Bugun...



Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) Hayatında Sosyal Adalet

“Adalet” kavramı, özellikle sosyal adalet, İslam'ın en temel değerlerinden biridir.

facebook-paylas
Tarih: 11-11-2025 15:02

Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) Hayatında Sosyal Adalet

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a), Fedek hutbesinin iki nurani bölümünde adaletten bahsetmiştir. Bir yerde, İslam hükümlerinin teşri felsefesini açıklarken şöyle buyurmuştur:

"Allah, adaleti kalpleri birbirine bağlayan bir unsur kılmıştır."

Başka bir yerde ise, şöyle buyurmuştur:

"Allah, hükümlerdeki adaleti insanların arasında uyum ve dayanışmaya vesile kılmıştır"

İlk bölüm, ‘adaletin insanlar arasındaki irtibatlardaki’ işlevine işaret ederken, ikinci bölüm ‘adaletin yönetici ile halk arasındaki irtibattaki’ işlevine işaret etmektedir.

 

“Adalet” kavramı, özellikle sosyal adalet, İslam'ın en temel değerlerinden biridir. Eğer Batılılar Rönesans hareketinden sonra sosyal adalet kavramıyla tanışmış olsalar da, İslam dinini getiren zat, bundan bin yıl önce kendi misyonunun merkezine adaleti yerleştirmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Aranızda adaletle hükmetmekle emrolundum.” [1]

Sadece İslam Peygamberi (s.a.a) değil, tüm ilahi peygamberlerin gönderiliş felsefesi, toplumda sosyal adaleti tesis etmek olmuştur:

“Andolsun ki biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve onlarla birlikte Kitabı ve ölçüyü indirdik ki insanlar adaleti ayakta tutsunlar.” [2]  

 

Öncelikle “adalet” kavramının kısa bir tanımını yapalım ki zihnimiz berraklaşsın, sonra İslam'ın bu büyük hanımefendisinin bu konudaki sözlerini açıklamaya geçeceğiz.

 

Adalet Demek...

Ayetullah Murtaza Mutahhari, “adalet” kavramı hakkında şöyle diyor: "Adalet, bireylerin haklarına riayet etmek ve her hak sahibine hakkını vermektir; zulüm ise, hakları çiğnemek, başkalarının haklarına tecavüz etmek ve başkalarının haklarını gasp etmektir.

Beşerî adaletin gerçek anlamı, yani beşerî hukukta gözetilmesi gereken ve insanların saygı duyması gereken adalet, işte bu anlamdır. Bu adalet iki şeye dayanır:

Birincisi, haklar ve öncelikler; yani insanlar birbirlerine göre ve birbirleriyle karşılaştırıldıklarında bir tür hak ve öncelik elde ederler." [3]  

“Adalet” kavramına dair bu zihinsel ön kabulle, şimdi Hz. Sıddıka-i Tahire Fatımatü’z-Zehra'dan (s.a) yadigâr kalan manevi miraslardan biri olan Fedek hutbesine gidiyor ve bu insani erdemi bu nurani hutbenin aynasında seyrediyoruz.

 

Fedek Hutbesinde Adalet Kavramı

Hz. Fatıma (s.a), Fedek hutbesinin iki yerinde adaletten bahsetmiştir. Bir yerde, konuşmasının başında hükümlerin teşri felsefesini açıklarken şöyle buyuruyor:

"Allah, adaleti kalpleri birbirine bağlayan bir unsur kılmıştır."

Bir başka yerde ise, hutbenin ortasında şöyle buyurur:

"Allah, hükümlerdeki adaleti insanların arasında uyum ve dayanışmaya vesile kılmıştır."

 

İlk bölüm, ‘adaletin insanlar arasındaki irtibatlardaki’ işlevine işaret ederken, ikinci bölüm ‘adaletin yönetici ile halk arasındaki irtibattaki’ işlevine işaret etmektedir. Adalet merkezli bir yaklaşımla, ayrılıklar milli birliğe dönüşür ve hükümete duyulan nefret, siyasi sisteme duyulan sevgiye yerini bırakır. O zaman bu milli dayanışma, iç ve dış tehditlere karşı büyük bir sermayeye dönüşecektir.

 

1. Adaletin İnsanlar Arasındaki İrtibatlardaki Rolü:

Ayetullah Misbah Yezdi, ilk bölümü açıklarken şöyle yazmaktadır: "‘Toplumun birliği’ de denilen insan toplumunun oluşması ve birlik kurulması için gerekli olan ilk şey, dayanışma ve düşmanlık ile kin gütmemektir. Eğer aynı evde yaşayan iki kardeşten biri, diğerinin sürekli olarak hakkını gasp etmeyi düşündüğünü hissederse, asla güvende hissetmez ve kalbinin derinliklerinden ona karşı kötü düşünür. Bu kötü düşünce, ona çok fazla yaklaşmasına izin vermez, aksine her zaman ona zarar vermemesine dikkat eder.

Bir toplumdaki insanların birbirlerine karşı nefret, güvensizlik, korku ve uzaklık gibi birçok psikolojik nedeni vardır; ancak bu özelliklerin genel bir nedeni, toplumdaki insanların başkalarının kendilerine zarar vermeye ve haklarını çiğnemeye çalıştığını hissetmeleridir. Bu nedenle, bir toplumdaki insanlar arasında sağlıklı ve samimi bir ilişkinin kurulmasının ilk şartı, toplumda zulüm ve başkalarının haklarına tecavüz etme ruhunun yaygın olmamasıdır. Toplumdaki insanlar, herkesin kendi hakkına razı olduğunu hissetmelidir.

Elbette ideal durum, insanların başkalarının kendilerine yardım etmeye ve haklarında fedakârlık yapmaya çalıştığını hissetmeleridir. Bir toplumda adalet hâkim olursa, herkesin hakkı güvence altına alınır ve kimse başkasının hakkına tecavüz etmez. Bu durum, kalplerin uyumunu sağlayacaktır." [4]

 

2. Adaletin Yönetici ile Halk Arasındaki İrtibatlardaki Rolü:

Hz. Fatıma (s.a) şöyle buyuruyor:

"Sosyal adalet, halkın İslam hükümetinin yöneticisine ısınmasına neden olur."

 

Öncelikle "raiyyet" (halk) kelimesinin anlamını açıklayalım ki bu nurani bölümden neyin kastedildiğini anlayabilelim. “Raiyye”, örfi terimde, bir mal sahibi için ekin eken ve ziraat yapan kimseler anlamına gelir. Ancak İslami terimde Raiyye, "Riayet" kökünden gelir ve “yöneticinin gözetmesi ve dikkat etmesi gereken kişi” anlamına gelir. Her şeyin kendine özgü bir dikkat edilmesi vardır. Örneğin, bir evin dikkat edilmesi, depreme dayanması için çatının sağlam sütunlar üzerine inşa edilmesidir. Bir hayvanın dikkat edilmesi, gücünün üzerinde yük taşımamaktır. İnsanın dikkat edilmesi de yeteneklerine, becerilerine ve varoluşsal yapısına uygun olmalıdır.

 

İnsanın özelliklerinden biri de seçme özgürlüğüdür. İslam hükümdarı, milletin kaderini ilgilendiren ulusal kararlarda, halkın seçme gücünü elinden almamalıdır. İnsan onuru, akılcılık vb. de insanın diğer özellikleridir ve bunların hiçbiri yönetici ile halk arasındaki irtibatta zayıflatılmamalı veya göz ardı edilmemelidir. Hz. Sıddıka-i Kübra Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) buyurduğu gibi, eğer İslam hükümdarı, sosyal adaleti halkın kişiliğine ve varoluşsal boyutlarına uygun olarak gözetirse, milli birlik meyvesi olgunlaşacaktır. Çünkü böyle bir toplumda, adil bir sistemin gölgesinde, hak, hak sahibine ulaşır; hayal kırıklığına ve düşmanlığa yer kalmaz.

 

Evet, adalet merkezli bir yaklaşımla, ayrılıklar milli birliğe dönüşür ve hükümete duyulan nefret, siyasi sisteme duyulan sevgiye yerini bırakır. O zaman bu milli dayanışma, iç ve dış tehditlere karşı büyük bir sermayeye dönüşecektir.

 

----------

[1]- Şura, 15.

[2]- Hadid, 25.

[3]- Ayetullah Murtaza Mutahhari, Adl-i İlahi, s. 62.

[4]- Ayetullah Misbah Yezdi, Resaterin Dadhahi ve Ruşenfikri, s. 432.




Bu haber 1126 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI