Bugun...



Ayetullah Hamenei’nin Beyanlarında İslam’daki Örnek Kadın Modeli – 1

Bismillahirrahmanirrahîm

facebook-paylas
Tarih: 09-12-2025 15:21

Ayetullah Hamenei’nin Beyanlarında İslam’daki Örnek Kadın Modeli – 1

Ayetullah Hamenei’nin beyanlarına dayanarak, Hz. Fatıma’nın (s.a) hayatından maneviyat, toplumsal katılım, aile yönetimi, hakkı savunma, fedakârlık, nesil yetiştirme ve sade yaşam alanlarındaki temel dersler açıklanmakta ve günümüz toplumunda Fatımi yaşam tarzının hayata geçirilmesine yönelik pratik öneriler sunulmaktadır.

Çağdaş dönemde Müslüman kadın modelinin doğru ve bütüncül bir şekilde tanınması, günümüz toplumunun temel ihtiyaçlarından biridir. Kadın imajının küresel medya ortamında kimi zaman aşırı görünüşçülük, kimi zaman da kimliksizliğe savrulma arasında gidip geldiği bir atmosferde, ‘İslam’ın kadın kimliğine dair bütüncül perspektifine’ geri dönmek ciddi bir zorunluluktur.

Bu bağlamda, Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) nurlu hayatı, Müslüman kadın kimliğinin yeniden inşası için en kapsamlı ve en aydınlık örnektir; öyle bir örnek ki hem derin bir maneviyata hem güçlü bir zihnî-aklî temele, hem de etkili toplumsal ve siyasî bir varlığa sahiptir.

Bu nedenle Yüce İslam Devrimi Lideri (Allah ömrünü uzun kılsın), Hz. Fatıma’nın (s.a) bu hayat çizgisinin dikkatle incelenmesi ve yeniden okunması üzerinde defalarca durmuş ve şöyle buyurmuştur:

‘Fatıma Zehra’nın (s.a) hayatına derinlemesine bakmalı, onu yeni bir bakışla tanımalı ve kendimize örnek almalıyız.’ (30/1/2014)

Bu makalede Hz. Fatıma Zehra’nın (s.a) hayat örnekliğinin çeşitli boyutları, Yüce Lider’in hikmetli açıklamalarından derlenmiş ve bunlar günümüz insanına —kadınlara ve erkeklere— anlaşılır bir dille açıklanmıştır.

 

Konunun Gerekliliği

Bu konunun önemini birkaç temel noktada açıklamak mümkündür:

Birincisi: Günümüz toplumu; aile, yaşam tarzı, kadınların toplumsal hayattaki rolü ve nesil yetiştirme alanlarında ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Fatımî modeline dönüş ise hem bir rehber ışığı hem de doğruyu yanlıştan ayırt eden bir ölçü olabilir.

İkincisi: Yüce Lider’in Hz. Fatımatüz-Zehra (s.a) hakkında çeşitli dönemlerde yaptığı konuşmalar, büyük bir ilmî ve terbiyeci birikim oluşturmasına rağmen, bunların önemli bir kısmı hâlâ halk için uygulanabilir bir dile çevrilmemiştir.

Üçüncüsü: Fatımî yaşam örnekliği, kadın hakkında dengeli ve gerçekçi bir tablo sunar: Hem ibadet ehli hem de marifet sahibidir; aile içinde huzurun temeli olduğu gibi, toplumda ve hakkın savunulmasında cesur ve etkili bir aktördür.

Dördüncüsü: Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) hayatını parçacı değil, bütüncül bir şekilde tanımak zorunludur. Ancak bu sayede eksik örnek alma veya tek yönlü yorumlama hatasından kaçınılabilir. Bu nedenle O’nun “manevî ve marifet boyutlarıyla” birlikte “toplumsal ve siyasî yönlerinin” de eşzamanlı incelenmesi vazgeçilmez bir gerekliliktir.

Bu çalışmanın nihai amacı, Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) hayat örnekliğini ‘günümüz dünyasında kadınlar ve aileler için uygulanabilir bir Model’e dönüştürmek için açık bir yol sunmaktır; öyle bir model ki maneviyatı, marifeti, cihadı, sorumluluk bilincini, nesil yetiştirmeyi, toplumsal katılımı ve direnci bir arada öğretir.

 

A) Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) hayatının manevî ve marifet boyutları

Bölüm 1: Örnek bir ibadet hayatı

Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) ibadeti, örnek alınması gereken bir ibadettir. İslam dünyasının tanınmış abid ve zahitlerinden olan Hasan-ı Basri, Hz. Fatıma (s.a) hakkında şöyle diyor: ‘Hz. Peygamber’in kızı o kadar çok ibadet etti ve mihrabında o kadar uzun süre ayakta durdu ki ayakları şişti!’ (25/09/1992)

 

Bölüm 1’in Açıklaması: “Fatımî İbadet” Günümüz İçin Sarsılmaz Bir Maneviyat Modeli

Bu açıklamada İslam inkılabı Rehberi, Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) kişiliğinin en açık ve parlak yönlerinden birine işaret ediyor: Derin, samimi ve sebatkâr bir ibadet hayatı.

“Zühd ve ibadet” yoluyla tanınan Hasan-ı Basri’nin, Hz. Peygamber’in (s.a.a) kızının mihrapta o kadar uzun süre ayakta durduğunu ve ayaklarının şiştiğini söylemesi, Hz. Fatıma’nın (s.a) ibadetinin sıradan bir günlük alışkanlık ya da şekilsel bir ritüel olmadığını gösterir. Onun ibadeti bir yaşam biçimi idi.

Hz. Fatıma (s.a) için ibadet, Allah’a sürekli bağlı kalmak, hayatı, aileyi, toplumsal sorumlulukları ve karşılaşılan zorlukları maneviyattan güç alarak yönetmek anlamına geliyordu.

 

Bu bölümün günümüz yaşamı ve özellikle kadınlar için sunduğu dersler:

Maneviyatta süreklilik

Fatımî ibadet, bize maneviyatın süreklilikle anlam kazandığını öğretiyor. Kısa ama düzenli ve kalpten yapılan ibadetler bile hayatı aydınlatır ve denge kazandırır.

 

İbadet, hayati rollerin dayanağıdır

Hz. Fatıma (s.a), derin ibadetleriyle aynı zamanda; evde güçlü bir yönetici, sadık bir eş, eşsiz bir anne, toplumda aktif ve cesur bir şahsiyet idi.

Bu da gösteriyor ki maneviyat ne sorumluluklara engeldir ve ne de onların yerine geçer. Bilakis, onların enerjisini artırır.

 

Sabır ve dayanıklılık, ibadetten doğar

Ayakların şişmesi, ibadetin zorluğunu değil, ruhun kararlılığını ve iradenin terbiyesini simgeler. Günümüz kadını, ailevi, toplumsal ve medya kaynaklı baskılar altında, içsel bir güç kaynağına bağlandığında krizleri yönetebilecek direnci kazanır.

 

Nicelikten çok nitelik

Hz. Fatıma’nın (s.a) ibadetinin asıl özelliği “nicelik” değil “nitelik” ti:

 

Samimiyet, dikkat ve gerçek bir bağ.

Bu da gösterir ki kısa ibadetler bile içtenlik taşıyorsa, derin bir eğitim etkisi oluşturur.

 

Sonuç

Fatımî ibadet, tarihî bir bilgi değil, bugünün yaşamına dair bir yol haritasıdır. Bu yol haritası, dış dünyadaki çabadan önce, kalbin güçlendirilmesini öğütler.

Toplumun kadınları, bu sarsılmaz maneviyattan ilham alarak: Ailede, çocuk yetiştirmede, sosyal hayatta, kültürel direnişte etkili, güçlü ve ışık saçan roller üstlenebilirler.

 

Bölüm 2: Allah’a Kulluk Sayesinde “Sıddık’a-i Kübra” Makamına Ulaşmak

“Hz. Fatımatüz-Zehra’nın (s.a) değeri, Allah’a kulluğundandır. Eğer O’nda bu derin kulluk olmasaydı, ‘Sıddık’a-i Kübra’ makamına erişemezdi.
Peki ‘Sıddık’ ne demektir? Sıddık; düşündüğünü ve söylediğini, eylemlerinde de tam bir doğrulukla gösteren kişidir.”
(05/05/2005)

 

Bölüm 2’nin Açıklaması: Sıddık’a-i Kübra’nın Hakikati; Fatımî Hayatta Samimi Kulluk

Bu ifadede Yüce Rehberlik makamı, temel bir hakikati ortaya koyuyor:
Hz. Fatıma’nın (s.a) şahsiyetinin merkezinde kulluk vardır. Onun tüm faziletleri -marifet, temizlik, cesaret, hakkı korumak- Allah’a kulluk ekseninde şekillenmiştir. Kulluk olmadan “Sıddık’a-i Kübra” makamı düşünülemez.

Sıddık olmak; inanç, söz ve davranış arasında tam bir uyum anlamına gelir.
Hz. Fatıma’da (s.a) bu doğruluk öyle güçlüydü ki, iç dünyası ile dış davranışı arasında en küçük bir uyumsuzluk bile yoktu.
Hakkı nasıl tanıyorsa, öyle yaşıyordu: Evinde, Çocuklarının terbiyesinde, İmam Ali’ye (a.s) desteğinde, Tarihin kritik anlarında verdiği duruşlarında.

 

Bu bölümün günümüz yaşamı ve özellikle kadınlar için sunduğu dersler:

Kulluğun kimliği inşa eden rolü

Fatımî bakışta, Müslüman kadının kimliği; kültürel baskılarla, moda akımlarıyla veya medya modelleriyle değil, Allah’a kullukla şekillenir.
Manevî bağ güçlendikçe kimlik sağlamlaşır, kararlar berraklaşır.

 

Fiilî doğruluk: İnandığını yaşamak

Sıddık olmak, doğru bildiğini hayata taşımaktır. Bugünün kadını için bu, inançlarıyla yaşam tarzı, çocuk eğitimi, sosyal katılım ve etik seçimler arasında bir uyum olması anlamına gelir.

 

İmanı eyleme dönüştürmek

Fatımî iman durağan değil, harekete geçiricidir.
Onu (s.a), velayeti savunmaya, evini örnek şekilde yönetmeye, imanlı bir nesil yetiştirmeye, toplumsal hayatta rol almaya yönelten şey de bu imandır.

Bu model, kadının hem manevî ve hem de aktif olabileceğini; ikisi arasında hiçbir çatışma olmadığını gösterir.

 

İç-dış uyumsuzluğundan uzak durmak

Sıddık’a-i Kübra’nın (s.a) örnekliği, görünüş ile iç dünya arasındaki farkı kapatmaya çağırır.
Gerçek huzur, değerlerimizin yaşam tarzımızla örtüştüğü noktada ortaya çıkar.

 

Sonuç

Kulluk ve fiilî doğruluk, Fatımî kimliğin iki temel sütunudur. Bu iki temel, bugünün kadınlarına da aydınlık bir yol sunar: İman hareketin motoru, doğruluk davranışın ölçüsü, Allah’a kulluk ise güç, huzur ve toplumsal etki kaynağıdır.

 

Bölüm 3: “Meleklerle Konuşma” Makamına Ulaşmak

Hz. Fatımatü’z-Zehra (s.a), gençlik yıllarında öyle bir manevî mertebeye erişti ki bazı rivayetlere göre melekler onunla konuşurdu ve ona hakikatleri bildirirdi. O bir muhaddise idi; yani meleklerin kendisiyle konuştuğu, ona ilahî gerçekleri aktardığı bir kimseydi. (26/10/1989)

 

Bölüm 3’ün Açıklaması: İlahi Bir Muhaddise; Hz. Fatıma’nın (s.a) Manevî Konumunun Günümüz İçin Anlamı

Bu ifadede Yüce Rehberlik makamı, Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın (s.a) en yüce manevî mertebelerinden birine işaret ediyor. Rivayetlerde “Muhaddise” olarak adlandırılan bu konum, onun genç yaşta öyle bir ruh saflığı ve iman olgunluğuna ulaştığını gösterir ki, meleklerle konuşabilecek bir yakınlık kazanmıştır; ilahî hakikatler kalbine doğmuştur.

Bu makam, İslam’ın maneviyat anlayışında erişilmez zirvelerin sadece birkaç kişiye değil, samimiyet ve temiz bir kalple yürüyen herkese açık olduğunu hatırlatır.

Genç, kadın ya da erkek; ihlâs, ibadet ve içsel arınma ile yüksek derecelere yükselebilir.

 

Bu bölümün günümüz yaşamı ve özellikle kadınlar için sunduğu dersler:

İçsel temizlik, doğru ilhamların kapısıdır

Fatımî hayat, niyet temizliği, kalp saflığı ve ahlaki kirlenmelerden uzak olmak, insanı daha derin kavrayışlara ve daha doğru ilhamlara yakınlaştırdığını gösterir. Günümüzün karmaşık ve gürültülü dünyasında, bu iç temizlik hak ile batılı ayırt etmenin en güçlü kalkanıdır.

 

Gençlik, manevî yükseliş için büyük bir fırsattır

Hz. Fatıma’nın (s.a) genç yaşında bu makama erişmesi hem uyarıcı ve hem umut vericidir:

Gençlik dönemi ihmal edilmemesi gereken altın bir fırsattır. Özellikle genç kadınlar için, bilinçli ve maneviyat merkezli bir yaşam, ilerlemeyi hızlı ve derin kılar.

 

Sorumlulukların arasında da maneviyat güçlenebilir

Hz. Fatıma (s.a), ailevi ve toplumsal görevlerin merkezinde iken bu makama ulaşmıştır. Bu, maneviyatın görevlerle çelişmediğini; aksine onları beslediğini gösterir.

Bugünün kadını da günlük sorumlulukları arasında kalbini Allah’a bağlayarak derin bir manevi güç kazanabilir.

 

Kadının ilahî bilgileri alma ve aktarma rolü

“Muhaddise” unvanı, İslam’ın kadını sadece dinleyici veya takipçi değil, hakikatin alıcısı, taşıyıcısı ve aktarıcısı olarak da gördüğünü ortaya koyar. Bu bakış, kadının kültürel inşa, imanlı nesil yetiştirme ve toplumsal rehberlikteki büyük potansiyelini teyit eder.

 

Sonuç

Meleklerin, Hz. Fatıma (s.a) ile konuşması sadece tarihsel bir olay değildir. Günümüze düşen mesajı şudur: Derin maneviyat hâlâ mümkündür ve ulaşılabilir. Kalbini temizliğe, ibadete, sorumluluk bilincine, Allah’la samimi bağa dayandıran her kadın, Fatımî maneviyattan bir payı bireysel ve toplumsal hayatında yaşatabilir; hem kendisi için bir huzur kaynağı olur ve hem de çevresi için bir rehber.

 

Bölüm 4: Beşeriyetin Tüm Olaylarının “Mushaf-ı Fatıma’da Kaydedilmesi

Çeşitli rivayetlerde, imamların kendi meseleleri için ‘Mushaf-ı Fâtıma’ya başvurdukları aktarılır. İmam (a.s) sonrasında şöyle buyurur: Bu kitapta helal–haram hükümleri yoktur; onun yerine insanlığın gelecekte yaşayacağı tüm olaylar kaydedilmiştir.

Bu nasıl yüce bir ilimdir?! Bu, Allah’ın genç yaşta bir kadına verdiği benzersiz bir marifet ve hikmettir!
Bunlar tamamen manevî konulardır.”
(25/09/1992)

 

Bölüm 4’ün Açıklaması: “Mushaf-ı Fâtıma” Genç Bir Kadının Gönlünde Tecelli Eden İlahi Hikmet

Bu ifadede Ayetullah Hamenei, Hz. Fâtımatü’z-Zehra’nın (s.a) en hayret verici marifet yönlerinden birine işaret ediyor: “Mushaf-ı Fâtıma”.

Rivayetlere göre İmamlar (a.s), bazı meselelerde bu kitaba müracaat eder ve özellikle geleceğe dair hakikatleri oradan öğrenirlerdi.

En dikkat çekici nokta şudur: Bu Mushaf’ta fıkhî hükümler yoktur. Bunun yerine, geleceğin olayları ve derin hakikatleri vardır.

Bu durum, Allah’ın Hz. Fâtıma’nın (s.a) genç yaşta olan kalbini ve aklını öyle bir manevî saflığa kavuşturduğunu gösterir ki, sadece yüce manevi mertebeler seviyesinde idrak edilebilir.

Bu makam, İslam’ın bilgi anlayışında cinsiyetin belirleyici olmadığını, ölçünün “kalbin temizliği, Allah’a yakınlık ve ruhun kapasitesi” olduğunu açıkça ortaya koyar. Hz. Fatıma (s.a) insan-ı kâmil bir örnektir ki bu paklığa gençliğinin doruğunda ulaşıp ilahi hikmetin mahzeni olmuştur.

 

Bu bölümün günümüz ve özellikle kadınlar için öğrettiği dersler:

Fikirsel ve manevî kapasiteyi güçlendirme zorunluluğu

Mushaf-ı Fâtıma’nın önemli mesajı şudur: Kadın en yüksek mertebede bilgi ve hikmete ulaşabilir.
Bu, kadınlara okumayı, düşünmeyi, bilinç kazanmayı ve maneviyatı derinleştirmeyi öğütleyen güçlü bir örnektir.

 

Gençlik, derin bir bilgi ve kişilik inşası için altın fırsattır

Hz. Fâtıma’nın (s.a) genç yaşta bu seviyeye erişmesi, genç kadınlara şu çağrıyı yapar: Gençlik yılları, bilgisel karakterin, ahlâk ve maneviyat açısından en sağlam şekilde inşa edilebildiği dönemdir.

 

Kadının kültür, toplum ve gelecek inşasında etkin rolü

Mushaf’ta geleceğin olaylarının yer alması, kadının sadece pasif bir unsur değil, “geleceği okumaya, yönlendirmeye ve medeniyetin inşasında rol üstlenmeye” ehil olduğunu gösterir.

 

Temizlik ile hikmet arasındaki derin bağ

Hz. Fâtıma’daki (s.a) ilahî bilgi, onun ruhunun safiyetinden doğmuştur. Bu da bize şunu öğretir: İç dünyası arınmış olan kişinin bakışı daha derin, feraseti daha güçlü olur.

 

Sonuç

Mushaf-ı Fâtıma (s.a), yalnızca tarihsel bir hatıra değildir. Çağımıza düşen güçlü bir mesaj taşır: “İlahi bilgi, temiz bir kalp, güçlü bir maneviyat ve içsel gayret” ile elde edilir.

Kadınlar, Hz. Fatıma’yı (s.a) örnek alarak hem aile ve hem toplum alanında etkili roller üstlenebilir. Aynı zamanda hikmet, bilinç ve rehberlik kaynağı hâline gelebilirler.
Tıpkı Hz. Fâtıma’nın (s.a) genç yaşında ilahî hikmetin taşıyıcısı olması gibi, bugün de kadınlar geleceği şekillendiren aktörler olabilir.

 

5. Bölüm: Hz. Fâtımatü’z-Zehra (s.a); En Yüce Sıddık Kadın

Hz. Fâtımatü’z-Zehra’nın (s.a) değeri, Allah’a kulluk ve ibadetine bağlıdır. Eğer onda bu kulluk olmasaydı, “Sıddîkatü’l Kübrâ” olmazdı. Peki “Sıddık” ne demektir? Sıddık, düşündüğünü ve söylediğini, davranışlarında da samimiyetle ortaya koyan kişidir. Bu doğruluk ne kadar güçlü olursa, insanın değeri de o kadar artar. İnsan, bu şekilde Sıddık olur. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

“İşte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler ve sıddîklarla beraberdir.”

“Sıddîklar”, peygamberlerin hemen arkasında gelir. Hz. Fâtıma (s.a) ise “Sıddîkatü’l-Kübrâ”dır. Yani kadınların en yüce Sıddık olanıdır. Onun bu sıddîklığı, Allah’a kulluğundan kaynaklanır. Eğer Allah’a kulluk etmeseydi, “Sıddîkatü’l-Kübrâ” makamına erişemezdi. Temel esas, Allah’a kulluktur.

Zaten Hz. Fâtıma’nın (s.a) ziyaretinde şöyle demiyor muyuz: “Seni yaratmadan önce Allah seni imtihan etti.”

Allah’ın ilminde, benim ve sizin nasıl davranacağımız malumdur… Yine Allah-u Teâlâ, Hz. Fâtımatü’z-Zehra’nın (s.a) hayatı boyunca nasıl seçimler yapacağını ve nasıl bir yol yürüyeceğini bilir. Ölçü, Allah’a kulluktur. Bu, bizim için apaçık bir yol olur. (05.05.1384 hş)

 

Bölüm 5’in Açıklaması: Kulluğun Aydınlık Yolu Hz. Fâtıma’nın (s.a) hayatında “Sıddîkatü’l-Kübrâ” makamının anlamı

Bu açıklamada, Ayetullah Hamenei, Hz. Fâtımatü’z-Zehra’nın (s.a) şahsiyetinin merkezinde yer alan temel bir hakikati vurgulamaktadır: “Kulluk.”

Hz. Fâtıma’nın (s.a) bütün yüceliği, tüm manevî dereceleri ve değerleri, Allah’a olan bu saf ve derin kulluğa dayanır. Ona “Sıddîkatü’l-Kübrâ” denildiğinde, “doğruluğun en yüksek derecesine ulaşmış olması” kastedilir. Kur’an’ın ifadesiyle “Sıddık” makamı, peygamberlerden hemen sonradır.

İslam düşüncesinde “Sıddık”, inancı, sözü ve fiili birbiriyle tam uyumlu olan insandır. İçtenlikle inandığını yaşayan ve inancını davranışlarında somutlaştıran kimsedir. Hz. Fâtıma (s.a) bu makama, ancak Allah’a tam bir teslimiyet ve ihlâsla gerçekleştirdiği kulluk sayesinde erişmiştir. Bu kulluk, hayatındaki bütün seçimlerde açıkça görülür.

Ziyaretname deki “İmtehanekillah…” (Allah seni imtihan etti) tabiri de tam olarak bunu ifade eder: Allah, Hz. Fâtıma’nın (s.a) nasıl seçimler yapacağını bilir. Yani o, hayatın tüm sınavlarında kulluğu tercih eder. Onu “Sıddîkatü’l-Kübrâ” yapan da işte bu seçimlerdir.

 

Bu Bölümün günümüz hayatına ve özellikle hanımlara yönelik dersleri

Kulluk: Kimliğin ve değerin ölçüsü

Günümüzde medya ve çevre baskılarının kadınlara çeşitli değer ölçüleri dayattığı bir çağda, Fatımî bir bakış bize şunu hatırlatır: Asıl değer, Allah’a kulluk ve O’nun hoşnutluğuna uygun seçimlerdedir.

 

Yaşam tarzında doğruluk

“Sıddık’a” olmak, dinî inançların günlük hayatta görünmesi demektir: Aile ilişkilerinde, çocuk eğitiminde, işte, tesettürde, toplumda olmak ve ahlâkî tercihlerde.

 

Küçük seçimler, büyük kişilik inşa eder

Hz. Fâtıma (s.a), tek bir olayla değil, ardı ardına gelen doğru, bilinçli ve ihlaslı seçimlerle “Sıddık’a” oldu. Günümüz kadını da günlük hayatındaki küçük tercihlerle manevî bir yol inşa edebilir.

 

İrade ve ilahî hidayetin birlikteliği

Allah, Hz. Fâtıma’nın (s.a) nasıl seçim yapacağını bilirdi; fakat bu seçimler onun özgür iradesiyle gerçekleşmiştir.

Bu, kadınlara önemli bir mesajdır: Manevî irade gösteren herkes, kendi kemal yolunu açabilir.

 

Kulluk, hayat yolunu aydınlatır

Ayetullah Hemenei’nin ifadesiyle: “Bu bizim için apaçık bir yol oldu.” Yani yaşamın karmaşık anlarında kulluğu merkezine alan biri hem ailede, hem toplumda ve hem de önemli kararlarında doğru yolu bulur.

 

Sonuç

“Sıddîkatü’l-Kübrâ” makamı, Hz. Fâtımatü’z-Zehra’nın (s.a) samimi kulluk ve doğrulukla, peygamberlerden hemen sonraki en yüce makama ulaştığını gösterir. Bu gerçek, özellikle kadınlar için bugün de açık bir yol çizer: Kulluğu merkeze alan, davranışlarında doğruluğu esas alan ve ilahî ölçülerle seçim yapan her kadın, hem bireysel hayatında ve hem toplumsal alanda huzur, içsel güç ve gerçek bir etki oluşturabilir.

 

Devam Edecek …




Bu haber 570 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI