Allah sevgisi daha güçlü olduğu ve O’nun rızasını talep ettiği için, kendi nefsinden ve duygularından hicret etmiştir. Âllâme Tabâtabâî şöyle diyor: “Muhabbetin yolu, kalbi Allah’tan başka her bağdan arındırır; onu yalnızca Allah’a ve Allah’a nispet edilen her şeye; dine, dinin getiricisine, dinin velisine ve Allah’a yönelen her şeye bağlar. Evet, bir şeye duyulan sevgi, onun etkilerine de duyulan sevgiyi içerir. Bu sebeple böyle bir kimse, Allah’ın sevdiğini sever, O’nun buğz ettiğine buğz eder; Allah’ın hoşnutluğu için hoşnut olur, gazabı için gazaplanır. Bu muhabbet, onun için amel yolunu aydınlatan bir nur hâline gelir.” [14]

Zaten dinin mantığı fedakârlıktır. Can, ana-baba, evlat, eş ve akrabalara duyulan sevgi, her insan için doğal bir şeydir; hatta bu tür sevgiler birçok hayvanda da görülür. Din ise, insanı daha yüce şeylere bağlanmaya, daha yüce bir dersi öğrenmeye yöneltmek için gelmiştir. Bu, bizzat İmam Hüseyin’in (a.s) şu sözlerinde ifade edilir:

“İlâhî! Hükmüne razıyım, emrine teslimim. Senden başka mabut yoktur, ey muhtaçların imdadına koşanların imdadına koşan!” [15]

 

Devam Edecek…

 

----------

[1]- Biharu’l Envar, c.65, s.63.

[2]- Şeyh Tusi, Emali, s.632, h.5; Biharu’l Envar, c.27, s.105.

[3]- Bu metin, "Seyyidü'ş-Şuhedâ (a.s)" adlı eserin yazarı Şehid Seyyid Abdulhüseyin Desteğib’in, on birinci meclisinde, "Hz. Muhammed’in (s.a.a) Ehl-i Beyt’e olan sevgisi" başlığı altında, el-Ğadîr kaynağından naklen, s. 108’de yer almaktadır.

[4]- Biharu’l Envar, c.45, s.42.

[5]- Biharu’l Envar, c.45, s.43.

[6]- "Hamase-i Hüseynî " adlı eserden alınmıştır; Şehit Murtazâ Mutahharî, c. 2, s. 5.

[7]- Biharu’l Envar, c.45, s.45.

[8]- Biharu’l Envar, c.45, s.43.

[9]- Biharu’l Envar, c.45, s.43.

[10]- Biharu’l Envar, c.45, s.34.

[11]- Luhuf, s.116.

[12]- Müstedrekü’l Vesail, c.17, s.26.

[13]- Müstedrekü’l Vesail, c.10, s.318.

[14]- El-Mizan, c.21, s.256.

[15]- Hamase-i Hüseynî, c. 1, s.157.




Bu haber 936 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MANEVİYAT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI