Bugun...



Fitneler Karşısında En İyi Yöntem

Emirü’l-Müminin Ali (a.s) çok manalı hikmetli sözlerinde şöyle buyurmuştur: “Fitneye karşı iki yaşındaki deve gibi ol; onun ne binilecek sırtı, ne de sağılacak memesi vardır” [1]

facebook-paylas
Tarih: 05-01-2026 16:21

Fitneler Karşısında En İyi Yöntem

Bismillahirrahmanirrahim

 

Emirü’l-Müminin Ali’nin (a.s) çok derin anlamlı bu sözünün içeriğinin daha iyi anlaşılması için, önce “Fitne” ve “İbn-i Lebûn” kelimelerinin açıklanması gerekir:

 

“Fitne” kelimesi “fetn” kökünden (metn vezninde) olup, asıl anlamı “altını eritme fırınına koyarak saf olanı saf olmayandan ayırmak” anlamınadır. Daha sonra her türlü deneme, imtihan, bela ve azap, hatta şirk, putperestlik ve toplumsal kargaşalar anlamında kullanılmıştır. Burada kastedilen ise, toplumsal kargaşalardır.

 

“Lebûn”, doğumun sık olması sebebiyle memesinde sürekli süt bulunan deveye denir (lebûn, “sütlü” anlamındadır ve “leben” kökünden gelir). “İbn-i Lebûn” ise, böyle bir devenin erkek yavrusuna denir ki iki yaşını doldurmuş ve üçüncü yaşına girmiştir. Ne sırtına binilecek kadar güç ve kuvvete sahiptir ve ne de sütlü bir memesi vardır; çünkü hem küçük yaştadır ve hem de erkektir. Sonuç olarak o yaşta ondan hiçbir şekilde faydalanmak mümkün değildir.

Buradan, İmam’ın (a.s) maksadının şu olduğu anlaşılmaktadır: “Batıl ehlinin ayaklanmaları ve onların birbirleriyle olan çekişmelerinden kaynaklanan fitneler sırasında insan, şunun bunun aleti olmamalı; kendini uzak tutmalı ve her ikisi de batıl ehli olan taraflardan hiçbirine yardım etmemelidir”.

 

Bu tür durumlarda genellikle taraflardan her biri, rakibini ezmek için nüfuz ve güçlerinden yararlanmak amacıyla etkili ve itibarlı kişilerin peşine düşer. İşte böyle zamanlarda bu kişiler ve hatta bütün insanlar, ister zayıf ve ister güçlü olsun, fitnecilerin ve kargaşa çıkaranların tuzağına düşmemek için son derece dikkatli olmalıdır. Aksi hâlde dinleri ya da dünyaları zarar görebilir.

Nitekim bu hikmetli sözün senedinde de geçtiği üzere, bazı rivayetlerde buna şu cümle de eklenmiştir: “Ve ne de yünü vardır ki yolunsun.” Yani iki yaşındaki devenin, kırpılıp faydalanılacak bir yünü bile yoktur.

 

Bu tür fitnelerin örnekleri, İslâm’ın ilk dönemlerinde ve ilk asırlarda çokça görülmüştür. Ehlibeyt İmamları (a.s) ve onların taraftarları, bu tür olaylardan daima uzak durmuşlardır. Hatta Ebû Müslim’in Benî Ümeyye’ye karşı kıyamı, her ne kadar görünüşte bir bâtılı yıkmak için yapılmış olsa da gerçekte bir bâtılın yerine başka bir bâtılı geçirmek, yani Benî Ümeyye’nin yerine Benî Abbas’ın hâkimiyetini kurmak amacı taşıyordu.

Bu sebeple Ebû Müslim, bir mektupla imamet ve hilâfeti İmam Cafer-i Sâdık’a (a.s) teklif ettiğinde, İmam (a.s) bunu kabul etmedi; çünkü bu kıyamın perde arkasında hangi kişilerin pusuda beklediğini biliyordu. Başka bir ifadeyle İmam (a.s), bunun iki bâtıl grubun birbiriyle çatıştığı bir fitne olduğunu ve taraflardan hiçbirine ayrıcalık tanınmaması gerektiğini biliyordu.

 

Hidayet İmamlarından (a.s) bize ulaşan, “inziva ve köşeye çekilmenin faziletine” dair rivayetler, çoğunlukla işte bu tür şartlara yöneliktir. Bunlardan biri olarak, Gurerü’l-Hikem’de nakledildiğine göre Emirü’l-Müminin Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

“Uzlet (inziva ve insanlardan uzak durmak), akıllı ve zeki kimselerin en üstün özelliğidir.” [2]

 

Yine başka bir hadiste o İmam’dan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

“İnsanın dininin selâmeti, insanlardan uzak durmasındadır.” [3]

 

İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) kendisinden nakledilen açık ve anlamlı bir hadiste şöyle buyuruyor:

“O hazrete, ‘Neden inzivayı seçtiniz?’ diye sorulduğunda ‘Devran bozuldu, kardeşler yollarını değişti; bu yüzden kalbin huzurunu yalnızlıkta buldum’ buyurdu.” [4]

 

Kur’an-ı Kerîm de bu anlama işarette bulunmuştur. Nitekim Hz. İbrâhim (a.s) hakkında, putperestlere hitaben şöyle dediği nakledilir:

“Sizden ve Allah’tan başka çağırıp taptıklarınızdan uzak duruyorum; yalnızca Rabbime dua ediyorum.” [5]

 

Kehf sûresinin 16. ayetinde de Ashâb-ı Kehf’in bozuk ve bozguncu bir topluluktan uzak durmalarına işaret edilmiştir.

 

Söylenenlerden açıkça anlaşılmaktadır ki, İmam’ın (a.s) maksadı asla şu değildir: “Eğer bâtıl bir grup müminlere ve hak taraftarlarına karşı ayaklanırsa, müminlerin hak ehline destek vermemesi gerekir.” Bu düşünce, Kur’an’ın açık hükmüne aykırıdır. Nitekim Kur’an şöyle buyuruyor:

“Eğer müminlerden iki grup birbiriyle savaşırsa, aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri diğerine zulmederse, zulmeden grupla, Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın.” [6]

Bu bağlamda, “ne binilecek sırtı var” cümlesi ile “ne de sağılacak memesi var” cümlesi arasındaki fark şu olabilir: Fitne çıkaranlara ne doğrudan yardım et (binek verip bizzat onları mücadeleye taşıyacak şekilde), ne de dolaylı yardımda bulun (onları besleyip güçlendirecek maddî yardımlar gibi).

 

Bu hikmetin senedinde de işaret edildiği gibi, Emirü’l-Müminîn Ali’nin (a.s) bu sözü, o Hazret’in sevgili oğlu İmam Hasan Müctebâ’ya (a.s) yaptığı uzun bir vasiyetin bir bölümüdür. Daha fazla fayda sağlamak için, vasiyetin başlangıcından bir kısmını burada aktarıyoruz. Hazret şöyle buyurmuştur:

“Ey oğlum! Bir topluluk içinde kaldığında hâlin nice olur ki onların çocukları sapmış, gençleri heveslerine kapılmış, ihtiyarları iyiliği emretmez, kötülükten sakındırmaz; âlimleri hilekâr ve düzenbazdır, heva ve hevesi kendisine hâkim olmuş, geçici dünyaya sımsıkı sarılmıştır. İçlerinde sana en çok yüz gösteren kişi, aslında sana karşı en çok tuzak kuranıdır; başına gelecek belaları kollayan, temennilerle çare arayan, bütün gücüyle dünyayı isteyen kimsedir.

Korkuları ertelenmiş, ümitleri ise hemen elde edilmek istenendir. Yalnızca dilinden korktukları kimseden çekinirler; ancak bağışını umdukları kişiye ikram ederler. Dinleri faizdir; her hak onların yanında terk edilmiştir. Kendilerini aldatanları severler, kendilerine dalkavukluk edenlerden bıkmışlardır. Kalpleri boştur ne bir duayı dinlerler ne de bir isteğe cevap verirler. Gaflet sarhoşluğu onları tamamen kuşatmıştır.

Onları terk etsen seni bırakmazlar, onlara uyarsan seni gizlice yok ederler. Dıştan kardeş, içten düşmandırlar; takva olmaksızın birlikte olurlar, ayrıldıklarında ise birbirlerini yererler. Aralarında sünnetler ölür, bid‘atlar dirilir. Onlar hakkında üzülen ya da çokluklarıyla sevinen kimse insanların en ahmağıdır. İşte böyle bir zamanda, ey oğlum, iki yaşındaki deve yavrusu gibi ol; onun ne binilecek sırtı, ne yolunacak yünü ve ne de sağılacak memesi vardır.” [7]

 

-------------

[1]- Nehcü’l-Belağa, Hikmetli Sözler: 1.

[2]- Gurerü’l-Hikem, h. 7350.

[3]- Gurerü’l-Hikem, s. 319, h. 7365.

[4]- Mîzânü’l-Hikme, c. 8, “Uzlet” maddesi, h. 12911.

[5]- Meryem, 48.

[6]- Hucurât, 9.

[7]- Bihârü’l-Envâr, c. 74, s. 234, h. 3.




Bu haber 733 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER NURANİ SÖZLER Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI